İmanın şartları nedir? İslamın ve imanın şartları, iman şartları nelerdir? İmanın şartları kaçtır?
Haberler » Gündem » İmanın şartları nedir? İslamın ve imanın şartları, iman şartları nelerdir? İmanın şartları kaçtır? - Haberler

İmanın şartları nedir? İslamın ve imanın şartları, iman şartları nelerdir? İmanın şartları kaçtır?

İslam dinin temelini oluşturan ögelerden biri olan imanın şartları, bir Müslüman'ın taşıması gereken ön koşullardandır. Bir Müslüman imanın şartları, imanın ve islamın şartları, imanin şartları, imanın şartları nedir, imanın şartları ve anlamları, imanın şartı, imanın 5 şartına hakim olmalı ve imanın şartlarını hayatı boyunca uygulamalıdır.

İmanın şartları nedir? İslamın ve imanın şartları, iman şartları nelerdir? İmanın şartları kaçtır?

İslam dini temel öğretileri, İslam'ın artları ve imanın şartları ile ideal yaşam şekli sunmakta ve Allah'a kulluk bilincini aşılamaktadır. İmanın şartları ile bu bilinç yaşam tarzına yansır ve kamil insan olma yolunda ilerlenir. İman, imanın şartları, imanın, imanin şartları, imanın şartları nedir, imanın şartları ve anlamları, imanın şartı, imanın 5 şartı ve İslamın şartları nelerdir? İşte imanın şartları konusunda merak edilen soruların cevapları ve detayları…

İMAN NEDİR?

İman; bir şeyi gönül huzuru ile benimseme, ona içten ve yürekten inanmadır.

İslâm'a göre iman, Peygamber Efendimizin Yüce Allah'tan getirdiklerinin doğru olduğunu kabul edip, onlara gönülden inanmaktır. Bir hadiste şöyle belirtilmektedir:

Hz. Peygamber, ashabı ile otururken beyaz elbise içerisinde bir adam gelir ve Hz. Peygamberin önüne diz çöküp oturur.

Rasulullah'a:"İman nedir?" der.

Rasulullah:"İman: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe (öldükten sonra dirileceğine), kadere, hayrına ve şerrine inanmandır" cevabını verir.

Adam:"İslâm nedir?" der.

Rasulullah:"İslâm: Allah'a ibadet edip, O'na hiç bir şeyi ortak koşmaman, namazını kılman, farz olan zekâtı vermen, hacca gitmen orucu tutmandır" karşılığını verir.

Adam:"İhsan nedir?" der.

Rasulullah: "İhsan: Allah'ı görüyormuş gibi O'na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor." diye cevap verir. Adam sonra çıkıp gider. (Buhârî, "İman", 37; Müslim, "İman", 1, 5).

İman: Sözlük anlamı doğrulamak tasdik etmek bir şeye tereddütsüz ve kesin olarak yürekten inanmak anlamına gelen iman, İslâmî bir deyim olarak Allah'a ve Hz. Muhammad'in Allah tarafından verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmaktır.

Kabe

İmanın Esasları: Peygamberimiz Hz.Muhammed; imanın ne demek olduğunu sorana:

İman, Allah'tan başka tanrı olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna,

Allah'ın meleklerine,

Kitaplarına,

Peygamberlerine,

Ahiret gününe,

Kadere (Hayır ve ser her şeyin Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna) inanmaktır" şeklinde cevap vermiştir. Peygamberimizin bu sözü, İslam'daki inanç temellerini göstermektedir. Simdi bunlara kısaca değinelim.

1. Allah'a İman: Allah'ın varlığını, birliğini, ezeli ve ebedi olduğunu, yani varlığının bir başlangıcı olmadığını ve ebediyken sona ermeyeceğini, esinin, benzerinin, ortağının, oğlunun, kızının olmadığını; varlığı kendinden olup varlığı için bir başka şeye muhtaç olmadığını, yaratılmış olan şeylerden hiç birine benzemediğini, dolayısıyla düşündüklerimizden ve hayalimize gelen şeylerin hepsinden başka olduğunu; her şeyi bildiğini, herşeyi gördüğünü, her şeyi işittiğini, duyduğunu, her şeye gücünün yettiğini, her şeyi yaratanın O olduğunu ..Kısacası, her türlü eksiklikten uzak oldu?unu ve her türlü eksiksizlik özelliğine sahip olduğunu kabul etmek ve buna yürekten, tereddütsüz bir şekilde inanmak; ergenlik çağına ulaşmış her akil sahibine farzdır.

