Selam Tevhid Örgütü Nedir?

Selam Tevhid Örgütü Nedir?

A'dan Z'ye bilinmeyenleriyle Selam Tevhid Örgütü...

Selam Tevhid Örgütü Nedir?

Tüm Türkiye'de bir anda en çok merak edilen örgütlerden birisi olan Selam Tevhid Örgütü nedir? Örgütün asıl amacı nedir? Örgütün önde gelen isimleri, İran ilişileri, faaliyetleri nelerdir?

Karşı gazetesinden Emre Erciş, Türkiye'nin gündemine oturan bu örgütle ilgili bilinmeyenleri kaleme aldı.

BÖLÜM 1

SELAM TEVHİD ÖRGÜTÜ HAYATIMIZA NASIL GİRDİ?

Türkiye yasa dışı Selam Tevhid Kudüs Ordusu örgütünü ilk olarak Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlara yapılan suikastler vasıtası ile tanıdı.

Örgüt, 1990-2000 yılları arasında bir çok kanlı eyleme imza atarken, Ankara ve İstanbul Emniyet müdürlüğüne bağlı ekipler tarafından yakalanan ve örgüt ile bağlantıları tespit edilen çok sayıda kişi, 07 Ocak 2002 tarihinde “Ankara 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi” tarafından mahkum edildi.

07 Ocak 2002 tarihinde devlet arşivlerine kaldırılan örgüt dosyası, önce 08 Ağustos 2010, sonra da 24 Şubat 2014 tarihinde 2011-762 nolu soruşturma dosyası ile birlikte yeniden Türkiye’nin gündemine oturdu.

STAR ve Yeni Şafak gazetelerinin manşete taşıdığı habere göre, devletin içinde yapılanan paralel bir örgüt, Selam Tevhid Kudüs Ordusu adı altında 7 binden fazla kişiyi dinledi. Haber çok kısa zamanda kamuoyunda yankı buldu.

ERDOĞAN: SELAM ÖRGÜTÜ DİYE BİR ÖRGÜT UYDURMUŞLAR

O günlerde 30 Mart yerel seçimleri nedeniyle Türkiye genelinde il il dolaşarak seçim çalışması yürüten Başbakan Recep Tayip Erdoğan da, STAR ve Yeni Şafak gazetelerinin manşetine taşıdığı bu haberlere ilişkin açıklamalar yaptı. 11 Mart 2014 tarihinde Bitlis’te vatandaşlara seslenen Erdoğan "Valiyi, korumaları, memurları, AKP'nin, CHP'nin, MHP'nin il başkanlıklarını, bürokratları keyfi olarak dinlenmişler. Selam Örgütü diye bir örgüt uydurmuşlar. 3 bine yakın kişiyi 3 yıl dinlemişler." İfadelerini kullandı.

BOZDAĞ: BÖYLE SAÇMALIK OLUR MU?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise, 26 Şubat 2014 akşamı, katıldığı bir televizyon programında konuyla ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. Bozdağ TV 24’te şunları söyledi:

"Ortada bir şüphe olacak, bu şüpheye yönelik belli deliller olacak, mahkeme bu delilleri doğrulayacak ve o çerçevede bir suça ilişkin delil elde etmek için ancak dinleme yapılır. Ama işlenmiş bir suç da iddiası olacak."

"Yani ben Bekir Bozdağ için dinleme istiyorum, ne suç işlediği belli değil ama ben dinlerken onun işlediği suçlara dair dosyalar bulacağım, deliller bulacağım derse bu olmaz. Somut bir suç isnadı olacak. Şu suç işleniyor ama delil bulamadım şüphem kuvvetli, o kuvvetli şüpheyi gösteren delilleri de bunlar diyerek sunması mahkemenin hâkimin de buna ikna olması lazım. Hakim de burada bir suç var ama delil bulunamamış diyerek o zaman dinleme izni verilir. Eğer siz bunları dosyaya koymamışsanız benim böyle bir iddiam var; bunların 3’ü bir araya gelmiş ki zaten üç kişi yetiyor örgüt olmak için 4’üncüye gerek yok, 3 kişi yetiyor Selam Örgütü’nü kurdular, ne diyorlar giderken Selamun Aleyküm diyorlar, o da kabul ederken Ve Aleyküm Selam diyor ve al sana bir örgüt. Böyle bir saçmalık olur mu?”

PEKİ GERÇEKTEN DE BÖYLE MİYDİ?

Peki işin aslı gerçekten de böyle miydi? Başbakan Erdoğan ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın dediği gibi, “Selam Tevhid Kudüs Ordusu” uydurma bir örgüt müydü?

EMNİYET'İN BAŞSAVCILIĞA GÖNDERDİĞİ BİLGİLENDİRME YAZISI

Yaklaşık on beş sene evvel 2000’li yılların başında Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, İçişleri Emniyet Genel Müdürlüğü’nden "Selam Tevhid Kudüs Ordusu" hakkında bilgi talep eder. Bu talep 12 Mayıs 2000 tarihinde (B.05.1.EGM.0.14.05.03 11197-6392-5644-4240) sayı nolu bir bilgilendirme yazısı ile cevaplanır.

İşte o yazıda kayda geçen ve Emniyet istihbarat tarafından adı geçen örgüt ile ilgili kaleme alınan o bilgiler:

KURULUŞU - GELİŞİMİ:

1979 İran devriminden sonra kurulan “Devrim Muhafızları” birimi içerisinde “Kudüs Ordusu” teşkilatı oluşturulmuştur. (Teşkilatın amacı) Türkiye’de İslam dinini kullanarak önce toplumda karşıt gruplar oluşturmak, sonra bu gruplar arasında öldürme, bombalama, yaralama, adam kaçırma gibi olaylar yaratarak kin ve düşmanlığı körüklemek ve böylece toplumda bir kaos ortamı, güvensizlik oluşturmak daha sonra da bu ortamdan yararlanarak silah zoru ile mevcut anayasal düzeni değiştirip yerine İran rejimine benzer bir İslam devleti kurmaktır.

1985 yılında yayın hayatına başlayan ve Nurettin Şirin tarafından çıkartılan “İstiklal” dergisi ile daha sonra çıkan “Şehadet ve Tevhid” dergileri etrafında toplanan ve ülkemizde İran referanslı radikal kesimler içerisinde takip edilen bir örgütlenmedir.

Günümüzde haftalık “Selam Gazetesi” etrafında toplanan örgütün, İran devrim metodunu benimseyen radikal dini fikirlere sahip olduğu bilinmektedir.

Ayrıca bu grup “Hizbullah-Menzil” grubu ile çok yakın ilişkiler içerisindedir. Zaman zaman üniversite çevrelerinde dağıtılan bildirilerde “Müslüman Gençlik” vb. imzaları kullandıkları bilinmektedir.

ÖRGÜTÜN AMACI

“Selam Tevhid Kudüs Ordusu” örgütü, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde şer-i hükümlerle yönetilen İran benzeri bir İslam devleti kurmayı hedeflemektedir. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet başsavcısı tarafından hazırlanan 1999/648 hazırlık 2000/158 Esas no, 2000/111 sayılı iddianamede, Selam Tevhid Kudüs Ordusu Terör örgütü ile ilgili olarak örgütün eylem ve faaliyetleri dikkate alındığında;

“Mevcut rejimi değiştirip yerine İran İslam Cumhuriyeti yönetimi benzeri Şii esaslarına dayalı yönetim tarzını hakim kılmak, bu amaç için toplumda özellikle dini mezhepler temelinde ayrışma ve karşıt gruplar oluşturmak, Türkiye’de ve genel İslami çevrede kabul görmüş olan temel Kuran’i meseleleri tahrif ederek temel inançlar noktasında akıllarda soru işaretleri bırakmak, temel İslami değer ve kişiliklere alenen saldırmak ve aşağılayıcı beyanlarda bulunmak olduğu tespit edilmiştir." denilmektedir.

ÖRGÜTÜN ÖNDE GELEN İSİMLERİ

Örgütün ilk dönemlerden itibaren Cemal Azmi-Fatma oğlu 1964 doğumlu, Trabzon ili, Of ilçesi nüfusuna kayıtlı olan Nurettin Şirin isimli şahıs etrafında şekillendiği bilinmektedir.

Hizbullahi anlayışa yakın fikirleri bulunan Nurettin Şirin Ankara ili Sincan Belediyesinde 1997 yılı Şubat ayında gerçekleştirilen “Kudüs Gecesi” adı altındaki etkinliğin düzenleyicileri arasında yer aldığından dolayı yargılanarak 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış olup, halen cezaevinde bulunmaktadır. (8 yıl cezaevinde kaldıktan sonra yasa değişiminden faydalandı ve 2004 yılında tahliye oldu.)

Günümüzde örgütün, önde gelen diğer isimleri arasında Hasan Kılıç, Mehmet Şahin, Mehmet Ali Tekin gibi isimlerin bulunduğu ve söz konusu şahısların İran ile irtibatlı oldukları bilinen hususlar arasındadır.

ÖRGÜTÜN İRAN İLİŞKİLERİ

Örgüt mensubu şahısların İran’a gidip geldikleri ve buradaki Türk ve İranlı bazı şahıslarla irtibatlı oldukları, örgüt mensuplarının çeşitli dönemlerde İran’da, askeri ve siyasi eğitim aldıkları, isimleri anılan örgüte mensup şahısların ülkemizde gerçekleştirilen bazı eylemlerde İran’a ait istihbarat teşkilatları tarafından taşeron olarak kullanıldıkları, İran gizli servisi “Savama” ya mensup şahıslar tarafından örgüt mensuplarına silah ve mühimmat verildiği, bu teşkilat mensuplarıyla birlikte, ülkemizdeki “Halkın Mücahitleri Örgütü” mensuplarının, ABD, İsrail, Mısır, Irak ve İngiliz uyruklu şahıslara ve aydınlarımıza yönelik silahlı ve bombalı eylemler gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır.

ÖRGÜTÜN FAALİYETLERİ

Örgüt tarafından, günümüze kadar “Selam Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ve Selam Gazetesi” bünyesinde halka açık bir şekilde gündemdeki dini ve siyasi nitelikli konular çerçevesinde konferans ve seminerler düzenlemek suretiyle faaliyetlerin devam ettirildiği gözlenmiştir.

Ayrıca örgüt mensupları tarafından Bosna Hersek, Afganistan ve Filistin’e yardım kampanyalarının da düzenlendiği bilinmektedir.

Günümüzde çoğunluğunun (Örgüte katılanlar kastediliyor) “Selam Gazetesi” etrafında radikal çizgide faaliyetlerini devam ettirdiği ve söz konusu eylemlerden haberi olmadığı, ancak belli bir kesiminin ise, İran’da askeri bir kuruluş olarak bilinen “Kudüs Ordusu ve Savama” mensupları ile ilişkiye geçerek silah ve mühimmat sağladıkları, bu meyanda ülkemizde gerçekleştirilen bazı adam kaçırma ve öldürme eylemlerine katıldıkları tespit edilmiştir.

Bu bağlamda, İran devlet görevlileri ile irtibata geçerek ülkemizde illegal faaliyetlerde bulunan örgüt mensuplarının gerçekleştirdikleri eylem ve çalışmaların 3713 sayılı kanun kapsamında (Terörle mücadele) olduğu değerlendirilmektedir.

BÖLÜM 2

ÖRGÜTÜN SİLAH VE MÜHİMMAT DESTEĞİ

İran gizli servisi “Savama” ile “Kudüs Ordusu” örgütü bazen birlikte, bazen de ayrı ayrı Türkiye’deki elemanlarına değişik kanallardan silah ve mühimmat desteği sağlamaktadır.

Bu malzemelerin Türkiye’ye girişi Türkiye-İran (Van ili çevresi) sınırından, Türkiye-Suriye (Hatay ili çevresi) sınırından gerçekleşmektedir.

Söz konusu silah ve mühimmatların, İstanbul’da teslim koşulu ile uluslararası silah kaçakçıları ile anlaşılarak ülkeye girişi yapılmaktadır.

