İletişim Başkanı Altun: 'Sandık Yerine Sokakları Karıştırmaya Çalışmak Ne İse Bugün Suç Örgütlerinin Tezviratları Üzerinden Muhalefet Yapmaya... - Haberler
Haberi Paylaş

İletişim Başkanı Altun: "Sandık Yerine Sokakları Karıştırmaya Çalışmak Ne İse Bugün Suç Örgütlerinin Tezviratları Üzerinden Muhalefet Yapmaya...

Habermetre - Haberler | Toplum
İletişim Başkanı Altun:

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Sandık yerine sokakları karıştırmaya çalışmak ne ise bugün suç örgütlerinin tezviratları üzerinden muhalefet yapmaya çalışmak da odur.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Sandık yerine sokakları karıştırmaya çalışmak ne ise bugün suç örgütlerinin tezviratları üzerinden muhalefet yapmaya çalışmak da odur. " dedi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Millet İradesine Darbe: 27 Mayıs 1960 Darbesi" başlıklı uluslararası bir konferans düzenlendi.

Çevrimiçi olarak gerçekleştirilen konferansın açılış konuşmasını, İletişim Başkanı Altun yaptı.

27 Mayıs 1960 darbesinin ardından "sözde" bir mahkeme tarafından idama mahküm edilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ı rahmetle anan İletişim Başkanı Altun, milletin onların kararlılıklarını, mücadelelerini ve hizmetlerini daima saygıyla, minnetle hatırlayacağını ifade etti.

27 Mayıs darbesinin, "vesayet rejiminin doğum anı" olarak adlandırılabileceğini belirten Altun, zira "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesinin ayaklar altına alınmasıyla başlayan darbeler döneminin uzun yıllar devam ettiğini; 27 Mayıs darbesinin açtığı yolun 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül darbesinden geçerek, 28 Şubat sürecine kadar ulaştığını söyledi.

Bu dönemin, kendisini devletin sahibi olarak gören bir avuç Batıcı elit ile onların "azınlık yönetimi" projesine direnen millet arasında ciddi bir mücadeleye şahitlik ettiğini aktaran Altun, "Demokrat Parti'nin mirasçısı olan bir dizi sosyo-politik hareket, vesayete karşı milli iradenin temsilciliğini üstlenmiş; buna mukabil bu hareketlerin önü yeni darbelerle kesilmeye çalışmıştır. Batıcı bir azınlık grubun, dış destekle, çeşitli dönemlerde iktidarı gasp etme çabası, milletimize onulmaz acılar yaşatmıştır. Kardeş kardeşe düşman edilmiştir. Ülkemizin gelişimi sekteye uğratılmıştır. Darbeler, ekonomimizin büyümesine ket vurmuş, dış politikada ise milli çıkarlarımıza ağır zararlar vermiştir. " diye konuştu.

"Vesayet ve darbe sevdalıları her dönemde varlık gösteriyor"

İletişim Başkanı Altun, söz konusu sosyo-politik hareketlerin en güçlüsünün 2000'li yılların başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye siyasi hayatına dahil olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararlı, ferasetli ve güçlü liderliğiyle, siyasi yasaklardan kapatma davalarına, dezenformasyon kampanyalarından darbe girişimlerine kadar birçok engel aşılarak bu günlere gelindiğini anlatan Altun, "28 Şubat sürecinde, okuduğu bir şiir nedeniyle mahküm edilen sayın Cumhurbaşkanımız, sırtını sadece milletimize yaslamış; 2007 e-muhtıra olayı ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi saldırıları milletiyle birlikte püskürtmüştür. Sayın Cumhurbaşkanımızın cesareti sayesinde devlet-millet birlikteliği yeniden tesis edilmiş, demokrasimiz sağlam temellere oturtulmuştur. " değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde atılan tüm adımlara rağmen, vesayet ve darbe zihniyetinin hala ayakta olduğuna işaret eden Altun, şunları kaydetti:

"Bu zihniyet, yıllar içinde kendisini farklı yol ve yöntemlerle hayata geçirmeye çalışmıştır. Vesayetçiler ve darbe sevdalıları dışarıdan aldıkları talimatlarla her dönemde varlık göstermeye çalışmışlardır. 27 Mayıs'tan beri değişmeyen tek özellikleri ise milletimize yönelik kin ve düşmanlıkları olmuştur. Üzülerek görüyoruz ki, bugün darbe ve vesayet özlemi duyanların bir kısmı, demokrasi ve özgürlükler konusunda ahkam kesmekten geri durmuyor. Milletimiz, her fırsatta bu meyanda nutuk atanların, karanlık odaklarla iş tutanların ve e-muhtıraları destekleyenlerin, 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında kahvelerini yudumlayıp, işgal girişimini büyük bir keyifle televizyondan izlediklerini net bir şekilde görmüştür. Bunlar, kuzuyu kurtla öldürüp, çobanla birlikte yiyen, sonra da sahibiyle birlikte yas tutanlardır. Bunların bir bölümü, geçmişte aldıkları derslere rağmen, darbe özlemlerini ele vermeden edemiyorlar. Bunlardan bazıları Sayın Cumhurbaşkanımıza 'Sonun Menderes'e benzemesin' diye ahlaksızca bir tehditte bulunabiliyor ve dahası bu kişiler Gazi Meclisimizin çatısı altında faaliyet göstermeye devam ediyorlar. "

