'boğaziçi Direnişi' 5. Yılı Geride Bıraktı: Boğaziçi'ne Sahip Çıkmak Üniversitelerimize, Türkiye'ye Sahip Çıkmak Demektir
Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör atamalarına tepki olarak 5 Ocak 2021’de başlayan ve akademisyenlerin her iş günü rektörlük binasına sırtlarını dönerek tuttukları nöbetle simgeleşen 'Boğaziçi Direnişi' beşinci yılını geride bırakırken üniversite bileşenleri Güney Kampüs’te bir araya geldi. Türkiye’nin en uzun soluklu sivil ve üniversite temelli direnişleri arasında yer alan direniş, akademisyenler, öğrenciler, mezunlar ve farklı siyasi partilerin temsilcilerinin katılımıyla kamuoyuna bir kez daha hatırlatıldı. Yapılan açıklamalarda "Üniversite amasız, fakatsız toplumsal ilerlemenin bel kemigˆidir. Ve üniversite ancak özerk, demokratik, katılımcı, çogˆulcu, özgürlükçü oldugˆu sürece üniversitedir! Bogˆaziçi’ne sahip çıkmak üniversitelerimize sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmak demektir" denildi. Buluşmada Kadıköy’de asgari ücret protestosu sonrası tutuklanan CHP Kadıköy Gençlik Kolları yöneticisi Boğaziçili Bilge Kağan Şarbat’ın yazdığı mektup da okundu.
Haber: Oktay YILDIRIM - Kamera: Umut Emre GÖKBULUT
(İSTANBUL) Boğaziçi Üniversitesi'nde kayyum rektör atamalarına tepki olarak 5 Ocak 2021'de başlayan ve akademisyenlerin her iş günü rektörlük binasına sırtlarını dönerek tuttukları nöbetle simgeleşen 'Boğaziçi Direnişi' beşinci yılını geride bırakırken üniversite bileşenleri Güney Kampüs'te bir araya geldi. Türkiye'nin en uzun soluklu sivil ve üniversite temelli direnişleri arasında yer alan direniş, akademisyenler, öğrenciler, mezunlar ve farklı siyasi partilerin temsilcilerinin katılımıyla kamuoyuna bir kez daha hatırlatıldı. Yapılan açıklamalarda "Üniversite amasız, fakatsız toplumsal ilerlemenin bel kemiğidir. ve üniversite ancak özerk, demokratik, katılımcı, çoğulcu özgürlükçü olduğu sürece üniversitedir! Boğaziçi'ne sahip çıkmak üniversitelerimize sahip çıkmak, Türkiye'ye sahip çıkmak demektir" denildi. Buluşmada Kadıköy'de asgari ücret protestosu sonrası tutuklanan CHP Kadıköy Gençlik Kolları yöneticisi Boğaziçili Bilge Kağan Şarbat'ın yazdığı mektup da okundu.
Boğaziçi Üniversitesi'nde kayyum rektör atamalarına tepki olarak 5 Ocak 2021'de başlayan ve akademisyenlerin her iş günü rektörlük binasına sırtlarını dönerek tuttukları nöbetle simgeleşen 'Boğaziçi Direnişi' altıncı yılına girdi. Üniversite bileşenleri Güney Kampüs'te bir araya geldi. İçeride yapılan basın açıklamasından sonra Etiler Kapısı'na yürüyüş gerçekleşti. Siyasi partilerin temsilcileri CHP Gölge Milli Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş, CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, EMEP Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan ve Eğitim Sen Yüksek Öğretim Sekreteri Özgür Evrim Gülez, Boğaziçi Mezunları ve öğrenciler basın açıklaması yaptı.
İlk açıklamayı Boğaziçi mezunu Sinan Suner yaptı. Suner açıklamada şunları söyledi:
"Üniversiteler herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmamalı, siyaset aracı olarak kullanılmamalıdır"
"Yargının hukuku rehin aldığı kayyım zihniyetinin ülkenin tüm kurumlarını ele geçirdiği bir yılı daha geride bıraktık. 2 Ocak 2021'de üniversitemizin demokratik geleneklerine aykırı bir yolla gerçekleştirilen rektör ataması sonrasında mezunlar olarak yüksek bir sesle itirazımızı dile getirmiş tüm kamuoyunu özgür, özerk, demokratik bir üniversite için dayanışmaya çağırmıştık. Geçen 5 yılda kayyım rektörün hukuka aykırı olarak aldığı yıkıcı yönetim kararları, öğrencilere, öğretim üyelerine ve mezunlara karşı uyguladığı yasakçı ve baskıcı zihniyeti, siyasi kadrolaşma odaklı tepeden inme atamalar gün be gün okulumuza geri dönülmez zararlar verirken, bizler haklı mücadelemizden hiç vazgeçmedik. Ülkemizdeki tüm üniversiteler için verdiğimiz mücadelede dile getirdiğimiz talepleri kamuoyuna tekrar hatırlatıyoruz.
Bilimsel ve toplumsal gelişimin sağlanabilmesi için üniversiteler herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmamalı, siyaset aracı olarak kullanılmamalıdır. Kurumsal özerkliğin sağlanabilmesi için üniversitelerde karar alma yetkisi demokratik yöntemlerle seçilmiş, kurullarda ve akademik yöneticilerde olmalı, bu yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir. Bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın korunabilmesi için özerk anayasal kurumlar olarak üniversitelerin akademik ve araştırma politikaları, öğretim üyeleri ve/veya üniversite kurulları tarafından kararlaştırılmalıdır.