ÖRGÜTÜN SAVAMA İLE BAĞLANTILARI

“Savama” İran gizli servisi istihbarat bakanlığı olarak bilinmektedir. İran devriminden sonra devrime karşı olanlar ile Şah yönetimi zamanında görevli olan kişilerin bazıları İran’dan kaçıp Türkiye’ye değişik yollardan gelerek yerleşmiştir.

“Savama”, İran’dan kaçan bu kişilerin bir süre sonra İran’a dönerek devrime zarar vereceğini düşünerek kaçan kişilerin bulundukları ülkelerde takibi, yakalanması veya öldürülmeleri yolunu prensip olarak kabul etmiştir.

Bu amaca yönelik olarak Türkiye’de İran rejimine benzer rejim kurmak faaliyeti gösteren İslami hareket, ‘’Hizbullah-İlim, Tevhid-Selam, Kudüs Ordusu Türkiye birimi” gibi örgütlerle ajanları kanalıyla irtibat kurmaktadır.

Kimi zaman diplomatik misyon elemanı olarak Türkiye’ye gönderilen ajanlar, Türkiye’deki örgüt temsilcileri ile kararlaştırdıkları örgüt evlerinde görüşme yaparken, kimi zaman da öldürme eylemlerine iştirak ederek sıradan insanlar gibi davranış sergilemişlerdir.

1990-1996 yılları arasında Türkiye’de İran rejim amaçlı örgütlerin İran’la bağlantılarını “Savama ajanı” olarak belirtilen Muhsun Karger Azat, Macit Shadkar, Muhammed Reza Behreuz Manasch sağlamıştır.

Eğitim için gönderilen elemanların masrafları İran’a gidinceye kadar Hasan Kılıç tarafından, İran’da ise “Savama ve Kudüs Ordusu” görevlilerince karşılanmaktadır.

Tahran, Şiraz, Kum, Meşhet bölgelerinde kurulmuş kamplarda Savama ve Kudüs Ordusu görevlilerince silah ve çeşitleri, patlayıcı madde kullanımı, sabotaj, adam kaçırma, gizlenme gibi konularda “15 gün ile 2 ay” arasında değişen süreli eğitim verilmektedir.

Kamplarda eğitime alınan kişilerin önceden askerlik yapıp yapmadığı, kimlik bilgisi, siyasi eğilimi, İran’daki rejime olan ilgisi, bilgi sahası gibi konularda özgeçmiş raporu adı altında hazırlanmış belge doldurulmaktadır. Eğitimlerin sonunda kendilerine faydalı olacak bazı vasıflı elemanlar ile ayrıca ilgilenilerek ilişkiler sıkı ve sürekli hale getirilmektedir. Bu tip elemanlar Türkiye’ye gönderildiklerinde ayrıca ziyaret edilerek ilişkiler devam ettirilmektedir.

Kudüs Ordusunun kontrolünde İran’da kurulan eğitim kamplarına komşu ülkelerden de eleman gönderilmektedir. Türkiye’den İran’a eğitim için gönderilen 3-4 kişilik küçük grupların İran’da Selahattin Eş ve Mehmet Ali Akbulut kanalı ile Nasır Takipur ve Muhammed Tahiri ile irtibatının sağlandığı tespit edilmiştir.

TÜRKİYE İÇİ YAPILANMASI

Türkiye’de önce küçük toplantılar halinde başlayan oluşumlar, sonradan önemli günleri anma toplantısı adı altında, daha da sonraları İslam adına savaşmak ve şehitlik temaları sık sık işlenerek Bosna, Lübnan, Filistin, Afganistan gibi yerlerdeki savaşları ele alarak kendi çevrelerinde bir topluluk oluşturmak faaliyetlerine girişmişlerdir.(Başörtüsü, türban konusu, Kudüs Günü anma toplantısı gibi)

Bu faaliyetlerin basın ve yayın yoluyla desteklenmesi düşünülerek bir taraftan dergi, gazete çıkartmak, diğer taraftan İran, Irak ve Mısırlı yazarların İran rejimi lehinde yazdıkları eserlerin tercüme edilerek topluma sunulması çalışmaları yapmaktadırlar.(Seyit Kutub, Hasan El Benna, Mevdudi,İmam Humeyni gibi)

Kudüs Ordusuna bağlı kişiler İran dışındaki ülkelerde bağlantı kurdukları insanlarla, istihbarat litaratüründe “maskeleme” diye bilinen yöntemler kullanarak ticaret şirketleri, Cami yapımları, vakıflara destek sağlama gibi faaliyetlerde bulunmuşlardır. (İstanbul, Ankara, İzmir’de Şii’lerin gittiği Camiler oluşturma, Selam vakfına yardım, Denpa dış ticaret LTD şirketi ortağı İranlı Ahmet Gaysari. Mam dış ticaret şirketi ortağı İranlı Nasır Susarger, örneklerinde olduğu gibi.)
Örgüt’ün kültürel faaliyetleri

1- Tevhid Dergisi

1989 yılından itibaren dergi içinde oluşturulan grupların kendi aralarında bir bağ tesisi için dini konular ana kaynak olmak üzere ev, mahalle ve Cami çalışmaları adı altında bir çalışma sistemi oluşturmuştur.

Bu toplantılarda Kur’an, Hadis ve İran rejimi lehine yönelik yazılmış yayınların tartışmaya açıldığı, İran rejime sempati sağlayacak ve güncel konuların da tartışıldığı bir ortam oluşturulmuştur.

Toplantılara katılan her kişi, dini konulara istekli olan başka kişilerin bu toplantılara gelmesi sağlamıştır. Bu yolla örgüte taraftar elemanlar kazandırılmıştır.

2- Akademi Tercüme Bürosu

Tercüme bürosu 1989 yıllarında Hasan Kılıç ve Mehmet Ali Tekin tarafından kurulmuştur.

Başlangıçta dini yayınların tercümesi yapıldığı halde çevre oluşturulduktan sonra Farsça-Türkçe tercüme bürosu haline getirilmiştir.

Burada İran’lı Ali Şeriati, Murteza Mütehari, Seyit Muhammed Hüseyin Beheşti, Seyyit Kutub, Hasan El Benna gibi yazarların İran rejimi lehine yazdıkları eserlerin Türkçe’ye tercüme edilerek yayına sokulması ve aynı zamanda İran rejimi lehindeki yorumlarını da katarak topluma dağıtımı sağlanmıştır. (Ali Şeriati’nin yazdığı “İslam Sosyolojisi” adlı eserin tercüme edilmesi gibi.)

3- Selam Gazetesi

Tevhid dergisinin kapanmasından sonra Hasan Kılıç tarafından çıkartılan gazete etrafında toplanan grubun İstanbul dışındaki illerde de bürolar ve temsilcilikler açtığı, bu yolla tanıtımını sürdürdüğü tespit edilmiştir.

Yayın kıstası olarak İran devrimi lehinde propagandaya yönelik faaliyeti esas almıştır. Selam büroları eğitim için İran’a gönderilen ve İran’dan Türkiye’ye gelen örgüt elemanlarının uğrak yeri haline gelmiştir.

EK 1


ÖRGÜTÜN ASKERİ YÖNDEN FAALİYETLERİ

Kültürel faaliyetleri organize eden Hasan Kılıç tarafından Tevhid, Akademi ve Selam bürolarında oluşturulan gruplar, eğitim amacıyla İran’a gönderilmektedir.

Örgütün askeri birim faaliyetleri Tahran’da General Mansuri, İsfahan’da General Gulam Nuri, Meşhed’de General Safahi, Gazvin’de General Tabatabi, Bushehr’de General Karmani, Şiraz’da General Hamit Recai Nuri, Kum şehrinde ise General Mahsuni komutasında gerçekleşmektedir.

Örgüt yurt dışında görev yapacak olan şahısları çeşitli kamplarda eğitmektedir. Muntazari Kampı Kuzey İran’da, Cund-ul İmam (İmam’ın askerleri) kampı Esfahan’da, El Muntazariye kampı Şiraz’da, Beheşti kampı Kereç’de ve İmam Hüseyin kampı Ahvas bölgesinin batısında faaliyet göstermektedir.

Kudüs Kuvvetleri açıklanan teşkilat yapısı içerisinde İran’daki rejime karşı olan yönetimlere yönelik terörist faaliyetler icra etmek ve ona göre teşkilatlanmak, yurt dışındaki İran yanlısı hareketlere ve teşkilatlara parasal yardım dâhil her türlü desteği sağlamaktadır.

Özellikle İran topraklarında İslam devrimine karşı olanlarla mücadele etme görevini yerine getirmektedir.

ÖRGÜTÜN YURT DIŞI FAALİYETLERİ

İran’da devrimden sonra devrim muhafızları adlı birim kurularak bu birimin içinde devrimin korunması ve ihracı amaçlarına yönelik olarak faaliyet göstermek üzere yukarıda belirtildiği şekilde “Kudüs Ordusu” birimi de oluşturulmuştur.

Bu birim devrim ihtiyacına yönelik olup başta İslam’i toplulukları fazla olan ülkeler olmak üzere Asya, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinde teşkilatlanmıştır.

“Kudüs Ordusu” örgütü İran-Irak savaşı döneminde İran dışındaki düşman güçlere karşı istihbarat çalışması yürütmüş ve bu arada Türkiye topraklarında ki ABD üsleri, boru hatları, karayollarındaki yoğunluk, Türkiye-Irak sınırındaki giriş çıkışlar gibi konularda izleme faaliyetleri yapmıştır.

“Kudüs Ordusu” bir taraftan devrim sonrası İran dışına kaçan devrim karşıtı kişilerin takibi, yakalanması ve öldürülmesi gibi, İran dışındaki cinayetleri organize ederken diğer taraftan da İran’a komşu ülkelerde ki toplumlarda İslam dinini kullanarak İran devrimine sempatizan kazanma, bu ülkelerdeki İslami grup ve örgütlerle irtibata geçerek onları destekleme faaliyeti içine girmiştir.(Bosna, Lübnan, Kesmiş, Türkiye, Afganistan’da olduğu gibi)

“Kudüs Ordusu” adlı birimi 1980-1990 yılları arasında Muhammet Bager Zolkadra yönetmiş ve daha sonra yerine Kasım Süleymani adındaki şahıs geçerek aynı uygulamayı devam ettirmiştir.

“Kudüs Ordusu” içinde ele alınan her ülke için bir masa oluşturulmuştur. Türkiye masasının başında Ahmet Vahidi Ferdi adındaki şahsın görev yaptığı, onun yerine daha sonra Nasır Takipur ve daha sonra da Muhammed Tahiri adlı şahsın görevi devraldığı tespit edilmiştir.

TEBLİGAT TEŞKİLATI

İran devriminden sonra kurularak faaliyete geçen ve İran İrşat bakanlığı bünyesinde hareket eden bu birimin görevi, İran devrim yanlısı yazarların hazırladıkları ve İran rejiminin yayılmasını sağlayacak yayınların basılması, İran elçilikleri ve konsoloslukları kanalıyla İran dışındaki ülkelere gönderilmesi ve o ülkelerde kendi dillerine tercüme edilerek topluma sunulmasını amaçlamaktadır.

“Sazman-ı Tebligat” olarak’ta bilinen bu birimin Tahran ve Kum şehirlerinde merkez ve şubeleri bulunmaktadır. Bu birim bünyesinde “Mecme-i Ehli Beyt” ve “Mecme-i Tağrup” adlarında ayrıca gruplar oluşturulmuştur.

“Mecme-i Tağrup” Humeyni tarafından kurulmuş bir birim olup, amacı İslam mezheplerini birbirine yakınlaştırmaktır. Mısır’da Hasan El Benna bu birimin içerisinde görülmektedir. Şia ve Sünnileri yakınlaştırma faaliyeti yürütmektedir.