2. Meleklere İman: Allah'ın yarattığı şeyler, gözümüzle gördüklerimizden ibaret değildir. Göremediğimiz ve hakikatlerini bilemediğimiz ruhani ve nurani varlıklar da vardır. Meleklerde bunlardandır. meleklerin varlığını peygamberler ve ilahi kitaplar haber vermektedir. Bu sebeple onları inkar etmek , Peygamberleri inkar etmek gibidir.

Melekler yaratılışı, insanlarınkine benzemez. Onlarda yeme, içme, erkeklik, dişilik gibi özellikler yoktur. Günah islemezler, Allah'ın kendilerine verdiği görevleri yaparlar. Sayılarını Allah'tan başka kimse bilmez.

3. Kitaplara İman: Allah, insanlara doğru yolu göstermek, onları dünya ve ahirette mutlu kılacak ilkeleri bildirmek, akıllarıyla cevaplarını bulmaları imkansız bazı konularda onları aydınlatmak üzere Peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bazılarına insanlara tebliğ edilmek üzere yol gösterici kitaplar indirilmiştir. Allah Teâlânın Kitap göndermesi, sahifeler halinde başlamıştır.İlk sahifeler, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem'e gönderilmiştir. Sayıları henüz son derece sınırlı olan, hayatları ve ilişkileri henüz kompleks hale gelmemiş o zamanın toplumlarının ihtiyacının görülmesinde bu sahifeler yeterli olmaktaydı.

Peygamberlerin getirdiği esaslarla ve bu esasların Işığında insan aklinin faaliyetleriyle uygarlık ilerledikçe, insanların hayat ve ilişkileri daha kompleks hale geldikçe Allah Teâlâ da daha kapsamlı sahifeler ve kitaplar göndermiştir. İlahi kitaplar son kitap Kur'an-ı Kerim'le zirveye ulaşmış ve Kur'an-ı Kerim ilahi korumaya alınmıştır. Artık bundan sonra ilahi kitap gelmeyecek ve Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar insanlığın rehberi olacaktır. Tevrat Hz. Musa'ya, Zebur Hz. Davut'a, İncil Hz. İsa'ya indirilen büyük kitaplardır.

Müslüman, Allah tarafından Peygamberlere indirilen kitapların hepsine inanır. Ancak bu kitaplardan, Allah'ın indirdiği gibi hiç bir harfi bile değişmeden günümüze kadar ulasan yegane ilahi kitap, sadece Kur'an-ı Kerim'dir. Diğerleri ise ya tamamen kaybolmuş veya insanlar tarafından değiştirilmiş; böylece asli şekillerini kaybetmişlerdir. Bu yüzden bugün Kur'an-ı Kerim'in dışında elde mevcut bulunan diğer ilahi kitaplarda yer alan sözlerden hangilerinin Allah'a ait olduğu, hangilerinin ise insanlar tarafından bu kitaplara sokulduğunu ayırdetmek mümkün değildir.

Zaten Kur'an-ı Kerim indirildikten sonra ilahi kitaplara ihtiyaç kalmamıştır. Artık onların hükmü sona ermiştir. Çünkü, yukarı da da belirttiğimiz gibi Kur'an-ı Kerim, diğer kitaplarında ihtiva ettiği Allah'ın birliğine Peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe iman; canın, malın, neslin, aklın ve dinin korunması gibi hak dinin temel esaslarını yeniden ve en mükemmel bir şekilde ortaya koymuş, daha önceki kitaplarda da yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususların doğrusunu açıklamıştır.

4. Peygamberlere İman: Yüce Allah, insanlara kendi içlerinden seçtiği son derece yetkin insanlar aracılığıyla dinini bildirmiştir. Bu kimselere "peygamber" denir ki Allah ile kulları arasında bir elçi demektir.

Peygamberlik, Allah'ın insanlardan dilediğine verdiği bir görevdir. Çalışmakla elde edilmez. İlk Peygamber Hz. Adem son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) dır. Bu ikisinin arasında pek çok peygamber gelip geçmiştir. Sayılarını Allah'tan başka kimse bilmez. Bunlardan bir kısmının adı Kur'an'da geçmektedir. Her millete kendi diliyle konuşan peygamberler gönderilmiştir.