İletişim Başkanı Altun, bu vesayet sevdalılarının asıl derdini çok iyi bildiklerini belirterek, "Yabancı servislerin hesabına devletimizin kılcal damarlarına nüfuz edenleri, sivil toplum adı altında fitne tohumu ekenleri, Türk dış politikasını Batıcı bir bağımlılık tuzağına mahküm etmek isteyenleri çok iyi biliyoruz. Ordumuzla, emniyet güçlerimizle, isimsiz kahramanlarımızla terör örgütlerini topraklarımızdan ve sınırlarımızdan söküp atmamızdan rahatsız olanları iyi biliyoruz. Sırtını terör örgütüne dayayanları, 'Terör örgütü Türkiye'ye tehdit değildir' diyenleri, 'Suriye'de, Libya'da, Karabağ'da, Kıbrıs'ta ne işimiz var' diye bizi sorgulayanları çok iyi biliyoruz. Hiç merak etmeyin, bunları aziz milletimiz de çok iyi biliyor. " diye konuştu.

" Muhalefet, yaşadığı darboğazı siyaset dışı mekanizmalarla aşmaya çalışıyor"

Sandık yerine sokakları karıştırmaya çalışmak ne ise bugün suç örgütlerinin tezviratları üzerinden muhalefet yapmaya çalışmanın da o olduğunu vurgulayan Altun, "Muhalefet, iktidar için her yolu mübah gördükçe milletimiz onları iktidara layık görmeyecektir. " dedi.

Muhalefetin, yaşadığı siyasetsizlik darboğazını algı operasyonlarıyla ve siyaset dışı mekanizmalarla aşmaya çalıştığını ifade eden Altun, bunun beyhude bir uğraş olduğunu söyledi.

İletişim Başkanı Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde son 20 yılda AK Parti Hükümetlerinin milletin verdiği emanete sahip çıkarak, Türkiye'nin geçmişteki kaotik günlere dönmemesi için her alanda önemli mücadeleler verdiğini ve büyük başarılar elde ettiğini bildirdi.

Bir yandan Türkiye'de suç örgütlerinin beli kırılıp devlet otoritesinin ülkenin en ücra köşelerine ulaştırıldığını anlatan Altun, öte yandan bölgede devlet idaresi olmayan ülkelerin Türkiye'ye savaş ekonomisi ile terör ve suç örgütleri ithal etmelerinin önüne geçildiğine dikkati çekti.

İletişim Başkanı Altun, terörün, suç örgütleri ile olan ilişkisini de göz önüne alarak izledikleri milli güvenlik politikalarının hem DEAŞ, PKK ve FETÖ gibi örgütlerini büyük bir hezimete uğrattığını hem de terörden beslenen illegal yapıların ortadan kalkmasını sağladığını belirtti.

"Milletimiz oyunun farkında"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde bugün Türkiye'nin bölgede bir istikrar ve güven adası olduğunu vurgulayan Altun, şunları kaydetti:

"Hamdolsun bugün Türkiye içerisinde terör örgütleri ve illegal yapılanmaların karanlık operasyonel alanları kalmamıştır. Tarih boyunca Türkiye'ye karşı faaliyet gösteren yabancı güçler kendilerine yerel bir piyon aramışlardır. Buna mukabil, Türkiye'de tutunamayan suç örgütleri de kendilerine birer yabancı hami aramıştır. Denenen senaryo ve oynanan oyun hep aynı olmuştur. Üzerine basa basa söylüyoruz; Türkiye ile diplomatik ve hukuki meseleleri olan kimi aktörlerin meşru zemini bir kenara bırakıp, illegal yapılanmalara tevessül etmesi bu aktörlerin çaresizliğini göstermektedir. Bunlarla mücadeleye devam edeceğiz. Türkiye'nin bu girişimlere verilecek cevabı olmuştur, elbette olacaktır.