Bu faaliyet için amaçlanan ülkelerde tercüme büroları hazırlayarak o büroların başına İran devrim yanlısı kişilerin getirilmesini sağlamaktır. (2000-158 nolu soruşturma dosyası sanıklarından Adil Aydın, Mehmet Ali Tekin ve Talip Özçelik’in evlerinde polis tarafından ele geçirilen “İslam İnkılabının büyük rehberi-İmam Humeyni’nin İlahi Siyaset Vasiyetnamesi” ile Hüccet-ül İslam Seyyid Ali Hamaney’in yazdığı “Genel hatları ile Kur’an da İslami düşünce” isimli eserleri örnek verilebilir)

İSLAM ÇAĞRISI BİRİMİ

İran’da faaliyetini dergi çıkartarak devam ettiren birim, yayınlarını komşu ülkelere göndererek buralarda alt yapı hazırlama faaliyeti sürdürmektedir. (Hasan Kılıç bu tip dergilerin Türkiye’ye gönderildiğini polise verdiği ifadesinde itiraf etmişti)

EK 2

ÖRGÜTE AİT ELE GEÇİRİLEN MÜHİMMATLAR

Yasadışı Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütü adına 2000 yılında başlatılan geniş çaplı soruşturma kapsamında örgüte ait olduğu çok sayıda silah, mühimmat ve bomba yapımında kullanılan malzemelere el konuldu.

Soruşturma kapsamında Ankara ve İstanbul emniyetleri tarafından başlatılan operasyonlarda yakalanan içlerinde Musa Koca, Abdülhamit Çelik, Hakkı Selçuk Şahin, Hasan Kılıç gibi isimlerin de bulunduğu şahısların yer göstermeleri sonucunda ele geçen silahların listesi şu şekilde emniyet kayıtlarına geçti.

EK 3

Selam Tevhid Kudüs Ordusuna ait ele geçirilen mühimmatların listesi :

1- 4 adet 9 mm çapında Parabellum tipi fişek atan, İsrail yapımı Uzi marka makinalı tabanca

2- 2 adet 9 mm çapında Parabellum tipi fişek atan, Alman yapımı MP-5 marka makinalı tabanca

EK 4

3- 7 adet 9 mm çapında Makarov tipi fişek atan, Macaristan yapımı PA-63 marka yarı otomatik tabanca

4- 3 adet 9 mm çapında Parabellum tipi fişek atan, İspanya yapımı STAR marka yarı otomatik tabanca

5- 2 adet 7.65 mm çapında İtalyan yapımı Mod.70, Baretta marka yarı otomatik Baretta marka tabanca

6- 3 adet 9 mm çapında Parabellum tipi fişek atan, Arjantin yapımı Browning marka yarı otomatik tabanca

7- 2 adet 7.65 mm çapında Çekoslavakya yapımı Mod.83.CZ marka yarı otomatik tabanca

8- 1 adet 7.65 mm çapında Çekoslavakya yapımı Vzor marka yarı otomatik tabanca

9- 2 adet 6.35 mm çapında Belçika yapımı Baby model, Browning marka yarı otomatik tabanca

10- 8 adet 7.65 mm çapında ispanya yapımı Llama marka yarı otomatik tabanca

EK 5

11- 50 adet ateşli silahlarda kullanılmaya uygun susturucu

12- Çeşitli çap ve silahlara ait 126 adet şarjör

13- 9 mm çapında Parabellum tipi 1641 adet fişek

14- 9 mm çapında Makarov tipi 510 adet fişek

15- ABD imalatlı her biri standart 590 gr ağırlığında 81 adet C-4 . Toplam ağırlığı 50.120 kg

16- Menşei tespit edilemeyen 25 adet tam boy 6 adet yarım halde toplam ağırlığı 15.588 kg olan C-4

17- 998 gr ağırlığında TM62 anti tank mayınına ait RDX-Aliminyum tozu

18- MKE üretimi yarım libre TNT kalıbı

19- Menşei tespit edilemeyen 148 adet normal infilak kapsülü

20- 36 adet ABD imalatı elektrikli infilak kapsülü

21- 49 adet sıra zamanlı menşei tespit edilemeyen elektrikli infilak kapsülü

22- 53 metre uzunluğunda menşei tespit edilemeyen saniyeli fitil

23- Doğu blok ülkeleri tarafından üretilen 8 adet Lav roketi

EK 6

Emniyet tarafından ele geçirilen bu mühimmatların bir kısmı emniyet arşivlerine kaldırılırken, saklanması tehlike teşkil eden mühimmatlar ise üzerlerinde yapılan fiziki ve kimyasal incelemelerden sonra, 06 Temmuz 2000 tarihinde bomba inceleme şube müdürlüğüne ait arazi içerisinde imha edildi.

EK 7

BÖLÜM 3

ÖRGÜTÜN TÜRKİYE'DEKİ KANLI EYLEMLERİNDEN BAZILARI

Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütü 1990-2000 yılları arasında Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, Doç.Dr.Bahriye Üçok, Prof.Dr.Muammer Aksoy ve Prof.Ahmet Taner Kışlalı gibi bir çok aydının katledilmesine imza attı.

Örgüt sadece aydınlara yönelik eylemler yapmamış, bir çok yabancı ülke bürokratlarına, bazı ulusal gazetelere, hatta Türkiye Diyanet Vakfı’nın kitap satış ofisine dahi, bombalı saldırılar düzenledi.

Örgütün yapmış olduğu bu eylemlerin hepsini tek tek yazmanın sizleri sıkacağını düşündüğümüz için, sadece önemli gördüğümüz eylemleri, bu eylemleri yaptığı iddia edilen ve Emniyet güçleri tarafından yakalanarak sorgu esnasında ifade tutanaklarına geçen şahıslar tarafından aktarılan bilgiler doğrultusunda sizlere özet olarak nakledeceğiz.

Diğer eylemleri ise sadece kronolojik olarak hatırlatmakla yetineceğiz.

UĞUR MUMCU'NUN ÖLDÜRÜLMESİ

1- 24 Ocak 1993 yılında aracına konulan patlayıcı maddenin infilakı sonucu gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı.

Uğur Mumcu’nun sistem içindeki baskıcı grupların sözcülüğünü yaptığını, dine saldırmayı kendilerine vazife edinmiş bir kesimin sembolü haline geldiğini, konuşmalarında ve yazılarında irtica bahanesiyle dini değerlere saldırdığını ileri süren Ferhan Özmen, Oğuz Demir ve Necdet Yüksel’in karşı eylem yapma kararı aldıkları, karar doğrultusunda Necdet Yüksel’in 7-8 ay araştırma ve istihbarat çalışması yaptığını, şahısların olaydan önce bir araya gelerek görev bölüşümü yaptıkları, Ferhan Özmen tarafından bombanın hazırlandığı, olaydan bir gün önce akşam bir araçla Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Oğuz Demir’in Uğur Mumcu’nun evinin yakınına geldikleri, diğer şahısların araçtan indikleri, Ferhan Özmen’in aracı park ederek beklediği, Necdet Yüksel’in gözcülüğünde Oğuz Demir’in bombayı park halinde bulunan “06-YR-245” plakalı otomobil’in altına yerleştirdiği, 24 Ocak 1993 günü saat: 13.25 sıralarında Uğur Mumcu otomobiline bindiği sırada bombanın patladığı ve patlama sonucu yaşamını yitirdiği.

EK 1

BAHRİYE ÜÇOK'UN ÖLDÜRÜLMESİ

2- 06 Ekim 1990 tarihinde Doç. Dr. Bahriye Üçok’a gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu öldürülmesi olayı.

Ferhan Özmen’in bir süre izlemeye aldığı Doç.Dr.Bahriye Üçok’un konuşmalarında ve programlarında başörtüsü aleyhine beyanda bulunduğundan bahisle Üçok’a eylem yapmaya karar verdiği, istihbarat ve araştırma çalışması yaptığı, paket bomba hazırlayarak oyduğu bir kitabın içine bombayı yerleştirdiği, İstanbul’a giderek bu paketi kargoya verdiği, alıcı olarak Bahriye Üçok ismini yazdığı,06 Ekim 1990 günü kızı tarafından alınan bu paketin açılması sonucu bombanın patladığı, ağır şekilde yaralanarak hastaneye kaldırılan Bahriye Üçok bir gün sonra aldığı yaralar sonucu yaşamını yitirdi.

EK 2

MUAMMER AKSOY'UN ÖLDÜRÜLMESİ

3- 31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler 2 .cadde 24 nolu evinin girişinde Prof. Dr. Muammer Aksoy’un tabanca ile vurularak öldürülmesi olayı.

Ferhan Özmen’in bir süre izlemeye aldığı Prof. Dr. Muammer Aksoy’un gazetedeki köşesinde yazdığı yazılarda ve konferanslarında yaptığı konuşmalarda başörtüsü aleyhinde beyanlarda bulunduğundan bahisle bu şahsa karşı eylem yapmaya karar verdiği,15-20 gün kadar istihbarat ve araştırma çalışması yaptığı, olay günü evine doğru gitmekte olan Muammer Aksoy’u takip ederek,apartman girişinde elinde bulunan susturucu takılmış tabanca ile üç el ateş etmesi sonucu yaşamını yitirdi.

EK 3

4- 21 Ekim 1999 günü Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın aracına konulan patlayıcı maddenin infilakı sonucu öldürülmesi olayı.

Ahmet Taner Kışlalı’nın konuşmaları ve değerlendirmeleri ile İslam dinine karşı tavır aldığını düşünen Ferhan Özmen, Necdet Yüksel, Oğuz Demir ve Rüştü Aytufan’ın eylem yapma kararı aldıkları, bu karar doğrultusunda 1992 yılından itibaren Ahmet Taner Kışlalı hakkında Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan tarafından araştırma ve istihbarat çalışması yapıldığı, çalışmaları bir araya gelerek değerlendirdikleri, Rüştü Aytufan’ın evinde Ferhan Özmen tarafından bombanın hazırlandığı, 20 Ekim 1999 gecesi saat 22.00 sıralarında Necdet Yüksel,Ferhan Özmen ve Rüştü Aytufan’ın olay yerine gittikleri, aracın içinde Ferhan Özmen, Rüştü Aytufan’a bombanın nasıl kullanılacağı ve yerleştirileceği konusunda bilgi verip, bombanın teknik ayarlamasını yaptığı, Necdet Yüksel ile bombayı alan Rüştü Aytufan’ın “06-GK-377” plakalı otomobilin yanına gittikleri, Necdet Yüksel’in gözcülüğünde Rüştü Aytufan’ın bombayı otomobilin ön cam silecekleri arasına yerleştirdiği, 21 Ekim 1999 günü saat 09.30 sıralarında bombanın patlaması sonucu Ahmet Taner Kışlalı’nın ağır şekilde yaralandı ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

EK 4

TÜRKİYE DİYANET VAKFINA BOMBA

5- 18 Haziran 1990 günü Ankara Necatibey caddesi 8/32 sayılı yerde bulunan Türkiye Diyanet Vakfı kitap satış mağazasına bomba konulması olayı.

Hacca gitmek isteyenlere sırlama getirilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının da bu sınırlamaya sessiz kalması olaylarını değerlendiren Ferhan Özmen ile Necdet Yüksel’in,Türkiye Diyanet Vakfı’nın Necatibey caddesinde bulunan kitap evine bomba koymaya karar verdikleri,

Ferhan Özmen’in olayda kullanılacak zaman ayarlı bombayı hazırladığı, Necdet Yüksel ile birlikte kitap evine giderek kitaplara bakmak bahanesiyle getirdikleri bombayı Necdet Yüksel’in yerleştirdiği,patlama sonucu binada hasar meydana gelirken, bina önünden geçmekte olan bazı vatandaşlar da yaralandı.

EK 5

6- 10 Mart 1988 tarihinde İstanbul ili Şişli ilçesi Harbiye Cumhuriyet caddesinde bulunan Suudi Amerikan bankası ile Kızılırmak otomotiv sanayi binasının arasına bomba konulması olayı.

7- 25 Ekim 1988 günü Suudi Arabistan büyükelçiliği’nde görevli Abdulgahi Bedevi’nin tabanca ile öldürülmesi olayı.

8- 02 Nisan 1989 tarihinde Ankara Çankaya Hoşdere’de İngiltere Büyükelçiliği’nde görevli Hüseyin Osman’a ait 06-CS-426 plakalı araca bomba konulması olayı.

9- 02 Nisan 1989 günü saat 23.30 sıralarında Çankaya ilçesi Ziya Gökalp adalar sokakta bulunan Türk-İngiliz Kültür derneğindeki oto garajı önüne bomba konulması olayı.