Mezunlar olarak inanıyoruz ki: Üniversite amasız, fakatsız toplumsal ilerlemenin bel kemiğidir. ve üniversite ancak özerk, demokratik, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü olduğu sürece üniversitedir! Boğaziçi'ne sahip çıkmak üniversitelerimize sahip çıkmak, Türkiye'ye sahip çıkmak demektir. Geleneğimizi, kültürümüzü, akademik özgürlüğümüzü ancak hep birlikte koruyabiliriz. Direnişimizin 5. yılında bizlerle aynı ideali paylaşan herkesi bu demokrasi mücadelesine davet ediyor, çoğalarak bir arada durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz. Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz"
Özgür Üniversite Hareketi'nin basın açıklamasını Necati Siyahhan okudu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Kayyum Naci'nin Paşa gönlünün hırsı ne de Boğaziçi'ne özgü bir durumdur"
"Bundan beş sene önce Saray rejiminin kolluk kuvvetleri tarafından kelepçelenen kampüsümüzün önünden sesleniyoruz bugün. Bugün burada ellerimiz yumruk gibi sıkılı, ısrarımız yanımızda, mücadelemiz ilk gün ki coşkusuyla burada. Birkaç aya biter diye umdukları o direniş ne birkaç güne bitti ne de Boğaziçi ile sınırlı kaldı. 19 Mart'la birlikte artık her üniversite bir direniş alanıdır. Boykotlar örüldü, kayyumluklar kuşatıldı ve hep bir ağızdan isyan diye bağırıldı. Biz öğrenciler kampüslerimizden taştık; şehirlerimizin sokaklarını, meydanlarını eylem alanlarına çevirdik. İnsana, yaşama düşman olan Saray rejimine karşı biz öğrenciler örgütlendik ve bizden çalınan her şeyi geri almak için mücadele ediyoruz, edeceğiz. Bu okuldaki direniş onlarca mezun verdi ve bir o kadar da direnişçi yetiştirdi. Kulüplerimiz, topluluklarımız direnişin rengine büründü, biz öğrenciler safımızı direnişten yana tuttuk. Saray rejiminin kuklası olan kayyum Naci'nin her politikasına karşı da safımızdan cevap verdik. Okulumuzu parsel parsel satmaya çalışan Naci'ye karşı direndik, okulumuzda açmaya çalıştığı zincir kafeyi hep beraber kovduk. Fakültelerimize bir bir el koymaya çalışırken kendisi, biz yine yanıtımızı fakülteyi işgal ederek verdik. Ama biliyoruz bu ne kayyum Naci'nin paşa gönlünün hırsı ne de Boğaziçi'ne özgü bir durumdur.
"Bugün burada yine aynı sesle bağırıyoruz: biz böyle yaşamayacağız"
Saray rejimi, tir tir korktukları biz öğrencileri kontrol edebilmek adına YÖK denen zindan kurumunu inşa etmiş ve atadığı kayyumlarla bizi dize getirebileceklerini sanıyor. Onlara cevabımızı 19 Mart olarak verdik. Binlerce öğrenci barikatların en önünde sarayın biber gazına, Sarayın mermisine, Sarayın kolluk kuvvetine karşı çarpıştı. Bütün üniversitelerden yükselen direniş sesi; liselerden, fabrikalara bir bir yükselen direniş sesi; liselerden, fabrikalara bir bir yankılandı; Bütün bir halk sokakları bir ses bildi. Korku duvarlarını yıktığımızı orada haykırdık biz ve bugün burada yine aynı sesle bağırıyoruz: biz böyle yaşamayacağız. Biz Boğaziçi Özgür Üniversite Hareketi direnişin ilk gününden beri devam ettirdiğimiz şiarımızla yürüyoruz. Örgütlenerek kazanacağız, örgütlenirsek kazanacağız"
Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilciliği Kurulu'nun basın açıklamasını Umut Çetin yaptı. Çetin açıklamada şunları söyledi:
"Verdiğimiz mücadeleyi gördünüz ve görmeye devam edeceksiniz"
"Beş¸ koca yıl, tam bin 825 gün ve yine buradayız. Melih Bulu'nun ve Naci İnci'nin sırtlarını yasladığı Saray rejiminin 'yorulurlar, unuturlar' diye üzerine bahisler oynadığı bu meydandayız. Onlar hafızasız bir toplum, köksüz bir akademi ve sorgulamayı unutmuş nesiller yaratmak için korkunun gücüne güvendiler. Ancak biz, bu beş¸ yılın her bir saniyesini, her bir hukuksuzluğunu aynı kararlı direniş¸ ile karşıladık. 5. yıl bitti ve düzeninizin her katmanına sinen suçlarınızı yüzünüze vurmak, 'bitti, kazandık' dediğiniz her yerden nasıl tekrar filizlendiğimizi haykırmak için toplandık. 4 Ocak 2021'de üniversitemizin kapısına vurulan utanç kelepçesinden bugüne; Güney Meydan'dan Hisarüstü sokaklarına, Taksim'den Vatan Emniyetin önüne kadar ördüğümüz bu direniş¸ yalnızca bir rektör atamasına itiraz olmamıştır. Beş¸ yıldır; kamusal alanlarımızı, geleceğimizi ve onuru savunmak için verdiğimiz mücadeleyi gördünüz ve görmeye devam edeceksiniz. Geride bıraktığımız yıllarda akademik özerklikle beraber hukukun ve en temel insan haklarının da nasıl ayaklar altına alındığını gördük. Üniversiteyi şirket, öğrenciyi müşteri sanan, akademisyenin karşısında duran bu hegemonik zihniyeti tanıyoruz. Onlar, rant hırsıyla kestikleri ormanlarda, diktikleri binalarda işçilerin canını hiçe sayanlardır. Üç yılda zor tamamlanmasına rağmen durduğu yerde dökülen yeni yurdun inşaatında ihmallerle katledilen ve ölümü sessiz sedasız örtbas edilmeye çalışılan Abdülkadir Doğan'ın da, tazminat hakkını aradığı için Çalık Holding tarafından dövülerek öldürülen Erol Eğrek'in de kanı halen bu zihniyetin üzerindedir.
