Dha Yurt Bülteni-2

Dha Yurt Bülteni-2

Bakan Arslan uyardı: Frene güvenme kurala güvenUlaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Kurban Bayramı'nın ikinci günü baba ocağı Kars'ın Kağızman ilçesine gelerek hemşehrileri ile bayramlaştı.

Dha Yurt Bülteni-2

Bakan Arslan uyardı: Frene güvenme kurala güven

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Kurban Bayramı'nın ikinci günü baba ocağı Kars'ın Kağızman ilçesine gelerek hemşehrileri ile bayramlaştı.

Vali Rahmi Doğan, AK Parti Kars Milletvekili Selahattin Beyribey, Kağızman Kaymakamı Ercan Öter ve Kağızman Belediye Başkanı Nevzat Yıldız'ın eşlik ettiği Bakan Ahmet Arslan, Kağızman Belediyesi açık pazar yerinde yapılan bayramlaşmada hemşehrilerine hitab etti. Bakan Arslan, "Memlekete gitmek ve gelmek güzel. Ama yarından itibaren iki gün insanlarımız yollara düşecek. Diyoruz ki bayram, bayram tadındaki hatıralarla insanların hafızasında kalsın. Bayram insanların hafızasında kazalarla, ölümlerle, yaralanmalarla, sakatlanmalarla kalmasın. Bunun da yolu belli. İçişleri Bakanlığımızın güzel bir uygulaması var. 'Frene güvenme, kurala güven' Çünkü sen kuralın koyduğu hızın üstünden gidersen, öndeki araçla yeteri kadar mesafe bırakmazsan, frene asıldığın an fren görevini yerine getiremez. Sonuçta fren kul yapısı. Kul yapısına güvenmeyip, kurallara güvenmek, kurallara uymak lazım. Onun içinde diyoruz ki canınız bizim için önemli. Taşıdığınız yolcuların canı da bizim için bir o kadar önemli" diye konuştu.

Toplu bayramlaşmadan sonra esnafı tek tek ziyaret ederek bayramlaşan bakan, annesinin mezarının başında dua etti. Bir gün Kağızman da kalan Bakan ilçeden ayrıldı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Bayramlaşma alanına gelişi

-Bakan Arslan'ın vatandaşlarla bayramlaşması

-Bakan Arslan'ın konuşması

 

Haber-Kamera: İlhami TURAN / KAĞIZMAN (Kars),

===========================================

Polis 2 kişinin öldüğü kazadan sonra arayanlara telefonda acı haberi veremedi

 

KONYA'da tatile giden 2'si kardeş içinde 3 kişinin bulunduğu otomobil, sürücüsünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu yoldan çıkarak şarampole devrildi. Kazada, aracı kullanan Cumali Güllü ve yanındaki Turgut Özbay öldü, Ahmet Özbay ise ağır yaralandı. Kaza ardından Güllü'nün çalan telefonunu açan polis, acı haberi yakınlarına veremedi. Polis memuru telefonda "Kaza yapmışlar. Yaralanmışlar. Onlar hastanede, telefon burada kalmış" diyebildi.

Kaza, saat 23.45 sıralarında Konya-Ereğli yolu Okyar Caddesi Kavşağı'nda meydana geldi. Cumali Güllü yönetimindeki 26 PV 670 plakalı otomobil ile hareket halindeyken direksiyon kontrolünü yitirdi. Yoldan çıkan otomobil şarampole devrildi. Araçtan fırlayan 24 yaşındaki Turgut Özbay ile 19 yaşındaki Cumali Güllü kaza yerinde öldü. Ağır yaralanan Ahmet Özbay ise, ambulansla Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldı.

Kaza yerinde araştırma yapan polis, Cumali Güllü'ye ait çalan telefonu açtı. Acı haberi yakınlarına veremeyen polis memuru, "Kaza yapmışlar. Yaralanmışlar. Onlar hastanede, telefon burada kalmış" diyebildi. Özbay kardeşler ve arkadaşları Cumali Güllü'nün Afyonkarahisar'dan Mersin'e tatile gittikleri öğrenilirken, polis kazayla ilgili soruşturmayı sürdürüyor.