10- 16 Ekim 1989 günü Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde görevli Abdurrahman Elsilebi’ye ait araca patlayıcı madde konulması olayı.

11- 14 Ocak 1990 günü Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde görevli katip Abdürrezzak Keşmiri’ye ait araca bomba konulması olayı.

12- 1991 yılında İstanbul Beyazıt’ta gazeteci yazar Oktay Ekşi’nin eşi tarafından açılan sergi salonunun tahrip edilmesi olayı.

13- 26 Mart 1991 tarihinde Irak Büyükelçiliği muhasebe müdürü Kayıs Ali Hüseyin’e ait araca bomba konulması olayı.

14- 28 Ekim 1991 günü Amerikalı bilgisayar uzmanı çavuş Victor Marvick’e ait araca bomba konularak Victor Marvick’in öldürülmesi ve eşinin de yaralanması olayı.

15- 28 Ekim 1991 günü Mısır’ın Ankara Büyükelçiliği’nde görevli Abdullah Hüseyin Kurabi’ye ait araca patlayıcı madde konulması olayı.

16- 30 Aralık 1991 günü Ankara Cinnah caddesi 8 sayılı yerde bulunan Hürriyet gazetesinin irtibat bürosunun önündeki çöp bidonuna bomba konulması olayı.

17- 07 Mart 1992 tarihinde İsrail’in Ankara Büyükelçiliği’nde görevli Ehud Sadan’a ait araca bomba konulması olayı.

18- 12 Aralık 1992 günü Hindistan Büyükelçiliği 2.Sekreteri Yash Palkumar’a ait araca bomba konulması olayı.

19- Jack Kamhi’ye saldırı planı hazırlanması olayı.

20- 19 Nisan 1994 günü Yugoslavya Konsolosluğu’nda görevli Zivarov Simiç’e ait araca bomba konulması olayı.

21- 07 Haziran 1995 günü Ankara Musevi Cemaati Başkanı Yuda Yürüm’e ait araca bomba konulması olay.

BÖLÜM 4

DÜNDEN BUGÜNE 'SELAM TEVHİD KUDÜS ORDUSU'

Türkiye ve kamuoyu “Selam Tevhid Kudüs Ordusu” Örgütünü ilk olarak 2000 yılında, ‘Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Esas no:2000/102 Karar no:2002/1” dosyasıyla tanıdı.

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, Prof.Ahmet Taner Kışlalı, Prof.Dr. Muammer Aksoy ve Doç.Dr.Bahriye Üçok’un öldürülmesi eylemlerinin ardından başlatılan “Umut Operasyonu” ve bunun devamı olarak kamuoyunda “Umut davası” olarak bilinen süreç ile örgüt Türkiye’de adını duyurmayı başarmıştı. Örgüt, aradan geçen 14 yıl sonra 24 Şubat 2014 sabahı bir kez daha karşımıza çıktı.

Fakat bu sefer durum farklıydı. Çünkü bu soruşturma dosyasından rahatsız olanlar örgütü ve örgüte yönelik soruşturma sürecini bir kurgu, hükümete yönelik bir komplo ve devlet içinde paralel olarak şekillenen güçlerin AKP Hükümetine ve dolayısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik bir darbe girişimi olarak algıladı.

Oysa durum hiç de zannedildiği gibi mevcut hükümete yönelik bir darbe girişimi değildi.

İşin aslı, 2000 yılından 2010 yılına kadar adeta uykuya dalan örgütün 08 Ağustos 2010 günü daldığı uykudan uyanmasıydı.

SORUŞTURMANIN İLK ADIMI

Yaklaşık dört sene sonra, yani 2014 senesinde, paralel devlet “7 bin kişiyi dinledi” iddialarına neden olacak olan soruşturmanın ilk adımı, 08 Ağustos 2010 gece yarısı 00.40 sıralarında, Kamile Yazıcıoğlu isimli bir kadının Bursa Muammer Sencer Polis Merkezi Amirliğine gelmesiyle atılmış oldu.

EK 1

Kamile Yazıcıoğlu’nun Bursa’da verdiği ifadenin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü harekete geçerek ihbarcı Yazıcıoğlu’nun daha kapsamlı ve daha detaylı bilgisine başvurdu.

Kamile Yazıcıoğlu, kocası hakkındaki iddialarını en ince ayrıntısına kadar 4 Mart 2011 tarihinde İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü memurlarına anlattı.

İlk olarak kısa özgeçmişi soruldu Kamile Yazıcıoğlu’na. Özgeçmişini anlatan Yazıcıoğlu, "Eşiniz Hüseyin Avni Yazıcıoğlu hakkında bildiklerinizi anlatınız" sorusuna ise şu şekilde cevap verdi:

"Eşim SSK emeklisidir. Şu an Vatan caddesi üzerinde bulunan AKGÜN Otelin arkasında yer alan AKABE Vakfında maaşlı olarak çalışmaktadır. Halen 0 533 206 79 XX nolu GSM hattını yaklaşık olarak 5 yıldır kullanmaktadır. Eşim 1996 yılında Ankara Sincan Belediyesi’nde Eğitim Kültür Müdürü olarak çalıştığı dönemde Sincan Belediyesi tarafından düzenlenen "Kudüs Günü" adlı tiyatroyu organize eden kişidir."

"Bu sebeple Ankara Devlet Güvenlik mahkemesince açılan soruşturma kapsamında Hizbullah Terör Örgütü üyeliği ve Terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçu ile ilgili gözaltına alındı. Çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.Yaklaşık olarak 3 yıl 5 ay kadar Ankara Ayaş Güdül Cezaevinde yattıktan sonra tahliye oldu. Cezası Yargıtay tarafından onandı."

"Eşim cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul iline taşındık. 2008 yılından itibaren eşim iki çeşit toplantı yapmaya başladı. Bunlardan birincisi düzenli olarak her Perşembe akşamı 19.00-22.30 arasında İslami ders olarak düzenlediği toplantıdır."

"Bu toplantıya genellikle soyadlarını bilmediğim ‘Ömer Faruk, Saadettin ve Ahmet’ katılır. İsmini bilmediğim bir şahıs daha olur. Eşimle beraber 5 şahıs olur. İkinci toplantı şekli ise doğu kökenli arkadaşları ile yapmış olduğu özel oda toplantılarıdır. Bu ikinci tip toplantılar ayda bir kez yapılır.Yaklaşık olarak 3-4 kişi katılır."

"Odaya girmeden önce koridorda bulunan sehpanın üzerine cep telefonları kapalı vaziyette konulur. Aynı masa üzerinde radyo bulunur. Bu radyonun sesi açık şekilde bırakılarak toplantı odasına girerler. Haremlik selamlık oturduğumuz için gelen kişilerin yüzlerini görmüyor ve ne konuştuklarını duymuyordum. Uzaktan gördüğüm kadarıyla hepsinin uzun sakalları vardı. Dönem dönem toplantı sayısı değişim gösteriyordu.Yaz aylarında ayda 2-3 kez oluyordu. Toplantılar genelde 45 ile 60 dakika arasında gerçekleşiyordu."

"Evimize gelen doğu kökenli insanları ben tanımıyordum. Eşimin akrabası olmadıklarını iyi biliyorum. Eşime sorduğumda arkadaşlarım diyerek konuyu kapatıyordu. Geldiklerinde çoğu zaman bir hafta evimde kalıyorlardı."

"Eşim ilk evlendiğimiz dönemde Hanefi mezhebine tabiydi. Ancak cezaevinden çıktıktan sonra özellikle son 2-3 yıldır Şia mezhebine tabi olmaya başladı. Caferilik ile alakalı kitaplar okumaya başladı.Caferilik ve siyasi konular üzerinde dersler veriyordu. Her hafta düzenli olarak yaklaşık 4-5 kişiye ders veriyordu. Bu kişilere her hafta sırayla evlerine giderler siyasi ve dini eğitimler verirlerdi."

"Çocuklarım olan Seccad ve Samed’e baskı kurarak Caferilik üzerine dini kitaplar okutuyordu. Çoğu zaman radikal kitaplar okuması yönünde telkinde bulunuyordu. İş arkadaşlarını ve tanıdığı çevreyi Şia yapmak için çaba sarf ediyordu."

"Eşimle birlikte Ankara’da ikamet ettiğimiz sıralarda Uğur Mumcu cinayeti zanlılarından Faruk Özçelik ve Mehmet Gürova isimli şahıslar ile samimi arkadaşlardı. Birbirleriyle haftalık telefon görüşmeleri yaparlardı. Ayrıca cezaevinde hala yatmakta olan Muammer Aksoy’un cinayet zanlısı İrfan Çağrıcı ile de samimi arkadaştılar fakat ben görüştüklerine hiç şahit olmadım. Eşim İrfan Çağrıcı’yı Bolu cezaevinde yatarken ziyaretine gittiğini söylemişti. Hatta Nesim Malki cinayetinin tetikçisi Burhanettin Türkeş ile de samimi olduklarını iyi biliyorum. Hala da telefonla da olsa arkadaşlıkları devam etmektedir. En son olarak Bursa’da bir düğün münasebeti ile gittiğimizde görüştük. Birbirimize gidip gelmelerimiz devam etti."

"Eskiden Selam Tevhid Örgütü mensubu Nurettin Şirin ile samimi arkadaşlardı. Ankara’da ikamet ederken bizim komşumuz oldu. O sırada eşim bulmuştu oturdukları evi. Hatta aracı olmuştu. Hala da samimiyeti devam etmektedir. Ayrıca bu şahıs hala Halkalı ilçesinde bulunan Zeynebiye Camii civarında Lübnan Hizbullahı adına örgütlenilmesi için aktif görev alıyor. 28 Şubat sürecinin başlamasında etkin olan Sincan’da gösterilen “Kudüs Gecesi” adlı tiyatronun oynatılmasında çok aktif rol almıştır. Söz konusu toplantıda Lübnan Hizbullahı’na ait örgüt üyelerinin fotoğraflarını ve yazı afişlerini astıran, organize ve temin eden kişidir."

"Yine Ankara’da oturduğumuz dönemlerde MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile irtibatı bulunmaktadır. En son olarak yaklaşık 4 ay önce MİT Müsteşarı olduğunda makamına ziyarete gittiler. Samimiyetini ilerletmek amacıyla oğlum Seccad Yazıcıoğlu Bilkent Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi okumaktadır. Oğlum ile Hakan Fidan’ın oğlu aynı üniversitede okuyorlar. Eşim oğlumu sık sık görüşmesi noktasında kuruyordu. Pek çok kez görüştüklerini biliyorum."

"Ankara’da bulunduğumuz sıralarda çok samimi olduğu arkadaşı Muammer Eker isimli şahıs biz İstanbul’a taşındıktan sonra da birbirlerine sık sık gelip gidiyorlar.En son 4 ay önce evime geldi. Geldiği gün bir Pazar günüydü. Sabah saat 10.30 sıralarında acele bir şekilde geldi. Yaklaşık olarak yarım saat kadar oturduktan sonra evden ayrıldı."

"Muammer Eker evden ayrıldıktan sonra masanın üzerinde zarfın içerisinde el yazılı doküman içerisinde ismini hatırlamadığım bazı kişiler hakkında nerelere gidip geldiklerini, kimlerle irtibatlı olduklarını, hangi mezhebe bağlı olduklarını, zaaflarını ve siyasi düşünceleri hakkında özel bilgiler bulunmaktaydı. Eşim de bu zarf karşılığında miktarını bilmediğim bir para verdi. Çok gizli hareket ettiklerinden dolayı ne kadar meblağ verdiğini bilmiyorum."

"2010 yılının Temmuz ayı içerisinde Fethiye Aslan isimli arkadaşıma iş amacıyla gitmiştim. O günlerde eşim ile aramızda olan bazı sıkıntılardan kaçmak amacıyla Bursa’da yaklaşık olarak 3 gün kaldım. Bu kaldığım süre içerisinde Bursa ilinde size anlatığım bu hususlarda bir ifade vermiştim. O bilgi vermem sırasında ifademi alan kişiye İstanbul’a gittiğimde onlara kargo ile birkaç bilgi göndereceğimi söylemiştim."