"Eğitim yuvamızın temeli Hamlin Hall'u yurttan fakülteye, fakülteden ofise çevirmeye çalışarak yüzlerce öğrenciyi sokağa atan zihniyet aynıdır"
Sermayeye açılan Kennedy Lodge'da çocuk işçi olarak çalıştırılan ve kampüs içerisinde katledilen Hilal Özdemir'in hesabı halen verilmemiştir. Vereceksiniz. Tekrar ve tekrar: İnsan canı kadar doğayı da kıymetsiz gören sizleri çok iyi tanıyoruz. Gönüllülerin emeğiyle var edilen barınağımızı talan edip can dostlarımızı soğuk bir kıs¸ gününde ölüme gönderen elleriniz suç ortağıdır. Dört bir yanı kameralarla donatıp bize gözlerini diken ama Kuzey Kampüs'te başı kesilen kedinin failini bulamayan yönetim de suç ortağıdır. ve temizlik diyip tahrip ettiğiniz Güney Kampüsü de unutmadık. Çünkü çok iyi tanıdığımız sizlerin güvenliği; kadınları tacizden, hayvanları şiddetten korumak için değil; öğrencileri fişlemek ve kulüpleri basmak için var. Bu kayyumlar düzeni bizleri sömürülecek birer kaynak olarak görüyor. 'Eğitimde reform' süsü verdikleri MESEM projesinde yoksul halk çocuklarını stajyer adı altında ucuz iş gücü olarak pazarlayan ve atölyeler diye denetimsiz fabrikalarda ölüme gönderenler ile; kampüslerimize Ethos maskesi altında sermayelerini sokmaya çalışan zihniyet aynıdır. Yedi yıllık uğraşlarla sosyal bir hak olarak kazanılan erişilebilir, yerinde, ücretsiz çamaşırhanelerimizi geçiş¸ hükmü dahi olmadan özelleştiren, en temel hijyen ihtiyacını bile pazarlık usulü seçmece kiraladıkları işletmeye yönlendiren zihniyet aynıdır. Barınma hakkımızı gasp edip, eğitim yuvamızın temeli Hamlin Hall'u yurttan fakülteye, fakülteden ofise çevirmeye çalışarak yüzlerce öğrenciyi sokağa atan zihniyet aynıdır.
"Kültürel ve akademik bir kırımın tam ortasındayız"
Padişahı gibi kendisi de daha güzel saraylarda oturmak istediğinden tarihi Nafi Baba Tekkesine çöken zihniyet aynıdır. Uçaksavar Kampüsünün yurdunu, sayısız festival ve konferansa ev sahipliği yapmış¸ kültür merkezini, Türkiye dağcılık tarihinin kolektif emeğini taşıyan tırmanış¸ duvarını, spor sahasını, deprem toplanma alanlarını; var olanı feshedip yenisini kurarak hisselerini kendi vakıflarına aktardıkları 'Teknopark" adıyla betona ve ranta boğmak isteyen, öğrencilerin birlikte nefes aldığı her alanı yok eden zihniyet aynıdır. 2025'in başında ördüğümüz Kafe Direnşi ise nasıl bir bardak kahveye ve sivil inisiyatifle elde edilmiş¸ bir kamusal alan iradesine yenileceklerinin kanıtıdır. Kültürel ve akademik bir kırımın tam ortasındayız arkadaşlar. Öğrencilerin gözünü dünyaya açan hocalarımızı; Can Candan'ı, Özcan Vardar'ı, Volkan Çıdam'ı, Yıldız Silier'i, ve daha nicelerini hukuksuzca uzaklaştırarak; Cem Say'ı ve seçilmiş¸ dekanlarımızı yine hukuksuzca görevlerinden alarak; Esra Mungan'ın ve Sumru Özsoy, Alpar Sevgen, Oya Başak gibi nice emeritus profesörlerimizin kampüse girişini yasaklayarak bizi ışıksız bırakmaya çalıştılar. Kulüp odalarımızı tek tek, resmen bir savaş¸ alanı içerisinde işgal ettiler. Boğaziçi Üniversitesi LGBTI·A artı çalışmaları Kulübünü kapatıp, gökkuşağı bayrağı açtı diye arkadaşlarımızı yerlerde sürükleyerek işkenceyle gözaltına aldılar. Sinema Kulübünün gösterimlerinde elektriği kestiler, çimleri gübrelediler. Sanata bile tahammülleri yoktu. Ama bilmedikleri bir şey var: Bu üniversitede katıldığımız son kalabalık açık hava gösteriminde, hep beraber izlediğimiz öğrenci belgeselinin bize anlattığı iyileşmeye aç ruh içimizde.