Görüntü dökümü:

----------------------------------------

-Polisin cep telefonunda acı haberi verememesi

-Kaza yerinden detaylar

-polisin çalışması

-Cenazelerin görüntüsü

Haber-Kamera: Hasan DÖNMEZ/KONYA.

=========================================

2 yaşındaki çocuğun başparmağının ihmal sonucu kesildiği iddiası

KAYSERİ'de çocuklarının havale geçirdiğini belirten aile, yanlış müdahale yüzünden çocuklarının sol el başparmağının kesildiğini iddia etti. Aile Sağlık Bakanlığı'na şikayet edip, aynı zamanda Cumhuriyet Savcılığına da suç duyurusunda bulundu. Baba Ramazan Yılmaz, "Çocuğumun parmağının kesilmesine sebep olanlar cezasını çeksinö dedi.

Merkez Melikgazi ilçesi Eskişehir Bağları Osmanlı Mahallesi'nde oturan Ramazan Yılmaz ve Raziye Yılmaz çifti, 2 yaşındaki çocukları Rahman Yılmaz'ın 31 Temmuz'da sıcak havale şikayetiyle Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'ne götürdü. Yaklaşık  1 hafta hastanede tedavi gören çocuğunun daha sonra İntaniye bölümüne götürüldüğünü ifade eden Baba Ramazan Yılmaz (31) çocuğunun yanlış müdahale sonrasında sol el başparmağının kesildiğini savundu.

Yılmaz,  "Çocuğumuzu 31 Temmuz sıcak havale sonucu Fakülteye götürdük ve 4 gün acilde yattı. Sonra  Erciyes Üniversitesi'nde Pediatri İntaniye bölümüne yatırdılar. Sonra  MR çekilmek  istenmiş geceleyin. Akşam parmağına solunun bandı bağlamışlar. Ertesi sabah eşim aradı ve 'çocuğun parmağı morarmış kalbinden geliyor dediler bana' dedi. Hastaneye gittim.Çocuğun parmağına kan oturmuş, ihmalin olduğu belli. Hemşireyi çağırdım, neden bir şey yapmıyorsunuz? dedim. Ortopediyi bekliyoruz, şudur budur dediler. Yani parmağı 2 gün boyunca pansuman dahi etmemişler. Biz sesimizi çıkarınca biraz işlem yapıldıö diye konuştu.

"BİZE PARMAK KESİLMEYECEK DENDİ"

İlk etapta doktorların kendilerine, "Çocuğun parmağı kesilmeyecekö dediğini dile getiren Baba Ramazan Yılmaz, şunları söyledi, "Bize çocuğun parmağı kesilmeyecek dediler. Yüzde 50 kurtarma ihtimali var dediler. Ama bizi kandırmak için çocuğu 2 kez ameliyata soktular ve çocuğa Çin işkencesi yaptılar. 27 Ağustos'ta ameliyatla parmağı kesildi. Şimdi çocuğun parmağı kesik. Bu olaydan sonra yetkili mercilere şikayette bulunduk. Bunu yapan hemşire ya da kimse hesabını vermeli. Bize göre hemşirenin ihmali var. Bize daha sonra parmağı 'MR cihazı parmağı yakmış' dediler. Benim çocuğum 5 kere MR'a girdi bir şey olmadı. Hepsinde de o solunum cihazı, o bant  bağlıydı, sarılıydı.  Bant, 21: 20 gibi bağlanmış, ertesi gün 07: 00'da çıkarılmış. Burada ihmal var. Çocuğumun parmağı ihmal yüzünden kesildiö

"GEREKLİ MERCİLERE ŞİKAYET ETTİK"

Cumhuriyet Savcılığı'na, BİMER'e, Sağlık Bakanlığına, Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü'ne konuyla ilgili olarak şikayette bulunduğunu belirten Baba Yılmaz, "Hakkımızı arayacağız. Ama bunu yapanların hak ettikleri cezayı almalarını istiyoruz. Kesinlikle maddiyat peşinde değiliz. Başkanlarının da başına gelmesin. Bu çocuktan gelen bir kuruşu Allah yedirmesin. Bunu yapan hemşire ya da her kimse hesabını versin istiyoruz. Benim çocuğumun 2 yaşında yanlış müdahaleden dolayı parmağı kesildi. Günlerce hastanede mağdur oldukö  dedi.