Peygamberler de insandır. Bu bakımdan yeme, içme,uyuma, dinlenme,evlenme, hastalanma gibi beşeri hususlarda diğer insanlarla aralarında bir fark yoktur. Bunlar peygamberler için bir eksiklik değildir. Ancak hepsinde mutlaka bulunması gereken ortak nitelikler şunlardır. Sıdk (doğruluk), emanet (güvenilir olma), fetanet (çok zeki ve akilli olmak), tebliğ (bildirmekle yükümlü bulundukları hükümleri insanlara anlatmak). Peygamberlerin , peygamberliğini insanlara anlatmak için Allah kendilerine mucizeler vermiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)'e de böyle pek çok mucize verilmiştir. Fakat O'nun en büyük ve sürekli mucizesi, hiç şüphesiz ki Kur'an'dır.

5. Ahiret Gününe İman: Allah'tan başka hiç bir varlık kadim ve ezeli değildir. Hepsi de Allah'ın yaratmasıyla sonradan meydana gelmiştir. Sonradan yaratılan şeylerin bir de sonu vardır. Çünkü Allah'tan başka hiç bir şey ebedi ve baki değildir. Dünyanın da sonunun gelip düzeninin alt üst olmasından yani Kıyametin kopmasından sonra Allah'ın emriyle bütün canlılar tekrar diriltilecektir. Buna öldükten sonra tekrar dirilme denir. İnsanlar dünyada yaptıkları şeylerden sorguya çekilecek, haklı haksiz ayırt edilecek, kimin kimde hakki varsa alınacak, herkes dünyada yaptığı iyilik ve kötülüğün karşılığını mutlaka görecektir. İste bütün bunlara inanmak da iman esaslarındandır.

6. Kadere İnanmak: (Hayır ve Şer; her şeyin Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna) inanmak. Kader, Allah Teâlânın, ezelden ebede kadar olacak her şeyi en ince ayrıntılarıyla bilip takdir etmesidir.Allah kullarına hayrı da şerri de serbestçe seçebileceği bir irade vermiştir. İnsan iyiliği veya kötülüğü kendi seçer. Onun seçtiğini de Allah yaratır. Ancak, Allah Teâlâ, kulun kötülüğü seçmesine razı değildir. Bu yüzden kullar kendi seçimlerine göre karşılık göreceklerdir. İste, hayır ve şer her şeyin Allah'ın yaratmasıyla meydana gelmesinin anlamı budur. Buna da inanmak iman esaslarındandır.

Cami

İBADETLER

Namaz: Namaz, müslümanın günlük ibadetidir. İman ettikten sonra müslümanın, yerine getirmekle yükümlü bulunduğu farzların basında gelir. Namaz, insani kötülüklerden uzaklaştırır, manen olgunlaşmasını sağlar, ruhi melekelerini geliştirir, günahlardan arındırarak manevi huzura kavuşmasını temin eder. Allah'a manen yakınlaşmanın en önemli vasıtalarından biri olan namaz, Allah'ın rızasını kazandırır. Günde münferit olarak veya cemaatle beş defa kılınan namaz, insana daima Allah'ı hatırlatır. Müslüman, şafak vakti kalkar ve ilk önce sabah namazını kılmak suretiyle Allah'ı anarak güne başlar, gün ortasında öğle namazıyla yine O'na yönelir, dünya meşgalelerinin kendisini iyice yorduğu bir vakitte ikindi namazıyla yaratıcısını unutmadığını gösterir, aksam namazıyla Allah'la olan ahdini yenileyerek gününü bitirir ve nihayet uykuya yatmadan önce tekrar Allah'ın huzuruna durmak suretiyle O'nun yardımını dilemeyi unutmaz. Cuma günleri cemaatla kılınan Cuma namazı ile yılda iki defa dini bayram günlerinde kılınan bayram namazları, müslümanlara, hep birlikte Allah'ın huzuruna durma imkanı verir. Böylece müslüman, bir taraftan dünyadaki islerini yürütürken öbür taraftan yaratıcısıyla irtibatını asla kesmez, O'ndan uzaklaşmaz, dünya ahiret dengesini sağlamış olur.