Biz 1990'lardaki zihniyetle, örgütlerle, çetelerle mücadele ederek bugünlere geldik. 'Eski Türkiye' diye anlattığımız şey, işte tam da budur. Suç örgütleri ve çete mensupları karanlık yapılarla iş birliği yaparak Türkiye'nin istikrarsızlaştırılmasına, ülkemizin dışa bağımlılığının pekiştirilmesine hizmet etti. Faili meçhuller bizim dönemimizin değil, bizden önceki dönemlerin kahredici bir gerçeği idi. Biz bu kirli mekanizmalarla mücadele ettik. Terörle mücadele ettik. Türkiye'nin terörle, terör örgütleriyle dizayn edilen bir ülke olmasının önüne geçtik. Bunu yaparken vesayet odakları ile karşı karşıya kaldık. Onları da tarumar ettik. Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun. Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü mücadele sayesinde dış güçlerin piyonlarını devre dışı bıraktık. Bugün o günlerin cürümlerini, kirli iş birliklerini önümüze getirenlere diyoruz ki, o cürümlerin sahipleri bugün hala içli dışlı olduğunuz, kendilerinden medet umduğunuz unsurlardır. "

İletişim Başkanı Altun, "Bugün 1990'ların karanlık aktörlerinin itham ve iftiralarından medet umanlar geçmişte de FETÖ'den, PKK'dan medet ummuşlardı. Boşuna heveslenmesinler. Milletimiz bu oyunun farkındadır. " dedi.

"Ne yaparsanız yapın, Türkiye'nin kutlu yürüyüşüne engel olamayacaksınız"

İletişim Başkanı Altun, 27 Mayıs darbesini aklamaya çalışanların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini tartışmaya açmalarının, Türkiye'yi istikrarsızlık ve koalisyonlar çağına geri döndürmeye çalışmalarının da şaşırtıcı olmadığını söyledi.

15 Temmuz gecesi göğsünü demokrasiye siper eden milyonların, yüreklerinde Adnan Menderes ve arkadaşlarına yapılanlara engel olamamanın üzüntüsünü taşıdığını ifade eden Altun, eğer darbe başarılı olsaydı, devletin bir kez daha azgın bir azınlığın tahakkümüne terk edileceğini dile getirdi.

Milletin bu tehdidi fark ettiğini ve tankları çıplak elleriyle durdurduğunu belirten Altun, "Tam da bu nedenle birileri 'sivil darbe' ve 'tiyatro' gibi ifadelerle bu şanlı mücadeleye gölge düşürmeye çalışıyor. Şehitlerimizi, gazilerimizi, aziz milletimizi inciten bu ifadeleri kullananlar, dostlarının yaşadıkları hezimeti hazmedemedikleri için bunu yapıyorlar. Bu şer unsurları 15 Temmuz'dan sonra mikroplardan temizlenen devletimizin artan gücünden, terörle mücadeledeki başarısından, operasyonlara karşı direncinden rahatsızlar. " ifadelerini kullandı.

"27 Mayıs 1960 darbesinin yıldönümünde onlara buradan net bir mesaj gönderiyoruz. " diyen Altun, "Ne yaparsanız yapın, Türkiye'nin kutlu yürüyüşüne engel olamayacaksınız. Hangi komploları kurarsanız kurun, milletimizi durduramayacaksınız. Kimlerle ortak olursanız olun, milletimizle gönül bağımızı koparamayacaksınız. " diye konuştu.

Konferansın ilk oturumunda "Öncesi ve sonrasıyla 27 Mayıs Darbesi" konusu ele alındı. İlk oturumda konuşan Türkiye'nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, 1960 askeri darbesinin cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olduğunu anımsatarak, sonraki darbeleri yapanlar tarafından örnek alındığını söyledi.

Darbenin bir grup subay tarafından yapıldığını ifade eden Naskali, "Bu bir subay hareketidir. Bir de sivil kolu vardır, o da CHP'dir. İki koldan yürümüştür. " değerlendirmesini yaptı.

Büyükbabası Bayar'ın darbe günü yaşadıklarını anlatan Naskali, Bayar'ın Çankaya Köşkü'ne kendisini almaya gelen subayları "Milletin reyiyle geldim, milletin reyiyle giderim. Siz kim oluyorsunuz? " sözleriyle karşıladığını aktardı.

Naskali, Bayar'ın gelenleri silahını çekerek vurmak istediğini ancak bu kararından vazgeçtiğini belirterek, "İçinden bir ses katil olma diyor. Bunun üzerine silahı kendi şakağına çeviriyor. Silah tutukluk yapınca fırsattan istifade odadaki subaylar, üzerine yürüyerek silahı elinden alıyorlar. " diye konuştu.