"25 Ağustos 2010’da Bursa Emniyet Müdürlüğü fomara kat: 5 Bursa, adresine adıma tanzimli bir kargo gönderdim. Kargo içerisinde kendi el yazım ile bazı bilgi ve belgeler gönderdim."

"Bu belgeler içerisinde adı geçen Ramazan Arıkan isimli şahıs 35-40 yaşlarında,ticaret ile uğraşan,İstanbul ile Ankara arasında ticaret yapan bir şahıstır. Ankara’da ikamet eder. Bu şahıs İranlı “Hamit” kod isimli şahıs ile eşimi buluşturup tanıştıran kişidir. Bu kişinin İran ile Türkiye arasında bilgi alışverişi sırasında kuryelik yaptığını düşünüyorum. İranlı Hamit hakkında hiçbir bilgim yoktur.0 533 726 04 XX nolu GSM hattı kullanır."

"Engin Bilgin isimli şahıs 40-41 yaşlarında aslen Kırklareli doğumlu olup İstanbul ili Çatalca ilçesinde ikamet eder. Eşimin eski iş arkadaşıdır. Eşimin evimde yaptığı toplantılara iştirak eden bir şahıstır. Kısa süren toplantılara katılır. Yukarıda da bahsettiğim gibi evde bir odaya 5-6 kişi toplanıp,cep telefonlarını dışarıda bırakıp radyonun sesi açık vaziyette bırakıp odaya giren kişilerden biridir. Engin Bilgin ve iki arkadaşının yeni çıkartılmış pasaportları yaklaşık olarak 5-6 aydır benim evimde bulunmaktadır. Eşimin neye istinaden bunları evde bulundurduğunu bilmiyorum. 0 554 715 28 XX ve 0 533 326 68 XX nolu GSM hatlarını kullanır."

"Fatih Özkan Balcı isimli şahıs 40-45 yaşlarında, aslen Tokat’lı olup Çorum ilinde ikamet eder. Bizim aile dostumuzdur.Eşim ayda birkaç kez benden gizli olarak Çorum’a ziyarete gider. Gittiğinde mutlaka Fatih beye gider.Ama eşim bana gittiğini söylemez. Çorum’a gittiğini Fatih beyin eşi ve benimde arkadaşım olan Güner hanımdan öğrendim. Kendisi Çorum’da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevlidir. Kendisinin numarasını bilmediğim için eşinin numarasını verdim. Eşinin adı Güner Balcı’dır ve 0 505 210 82 XX nolu GSM hattını kullanır."

"İbrahim Baysal isimli şahıs 50-55 yaşlarında aslen Balıkesir’li olup İstanbul ili Sultanbeyli ilçesinde ikamet eder. Eşim ile yaklaşık olarak 30 yıllık dostluğu vardır. Eşim İbrahim Baysal’la çok fazla görüşmeye gider. Normalde İbrahim Baysal’ın herhangi bir işte çalıştığını görmedim. Bu şahıs eski ülkücülerden birisidir. 12 Eylül öncesi kahvehane taranması olayına karıştığını biliyorum. Daha sonraları yapmış oluğu bu eylemi itiraf etmişti.12 Eylül döneminde tutuklandı. Bir süre hapiste yattıktan sonra aftan faydalanarak şartlı tahliye oldu."

"İsmail Ünal isimli şahıs 40-45 yaşlarında, aslen Yozgat’lı olup Ankara’da ikamet eder. Eşimin 15 senelik samimi arkadaşıdır. Birbirlerinin her türlü gizli işlerini bilirler ama söylemezler. Eşim Ankara’ya defalarca bu şahıs ile buluşmak için gitmişti. Kendisi şu an Sincan Belediye başkan yardımcısıdır. Oldukça nüfuzlu birisidir. 0 312 270 77 XX nolu telefonu kullanır."

"Musa Can isimli şahıs eşimin yakın arkadaşlarından birisidir. Eşim İstanbul’da ikamet ederken bu adamla görüşmek için Ankara’ya çok gitmiştir. Eşime “Reis”ya da “Baba” diye hitap eder. Maddi ve Manevi olarak destek sağlar. Örgütsel bağı olduğunu düşünüyorum. Şu an Devlet Demir Yollarında müfettiş olarak çalışmaktadır. 0 536 507 66 XX ve 0 505 661 45 XX nolu GSM hatlarını kullanmaktadır."

"Halis Dalkılıç isimli şahıs 40-45 yaşlarında aslen Malatya doğumlu olup İstanbul ili Başakşehir ilçesinde ikamet eder. Eşim cezaevindeyken kendisini ziyaret etmesi hasebiyle tanıştığı birisidir. Yaklaşık olarak 13 yıllık dostlukları vardır. Zeytinburnu ilçesinde hırdavat dükkânı işletir. Ayrıca siyaset ile iç içedir. Bu şahısla alakalı olarak evimde özel hayatıyla ilgili yazılı bilgiler bulunmaktadır."

"Eşime ait laptopta İstanbul Levent’te bulunan İsrail Konsolosluğu’nun uydudan çekilmiş yakın plan krokileri bulunmaktaydı. Bu krokilerde konsolosluğun sokakları, giriş kapıları ve ulaşılabilme güzergahları hakkında detaylı bilgiler bulunuyordu. Ama yaklaşık bir ay önce bilgisayar çantasının içerisinde çıktısı alınmış şekilde birisine teslim edildi. Ama ben kime teslim edildiğini bilmiyorum."

"Eşim ile küçük oğlum tahminen 4 ay önce İstanbul Halkalı’da bulunan Nükleer Araştırma Enstitüsünün el yazısı ile krokisini çizdiğini oğlum bana anlattı. Oğlumun bana anlattığına göre Nükleer araştırmanın olduğu bölgenin etrafında araç ile tur atıp, bazı noktaları işaretleyerek not almış. Önemli yerlerin adını haritaya aktarmış. Bazı el yazısı ile kısa yazılar yazmış.Bunları yaparken tedirgin bir halde olduğunu oğlum bile fark etmiş. Ne amaçla kroki hazırladığını bilmiyorum."

"Eşim Hüseyin Avni Yazıcıoğlu Şia mezhebine mensup birisidir. Daha önceleri Hanefi mezhebine mensup idi. Radikal dini gruplardan Akebe Grubuna ait Akabe Vakfında çalışır. 2 yıldır bu grup ile hareket eder. Bu vakıfa ait İstanbul ili Küçükçekmece’de Medine Kız Kuran kursunun işleri ile ilgileniyor. Geçmişte Mazlum-der kurucu üyeliğini yapmıştı. Ayrıca Akıncılar grubu içerisinde aktif olarak faaliyetlerde bulunmuştur."

"Evde içeriğini bilmediğim CD’ler içerisinde başkaları adına düzenlenmiş pasaportlar, küçük kağıtlara ve ajandalara yazılmış bazı notlar, Halkalı’da bulunan Nükleer santralin krokileri, ABD başkonsolosluğu’nun uydudan çekilmiş fotoğrafları var."

"Ayrıca bilgisayarında şifreli şekilde dosyalar var. Düzenli olarak İran ve Ortadoğu ile ilgili haberleri takip eder. 2009 yılı içerisinde Akbank sırdaş hesap olarak bilinen gizli hesabında büyük meblağlar olarak para transferi olduğunu gördüm."

"Hatta bir defasında bu hesapta 20.000-25.000 civarında para hareketi olduğunu hesap ekstresinde görmüştüm. Bu hesap hareketlerinin sebebinin başka ülkelere ya da kişilere bilgi aktarıyor olmasından kaynaklandığını düşünüyorum."

EK 2

"Eşim bundan yaklaşık 2-3 gün önce akşam vaktinde Nurettin Şirin ile telefon görüşmesi yaptı. Bu telefon görüşmesinin içeriğinde eski Sincan Belediye başkanı Bekir Yıldız’ın 2 gün önce akşam 2 özel kanalda eşimi ve Nurettin Şirin’i suçlayarak konuştuğunu “Başımıza iş açacak. Gel görüşelim” şeklinde telefon konuşmaları yaptığına şahit oldum."

"Çok tedirgin bir şekilde telefon görüşmesi gerçekleşti. Sinirli bir şekilde telefonu kapattı. Ayrıca eşim’e Sincan’da meydana gelen “Kudüs Gecesi“ ile ilgili olarak soruşturma açılmıştı. İlk etapta 5 ay kadar yattı. Mehkeme önce serbest bırakmıştı. Daha sonra yeniden tutuklama kararı verdi. Bu karar çıktığında evi hemen terk etti. Terk ederken başkasını kimlik bilgileri üzerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle sahte pasaport yapmış. O pasaport ile ülkemizden çıkarak önce İran’a oradan da Azerbaycan’a geçiş yapmış. Ben bunları eşim ülkeye girdikten sonra öğrendim. Çünkü eşim 3 ay kadar eve gelmedi. Eve geldiğinde elinde bir çanta vardı. Çanta şifreliydi. Daha sonra teslim oldu. Ben bu şifreli çantanın şifresini bildiğim için açıp içine baktım. O zaman öğrendim yurt dışına illegal yollar ile gidip geldiğini. Eğer ihtiyaç duyulması halinde bu çantanın içindeki belgeleri fotoğraf çekerek ispatlayabilirim."

EK 3

"Son olarak 02 Mart 2011’de eşim bana haftaya Salı akşamı vakıfa gelip giden ve bizim görüşlerimize yakın 7 tane polisin yemeğe geleceğini ve bunun her Salı devam edeceğini söyledi."

"Daha önce bu bilgileri hiç kimse ile paylaşmadım. Eşimin faaliyetlerini gün yüzüne çıkarmak adına her türlü yardıma hazırım. Bana bir fotoğraf makinesi verilmesi halinde bahsetmiş olduğum not ve dökümanların fotoğraflarını çekip tarafınıza verebilirim. Eşimin İran ajanı olduğunu düşünüyorum. Para karşılığı bilgi sızdırmasından korkuyorum."

"Eşim Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını yok sayan bir rejimin gelmesini istiyor. Ben buna engel olmak adına bir damlada olsa yardım etmek istiyorum. Ülkemi vatanımı ve evlatlarımı çok sevdiğimden ve bu değer verdiklerime zarar gelmemesini istediğimden dolayı böyle bir ihbarda bulunuyorum. Benim bu konu hakkında söyleyeceklerim bu kadardır."

EK 4

Kamile Yazıcıoğlu’nun polise teslim ettiği belgelerin bir kısmı...

EK 5

EK 6

EK 7

BÖLÜM 5

EMNİYET'İ HAREKETE GEÇİREN BELGELER

İran, Türkiye’yi uluslar arası arenada yalnızlaştırarak Ortadoğu’daki tek hakim güç olmak amacıyla, çeşitli ülkelerin elçiliklerine yönelik eylem planları hazırladı. Hazırlanan bu eylem planları dahilinde istihbarat ve keşif faaliyetlerini Selam Tevhid Kudüs Ordusu’na yaptırırken, kanlı eylemlerinde Selam Tevhid Kudüs Ordusu ve Hizbullah gibi terör örgütlerini taşeron olarak kullanıyordu.

Karısı Kamile Yazıcıoğlu tarafından İran ajanı olmak ile suçlanan Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’na ait dökümanlar arasında bir çok önemli belge bulunuyordu. Polisin ele geçirdiği dökümanlarda,İran ajanı olduğu iddia edilen Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ve birlikte hareket ettiği hücresinin, İstanbul İstinye’deki ABD Büyükelçiliği’ne yönelik bir hafta boyunca detaylı bir keşif çalışması yaptıkları ortaya çıktı.


(Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’na ait olan ve 2011-762 nolu soruşturma dosyasında yeraldığı iddia edilen el yazısı istihbarat ve keşif çalışması raporlarından bir tanesi.)