Abdest: Namaz kılabilmek için abdest almak şarttır. Abdest, yüzü dirseklerle beraber elleri yıkamak, ıslak elle başı mesh etmek, topuklarla beraber ayakları yıkamaktır. Aslında manevi bir temizlik olan abdestin maddi temizlik açısından da büyük faydaları vardır.

Gusül: Gusül, ağız ve burnun içi dahil hiç kuru yer kalmamak üzere tepeden tırnağa vücudun her tarafını yıkamaktır. Cinsel ilişkide bulunmuş olanların, adet ve lohusalık halleri sona ermiş bulunan hanımların gusül yapmaları gerekir. Ayrıca en az haftada bir defa her müslümanın yıkanması dini bir tavsiyedir. İslâm dini, temizliğe büyük bir önem vermiştir. Peygamberimiz: "Temizlik imanın yarısıdır." buyurmuştur.

Müslümanın her şeyiyle tertemiz olması, dini görevlerindendir. Bedenin, elbisesinin, oturup kalktığı ve ibadet ettiği yerlerin, yiyip içtiği şeylerin temiz olması gerekir.

Oruç: Niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından aksam güneş batıncaya kadar yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle tutulan orucun dinî ahlakî, sosyal ve sıhhî bir çok yararları vardır.

Oruç tutan kimse sabretme, sıkıntılara göğüs germe, açlığa susuzluğa dayanma ve nefse hakim olma melekesi kazanır. Fakirlik ve yoksulluğun ne demek olduğunu daha iyi anlar. Bunun sonucu olarak, şefkat, merhamet, başkalarına yardım etme ve insanlara faydalı olma gibi yüce duygular kazanır. Elindeki nimetlerin kadrini bilir, israftan sakınmayı öğrenir.

İnsanin manen yükselmesini sağlayan oruç, kişinin iradesini güçlendirir, başkalarına karşı, sevgi, merhamet ve yardim hislerinin gelişmesini temin eder.

Akil sahibi ve erginlik cağına gelmiş her sağlıklı müslümanın tutmak zorunda olduğu oruç, bir aydır kamerî aylardan Ramazan ayında tutulur.

Zekat: Zekat, dinen zengin sayılan erginlik cağına gelmiş akıl sahibi müslümanların, mallarının belli bir miktarını ki genellikle % 2,5 diğer bir ifade ile kırktabirini seneden seneye fakir müslümanlara vermesidir.

Zekat, sözlükte temizlik ve artma anlamlarına gelir. Çünkü günahlardan temizlenmeye ve malın bereketlenmesine vesiledir.

İslâm, yoksula yardımı kişinin isteğine bırakmayarak zengin olan herkesin zekat vermesini zorunlu kılmıştır. Çünkü zekat, Allah'ın zenginlere ihsan ettiği malda, fakirlerin hakkıdır.

Zekat, Allah'ın rızasını kazandıran, kişinin anlayışında, malın, araç olmaktan çıkarak amaç haline gelmesini önleyen, insanda başkalarını düşünme, merhamet ve iyilik gibi güzel duyguları geliştiren ve toplumsal barışı sağlayan bir ibadettir.

Hac: İslâm'ın esaslarından biri olan Hac, hac günlerinde Kabe'yi ve etrafındaki bazı kutsal yerleri usûlüne göre ziyaret ederek buralarda yapılması gerekenleri yerine getirmektir. Gücü yeten her müslümana ömründe bir defa hac yapmak farzdır.

Hac; her yıl, dilleri, renkleri, ülkeleri, kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri ayni milyonlarca müslümanın bir arada, hep birden ibadet edip Allah'a yönelmelerini, birbirleri ile tanışıp kaynaşmalarını, müslümanların dertlerini görüşüp ortak çareler üzerinde düşünmelerini sağlar.

Hac ibadeti esnasında günlük giysilerinden soyunup ihrama giren müslümanlar, zenginlikle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölümü ve öldükten sonra dirilisi unutmamayı fiilen yasar ve öğrenirler.

İhramlı için konulan yasaklar, hiç kimseye, hatta haşerelere bile zarar vermeme, yaratıklara şefkat ve merhamet, zorluklara sabretme melekesi kazandırır. Böylece Hac farizasını eda eden kimseler, Allah'a kulluk vazifelerini ifa etmiş oldukları gibi çevresindekilere yararlı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olur.