"Bizim direnişimizde engellemelere rağmen çalışmak, kayyuma rağmen tartışmak ve üretmek vardır"
Ve aynı yönetim ve aynı yönetimin kulübü; çocuk evliliğini savunan, kadın düşmanı Nureddin Yıldız gibi karanlık zihinleri 13 Mayıs'ta bu okula gizli gizli, öğrencinin iradesini hiçe sayarak davet edip konferans verdirmeye çalıştı. Çocuk ve kadın haklarını, laikliği savunan yüzlerce sıra arkadaşımız oradaydı. Fen-Edebiyat Fakültesini parçalayıp, Yönetim Bilimleri Fakültesini kapatarak üniversiteyi kendi ajandalarına göre dizayn etmeye kalktılar. Karar alma süreçlerinde atlarını diledikleri gibi koşturabilmek için Öğrenci Temsilciliği Kurulunu yok saydılar, kulüplerin ortak iradesi Kulüpler Arası Kurul'u işlevsizleştirmeye, öğrenci öz denetim mekanizmalarını dağıtmaya çalıştılar. Senato toplantılarına asil üyelerini almadılar. Yargı kararlarını sözlü direktiflerle tanımadılar. Artık hukuk dediğimiz her ne ise, bu ülkede tek bir adamın iki dudağı arasına sıkışmış¸ olabilir. Ama onların anayasayı bile tanımayan hukuku, bizim vicdanımızda hükmünü yitirmiştir. Bizim direnişimizde engellemelere rağmen çalışmak, kayyuma rağmen tartışmak ve üretmek vardır. Bizim için alternatifler vardır: Derslerimizi kapattılar, birbirimize anlattık. Yemekhanemize zam yaptılar, kendi yemekhanemizi kurduk. Üniversite tanıtımlarında yalanlar söylediler, yere döşek atıp gerçekleri bağırdık... Toplu mezuniyetimizi yasakladılar, 'Diplomayı veririz ama konuşturmayız' dediler... Biz ne yaptık?
"Depremde çadır satan iktidar aklının, kampüslerde de karşımıza dikilmesinden korkmuyoruz"
Türkiye'nin ilk alternatif mezuniyetini ördük, gelenekselleştirdik. ve bu yıl; hocalarımızla, ailelerimizle, rengarenk pankartlarımız ve cübbelerimizle; onların diploma teslim seremonilerine inat 4. Alternatif Mezuniyette buluştuk. Üstünde kayyumun imzası olmayan o diplomalarda direnişin alnı ak onuru vardır. Bir arkadaşımız kronik kalp rahatsızlığına rağmen günlerce zindanlarda tutulurken; onlarcamız ev hapsiyle, adli kontrolle, davalarla, burs kesintileriyle, temsilcilik düşürmeleriyle yıldırılmaya çalışılırken tamamladığımız bes¸ yılın sonunda geldiğimiz nokta tükeniş¸ değil güçlenmiş¸ bir iradedir. Ne kapıya vurduğunuz kelepçe ne kayyumun otuzdan fazla makam aracı, ne 1 Şubat'ta kurduğunuz abluka bizi korkutabildi. Evet, o gün aşağı bakmadık, bugün bakmıyoruz, yarın da bakmayacağız. Biz; Gezi'de düşenlerin, Berkin'in, Ali İsmail'in umudunu taşıyoruz. Depremde çadır satan iktidar aklının, kampüslerde de karşımıza dikilmesinden korkmuyoruz. Bu yüzden, bu metin geçtiğimiz beş¸ yılın bir yakarışından ziyade, kararlı mücadelemizin bildirisidir. Boğaziçi Üniversitesi, binalardan, yetkilerden ve makamlardan fazlasıdır. Boğaziçi, bu üniversiteye değer katan hocalarıdır. Boğaziçi, yemekhanede zamlara karşı ses çıkaran öğrencilerdir. Boğaziçi, evinde yaptığı Vegan kekleri satıp parasıyla hayvanları veterinere götüren öğrencinin şefkatidir. Boğaziçi, Gökkuşağı Bayrağını onurla taşıyan eldir. Saray rejimi ve onun kampüsteki gölgesi olan kayyum heyeti şunu iyi bilsin: Sizin görev ömrünüz, bizim direncimizin azmiyle yarışamaz. Siz arkanızda hukuksuz kararnameler ve ihanet ettiğiniz bir akademi bırakarak gideceksiniz. Biz ise kalacağız. Hocamız Oya Başak'ın dediği gibi: Bu güzelim, nadide çiçeğini koparılıp atılmasına izin vermeyeceğiz. Derslerimizle, kulüplerimizle, sanatımızla ve arşivlerimizle, ama en önemlisi gün geçtikçe özümüze perçinlenen özgürlük sevdamızla, burada kalmaya devam edeceğiz. Özgür, özerk ve demokratik üniversitemizi geri alacağız. Kayyumlar gidecek, biz kalacağız"
Bilge Kağan Şarbat'ın mektubu okundu
Kadıköy'de asgari ücreti protestosu sebebiyle gözaltına alınan ve hakim tarafından "deliller toplanmadı kaçma şüphesi var" diyerek tutuklanan CHP Kadıköy Gençlik Kolları yöneticisi Bilge Kaan Şarbat'ın yazdığı mektup okundu. Şarbat mektubunda şu satırlara yer verdi:
"Sevgili Boğaziçili dostlarım,
Direnişimizin 6. yılına girerken sizlerin haykırışını koğuşumun penceresinden dinleyecek ve eşlik edeceğim. Sizleri duyacağıma eminim çünkü okulumuza indirilmeye çalışılan her darbe, saplanılmaya çalışılan her hançer biz Boğaziçililerin demirden yüreklerine işleyemedi. Bu yüreği söküp atmak isteyenler onu kaldıramadılar ve hatta altında kaldılar. Öğretmenlerimize, kültürümüze, bizlere yani okulumuza doğrultulan her ok; büyük bir mücadelenin kalkanının kanatlarında bozguna uğradı. Hiçbir Boğaziçili direnişten geri dönmedi. İnanıyorum ki tüm dostlarımızla okulumuzun aydınlık yolunda, medeniyetinden meşaleleriyle yürüyeceğimiz yol tahmin ettiğimizden çok daha yakın, düşünebileceğimizden çok daha şanlıdır. Direnişimizi bugün bir yenilgi olarak görenlerin hayal kırıklıkları mezuniyet cübbelerimizde bir nişane olarak parlayacaktır. Gelecek baskının, irticanın, karanlığın değil; bizlerin inşasıyla çağlayacak aydınlıkların olacaktır. Herkese umut dolu yeni bir yıl diliyorum...