Yassıada yargılamalarına da değinen Naskali, "Yassıada yargılamaları darbeyi haklı göstermek için hazırlanmış bir gösteriydi. Mahkeme heyeti Milli Birlik Komitesinin güdümünde çalışacak kimselerden oluşuyordu. Yassıada kararları önceden verilmiş kararlardı haliyle. Sümen altında hazır bekleyen bir dosyaydı. Keza idam hazırlıkları da mahkeme bitmeden çok önce başlamıştı. " ifadelerini kullandı.

Darbecilerin devletin kurumlarını kendi zihniyetlerine göre yeniden tasarladıklarını anlatan Naskali, ordudan 235 general ve 5 bine yakın subay, astsubayın emekli edildiğini, üniversitelerde "147'ler" olarak bilinen öğretim üyelerinin görevden uzaklaştırıldığını, Yargıtayın 241 üyesinden 66'sının, Danıştayın 54 üyesinden 28'inin, kürsüde bulunan 3 bin 123 hakim ve savcıdan 520'sinin rızaları dışında emekli edildiklerini aktardı.

Darbeyi ayakta tutma, hatırlatma çalışmalarının da yapıldığını dile getiren Naskali, "İnönü hükümeti, 1962'de 27 Mayıs'ı milli bayram olarak ilan etti ve 20 yıl kadar 27 Mayıs kutlanmaya mecbur bırakıldı. " diye konuştu.

Naskali, darbecilerin kendilerini meşru göstermek için belli adımlar attıklarını ifade ederek, "Darbe yapanların meşru olma kaygısı var. Ortaya birtakım sebepler sürülmesi gerekiyor, bir zemin gerekiyor. Bugün de darbe zemini hazırlıklarına benzeyen sözler duyduğumda arkasında böyle bir düşüncenin olduğunu düşünüyorum. " değerlendirmesini yaptı.

"Milletin sırtına saplanmış bir hançer"

Gazeteci yazar Yavuz Donat ise 27 Mayıs 1960 darbesini "izleri hala duran, milletin sırtına saplanmış bir hançer" olarak tanımladı.

1960 darbesinin siyaset üzerindeki etkilerinin hala görüldüğünü belirten Donat, "1960 darbesinin getirdiği en büyük kötülüklerden biri ülkemizde siyaset ve siyasetçi düşmanlığının kurumsallaştırılmasıdır ve bu düşmanlık halen devam etmektedir. 27 Mayıs darbelerin annesi, babasıdır. Türk siyasetinin üzerinden öyle bir tır geçti ki hala etkilerini atabilmek mümkün değildir. " diye konuştu.

Donat, 27 Mayıs darbesiyle Türkiye'de yeni bir sınıf oluştuğuna işaret ederek, "Sistemin gizli efendileri. Bunlar hala vardır. Halka 'Haso, Memo' diye bakanlar, 'profesörün oyu ile dağdaki çobanın oyu bir midir' diye bakanlar. " ifadelerini kullandı.

Darbenin etkilerinin devam ettiğini dile getiren Donat, şunları kaydetti:

"27 Mayıs'ın üzerinden bu kadar zaman geçti ama ruhu yaşıyor. Eğer yaşamasaydı 'ordu göreve' pankartı asılmazdı, 'Genelkurmay'ın ışıkları yanıyor' denilmezdi, Kenan Evren'e gidip 'Paşam daha ne duruyorsun' denilmezdi. Bugün hala Türkiye'de darbe aşkıyla yanıp tutuşan sözde demokrat, demokrasiye inanmayan, milli iradeye inanmayan bir kesim vardır. Darbe başarılı olsa alkışlayacak çok kişi vardı, birtakım siyasetçiler de dahil. Birtakım kişiler hala darbenin özlemiyle, hasretiyle yanıp tutuşmaktadır. Allah Türkiye'yi bir daha o günlere götürmesin. "

"Darbeyi yapanlar bugüne kadar etkisini sürdürecek bir güç oluşturmuştur"

Akademisyen yazar Rasim Koç ise 27 Mayıs'ın ülkenin hem bürokratik yapısını hem de devlet yönetim işleyişini bozduğunu söyledi.

Darbeyi yapanların ordu içindeki azınlık grup olduğunu, 38 kişilik bu grubun kendi içinde de farklı fikirler taşıdığını anlatan Koç, darbeden sonra grup içinde tasfiyeler gerçekleştiğini anımsattı.

27 Mayıs'ın kendinden sonraki darbelere etkisinin büyük olduğunu dile getiren Koç, "Darbeyi yapanlar bugüne kadar etkisini sürdürecek bir güç oluşturmuştur. " ifadesini kullandı.