Hac

ALLAH'I TANIMAK, O'NA İMAN EDİP İTAAT ETMEK

Kur'ân'da "Allah'a iman edin", itaat edin" ve "Rabbinize ibadet edin" buyrulmaktadır. İnsanın Allah'a iman edip ibadet ve itaat edebilmesi için önce O'nu tanıması gerekir. Allah'ı tanımak insanın temel görevidir. Zâriyât suresinin 56. ayetinde geçen "ibadet" kavramı Allah'ı tanımak (marifet) anlamına da gelir. Nitekim tabiîn âlimlerinden Hasan el-Basrî (ö. 110/728), Mücahid b. Cebr (ö. 104/722) ve İbn Cüreyc (Ö. 150/767) ayetteki "ibadet" kelimesine "marifet" anlamı vermişlerdir. Buna göre ayetin anlamı; "Ben cinleri ve insanları ancak beni tanısınlar diye yarattım" şeklindedir. Müfessir Sa'lebî (Ö. 427/1035), "Bu mana güzeldir. Çünkü Allah cinleri ve insanları yaratmasaydı, Onun varlığı ve birliği bilinmezdi" demiştir.5 Ayette geçen "li-ya'büdûni" cümlesine "liya'rifûni" (beni tanısınlar, bilsinler) anlamını vermek isabetsiz değildir. Ancak ibadet, sadece Allah'ı tanımaktan ibaret değilse de ibadetin başı ve ilk şartıdır. İnsanın Allah'a kulluk edebilmesi için her şeyden önce Allah'ı tanıması gerekir. O'nu tanımadan O'na îman, ibadet ve itaat etmek mümkün değildir.

ALLAH'IN İRADESI VE KADER

Cenâb-ı Hakk'ın ilmi, kudret ve iradesi imkânlar dünyasıyla paralel biçimde işler. Bunun anlamı, "Allah bir şeyi bilirse onu irade eder ve o şey kudretiyle yaratılır." demektir. O'nun iradesi bütün iradelerin üstündedir. "Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz. Çünkü Allah her şeyi bilen ve yerli yerince yapandır."18 mealindeki âyet ilâhî iradenin üstünlüğünü gösterir. Bütün iradelerin üstünde bulunan bu irade aynı zamanda çok hızlı işler. "Bir şeyin olmasını dilediği zaman ona sadece 'ol' demesi yeterlidir."19 Dolayısıyla Cenâb-ı Hak için bir şeyi geciktirmesi, oluşumunu yetiştirememesi söz konusu değildir. Evrende var olan her şey Allah'ın kontrolü altındadır. O'nun iradesinden bağımsız bir gelişmenin vuku bulması mümkün değildir. Bir âyet-i kerîmede Hz. Peygamber'e hitaben şöyle buyurulmuştur: "De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden geri alırsın! Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kâdirsin!"20 Bu âyet, O'nun iradesinin kapsamını ve işleyiş biçimini göstermesi bakımından büyük bir önem taşır. Öte yandan Cenâb-ı Hakk'ın dilemesinin önünde engel yoktur. O ne dilerse dilediği şekilde ve dilediği anda gerçekleşir. Daha önce de değinildiği gibi Allah sorumlu kıldığı insana irade noktasında bir serbest alan tanımıştır. Bu alana kendisinin müdahalesi insanın iradesine bağlı olarak gerçekleşir.

İLÂHÎ KİTAPLARA İMAN ETMENİN GEREĞİ

Kitap kelimesi "yazıların toplandığı yapraklar, iki kapak arasına alınmış sayfalar" anlamına geldiği gibi, birisine gönderilen mektup mânasına da gelir. Kur'ân-ı Kerim'de, "Allah tarafından peygamberlere indirilen ilâhî vahiyler ve bu vahiyleri içeren ilâhî metinler" anlamında kullanılır. Söz konusu metinlerin kısa olanlarına suhuf, geniş muhtevalı olanlarına da kitap denilir. Birçok âyette Tevrat, İncil ve Kur'an'ın muhtevalarından bahsedilir. Türkçe'de ilâhî kitap karşılığında "kelâm-ı kadîm, semavî kitap, kütüb-i münzele, kütüb-i mukaddese" gibi terkipler de kullanılmaktadır. Allah Teâlâ görevlendirdiği peygamberlere vahiyler göndermiş, bu vahiyler yoluyla onları yönlendirmiş, nasıl hareket edeceklerini kendilerine bildirmiştir. Söz konusu vahiyler peygamberlerin bir kısmına kitap gönderme şeklinde, bir kısmına ise önceki peygambere gönderilen kitabı tebliğ ederken nasıl hareket edeceklerini belirleme tarzında olmuştur. Kur'ân-ı Kerim bize tek bir kitaba yani sadece Kur'an'a değil, Allah nezdinden gönderilen bütün kitaplara inanmamızı emretmektedir. Ayrıca Kur'an'da hem Hz. Peygamber'den hem de müminlerden Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etmeleri ve Allah'ın peygamberleri arasında ayırım yapmamaları istenmektedir.