04.01.2026, Bilge Kağan Şarbat, Maltepe 2 No'lu L Tipi Cezaevi"
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk açıklamasında şunları söyledi:
"Boğaziçi Üniversitesi üzerindeki baskı, tasfiye ve kayyum rejimi dünya üniversite direniş, direniş repertuvarına yeni imgeler sundu"
"Tarih içine yerleşmeleri ve aynı zamanda bu direnişi toplumsal direnişler içine yerleştirmeleri. Esasen demokratik üniversite mücadelesi bir akademisyen milletvekili olarak söylüyorum bunu her zaman bütün diğer mücadelelerle birlikte gider. LGBT artı mücadelesi, kadın mücadelesi, çevre mücadelesi gibi. Üniversite için direnen bunların hepsiyle birlikte direnir. Boğaziçi Üniversitesi üzerindeki baskı, tasfiye ve kayyum rejimi dünya üniversite direniş, direniş repertuvarına yeni imgeler sundu. İşte kapısında kelepçe olan üniversiteler. Ama bunun gibi üniversite direnişinin tarihini hatırladığımızda başka imgeler de buluruz. Bir diğer imgede 10 yıl önce bugün onuncu yılına giren bu barış imzacılığıyla ilişkili baskıdan gelen bir imgedir. 7 Şubat 2017'de Ankara Üniversitesi'nde 110 barış akademisyeni, ülke çapında dört yüz barış akademisiyle birlikte ihraç edildiğinde de başka bir imge, bu imge repertuarına eklenmişti. Yerlerde ayaklar altında çiğnenen cübbeler, köpeklerin saldırısı. Biz o günde, bu şans bendeydi diyeyim. Konuşurken şunu demiştik. Bizler bostanda yetişmedik hayır gitmiyoruz dedik.
"Üniversite direniş tarihinde altıncı yılına giren kesintisiz bir direniş güçtür bunu başardınız"
Boğaziçi direnişi her gün ve her dakika bunu söyledi. Bununla onur duyduk. Üniversite direniş tarihinde altıncı yılına giren kesintisiz bir direniş güçtür bunu başardınız. Bu direnişi tekrar tekrar saygıyla selamlıyorum. Kayyum rejimine belki bunu da söylemek gerekiyor. Yine burayı yaratık bir biçimde bir direnişin konusu yapmamak üzere aslında öğrencilerin çok erken tarihte Naci İnci'nin atanmasına kayyum rektör demelerinin de böyle bir anlamı vardı. Bu halk iradesi üzerindeki seçme seçilme iradesi üzerindeki baskıyı ve bunun hiçe sayılmasını gösteren kayyum sisteminin bir devamı olarak kodladılar. Bunların ilişkiselliğini kodladılar. Bilgi üretimi alanı sadece üniversitede değil, biliyorsunuz AKP iktidarları döneminde dört artı dört artı dörtle başlayan, daha sonra işte bu çok köklü liseleri hedef alan proje liseleri olarak ilan edip içini boşaltan toplu topyekün bir saldırıydı. Bu topyekün saldırı içinde Boğaziçi Üniversitesi bir anlamda son halkaydı ve bu halkanın bu kadar dirençli olmasından bir kez daha söylemek isterim ki onur duyuyoruz"
EMEP Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan şunları söyledi:
"Orta Çağ'ın karanlığından beslenen zihniyete karşı beş yıldır 365 günün her haftası sırtını dönen bilim neferlerine demokratik, özgür üniversite neferlerine buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz"
"Konuşmaya başlamadan TİP Milletvekili Sera Kadıgil arkadaşımız da buradaydı, birlikteydi bir başka program için ayrılmak zorunda kaldı. Onun da bir kez daha buradan dayanışma mesajlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu kayyum üniversitelerdeki kayyum düzenine tek rektör düzenine karşı ve Orta Çağ'ın karanlığından beslenen zihniyete karşı beş yıldır 365 günün her haftası sırtını dönen bilim neferlerine demokratik, özgür üniversite neferlerine buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz iyi ki varlar, iyi ki bu mücadeleyi veriyorlar. Çünkü dünyanın hemen hemen her köşesinde demokratik olanın, özgür olanın kırıntısına bile tahammül edemeyen bir sermaye egemenliğiyle karşı karşıyayız. Bir uluslararası sermaye terörüyle karşı karşıyayız. Venezuela'dan bu kampüse kadar uzanan bir zincirin halkası bu ve ne yazık ki bunu yapanlar hep demokratik olana barışa, özgürlüğe, geleceğe sahip çıktıklarını iddia ederek yaptılar. Naci İnci de böyle yaptı. Saray rejimi de böyle yaptı. YÖK'ü kaldıracağız dedi, demokratik üniversite için seçme seçilme rektörlerin seçme seçilme hakkını tanıyacağız dedi programlarını yazdı böyle geldiler. Ama şimdi her birisi kendi koltuklarında anti demokratik, baskıcı, politikaların sembolü olarak oturmaktan gurur duyuyorlar, onur duyuyorlar. Onları bir kez daha buradan lanetliyoruz.