Polisin ele geçirdiği bu belgelerde, ABD Büyükelçiliği’ne yönelik yapılan keşif ve istihbarat çalışmaları tüm detayları ile yer almaktaydı.Yedi maddelik istihbarat çalışması ve sonuç değerlendirmesi bulunan o çalışma raporu,soruşturma dosyasına şu şekilde yansıdı:

1- Ana giriş kapısı 50 m. Mesafeden tam olarak görülüyor.Üç katlı bir ev’in orta katı kiralıktı.(800 TL). Buradan her türlü Foto, film, gözlem yapılabilir. Buradan ev kiralanabilmesi için bir doğallık olmalı. (İş,dükkan,talebe vs.)

2- Köşede bir cami var. 1.Maddede bahsedilen ev ile karşı karşıya bulunuyor.Caminin minaresi de bu iş için kullanılabilir. Minareden foto ve film çekimi yapılabilir. Burada dikkat çeken caminin tuvaleti önünde sürekli duran iki kişi. Bunlar saf/özürlü gibi görünüyorlar ve tuvaletin anahtarlarıda bu kişilerde duruyor.Her geçişimizde orada bulunuyorlardı.Sadece yağmurlu olan bir günde yerlerinde yoktular. Bu kişiler biraz şüpheli bulundu.

3- Ana kapıyı direk görmeyen ancak sokakta bulunan boş bir dükkan var. Daha önce börekçi olarak açılmış ve kapanmış. Burası iş yeri olarak kiralanabilir ve çevrede ev kiralama için de doğallık oluşturulabilir.

4- Ana kapının tam karşısında 7 adet cafe türü iş yeri/dükkan var.Buralarda kısa süreli (bir saat gibi) oturulabilir. Yine burada iş yeri kiralanabilir.

5- Buradan aşağı doğru giden sokak 20-30 m. Sonra çıkmaz sokak oluyor. Burada polis kulübesi ve otoları var. Ve görülebilen ikinci giriş kapısı burası. Sokağın solunda gece kondular var. Burada ok ile işaret edilen yerlerde kiralanıcak evler ile giriş çıkış yapan araçlar hakkında bilgi edinilebilir.

6- Bu ev tam duvara bakıyor.Arka tarafıda yola bakıyor. Ana binanın giriş kapısı ile karşı karşıya bulunuyor. Mesafe 40-50 m.Giriş katın kirası 900 TL, üst katın kirası 1300 TL.

7- Poligon caddesi iş yerlerinin olduğu bir ana cadde. Burası ikinci kapıya ve villara gitmek için yoğun olarak kullanılıyor.

Sonuç: Yapılan bir haftalık gözlem neticesinde bu çevrede ev ve iş yerleri kiralanarak gözlem yapılabileceği kanaati oluşmuştur. Buraya villalardan bir giriş çıkış olabilirmi diye bir düşünce oluştu.Bu çevrede kurye iş yeri açılabilir. Seyyar satıcılık yapılabilir vs.vs.


(Hüseyin Avni Yazıcıoğluna ait olan ve 2011-762 soruşturma dosyasında yeraldığı iddia edilen İstanbul İstinye ABD Büyükelçiliği hakkında hazırlanan rapor.)

İran bağlantılı istihbarat ve keşif hücresinin ABD Başkonsolosluğu karşısında bir daire kiralıyarak olası eylem, tesbit ve gözetleme çalışması yapma planları soruşturmayı yürüten polisinde dikkatini çekince, emniyet takibi daha da derinleştirdi ve çok önemli belgelere ulaştı.

Hüseyin Avni Yazıcıoğlu hazırladığı raporda, hücresinde faaliyet gösteren Selçuk Çetin hakkında “07 Ekim 2010’da, İstinye’deki programa katkı sağlamak için gönderildi. Oraya arkadaşından emanet aldığı araçla gitti. 11 Ekim 2010’da İstinye’ye... den bağımsız olarak gitti. Emlakçılardan kiralama bilgileri edindi” bilgisini kayıt altına aldı.



(Yazıcıoğlu tarafından hazırlanan bu raporda, yine aynı hücre elemanı Engin Bilgin hakkında ise,şu bilgiler belirtiliyordu.)

“06 Ekim 2010’da,E ve H İstinye bölgesinde bir tanıma çalışması yaptılar. Belediye’de çalışan birisinden emanet alınan araçla gidildi.08 Ekim 2010’da, E. Bir önceki günün devamı olan İstinye çalışmasına devam etti. Araç olarak belediye’ye ait bir araç kullanıldı”


(Hüseyin Avni Yazıcıoğlu tarafından Engin Bilgin hakkında hazırlanan ve 2011-762 nolu soruşturma dosyasında yeraldığı iddia edilen rapor.)

Emniyet personelinin konuyla ilgili yaptığı araştırma ve çalışmalarda İran ajanı oldukları iddia edilen şahısların telefonlarının,Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun raporunda belirttiği 06-08 Ekim ile 07-11 Ekim 2010 tarihlerinde, İstinye’deki ABD Başkonsolosluğu çevresinde kullanıldığı anlaşıldı.


(ABD İstanbul İstinye Başkonsolosluğu çevresinde yapılması planlanan keşif ve istihbarat çalışmaları amacı ile kiralanmak istenilen ev ve iş yerleri.)

İran, Selam Tevhid Kudüs Ordusu adı altında yapılandırdığı ve istihbarat alanında kullandığı bu şahıslar ile Türkiye’yi uluslararası alanda itibarsızlaştıracak diplomatik eylemlerin yanı sıra, Türkiye’nin askeri, stratejik donanımları ile ilgili de yaygın bir haber alma ağı kurmuştu.

Türkiye’nin stratejik bilgilerini gerek devlet kadrolarına sızdırdığı elemanlarıyla, gerekse çeyrek asırdır kullandığı ajan hücreleriyle temin etmekteydi.
Selam Tevhid Kudüs Ordusu’na yönelik ikinci soruşturmanın başlamasına neden olan Kamile Yazıcıoğlu, 04 Mart 2011 tarihinde verdiği ifadesinde, kocası Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun (ifade tarihinden) 4 ay önce Halkalı’daki Nüklüer Araştırma Enstitüsünün krokisini çizdiğini ve bölgenin etrafını dolaşıp haritaya bazı notlar aldığını belirtmişti.

İddiaya göre, Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ve ajan hücresi, İstanbul Küçükçekmece’deki Nüklüer Araştırma Merkezi’nin keşfini yaparak elde ettikleri bilgileri İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’ne teslim etti.

Soruşturmayı yürüten İstanbul emniyeti diplomatik temsilciler ve stratejik hedeflere yönelik İran’ın ajan faaliyetlerinin önüne geçmek için bütün birimlerini harekete geçirerek uyardı.

İstanbul Emniyetinin hazırladığı o raporda şu bilgiler yer aldı:

“Küçükçekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim merkezi, Amerika Birleşik Devletleri(ABD) ve İsrail Başkonsolosluğu hakkında istihbarat toplama çalışması içerisinde olduklarına dair bilgiler elde edilmiştir.

Bu bağlamda adı geçen yerlere yönelik her hangi bir müessif olayın yaşanmaması için mevcut güvenlik tedbirlerinin yeniden gözden geçirilmesini, gizliliğe riayet edilerek,bilmesi gerekenler kuralı gereğince personelin uyarılarak gerekli güvenlik tedbirlerinin aldırılmasını, her hangi bir aksaklığa sebebiyet verilmemesini talep ederiz.”



(İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından,diplomatik temsilciler ve stratejik hedeflere yönelik İran’ın ajan faaliyetleri doğrultusunda hazırlandığı iddia edilen rapor.)

Kocasının İran ajanı olduğunu öne süren ve kocası hakkında tüm detayları polise anlatan Kamile Yazıcıoğlu’nun, polise teslim ettiği belgeler doğrultusunda başlatılan soruşturma sonucunda Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun İstanbul İstinye ABD Başkonsolosluğu ve Küçükçekmece Halkalı’da bulunan Nükleer Araştırma ve Eğitim merkezine yönelik keşif ve istihbarat çalışmalarını ortaya çıkaran emniyet güçleri, elde ettikleri bilgiler dahilinde şahıslar üzerinde hem teknik hem de fiziki takip başlattı.

Selam Tevhid Kudüs Ordusu üyesi ve İran ajanı olmakla suçlanan Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun karısı tarafından emniyete teslim edilen gizli el yazısı notlarında “Kayıp ay’ın 15’i, 2011 - 13:00 Okmeydanı metrobüs, bende bir el gazete, bir el mavi dosya” İbaresi olduğunu gören emniyet görevlileri, şifreli notun örgütsel buluşma olduğunu düşünerek çalışmalara başladı.

Buluşma için Okmeydanı SSK Metrobüs durağını seçen Hüseyin Avni Yazıcıoğlu, 15 Ekim 2011 günü İran Devrim Muhafızları Ordusu görevlisi Naser Ghafari ile yan yana geldi. Soruşturmayı yürüten polisin gizli kamerası ile bu buluşma kayıt altına alındı.

İşte Polis’in gizli kamerasına yansıyan o buluşma görüntüleri:


(Hüseyin Avni Yazıcıoğluna ait olan ve 2011-762 nolu soruşturma dosyasında yer aldığı iddia edilen el yazısı şifreli buluşma notu.)

Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ve Ghafari örgütsel buluşması öncesinde Yazıcıoğlu’nun,buluşma noktasına gelmeden telefonunu kapattığı, buluşacağı duraktan önce metrobüsün 8 farklı durağında inip tekrar binerek olası takibi atlatmaya çalıştığı polis tarafından yapılan fiziki takip esnasında tespit edildi.

Ghafari’nin ise, buluşmanın güvenliği için gözcü (kontra takipçi) kullandığı belirlendi. Buluşma noktası olan Okmeydanı SSK Metrobüs durağına ilk olarak saat 13:00’de İran Devrim Muhafızları Ordusu sorumlusu Naser Ghafari ve gözcüsü geldi. Gözcü takip altında olmadıklarını ve buluşma için uygun ortamın hazır olduğunu Ghafari’ye söyledi.


(2011-762 nolu soruşturma dosyasında yeralan ve polis tarafından fiziki takip yapılarak elde edildiği iddia edilen görüntüler)

Kısa bir süre gözcü ve Ghafari arasında gerçekleşen görüşmenin ardından gözcü buluşma noktasından tekrar metrobüs’e binerek uzaklaştı. Gözcüsü buluşma yerinden ayrılan Ghafari bir süre daha durağın tenhalaşmasını bekledi.


(2011-762 nolu soruşturma dosyasında yeralan ve polis tarafından fiziki takip yapılarak elde edilen görüntüler.)

Her şey yolunda gitti ve saat 13:06:16’da İran Devrim Muhafızları Ordusu sorumlusu Ghafari ile eşi tarafından İran ajanı olmak ile suçlanan Hüseyin Avni Yazıcıoğlu buluşması gerçekleşti. Görüşme yaklaşık 8 dakika sürdü. Daha sonra Yazıcıoğlu ve Ghafari birlikte metrobüse bindi.

Buluşma yerinden sorunsuz bir şekilde uzaklaşan Selam Tevhid Kudüs Ordusu üyesi Hüseyin Avni Yazıcıoğlu, yanında getirdiği “mavi renkli” dosyayı birlikte metrobüse bindiği İran ajanı olduğu iddia edilen Ghafari’ye teslim etti.

Emniyet güçleri tarafından, Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturması kapsamında fiziki takibi yapılan ve İran ajanları ile bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları güçlendiren delillere ulaşıldıkça Yazıcıoğlu’na yönelik takip de derinleşmeye başladı.

Fiziki takiple birlikte Yazıcıoğlu’nun birçok telefon görüşmesi ve ortam dinlemeleri kayıt altına alındı. Belli aralıklarla yapılan dinlemelerde çok ilginç bilgilere ve detaylara rastlanırken, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik önemli bilgilerinde, Yazıcıoğlu tarafından farkında olmadan soruşturmayı yürüten Emniyet güçlerine sızdırıldığı iddia edildi.

BÖLÜM 6

KANLI ETİLER EYLEMİ

Selam Tevhid Kudüs Ordusu’nun ülkemizde düzenlediği son eylem Etiler’de gerçekleşti. 26 Mayıs 2011 tarihinde Etiler’de bulunan Koç köprüsü altında elektrikli bisiklete yerleştirilen bombanın saat 08: 58’de patlaması sonucu biri polis memuru 8 vatandaşımız yaralanmıştı.