Koç, 27 Mayıs'ta Demokrat Parti'nin kapatıldığını, CHP'nin kurumsal kimliğinin devam ettiğini aktararak, "Sadece bir partiye karşı işlenmiş bir darbedir. 15 Temmuz'da da tek bir parti hedef alınmıştır. 2007'de de tek bir parti hedef alınmıştır. Bunlar birbirinin devamı olan, temelinde hukuk, demokrasi, özgürlük olmayan, belli bir zümrenin vesayetine dayalı bir iktidar anlayışı. " değerlendirmesinde bulundu.

Coastal Carolina Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Christopher Gunn ise, "Uluslararası Perspektiften 27 Mayıs Darbesi" başlıklı sunumunda, ABD'nin 27 Mayıs darbesinden haber dar olmadığı mitinin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

ABD hükümetinin darbeden kesinlikle haber dar olduğunu savunan Gunn, "Bundan 10 yıl öncesine kadar bile ABD'nin darbeden haber siz olduğu ve buna çok şaşırdığı miti vardı. Ama bugün ortaya çıkan belgeler bu resmi söylemi çok ciddi şekilde yalanlıyor. Ben, ABD'nin bu darbeyi bildiğini hatta beklediğini ve gerçekleştiğinde de hiç şaşırmadığını düşünüyorum. Çünkü NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye hem ABD hem de NATO için çok çok önemliydi. " diye konuştu.

Gunn, Türk ordusunun ABD'nin finansal desteğiyle donatıldığını ifade ederek 26 üs ve 13 bin askeri personelle ABD'nin o dönemde Türkiye'de büyük bir askeri güç olduğunu kaydetti.

27 Mayıs darbesiyle ilgili araştırmalar yaparken özellikle "ABD, Türkiye'de bir darbe olduğunun farkında mıydı? ", "ABD bu darbeye müdahil oldu mu? " ve "ABD ne derece aktifti? " soruları üzerinde yoğunlaştığını vurgulayan Gunn, şunları kaydetti:

"Eğer kanıtlar ABD'nin haberi olmadığını gösteriyorsa bu ABD istihbaratının zayıflığını gösterir ki bu mümkün değil. Gerek Dışişleri Bakanlığı kaynakları gerek New York Times'ın haberler inden ABD'nin bu darbeden haber siz olmadığını çok net bir şekilde gördüm. ABD kesinlikle bir darbenin yaklaştığının farkındaydı. Dışişleri Bakanlığı da çok net bir şekilde bunun farkındaydı. Bunun için sadece New York Times'ın haberler ine bakmak bile yeterli. O dönem Türkiye'yi darbeye götüren süreçle ilgili her gün haber yapıldığını görebiliyoruz. "

"ABD yaklaşan darbenin farkındaydı"

Gunn, ABD yönetiminin Dışişleri Bakanlığına "Adnan Menderes ile İsmet İnönü arasındaki soruna müdahil olmaması gerektiği" yönünde bir uyarı yaptığını aktardı.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Milli Güvenlik Konseyi ile Operasyon ve Koordinasyon kurullarının net şekilde olayların farkında olduğuna dikkati çeken Gunn, "ABD yaklaşan darbenin farkındaydı ve 'Menderes'e neden yardım etmedi, neden kurtarmadı, neden Türkiye'de barışçıl bir sürece geçilmesi için yardım etmedi, Washington neden saf gibi davrandı' soruları da son derece önemli. " ifadelerini kullandı.

ABD'nin bu darbeden rahatsızlık duymadığını söyleyen Gunn, "Haberler i vardı, paniklemediler ve bunun normal bir süreçle işleyeceğini düşündüler. Eisenhower hükümeti Menderes hükümetine kesinlikle öfke doluydu. Ekonomik olarak kötü bir yönetim olduğuna dair bir algı vardı ve bunun ittifaka zarar verdiği düşünülüyordu. Ayrıca ABD'nin önerdiği askeri reformların yapılmadığı görüşündeydiler. ABD bu konuda önerilerde bulunmuştu ve Menderes bunu kabul etmemişti. ABD'nin bu darbeye sesiz kalmasının diğer önemli nedeni ise Menderes'in Sovyetler Birliği ile kurduğu ilişkiydi. " değerlendirmesinde bulundu.

"Ciddi manada uyanık olmalıyız"

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Akif Çağatay Kılıç ise konferansın ikinci oturumunda konuştu. Kılıç, bugün iletişim kanallarının kötü amaçlar için de kullanıldığını ifade ederek, "Önümüzdeki dönemde demokrasi dışı, hak, hukuk dışı müdahalelere kalkışacak olanların sadece bildiğimiz, konvansiyonel diye tabir ettiğimiz araçları kullanmayacağını, sosyal medyayı ciddi manada suiistimal edeceklerini, sahte haberler le kamuoyu oluşturma yoluna gideceklerini düşünüyorum. " dedi.