"Çok rektör gördü bu üniversite. Naci İnci gibileri de hep tarihin çöplüğüne gitmeyi hak ediyor"
Buna izin vermemek için mücadele eden bu zincirin her bir halkasından birleşerek bu uluslararası sermaye terörünün Boğaziçi'ne kadar uzanan bu kayyum düzenini yıkmak için mücadele eden herkes, hep birlikte sonuna kadar bu dünyayı bunlardan, bu ülkeyi üniversiteleri bunlardan kurtarana kadar kararlılıkla bir arada olmaya, dayanışma içinde olmaya devam edeceğimizi paylaşmak istiyorum. Belki de gençliğimizde de üniversite mücadelesinde parasız, bilimsel, demokratik, özerk üniversite talebi ilk 80'li yılların sonu, ilk kez dile getirilen taleplerdi. Çünkü üniversitelerin sermayenin denetimine ve doğrudan iktidarların denetimine, devletlerin, hükümetlerin denetimine girmesi konusundaki ilk büyük itirazlar 80'li yılların ortasında başlamıştı. Şimdi o günden bu yana kırk yıl geçti ve biz her geçen yıl bu düzene karşı gençlerin, üniversiteli gençlerin Boğaziçi'nde olduğu gibi eğitim öğretim bilim insanı dostlarımızın ve eğitim emekçilerinin mücadelesinin düşe kalka ine çıka devam ettiğine tanık olduk. Ama bir şey öğretti bu tarih bize. Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir gerçeğini öğretti. Çünkü o mücadeleler hala Boğaziçi'nde, bu kampüste sırtını dönen hocalarımızın, öğrenci kardeşlerimizin ve Boğaziçili emekçilerin bayraklarında yaşıyor orada dalgalanıyor. Ama çok rektör gördü bu üniversite. Naci İnci gibileri de hep tarihin çöplüğüne gitmeyi hak ediyor. Onun için sizleri kutluyorum. Bu mücadele, bu dayanışma, bu direnç emin olunuz ki bugünden tarihe geçmiştir. Bu bilimin inadıdır bu özerk üniversitenin inadıdır, bu demokratik üniversitenin inadıdır ve bu inat kazanana kadar mücadeleyi hep birlikte sürdüreceğiz"
CHP Gölge Milli Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş açıklamasında şunları söyledi:
"Boğaziçi Üniversitesi'ni caydırabileceğini zanneden gafiller beş değil, on sene de olsa bunun böyle olmadığını görüyor olacaklar"
"Beş yıldır devam eden dünya tarihinin en büyük akademik direnişlerinden birindeyiz. Sadece Boğaziçi Üniversitesi için değil, Türkiye'deki her gencin nitelikli eğitim alma hakkı için özgür bir ortamda akademik çalışmalar yapabilmek için demokratik bir Türkiye, özgür özerk bir üniversite hayal eden tüm üniversite bileşenleri için beş yıldır bu mücadeleyi sürdüren Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerine, öğrencilerine, çalışanlarına ve mezunlarına Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ve tüm Cumhuriyet Halk Partililer adına şükranlarımızı sunuyoruz. Bugün kendisi de Boğaziçi Üniversitesi mezunu olan Profesör Doktor Yüksel Taşkın, İzmir milletvekilimizle beraber buradayız. Boğaziçi'nde yaşananlar aslında Türkiye'de neler yaşandığının bir laboratuvar örneği. Bu üniversiteyi beş yıl önce bir siyasal darbe, bir kayyum yönetimi ve bir kurumsal yıkım için harekete geçerek ele geçireceğini zannedenler buraya bir rektör atayarak o rektöre paraşütle genel sekreter danışman atayarak o danışmanın o genel sekreterin marifetleriyle 120 tane paraşüt akademisyen atayanlar 60 akademisyeni kaçıranlar, onların haklarını vermeyenler böylesi bir rezillikle dünyanın gözbebeği, Boğaziçi Üniversitesi'ni caydırabileceğini zanneden gafiller beş değil, on sene de olsa bunun böyle olmadığını görüyor olacaklar.