"ÇOCUĞUM ATEŞLİ AĞRI İLE GİTTİ PARMAĞINDAN OLDU"

Anne Raziye Yılmaz (28) ise çocuğun ateşli ağrı nedeniyle hastaneye gittiğini ancak parmağından olduğunu söyledi. Anne Yılmaz, "Bayramımızı yaşayamadık. Bu konuda ihmali olanların yani suçluların cezasını çekmesini istiyoruz. Çocuğum ateşli ağrı, hararetli hırıltı şikayeti ile gitti hastaneye ancak parmağından oldu. Akşam o bant bağlandı, sabah çocuğumun parmağı simsiyah olmuştu, yanmıştı. Parmağı açtıklarında su gibi bir şeyler döküldü. Sorduğumuzda da MR cihazı yakmış dedilerö şeklinde konuştu.

"BİR ÖZÜR DAHİ DİLEMEDİLER"

Babaanne Hanım Yılmaz da (56) şikayetçi olduklarını belirterek, "Çocuğun parmağı kesildi, kusurumuz, hatamız var, özür dileriz dahi demediler. Sapasağlam gitti çocuğumuz ve daha sonra parmağını kaybetti. Bir özür bile dilemediler. Başbakanımız sesimizi duysun. Torunumun tek parmağı ile kalmasını istemiyorum. Sonuna kadar şikayetçi olacağızö dedi. Torununun ihmal yüzünden parmağını kaybetmesinden dolayı üzüntü yaşadıklarını ifade eden Süleyman Yılmaz da (57) yaşanan olayın ardından kimsenin gelip, özür dilememesinden yana dert yandı. Yılmaz, "Kimse gelip, ilgilenmedi. Özür dilemedi. Bir şey olmamış gibi davrandılar. Hatamız var demediler.  Bir çocuğun geleceği ile oynadılarö diye konuştu.

Görüntü Dökümü

----------------------------

-Anne Raziye Yılmaz'ın konuşması

-Baba Ramazan Yılmaz'ın konuşması

-Babaanne Hanım Yılmaz'ın konuşması

-Büyükbaba Süleyman Yılmaz'ın konuşması

Parmağı kesilen küçük Rahman'dan görüntüler

-Detaylar

Haber-Kamera: Cafer ZENGİN/KAYSERİ,

========================================

80'lik 'Koreli' çoban (Tekrar)

 

KORE Savaşı'nın ardından bölgeye gönderilen Türk birlginde 1 yıl görev yapan 80 yaşındaki Mustafa Çilli, her gün 300 keçisini otlatıyor. Çevresinde 'Koreli' lakabıyla tanınan Çilli, "Biz Kore'de harbe girmediğimiz için maaş bağlanmadı. Biz oraya gidip nöbet tuttuk. 80 yaşımda olduğum için artık hayvanları otlatmakta zorlanıyorum" dedi.

Konya'nın Karapınar İlçesi Yeşilyurt Mahallesi Güzelkışla yaylasında oturan 9 çocuk, 30 torun sahibi Mustafa Çilli, 77 yaşındaki eşi Güllü Çilli ile birlikte 45 yıldır çobanlık yapıyor. 1950-1953 yılları arasındaki Kore iç savaşının ardından bölgeye gönderilen Türk birliğinde görevli olduğunu belirten Çilli, 1 yıl boyunca orada görev yaptığını belirtti. Kore'de sürekli nöbet tuttuğunu belirten Mustafa Çilli, "Sarıkamış'ta askerlik yaparken Kore'ye gideceksiniz dediler, evimize gelemeden, ailemizi göremeden İzmir'e gittik. Orada eğitim gördük. Daha sonra  İzmir'de gemiye bindik, geminin düdüğü çaldıkça, harbe gidiyoruz diye ağladık. O zaman yaşım 20 falandı. Askere gitmeden evlenmiştim ve bir çocuğum olmuştu. Gemide giderken arkadaşlarla ağladık, sızladık. O günleri hatırladıkça tuhaf oluyorum. Orada 1 yıl kaldım. Sürekli nöbet tutum, güvenliği sağladık" dedi.