MELEK KAVRAMI VE MELEKLERE İMAN

Sözlükte melek kelimesi "haber getiren, elçi, dirayetli güçlü ve kuvvetli" gibi mânalara gelir.4 Allah'ın mesajını ve emirlerini taşımak, O'nun buyruklarını yerine getirmekle görevli oldukları, bunun için de güçlü bir yönetime sahip bulundukları için kendilerine bu isim verilmiş olmalıdır. Melek kelimesinin çoğulu melâikedir ve Kur'ân-ı Kerim'de pek çok yerde geçmektedir. Terim mânasında melek, "Allah'ın emirlerine tam olarak itaat eden iyi nitelikteki ruhanî varlık" şeklinde ifade edilir.5 Bu tanım onların mahiyetleri ve nasıl bir varlık olduklarından çok, kendilerini diğer varlıklardan ayıran özellikleri belirtilerek yapılmıştır. Çünkü meleklerin mahiyetini ve bütün yönlerini bilen sadece Allah'tır. Kendilerini diğer varlıklardan ayırt edici özelliklerine bakarak bir tanımlamada bulunacak olursak melekler, değişik şekillerde görülebilen, zor görevleri yerine getiren, Allah'a itaatten asla ayrılmayan, erkeklik veya dişilikleri olmayan, nurdan yaratılmış, insanlarca algılanamayan, Allah'ın çok değerli kullarıdır.6 İslâm düşünce geleneğinde varlıklar, öncesi ve sonu olmayan (ezelî ve ebedî) "kadîm" ile sonradan olan mânasında "hâdis" şeklinde ikiye ayrılır. Kadim olan sadece Allah Teâlâ'dır, diğer bütün varlıklar sonradan yaratılmıştır, hâdistir. Sonradan olan varlıklar, insanoğlu açısından bakıldığında fiziksel olarak algılanabilen ve algılanamayan diye ikiye ayrılır. İnsanın kendisi ve etrafında görüp gözlemleyebildiği varlıkların mevcut olup olmadığı tartışma konusu değildir. Belli bir hacmi, yoğunluğu, maddî yapısı olmayan ve duyularla algı alanına girmeyen varlıklar ise gayb alanıyla ilişkilidirler. Bu tür varlıklar ancak peygamberin haber vermesiyle bilinebilir. İşte iman meselesi bu varlıklar üzerinde cereyan etmektedir. Fizikî alanın dışındaki varlıklar da kendi aralarında yüce değerlere sahip olanlar ve fazileti daha az veya değersiz olanlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Melekler birinci, cin ve şeytan ise ikinci grupta değerlendirilir.