"Rezil adamlarsınız akademisyen falan değilsiniz rezilsiniz"
Sayın Boğaziçililer, sayın basın mensupları, burada yaşananlar aslında tam anlamıyla bir rezalet. Burada örneğin bu işgalin sonucunda sadece akademik camiadan değil 650 kişiyi idari personel olarak buraya getirildi tamamen siyasal bir kadrolaşmayla. Çünkü Boğaziçi'ni değiştirmek için sadece akademisyenleri değil en az onlar kadar kıymetli olan idari personelini ve öğrencilerini değiştirmek zorundasınız. Onları haykırıyorlar burada. Burada olanlar için bir örnek vereyim. Bu liyakatsiz kadrolaşma öyle bir hale geldi ki kendi tezi olmadığı halde tezmiş gibi yazan, tez olmadığı halde tez olarak gösteren bir paraşüt öğretim üyesinin bu yaptığı davranışın etik kurulda incelenmesi gerektiğine yönelik bir mahkeme kararı var. Çünkü kendisi de paraşüt olan dekan buna izin vermemişti. Peki Demokrat kardeşimiz, kıymetli rektör, Naci İnci ne yaptı? AKP'ye çok yakışan bir iş yaptı. Bunu incelemesi gereken etik kurulun tamamını görevden aldı bu etik ihlali yapan kişiyi ve bu ihlale göz yuman dekanı o etik kuruluna atadı. Rezil adamlarsınız akademisyen falan değilsiniz rezilsiniz. Etik ihlali olan birini etik kuruluna atayacak kadar rezilsiniz.
"Sanayi Bakanı Fatih Kacır. Ne yaşadıysa bu Boğaziçi Üniversitesi'nde neyse onun sorunu bilmiyorum"
Bu üniversiteye siyasal bilimler fakültesine radikal İslamcı birini paraşütle getirdiniz kendi yaptığıyla övünüyordu. Nereye kadar? Üç polisiniz şehit edilince apar topar IŞID'le ilgili paylaşımlarını. Siz busunuz iki yüzlüsünüz. Yaptığınızın bile arkasında duramayacak kadar zayıf karakterli insanlarsınız. Kampüsün içerisinde iktidara yakın öğrenci arkadaşlarımız saydı akla hayale gelmeyecek inanılmaz skandallar, kampüsü düğün salonuna çevirmeye çalışıp canını kaybeden genç kızlarımızın arkasında olmayanlar, hayvanlara zulmedenler, can yoldaşlarımızla uğraşanlar. Üniversite arazisi Uçaksavar Kampüsündeki teknoloji geliştirme bölgesi ilan edip çok önemli bir iş ya çünkü bu üniversitenin tek sorunu Naci İnci değil. Aynı zamanda onun bir de yol arkadaşı var. Sanayi Bakanı Fatih Kacır. Ne yaşadıysa bu Boğaziçi Üniversitesi'nde neyse onun sorunu bilmiyorum. Şimdi bu teknoloji geliştirme merkezi oradaki ilan edilen yerde öğrenci yurdu kongre salonu, spor salonu, stadyumun akıbeti belirsiz. Ama bir de şirket kurdular bayılıyorlar bu işlere. Şirkette üniversitenin payını yüzde üç yaptılar. Bir başka Boğaziçi Üniversitesi'nde vakıf kurdular diğer vakfı ele geçiremedikleri için. Mütevelli heyetine 163 kişi atayıp bu 163 kişiyle o vakfı da ele geçirmeye kalktılar. Sayarım, sayarım, sayarım. Utanma olsa daha çok sayarım.
"Boğaziçi'ndir farklı kılan şey onların bu zulmü kabul etmemesidir"
Ama bir tane daha söyleyeyim. Bir üniversitede senato üyesi seçildiğinizi zannediyorsunuz. Adınız da Profesör Doktor Ünal Zenginobuz fakat siz zannediyorsunuz. Rektör efendi bunu beğenmemiş senden Senato üyesi olmaz demiş. Neye göre demiş? Ben yaptım oldu cumhuriyeti olunca. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı nasıl yapıyorsa bakanı da öyle yapıyor. Rektörü de öyle yapıyor dekanı da öyle yapıyor. Ben yaptım oldu cumhuriyeti çünkü burası. O da öyle yapmış. Diyor ki Ünal Zenginobuza, sen bu senatoya giremezsin. Sebep? Öyle uygun gördüm. Ünal hoca ne yapıyor, okumuş yazmış insan. Gidiyor mahkemeye başvuruyor. Mahkeme karar alıyor. Diyor ki bu yanlış iştir. Naciye fark eder mi? Fark etmez. Kapıya iki tane güvenlik görevlisi sokmuş orada duruyor hocayı gene sokmuyorlar. Senatör üyesi içeri sokmuyorlar. Yanına da 15 tane sivil polis var. Ünal Hoca demokrasiye inanmış insan. Gene sormuş. Yahu demiş polislere ben senato üyesiyim beni içeri almıyorlar. Sivil polisler demiş ki biz ne yapabiliriz? Ben buradan Ali Yerlikaya'ya sesleneyim uyduruk bir mahkemedeki kayyum kararıyla beş bin polis göndermesini biliyorsun Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl binasına. Gönderseydin ya buraya polisleri de o zaman. Senato binasına girebilseydi ya hoca yine girememiş. Boğaziçililerin derdi bitmez. Çünkü bu Türkiye'nin derdi. Boğaziçi'ndir farklı kılan şey onların bu zulmü kabul etmemesidir. Onları farklı kılan şey Akademisyenlerin akademik etikle çalışmaları, öğrencilerin, mezunların ve çalışanların üniversitelerine sahip çıkmasıdır.