HER GÜN 300 KEÇİYİ OTLATIYOR 

Kore'deki görevinin ardından köyüne dönen ve eşi Güllü Çilli ile birlikte besicilik yapmaya başlayan Çilli, ilerleyen yaşına karşın hergün keçilerini otlatıyor. Hayvanlarını otlatırken zorlandığını belirten Çilli, "Kore'den döndükten sonra besiciliğe başladım. O gün, bugündür beslediğimiz hayvanları arazide otlatıyorum. Biz Kore'de harbe girmediğimiz için maaş bağlanmadı. Biz oraya gidip nöbet tuttuk. 80 yaşımda olduğum için artık hayvanları otlatmakta zorlanıyorum. 300 hayvanımız var ama, çoban tutmak istemiyoruz. Şimdiki çobanlar hayvanları gütmeyi bilmiyorlar" dedi. 

'BEN EŞİMİN ÇOBANIYIM'

14 yaşında iken eşi Mustafa Çilli ile kaçarak evlendiğini belirten Güllü Çilli ise, "Eşim Kore'ye gittiğinde kayınpederim ve kayınvalidemin yanındaydım. Ekmeği sabah yesek, öğlen yoktu. Öğlen yesek, ikindi yoktu. Sonra eşim geldi, 5-6 yıl öyle yokluk içinde idare ettik. Ondan sonra birlikte bir ev yaptık, çift sürdük, inek aldık, kazancımız bir araya geldi. Eşime önceleri çocukları yardım etti. Dağlarda birlikte koyun güttüler. Dağlarda yattılar, aç gezdikleri gün oldu, tok gezdikleri gün oldu. Ama şimdi şükür Allah'a, o günler geldi geçti. Yine de ben eşimin her zaman yanındayım ve ben eşimin çobanıyım" dedi. 

Görüntü Dökümü 

---------------------

Mustafa ve Güllü Çilli çiftinden detay

Mustafa Çilli'nin keçilerle ilgilenmesi 

-Çilli çifti röp.

Genel ve detay

Haber- Kamera: Hasan DÖNMEZ- Mehmet OKUYUCU KONYA

=====================================

Türkiye'nin koruyucu meleği

DENİZLİ'de yaşayan emekli sınıf öğretmeni 59 yaşındaki Ayfer Doğan, koruyucu aile sisteminin yaygınlaşması için yaptığı çalışmalarda Türkiye'de herkese örnek oluyor. Emekli öğretmen eşi 62 yaşındaki Cüneyt Doğan ile 20 yıl önce koruyucu aile sistemine dahil olan Ayfer Doğan, bugüne kadar çeşitli yaşlarda dört kız çocuğunun aile ortamında büyüyerek topluma kazandırılmasını sağladı. Denizli Koruyucu Aile Derneği'nin kurulmasına öncülük eden, halen derneğin başkanlığını da yürüten Doğan'ın çabalarıyla Denizli'de 140 çocuk koruyucu aileye kavuşturuldu.

Denizli'de emekli sınıf öğretmeni Ayfer Doğan ve sınıf öğretmeni eşi Cüneyt Doğan, biyolojik çocukları Ali ve Can'la yaşarken, 1995 yılında bir televizyon programında öğrendikleri koruyucu aile sistemini öğrendi. Fark yaratmak isteyen öğretmen çift, 1997 yılında koruyucu aile sistemine dahil oldu ve o zaman 8 yaşında olan M.S. (Meral Sarıteke), aileyle birlikte yaşamaya başladı. Ailenin iki oğluyla birlikte büyüyen M.S., üniversiteyi bitirdi. Bugün 28 yaşında olan M.S., Kocaeli Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nde Koruyucu Aile Birim Sorumlusu olarak çalışarak yuvadaki çocukların aile ortamında büyümesi için çaba harcıyor. Bir çocuğu aile ortamında, sevgi ve şefkatle büyüterek topluma kazandırmanın mutluluğunu yaşayan Ayfer Doğan ve eşi, 2008 yılında iki kardeş olan 5 yaşındaki Y.A. ve 3 yaşındaki M.A.'yı da aileye dahil etti. Giderek büyüyen Doğan Ailesi'ne dört yıl önce son olarak katılan ise 18 yaşındaki A.B. oldu.