1960 darbesinden sonra iktidarı kötülemek için radyo ve gazetelerin kullanıldığını, "gençlerin kıyma makinelerine konulduğu" haberler inin yapıldığını anımsatan Kılıç, "Şunu görmek lazım, o darbelerin arkasındaki güçler o gün o imkanları kullanıyordu, bugün başka imkanları kullanmaya çalışıyor. Geleneksel anlamda anladığımız darbeyi yapmaya gerek duymadan birtakım manipülasyonlarla sonuç elde etmeye çalışıyorlar. Onun için bu konuda ciddi manada uyanık olmalıyız. " ifadelerini kullandı.

Şu an Türkiye'de siyasetin içerisinde muhalefetin farklı unsurlarının da bulunduğu bir algı operasyonu çalışması olduğunu söyleyen Kılıç, "Bunu Meclis'te de yaşıyoruz. Doğru olmayan bilgiler üzerine algı operasyonları kurulup, bir takım yasa dışı, demokrasi dışı müdahalelerin sanki algısal anlamda altyapısı hazırlanmaya çalışılıyor gibi bir algı tabii ki hepimizde oluşuyor. " değerlendirmesini yaptı.

Ülkenin, milletin hassasiyetleri noktasında gösterilmesi gereken duruşunun açık olduğunu dile getiren Kılıç, "Bunları ortaya koyarken çıkıp da 15 Temmuz'u kontrollü, organize, tiyatro veya önüne başka sıfatlar getirerek adlandırmaya çalışmak darbeci zihniyetin değirmenine su taşımaktan başka bir noktaya gitmez. " dedi.

"Demokrasi bilincinin gelişmesi açısından önemli"

Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Duran ise 1960 darbesinin verdiği zararı çok yönlü değerlendirmenin demokrasi bilincinin gelişmesi açısından önemli olduğuna dikkati çekti.

Türkiye'de darbelerin ortak noktalarına değinen Duran, "Toplumsal ve siyasal gruplar arasındaki çatışmaları artıran bir ortamın oluşturulduğunu, ekonominin bu şekilde olumsuz bir havayla ele alındığını ve sürekli siyasetin başarılı olamadığı kampanyasının yürütüldüğünü, içeride medya eliyle psikolojik bir harbin yükseltildiğini, kurumsal krizin yaratılmaya çalışıldığını gördük. Bunlar 1960 darbesine has değildi. 17-25 Aralık, MİT tırları gibi olaylar da böyleydi. " diye konuştu.

Bugün ülkede demokrasi konusunda daha güçlü bir toplumsal bilinç olduğunu anlatan Duran, "15 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısıyla meydanlara inen insanlar aslında 1960 darbesiyle de hesaplaştılar ve onu tarihe gömdüler. Bundan sonra vesayetçi hiçbir grubun bu ülkenin kaderini belirleyemeyeceğinin tarihini yazdılar. 15 Temmuz gecesine dair yaptığımız araştırmalarda şunu gördük. İnsanlar Erdoğan'a Menderes'in kaderini yaşatmak istemedikleri için meydandaydılar. " ifadelerini kullandı.

"Darbeci geleneğin başlangıcı"

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkan Vekili Mehmet Uçum, 1960 darbesinin cumhuriyet tarihi açısından darbeci geleneğin başlangıcı olduğunu, etkilerinin sonraki dönemlerde de kendini gösterdiğini anlattı.

Cumhuriyetin egemenliği kayıtsız, şartsız millete veren bir sistem olduğuna işaret eden Uçum, "1960 darbesi sadece demokratik düzene karşı yapılmış bir darbe değildir, aynı zamanda cumhuriyete karşı da bir darbedir. " dedi.

Darbelerin tamamının demokrasi karşıtlığı üzerinden tartışıldığını ancak aynı zamanda cumhuriyet karşıtlığı olduğunu anlatan Uçum, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Cumhuriyete karşı olmasının sonuçları milli egemenliğin parçalanması şeklinde bir sistem kurulmasıyla bağlantılıdır. 1961 Anayasası'na bakıldığında egemenlik ilkesine ilişkin düzenleme değiştirilmiştir. 1921 ve 1924 anayasalarında 'Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir' hükmü vardır. Bunun yanına kurumsal yapılar koymamış, yetkili organlar tayin etmemiştir. 1961 Anayasası'nda 'Egemenlik kayıtsız, şartsız millete aittir. ' dedikten sonra egemenliğin anayasada belirtilen yetkili organlar eliyle kullanılabileceğine ilişkin düzenleme koymuştur. Bunu 1982 Anayasası da tekrar etmiştir. Bu bilinçlidir. Amacı milli egemenliği sınırlamaktır. Esas itibarıyla halkın iradesiyle, seçimler yoluyla, halkoylamaları yoluyla, diğer inisiyatifleriyle kullanması gereken egemenlik, milli egemenlik ve kurumsal egemenlik olarak ikiye bölünmüştür. "

Diğer ülkelerde darbeci geleneklerin bir şekilde tasfiye edildiğini ancak Türkiye'de 1960 darbesinden sonra 50 yıldan fazla etkisini ve varlığını sürdürdüğünü kaydeden Uçum, "Bunun asli sebebi, darbeci geleneğin hukuksal sistematik içerisinde bir egemenlik pozisyonu oluşturmasıdır. " diye konuştu.