Patlamada,arkadaşı Ceyhan Mercan ile otomobille olay yerinden geçen Ayten Bal bacağını kaybeti. Meydana gelen patlamanın Etiler Polis Okuluna çok yakın bir mevkide gerçekleşmiş olması, hedefin polis mi olduğu sorusunu akıllara getirmişti.

Kamuoyunu günlerce meşgul eden bu patlamanın ardından yapılan çalışmalar sonucunda eylem ile ilgili çok önemli bir detay ortaya çıktı. Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladı rapora göre hedef olarak Etiler Polis Okulu değil, İstanbul İsrail Başkonsolosluğu seçilmişti.


(Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı ve hedef olarak seçilen yerin İsrail Başkonsolosluğu olduğunu belirtilen rapor.)

Meydana gelen patlamanın Etiler’de bulunan Polis Okulunun yanında gerçekleşmesi ilk olarak akıllara PKK’yı getirdi. Ancak çalışmalarını derinleştiren İstanbul Emniyeti, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı gibi birçok aydını,benzer bombalı eylemler ile katleden Selam Tevhid Kudüs Ordusu örgütünün izine ulaştı. 8 vatandaşın yaralanması ile sonuçlanan kanlı eylem elektrikli motor ile gerçekleştirilmişti. Polis,incelediği kamera görüntülerinden yola çıkarak saldırıda kullanılan motorun günlerce izini sürdü ve izleri titizlikle takip etti.


(Polisin Etiler eylemini gerçekleştiren şahıslara yönelik sürdürdüğü incelemelerde saldırgana ait olduğu iddia edilen kamera görüntülerinden kayda geçen iki kare.)

Polis’in sabır ve titizlik ile tek tek inceleriği görüntülerden sonra saldırgan tepit edildi ve adım adım izi sürülmeye başlandı.

Çok geçmeden emniyet güçleri İstanbul ili Fatih ilçesinde bulunan bir depoyu tespit etti. Polis’in adeta puzzle gibi parçaları birleştirerek ulaştığı ve soruşturmanın adeta seyrini değiştiren bu deponun,kanlı eylemden birkaç ay önce Rızazade Metin isimli bir İranlı tarafından kiralandığı tespit edildi.

Emniyet tarafından tespit edilen ve gerekli yerlere robot resmi yollanan İranlı Rızazade Metin, Fındıkzade’de bulunan Karagül İş Merkezi’nden aldığı patlayıcıyı kiraladığı depoya saklamış ve İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nden aldığı talimat sonrasında Etiler’de kanlı eylemi gerçekleştirmişti.

İranlı Rızazade Metin’in patlayıcıları aldığı Fındıkzade’de bulunan Karagül İş Merkezi’ndeki “Sena Dental” isimli şirketin sahibinin, Abdülhamit Çelik olduğu tespit edildi.

Abdulhamit Çelik, 11-13 Mayıs 2000’de Ankara’da Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturması kapsamında verdiği ifadelerinde, Uğur Mumcu suikastı ile ilgili İran ajanları ile ilişkisi olduğunu kabul ederken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce yasadışı Hizbullah Tevhid terör örgütü ile ilişkisi olduğu tespit edilmişti.

Çelik, yasa dışı Selam Tevhid Kudüs Ordusu kapsamında verdiği ifadelerinde bir de önemli bir detayı itiraf etmişti. Bir yıl kadar İran’da dil eğitimi almak için kaldığını söyleyen Çelik, bu sürenin 2,5 aylık bölümünde ise İran ajanı olan Ali Horasani isimli bir şahıs tarafından özel olarak eğitildiğini itiraf etmişti.

Çelik’in söz konusu özel eğitime yönelik emniyette verdiği ifade,kayıtlara şu şekilde geçti: “1991 yılı içerisinde bir yıl kadar Tahran’da bulundum ve Ferhangiazad isimli dil kursuna devam ettim. Ancak bu dönemde tanıştığım ve Selahattin Eş isimli şahıs vasıtası ile geldiğini söyleyen Ali Horasani isimli şahıs aracılığı ile 2,5 ay kadar özel bir kurs gördüm. Bu kursun mahiyeti istihbarat edinmeyi içeriyordu.Bu kursu Tahran’ın içinde villa tipi bir evde gördük. Haftanın belli günlerinde devam ettiğim bu kursta takip,anti-takip,yer tayin etme, fotoğraftan şahıs bulma, kroki çizmek gibi dersler gördük.Bu derslerin amacı,Halkın Mücahitleri isimli İran İslam İnkılabına karşı olan örgütün faaliyetlerini tespit etmek ve örgüt mensuplarını belirlemekti.İhtiyaç olduğunda da bizleri değişik görevlerde kullanacaklarını söylüyorlardı.”


Etiler saldırısı ile ilgisi olduğu tespit edilen Abdülhamit Çelik’i takibe alan polis, Selam Tevhid Kudüs Ordusu’na ait olduğu iddia edilen bir şebekeyi daha ortaya çıkardı. Abdülhamit Çelik’in Selam Tevhid Kudüs Ordusu kurucularından iş adamı Hakkı Selçuk Şanlı ve iki İranlı ile buluştuğunu tespit etti.


(2011-762 nolu Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütü soruşturma dosyasına giren hücre elemanı olduğu iddia edilen şahısların fiziki takip sonucu elde edilen görüntüleri.)

İddia edilen söz konusu bu şebekede bulunan Abdülhamit Çelik, Hakkı Selçuk Şanlı,Seyed Ali Abkar Mir Vekili ve ismi tespit edilemeyen 4’üncü kişi, derin bağlantıları olan ve hükümete çok yakın ilişkileri bulunan kişiler ile yakın temas halindelerdi.Abdülhamit Çelik,1996’da 2 İran rejim muhalifinin öldürülmesi olayına karıştığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütü davasında 12 yıl 6 ay ceza aldı. 2004’de kamuoyunda “Erdoğan affı” olarak bilinen süreçte tahliye oldu.


(Ankara 2 Nolu DGM “Yasa dışı Kudüs Ordusu/Tevhid-Selam Örgütü Davası gerekçeli kararı Abdulhamit Çelik bölümü.)

Hakkı Selçuk Şanlı’nın ise,İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün Türkiye yapılanmasının kurucularından olduğu iddia edildi. 1988’de İstanbul’daki Suudi Amerikan Bank’ın bombalanması eyleminde yer alması yanı sıra,Uğur Mumcu,Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy’un katili olduğu iddia edilen Tekin kod isimli Ferhan Özmen’i yetiştirdi.Katıldığı eylemler nedeniyle 12 yıl 6 ay ceza aldı ve o da Abdülhamit Çelik gibi 2004 “Erdoğan affı” ile tahliye oldu.


Ali Akbar Mir Vekili ise polis soruşturma kayıtlarına, İran Devrim Muhafızları Komutanlığı Generallerinden olarak geçerken akıllarda kalan tek soru, adı birçok suikast eylemi ve İran ajanlığı ile suçlanan bu şahıslar ile aynı masada oturan Ali Akbar Mir Vekili’nin kim olduğu sorusuydu?

Bu şahıslar hakkında öne sürülen iddialar doğrultusunda soru işaretleride büyüdü. Zihinlerde oluşan bu soru işaretleri içinde en önemlisi ise, bu iddialar doğrultusunda Başbakan Erdoğan, bazı bakanlar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, hangi gerekçe ile bu şahısla yan yana gelerek kozmik toplantılar gerçekleştiriyor sorusuydu?

Tüm bu sorular cevap beklerken Emniyet güçleri, İranlı General ve 90’lı yıllarda Küdüs Ordusunun Türkiye yapılanmasını oluşturan Hakkı Selçuk Şanlı’nın, örgütsel bir yapılanma içinde hareket ettiklerini tespit ederken, bu sefer de şahısların günlük kullandıkları telefonlar haricinde birbirleriyle haberleşmek için özel telefonlar kullandıklarını belirledi.

Bu telefonları takibe alan polis, hücreye 3. bir şahsın daha dahil olduğunu belirledi. İddiaya göre bu şahıs, başbakan’ın ev sahibi olan ve AKP’nin kurucu üyesi olup aynı zamanda 22.Dönem Ankara Milletvekilliği yapan Faruk Koca idi.

Koca’nın 90’lı yıllarda işlettiği “Galeri Faruk” ünvanlı iş yeri, aydınlara yönelik suikastlerle ilgili Umut operasyonu iddianamesinde “tetikçilerin buluşma yeri” olarak geçmekteydi.

Faruk Koca’yı takibe alan polis, Koca’nın İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan arasındaki ilişkiyi koordine ettiğini ortaya çıkardı. İran kontrolündeki bu örgütlenmenin kendi aralarında iletişimi sağlamak için birebir telefonlar kullandığı ve belirli aralıklarla tüm telefonlarını değiştirdiklerini belirledi. Polisin titizlik ile sürdürdüğü takip ve soruşturma dosyasında yer alan bu iddialara göre İran kontrolündeki bu örgüt yapılanmasının toplanma üssü ise, Ankara Çukurambar’daki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahibi Faruk Koca’ya ait olduğu öne sürülen S’LO Cafe idi.

Soruşturma kapsamında elde edildiği iddia edilen delillere göre şahıslar “hücre” örgütlenme modelini kullanırken, genelde telefon görüşmelerinde birbirlerine kod adlarıyla hitap ediyorlardı. Yine iddialara göre, MİT Müsteşarı Hakan Fidan “Emin/Metin” kod adını kullanırken,Faruk Koca “Furkan”,Seyed Ali Akbar Mir Vekili ise “Hamit” kod adını kullanıyordu. Şahıslar yan yana görüntü vermemek için birbirlerini 10-15 metre aralıklar ile takip ediyorlardı.

Acil ve önemli durumlarda işi şansa bırakıp deşifre olmamak adına ankesörlü telefonları da kullanıyorlardı. Teknik ve fiziki takibe yönellik bütün bu tespitler ve daha fazlası adli delil olarak 2011-762 nolu Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturma dosyasında yer alıyordu.


(2011-762 Nolu soruşturma dosyasında yeralan ve polis tarafından söz konusu şahıslara yönelik yapıldığı iddia edilen fiziki takip çalışmalarından fotoğraf.)

Hakkı Selçuk Şanlı’nın 18 Mayıs 2000’de verdiği ifade de;

“Şahısı 1977 yılından beri tanırım. Kendisi ile birlikte Tevhid Grubu içerisinde faaliyetlerde bulundum. Kendisinin talimatı ile eğitim almak amacıyla İran’a gittim. İran uyruklu şahıslar ile irtibata geçerek eğitim aldım.” dediği ve 1977 yılından beri tanıdığı Hasan Kılıç’ın 11 Mayıs 2000 tarihinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadede, İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü ajanı Nasır Takipur ve örgütün Türkiye yapılanmasından sorumlu Hakkı Selçuk Şanlı ilişkisini tüm detayları ile anlattı. Ayrıca Hasan Kılıç, Hakkı Selçuk Şanlı ile aynı davalarda yargılandı ve Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütü davasından 18 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.



(Ankara 2 Nolu DGM “Yasadışı Kudüs Ordusu/Tevhid-Selam Örgütü Davası gerekçeli kararı Hasan Kılıç bölümü.)

“POLİS: 1992 öncesinde Selçuk ile samimiyetleri var, İran’a gidip gelmeler var, bu meyanda ne gibi yani neydi bu Nasır’ın Türkiye’deki rolü? İlk etapta ilk zamanlarda

HASAN KILIÇ: Ben ilk tanıdığım dönemlerde Nasır’ın İran’ın içerisinde bulunduğu savaş sebebiyle Türkiye’ye geldiğini ve bir takım faaliyetler içerisinde olduğunu öğrendim.