Hac

KUR'AN'DA ADI GEÇEN PEYGAMBERLER

Hz. Âdem yaratılan ilk insan olduğu gibi1 peygamberlerin de ilkidir. Kur'an'da "Allah Âdem'i seçti..."2 meâlindeki ayet onun peygamberliğini ifade etmektedir. Ayrıca Kur'an'daki "Âdem Rabbinden kelimeler almıştır"3 meâlindeki ayet Allah'ın ona hitap ettiğini ve birtakım sorumluluklar yüklediğini bildirmektedir.4 Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde yer alan bir hadîse göre ise ilk peygamberin kim olduğu şeklindeki bir soruya Resûl-i Ekrem "Âdem'dir" cevabını vermiştir.5 "Allah Nûh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur."6 meâlindeki ayetin insanlığa gönderilen ilk şeriatın Hz. Nûh'a verildiğini ifade ettiği, bir başka deyişle Hz. Nûh'un ilk "resûl", Hz. Âdem'in de nebî olduğu kabul edilmektedir. Hz. Nûh zamanına gelinceye kadar insanlar arasındaki ihtilafları çözümleyecek kapsamlı bir şeriatın olmadığı tahmin edilmektedir.7 Söz konusu ayetle ilgili açıklamalarında Ebû Bekir İbnü'l-Arabî (ö. 543/1148) Hz. Âdem'in ilk peygamber olduğunu, nübüvvetiyle farz veya haramların değil de hayatın zorluklarını aşmak, hayatta kalmakla sınırlı birtakım emirlerin indirildiğini belirtmiştir. Bu dönem Hz. Nûh'un zamanına kadar devam etmiş, Nûh'la birlikte bazı vecibeler getiren ve ahlakî davranışları içeren şeriat gönderilmiştir. Bu risalet süreci daha sonra gelen peygamberlerin tebliğ ettiği şeriatlarla gelişmiş ve bizim ümmetimizle sona erinceye kadar böyle devam etmiştir.8 Hz. Âdem'le birlikte Kur'an'da isimleri belirtilen diğer peygamberler, Âdem,9 İdrîs,10 Nûh,11 Hûd,12 Sâlih,13 İbrâhim,14 Lût,15 İsmâil,16 İshâk,17 Ya'kûb,18, Yûsuf,19 Eyyûb,20 Zülkifl,21 Şuayb,22 Mûsâ,23 Hârûn,24 Dâvûd,25 Süleymân,26 İlyâs,27 Elyesa',28 Yûnus,29 Zekeriyyâ,30 Yahyâ,31 Îsâ32 ve Muhammed33 (s.a.s.) olmak üzere yirmibeş adettir. Bunların dışında Kur'an'da isimleri geçen Lokman,34 Zülkarneyn35 ve Üzeyir36 ile adı geçmemekle birlikte "Mûsâ'nın genç adamı" diye kendisinden bahsedilen muhtemelen Hızır'ın da37 peygamber olduklarına dair görüşler varsa da genel kanaat onların birer sâlih kul oldukları şeklindedir.

Peygamberlerın sayısı

Kur'an'da çeşitli ayetlerde bazı peygamberlerin isimleri zikredilmekle20 birlikte haklarında bilgi sahibi olmadığımız peygamberlerin mevcudiyetine de işaret edilmiştir.21 Bu sebeple peygamberlerin sayısı hakkında kesin bir rakam vermek mümkün değildir. İbn Kesîr (ö. 774/1373) Kur'an'da isimleri geçmeyen peygamberlerin geçenlerden kat kat fazla olduğu görüşündedir.22 Ahmed b. Hanbel'in (ö. 241/855) Müsned'inde enbiyânın sayısının yüzyirmidörtbin iken bunlardan üçyüzonüçünün resûl olduğunu bildiren bir rivayet mevcuttur.23 Bu rivayeti dikkate alarak bazı kaynaklarda Müslüman tarihçilerin, nebîlerin sayılarının yüzyirmidörtbin, resûllerin de üçyüzonüç olduğunda icmaa vardıkları kaydedilmiştir.24 Peygamberlerin hepsinin Allah tarafından gönderildiğini kabul etmenin, onların sayısını Allah'a bırakmanın uygun olacağı, belli bir sayının kabulü halinde, asıl sayının bundan fazla veya eksik olması ihtimalinin bulunduğu, bu durumda bazı peygamberleri kabul edilen sayının dışında bırakmak veya bazılarını peygamber olmadığı halde sayıya dahil etmek gibi bir yanlışa düşüleceği söylenmiştir ki,25 bu görüş Kur'an'ın beyanı açısından isabetli görünmektedir.

ALLAH'A İMAN KONUSU DETAYI İÇİN TIKLAYINIZ

KADERE İMAN KONUSU DETAYI İÇİN TIKLAYINIZ

KİTAPLARA İMAN KONUSU DETAYI İÇİN TIKLAYINIZ

MELEKLERE İMAN KONUSU DETAYI İÇİN TIKLAYINIZ

PEYGAMBERLERE İMAN KONUSU DETAYI İÇİN TIKLAYINIZ


Haber Videosu

: İmanın şartları nedir? İslamın ve imanın şartları, iman şartları nelerdir? İmanın şartları kaçtır?
HABER YORUMLARI
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet

Haberler