1960 darbesiyle yapılan düzenlemelerin kalıntılarının 1982 Anayasası'nda da görüldüğünü aktaran Uçum, şöyle konuştu:

"Milli egemenliğe ortak olmuş, demokrasiye karşıt pozisyonda yapılanmış bu kurumsal egemenliği tümden tasfiye etmemizin yolu yeni sivil demokratik bir anayasayı kabul etmemizden geçiyor. Reform sürecini tamamlayacak hedef yeni, sivil bir anayasa olmak zorunda. 2023 sürecinde Sayın Cumhurbaşkanı'nın gündeme getirdiği, Cumhur İttifakı'nın sahip çıktığı yeni anayasa hedefi, diğer partilerin her ne kadar sistem değişikliği üzerinden de ele alsalar yeni anayasa çalışmaları Türkiye'nin yeni anayasa ihtiyacının ne denli güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. "

Konferansın üçüncü oturumunda "Dünyada Demokrasi Tecrübesi" konusu ele alındı.

Cumhurbaşkanlığı Dış ve Güvenlik Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Kireççi'nin moderatörlüğünü yaptığı oturuma, eski Guatemala Dışişleri Bakanı Dr. Rodrigo Montufar, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi (CIGA) Direktörü Prof. Dr Sami el-Arian, Katar Hamad Bin Khalifa Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Louay Safi ile Thembekile Mandela Vakfı Başkanı Dr. Liyakat Azam konuşmacı olarak katıldı.

"Yaşananlardan ders almak gerekiyor"

Montufar, böyle bir etkinlikte bulunmaktan dolayı mutlu olduğunu ifade ederek, Guatemala'nın darbe geçmişi ve demokrasi tecrübesini değerlendirdi.

Kendisinin tanıklık ettiği darbeleri ve kişisel tecrübesini aktaracağını belirten Montufar, "Bu önemli bir konu. Yaşananlardan ders almak gerekiyor. " diye konuştu.

Montufar, 1954 yılında hükümete karşı yapılanın, bir darbeden çok uluslararası bir müdahale olduğunu, 1963 yılında ise hükümetin başında asker kökenli birisi olmasına rağmen darbenin yapıldığını hatırlattı.

1963 darbesinde başında asker olsa da zayıf bir hükümetin bulunduğunu ve bunun darbeyi kolaylaştırdığını vurgulayan Montufar, bu darbelerin ardından bir anayasa komitesi oluşturularak demokrasiyi güçlendirme adımlarının atıldığından bahsetti.

Montufar, "Darbelerin sonuçlarından bahsedecek olursak eğer darbelerin topluma zarar verdiğini, demokrasiyi engellediğini ve ülkenin kalkınmasını zorlaştırdığını görüyoruz. " değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'nin darbeler ve demokrasi mücadelesi tecrübesine bakmak gerekiyor"

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi (CIGA) Direktörü Prof. Dr Sami el-Arian, İslam ve demokrasi konusunun uzun yıllardır tartışıldığını dile getirdi.

Hristiyanlık ve demokrasi, Yahudilik ve demokrasi, Hinduizm ve demokrasi gibi tartışmaların yapılmadığına dikkati çeken Arian, demokrasinin kendine ait bir tarihi olduğunu ve tarihte bazı kültürlerin de bununla uyumlu olduğunun veya olmadığının görüldüğünü vurguladı.

İslam toplumlarında farklı zamanlarda demokratik değerlerin yer aldığını ve örnekleri için İslam tarihine bakılmasının yeterli olacağını ifade eden Arian, "İslam'ın erken dönemlerinde seçimlerin yapıldığı görülüyor. İnsanlar peygamberin ve halifelerin vefatından sonra kendini yönetecek liderleri seçiyor, kimin yöneteceğini konuşuyor. " ifadelerini kullandı.

Arian, bu örnekle aslında İslam ve demokrasi meselesinin de cevabını bulduğunu belirterek, "Arap Baharı'nda oradaki kitlelerin tutkusuna baktığınızda demokrasiye olan arzuyu görüyorsunuz. " değerlendirmesinde bulundu.