POLİS: Bir takım faaliyetler derken

HASAN KILIÇ: Daha çok istihbarat çalışmaları. Savaş içerisinde oldukları Irak’ın hedefleri noktasındaki takip ve istihbarat bilgilerinin toplanması. Aynı zamanda bu savaşın müsebbibi olarak gördükleri ABD’nin Türkiye’deki hedeflerine yönelik çeşitli istihbarat toplama gayretleri içerisinde olduklarını duydum. Bu çerçevede dediğim gibi daha çok belki Hakkı Selçuk Şanlı ile görüşmeleri konuşmaları olmuştur. Onunla bir iki defa İstanbul dışına birlikte seyahatlerinin olduğunu öğrendim.”

11 Mayıs 2000 tarihinde polise bu bilgileri veren Hasan Kılıç,13 Mayıs 2000 tarihinde yine ifade veriyor ve bu ifadesinde polis’in “İran adına espiyonej eylem ve faaliyetlerde bulunan şahısların kimlik ve eşgalleri hakkında bilgi veriniz” sorusuna, şu şekilde cevap veriyordu:

“İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu içerisinde tanıdıklarım:

1- Vahidi: 43 yaşlarında kendisi Kudüs Ordusunun komutanıdır. Beni bu şahıs ile 1995 yılı içerisinde İran Devrim Muhafızları’nın karargahında Hacı Mansur ve Muhammed Tahiri tanıştırdı. Fotoğrafında teşhis ettim.

2- Hacı Mansur: 45 yaşlarında, 1.80 boylarında, 85-90 Kg. ağırlığında, düzgün ve gür saçlı, kahve renkli gözlü, buğday tenli bir şahıs. İran devleti Tahran şehrinin kuzeyinde ayrı bir büro olarak kullanılan iki katlı bir binada Muhammed Tahiri beni tanıştırdı. Bu bina Kudüs Ordusuna ait.

3- Muhammed Tahiri: 42 yaşlarında, 1.75 cm boylarında, esmer, dereceli gözlüklü, başının üstünde saçı hafif dökük, çene ve burun yapısı uzun şahıs. İran’da Kudüs Ordusuna ait iki katlı bir binada Nasır Takipur (Takizade) beni bu şaahıs ile tanıştırdı.

4- Behram: 40 yaşlarında, 1.80 cm boylarında, ince, zayıf, derece gözlük kullanır, gür ve kıvırcığa yakın saçlı, minyon tipli şahıs. İstanbul’da Nasır Takipur tanıştırdı.

5- Ammar: 40 yaşlarında, 1.70 cm boylarında, 60 kg. civarında, zayıf yapılı, esmer, sakalsız, bıyıksız, siyah gür saçlı şahıs. İstanbul’da Nasır Takipur tanıştırdı.

Savama Ajanları arasında tanıdıklarım:

1- Majid Shadkar: Fotoğrafından teşhis ettim. Mecit olarak bildiğim şahıs. Kendisi ile 1988 yılında Tahran’da görüştüm. Beni bu şahıs ile İsmail Karacadağlı tanıştırdı.

2- Mohammad Reza Behreuzmanesh: Fotoğrafından teşhis ettim. Rıza olarak bildiğim şahıs. Kendisi ile 1988 yılında Tahran’da görüştüm. Beni bu şahıs ile İsmail Karacadağlı tanıştırdı.

3- Esmail Gharajeh Dağhi: Fotoğrafından teşhis ettim. İsmail Karacadağlı olarak bildiğim şahıs. 1986 yılında İstanbul’da Selçuk Şanlı tarafından tanıştırıldım.

4- Syrous Habibi Hefzabad: Fotoğrafından teşhis ettim. Kendisini Sadiki olarak bildiğim şahıs. Taran’da Selahattin Eş tarafından tanıştırıldım.

5- Mohsen Kargarazad: Fotoğrafından teşhis ettim. Karger olarak bildiğim şahıs. İstanbul’da İran konsolosluğunda çalışıyor. Kendisini burada tanıdım.

6- Ali: 35 yaşlarında, 1.70 cm boylarında, zayıfa yakın, 60-65 kg. civarlarında, düzgün ve siyah saçlı, bıyıksız, sakalsız, küçük ve kibar yüzlü, şehirli çocuk görünümünde, esmer tenli, kahve renkli gözlü. İstanbul’da Nasır Takipur tanıştırdı. İranlı şahsın kaçırılması eyleminde yer alan şahıs.

7- Ekber: 40 yaşlarında, 1.60 cm boylarında, 75 kg. civarında, şişmana yakın, göbekli, çok hızlı ve kelimeleri yuvarlayarak konuşur, başının ön tarafında saçları dökülmüş, mavi gözlü, esmer, sallanarak yürür. Tahran’da bir defa Nasır Takipur’un yanında gördüm.

8- Nasır Takipur (Takizade): 40 yaşlarında, 1.75-1.80 cm boylarında, sol ayağında hafif kısalık var, sakalsız ve bıyıksız, esmer tenli, iri uzun burunlu, kahve renkli gözlü, saçları kestane renkli düzgün ve yana taraalı, giyimine dikkat eden, Türkçesi iyi, geniş omuzlu şahıs. Yukarıda ifademde belirttiğim eylemlere katılan şahıs, İranlı olarak ilk tanıdığım şahıs."


(Hasan Kılıç’ın 13 Mayıs 2000 tarihinde verdiği ifadenin tutanağı)



(Hasan Kılıç’a ait 13 Mayıs 2000 tarihli ifadenin tutanağı ile Savama ve İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu ajanlarına ait ifadeli fotoğraf teşhis tutanakları.)

Hasan Kılıç, 11-13 Mayıs 2000 tarihlerinde verdiği bu ifadelerde Hakkı Selçuk Şanlı ile Nasır Takipur hakkında önemli bilgiler verdi.

09 Mayıs 2013 tarihinde mahkeme kararı ile yapıldığı iddia edilen ortam dinlemesinde, Nasır Takipur’un çalıştırdığı ve bir çok eylemde kullandığı Hakkı Selçuk Şanlı ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın hücresinde birlikte hareket ettiği iddia edilen İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu görevlisi Mir Vekili, İran ajanı Takipur’u hem rahmet ile anıyor hem de o dönem yaşadıkları anıları hatırlıyorlardı.

Diyalog şu şekilde gerçekleşti:

HAKKI SELÇUK ŞANLI: Biz Allah rahmet etsin Nasır’la böyle bir araba ile çok gezdik. İlk gezimiz böyle bir araba ile oldu. Bizim çocuklar hala o bizim arabaları … ( kopukluk oluyor konuşma anlaşılmıyor) ondan birkaç tane vardı bir tane değil.

MİR VEKİLİ: Hı hı”

Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütüne yönelik elde edildiği iddia edilen ve 2011-762 nolu soruşturma dosyasında yeralan bilgilere göre İran ve İran adına Türkiye’de faaliyet gösteren ajanların o dönemlerde bağlantı kurduğu birçok şahıs, AKP hükümeti döneminde kendilerini muhafazakar bir kimlikle sunarak hızla yükseldi.

Bazıları ise devlet kademelerinde çok önemli mevkilere geldi. İran ajanı olduğu iddia edilen Hakkı Selçuk Şanlı, tahliyesinin ardından bir süre kendisini unutturdu. Daha sonra İranlılar kendisiyle yeniden kontak kurdu ve yeniden görevlendirdi.

Hakkı Selçuk Şanlı, Uğur Mumcu gibi aydınlara yönelik suikastlerde tetikçilik yaptıkları iddia edilen Ferhan Özmen, Rüştü Aytufan, Necdet Yüksel gibi isimleri her ay cezaevinde ziyaret ederek İran’ın gönderdiği paraları hem onlara hem de ailelerine ulaştırdı.

Yine yukarıda yayınladığımız 09 Mayıs 2013 ortam dinlemesinde Hakkı Selçuk Şanlı ve Mir Vekili arasındaki diyalog, şöyle gerçekleşti;

MİR VEKİLİ: Sen o ailelerin parasını verdin mi?
HAKKI SELÇUK ŞANLI: Bu sefer mi?
MİR VEKİLİ: Hıı
HAKKI SELÇUK ŞANLI: Hamza’ya talimatı verdim , Hamza veriyor
MİR VEKİLİ: Hııı tamam
HAKKI SELÇUK ŞANLI: Bir, iki… iki ay verdiler, yok bi de bu ay. Her ay üç bin üç bin ödüyoruz. “

Mir Vekili ve Hakkı Selçuk Şanlı arasında bu diyaloglar gerçekleşirken, Başbakan Erdoğan’ın ev sahibi olan Faruk Koca hakkında soruşturma dosyasına giren iddialar da önem arz ediyordu.

Koca 90’lı yıllarda Aydınlık evlerde oto galerisi işletiyordu. AKP Milletvekilliği dönemine kadar ilkokul mezunu olan Koca, oğluna İran Devrim liderinin, lakabını (Ruhullah) verecek kadar da İran sempatizanıydı.

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun katil zanlısı Ferhan Özmen, örgütün kurucularından Hakkı Selçuk Şanlı gibi İran ajanlarına çalıştıkları iddia edilen şahısların yıllar önce buluşma noktaları Faruk Koca’nın sahibi olduğu “Galeri Faruk” idi.

“Galeri Faruk”un o dönem müdavimlerinden birisi de iddialara göre MİT Müsteşarı Hakan Fidan’dı. AKP’nin kurucu üyelerinden olan Koca, Başbakan’a hem evini açtı, hem de yakın ilişkiler kurarak Başbakan Erdoğan’ın çevresine İrancıları yerleştirdi.

Faruk Koca her geçen gün yükselişine devam etti. İnşaat şirketleri, dönerci, cafeler, hayvancılık, emlak krallığı gibi her sektörde adını duyurdu. Bir taraftan devlet içindeki İrancı kadroya destek verirken, bir taraftan da İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu Generallerinden Mir Vekili ile diyaloğunu sürdürdü.

İran’dan aldığı talimatları hiç itiraz ve tereddüt etmeden yerine getirdiği iddia edildi. En önemli ve en çarpıcı iddia ise, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Böcek bulunan” evinin de sahibi olması ve o böcekleri İran ajanları ile birlikte Koca’nın eve yerleştirdiğiydi.


(İddialara göre AKP’li bakan, milletvekili ve bürokratların uğrak yeri olan S’LO Cafenin sahibi Faruk Koca idi. Fakat Cafe’nin en üst katına özel misafirler dışında kimse alınmıyordu.)

Faruk Koca bu katı olası bir dinlemeye karşı donanımlı hale getirmiş ve bu önlemleri almasını Koca’ya, bizzat MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın söylediği iddia edildi. Gizli toplantılara katılacak misafirler,cafe’nin gözlerden ırak olan arka kapısından içeriye alınıyor. Bu nedenden dolayı da arka kapı çok sayıda kamera ve güvenlik personeli tarafından korunuyor.

Şüpheli görülen durumlar Faruk Koca’ya ve üst katın müdavimi olduğu iddia edilen Hakan Fidan’a rapor ediliyor. Yıllar önce İran ajanları ve onların Türkiye uzantılarının buluşma noktası olan “Galeri Faruk”un işlevini, bugün “S’LO Cafe”nin üstlendiği öne sürülüyor.

Hakan Fidan, Hakkı Selçuk Şanlı, Faruk Koca ve Mir Vekili’nin periodik olarak düzenledikleri sır toplantıların bu mekanda gerçekleştirildiği iddiası hala tazeliğini koruyor ve bir cevap bekliyor.


(2011-762 Nolu soruşturma dosyasında yeralan ve polis tarafından fiziki takip sonucu elde edildiği iddia edilen S’LO Cafe’nin ön ve arka girişi.)

Son olarak 2011-762 nolu Selam Tevhid Kudüs Ordusu Örgütüne ait soruşturma dosyasına giren bilgilere göre, Seyad Ali Akbar Mir Vekili, var olduğu ve faaliyet gösterdiği iddia edilen bu hücreyi yöneten şahıs.

Diğer hücre elemanları ile iletişimini ankesörlü ve gizli telefon kullanarak gerçekleştiriyor. İstanbul Ataköy’de 2 tane güvenli evi (Safe House) bulunan Vekili, İran ruhani lideri Ali Hamaney’e doğrudan bağlı. AKP’nin İran’da halledemediği işleri genelde onun hallettiği iddia ediliyor. (Kaynak: Karşı gazetesi)