"Bu direniş devam eden bu direnişi durduramazsınız"
Başka bir tanesi var, Bilge Kağan Şarbat. Ne demiş bu Boğaziçili. Onun gözlerinden öperim. Ahmet Arif'in dediği gibi gözlerinden öperim çocuk. Ne yapmış? Demiş ki 'sefalet ücreti değil insanca bir yaşam istiyoruz' Vay anasını! Ne büyük suç! Başka 'çocukların katili saray rejimi' demişler. Bir, mahkeme karar vermiş bu Boğaziçi'yi hapsetmek için. Çocukların katili saray rejimi demek suçsa Türkiye'de bir saray rejimi olduğunun kabulü demektir bu karar. Bu saray rejiminin yöneticisi de orada külliyesinde oturan Recep Tayyip Erdoğan'dır. Bu mahkeme kararı bu anlama gelir. Eğer çocukların katili saray rejimi demek suçsa Türkiye'de bir saray rejimi var demektir. Peki asıl meseleye bakalım. Tayyip Erdoğan'ı biliyoruz eski hikaye o. Asıl mesele nedir? Ne yapacaktı Bilge Kağan Şarbat 17 MESEM işçisi öldüğünde bir ülkede 17 MESEM işçisi çocuk öldüğünde 85 çocuk sadece 2025 yılında çocuk işçi olarak öldüğünde ne diyecekti? Helal olsun size mi tabii bunu söyleyecekti. Tıpkı bir kısmının ismini hatırladığım, bir kısmını cezaevinde ziyaret ettiğim diğer Boğaziçili öğrenciler gibi. Yağmur Miraç Taylan gibi Tutku Kırcalı gibi, Ömer Faruk Can gibi Hüseyin Arif Enes Karataş gibi ya da tipli öğrenciler Elif Akın, Sercan Gökoğlu, Atakan Özsan, Burak Siperli gibi. ya da il binasına Ali Yerlikaya'nın emriyle saldıranların olduğu gün tweet attığı için tutuklanan Abdullah Esin gibi. Her gün, her saat bu ülkeye örnek olabilecek, tarihi bir demokratik direniş içerisindedirler. Bu direniş devam eden bu direnişi durduramazsınız.
"Sana da sesleniyorum Recep Tayyip Erdoğan güle güle Erdoğan"
Bu gençler, bu akademisyenler, bu çalışanlar, bunları söylemeye devam edecekler. Bu bir seçim bu zincirin birinci halkasında iş birliği yapan paraşütçüler var. İkinci halkasında bu işleri organize eden genel sekreter danışman ya da unvanları, her kimse onlar var. Üçüncü halkasında Naci İnci var. Dördüncü halkasında Fatih Kacır var. Beşinci halkasında çok kıymetli YÖK Başkanımız Erol Özvar var. Biliyorsunuz çok kıymetli bir başkan. Geçen gün bir açıklama yaptı. Dedi ki baskı gören akademisyenleri Türkiye'ye davet edin. Ben iki davette bulunmak istiyorum. Bir Boğaziçili öğretim üyelerini Türkiye'ye davet etmek istiyorum ortam uygunmuş. İki, YÖK Başkanı Erol Özvar'a buradan sesleniyorum. Sen de şu kadar cesaret varsa sen de şu kadar haysiyet varsa bu sözüne de inanıyorsan ben de seni Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeliğiyle toplantı yapmaya davet ediyorum. Sen de varsa birazcık haysiyet. Son halka bütün bu saray rejiminin sorumlusu olan Recep Tayyip Erdoğan'dır. Sana da sesleniyorum Recep Tayyip Erdoğan güle güle Erdoğan, gideceksin Erdoğan yılmayacağız, korkmayacağız, itaat etmeyeceğiz"
Eğitim Sen Yüksek Öğretim Sekreteri Özgür Evrim Gülez şunları söyledi:
"Direnenlere selam olsun"
"Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu adına buradaki tüm bileşenleri Boğaziçi direnişinin beşinci yılını bir kez daha selamlıyorum. Benden önceki konuşmacıların tamamı AKP'nin Yüksek Öğretim alanını nasıl bir memuriyet alanına çevirdiğini liyakatsiz kadrolaşmalarla nasıl siyasi saiklerle bu alanı yönettiğini çok güzel ifade ettiler. Ben de çok uzun bir konuşma yapmak istemiyorum. Burada yapılan direnişin başlangıcı yani beş yıl öncesine gittiğimizde, beş yıl öncesinin başlangıcı bir rektör ataması değildi buradaki mesele. Sarayın yaptığı atamaya karşı üniversite bileşenlerinin kendi seçtikleriyle yönetilme itirazıydı buradaki. Bugün beşinci yılında bu itirazı bir kez daha selamlıyoruz. Burada üniversitede akademisyeninden öğrencisine, yükseköğretim emekçilerinin tamamı bizlere bir şey söylüyorlar. Üniversiteler biat etmez akademi biat etmez. Üniversiteleri diz çöktüremezsiniz diyorlar. Bugün burada bu direnişin beşinci yılında bir kez daha bir aradayız. Buradan bir itiraz yükseltiyoruz. Özerk özgür bir üniversite mücadelesini sonuna kadar bütün üniversite bileşenleriyle sürdürmeye devam edeceğiz. Direnenlere selam olsun"











