Demokrasinin öte yandan yönetmek ve kontrol etmek amaçlı olarak da araç kılındığına dikkati çeken Arian, "İsrail için demokrasi deniliyor ve kendine demokrat diyen ülkeler İsrail'in apartheid rejimini destekliyor. İsrail, bu sistemi tamamen Filistinlileri kontrol etmek için kullanıyor. " diye konuştu.

Arian, "Türkiye'nin darbeler ve demokrasi mücadelesi tecrübesine bakmak gerekiyor. Demokrasiyi nasıl güçlendirebileceğimizi konuşmak ve demokrasinin hayatın her noktasında yaşatılması gerekiyor. " dedi.

"İslam dünyasındaki bütün darbelerin arkasında CIA var"

Katar Hamad Bin Khalifa Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Louay Safi, İslam dünyasında gerçekleşen bütün darbelerin arkasında, Amerikan istihbarat servisi CIA'nın olduğuna dair çok sayıda belge ve kanıt ortaya çıktığını söyledi.

"İslam dünyasında meydana gelen her darbe Batı dünyası tarafından hızlı bir şekilde ve tereddütsüz kabul edilmiş ve alkışlanmıştır. " diyen Safi, 27 Mayıs darbesinin hem Türkiye hem dünya için sembol darbe olduğunu söyledi.

Suriye ve İran'da gerçekleştirilen darbelerin de İslam dünyası için önemli darbeler olduğunu ifade eden Safi, sözlerine şöyle devam etti:

"İslam dünyasında gerçekleşen bütün darbelerin arkasında CIA'nın olduğuna dair çok sayıda belge ve kanıt ortaya çıktığını görüyoruz. Suriye'de Arap Birliği'nin İsrail'e karşı yenilmesinin ardından iktidarda olan Şükrü El Kuvveli'ye karşı CIA destekli bir darbe gerçekleştirilmişti. Bu bir anlamda demokrasinin dönemeci oldu diyebiliriz. "

"Darbeler, küresel güçlerin İslam dünyasında kontrol sağlaması için gerçekleştirildi"

İslam dünyasında gerçekleşen darbelerin demokrasilere büyük zarar verdiğini dile getiren Safi, küresel güçlerin darbeleri, İslam dünyasındaki halkları domine etmek, kontrol sağlamak için gerçekleştirdiğini veya desteklediğini kaydetti.

Safi, "İslam dünyasında meydana gelen her darbe, Batı dünyası tarafından hızlı bir şekilde ve tereddütsüz kabul edilmiş ve alkışlanmıştır. İslam dünyasında bazı liderlerin de kendi yerlerini sağlamlaştırmak için küresel güçlerin menfaatlerini korumaya çalıştıklarını da görüyoruz. Müslüman ülkelerde gerçekleştirilen darbelerin aynısı daha sonra Güney Amerika'da denendi. " ifadelerini kullandı.

İslam dünyasında insanların demokratik yönetimlere geçiş konusunda daha fazla talepkar olduğuna vurgu yapan Safi, bu demokrasi arayışının hem Batı tarafından hem de otoriter liderler tarafından engellendiğini belirtti.

"Güney Afrika'da Mandela liderliğinde demokrasiye geçiş yaptık"

Thembekile Mandela Vakfı Başkanı Dr. Liyaqat Azam da "Güney Afrika'nın demokrasi deneyimi" başlıklı sunumunda eski Güney Afrika Cumhurbaşkanı Nelson Mandela ile beraber Güney Afrika'da yaşanan demokrasi deneyimi hakkında bilgiler paylaştı.

Güney Afrika'nın, Batı tarafından uzun yıllar sömürgeleştirildiğini ve krallıklar tarafından yönetildiğini belirten Azam, "Güney Afrika'da Mandela liderliğinde demokrasiye geçiş yaptık ve Mandela ile kıta özgürleşmeye başladı. Afrika'da ya da diğer ülkelerde istikrarı bozmaya yönelik küresel denemeler olabilir ama önemli olan, bizim vatandaşlar olarak aktifliğimizi ortaya koymamız ve demokratik haklarımızı biliyor olmamız. " diye konuştu.

Habermetre - Son Dakika Haberleri
/beğendim
/alkışladım
/beğenmedim
/güldüm
/üzüldüm
/sinirlendim
/şaşırdım
Antoloji.com Hastane.com.tr Intersinema.com Yenikadin.com
Haber: İletişim Başkanı Altun: 'Sandık Yerine Sokakları Karıştırmaya Çalışmak Ne İse Bugün Suç Örgütlerinin Tezviratları Üzerinden Muhalefet Yapmaya... - Haberler
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Gizlilik Politikası] - [Çerez Politikası] - [Kişisel Verilerin Korunması] - [Hata Bildir] 23.09.2021 05:43:27. #1.17#