DERNEĞİN KURULMASINA ÖNCÜLÜK ETTİLER

Aileye katılan çocuklarının başarısını ve değişimini yakından yaşayan Ayfer Doğan, sistemin anlatılması, tanıtılması ve koruyucu ailelerin sayısının artması amacıyla Denizli Koruyucu Aile Derneği'nin kurulması için harekete geçti. Denizli'deki koruyucu ailelerle iletişime geçildi ve 2009 yılında kurulan derneğin başkanlığına Ayfer Doğan seçildi. Derneğin çalışmalarıyla Denizli'de koruyucu aile sistemine ilgi arttı, 100'den fazla aile koruyucu aile oldu. Bazı aileler birden fazla çocuğun koruyucu ailesi olunca, Denizli'de yuvadaki 140 çocuk koruyucu aile şemsiyesine kavuştu. Ayfer Doğan, Koruyucu Aile Derneği'ndeki çalışmaları ve dört çocuğu aile ortamında büyütüp topluma kazandırdığı için Sabancı Vakfı tarafından 2015 yılında Fark Yaratanlar Projesi'ne dahil edildi. Doğan Ailesi, koruyucu aile oldukları M.S.'nin başarılarıyla gurur duyarken, bir sevindirici haber de aileye dört yıl önce katılan A.B.'den geldi. A.B., üniversite sınavlarında başarılı olarak Kocatepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nü kazandı. Ayfer Doğan ve eşi Cüneyt Doğan, Karataş Mahallesi'ndeki evlerinde koruyucu oldukları üç kızla birlikte mutlu ve keyifli bir yaşam sürüyor. Ailenin Zambiya'da yaşayan büyük oğlu Ali Doğan, İstanbul'da yaşayan küçük oğlu Can Doğan ile koruyucu aile oldukları, Kocaeli'de yaşayan ilk kızları M.S., bayramlarda ve özel günlerde Denizli'ye gelerek aileyle birlikte oluyor.

KORUYUCU AİLE SAYISI 5 BİNİ AŞTI

Yaklaşık 20 yıldır koruyucu aile sisteminin içinde olduklarını söyleyen emekli öğretmen Ayfer Doğan, dernekleşme sürecinden sonra yaptıkları çalışmalarla ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Gönül Elçileri Projesi'nin katkılarıyla 2009 yılında 700'lerde olan korucuyu aile sayısının şimdi 5 bini aştığını söyledi.

"TOPLUM ÖNYARGILARINI YIKMALI"

Koruyucu aile sisteminin tam olarak ne olduğunu daha önce kendilerinin de bilmediğini, dernek kurulduktan sonra daha bilinçlendiklerini söyleyen Denizli Koruyucu Aile Derneği Başkanı Ayfer Doğan, toplumun sistemle ilgili ön yargılarını yıkması gerektiğini kaydetti. Doğan, şöyle devam etti: "Kurumun bakımındaki çocuklar için toplumun önce bir acıma duygusu var. Acıma duygusunun dışında daha sonra büyüyen, etiketleştirme ve ötekileştirme var. İnsanlar onaylamadıkları, sorunlu olduğunu düşündükleri çocukları ailelerine dahil etmekte biraz sıkıntı yaşıyor. Öncelikle bunu kırmak lazım. Eğer yeterli şansı verirseniz bizim ailemizde olduğu gibi, onlar da diğer çocuklardan hiç farklı olmayan bir şekilde çok güzel başarı hikayeleri gerçekleştirebiliyorlar. Yaklaşık 9 yıldır da insanlara anlatmak istediğim bu. Onlara şans vermemiz gerekiyor ve uygun aile ortamlarında sevgi ve güvenle büyüyen tüm çocuklar aslında başarabiliyorlar. Sistemde koruyucu ailelerin yaşadıkları bir takım zorluklar da var. Bunlardan en başlıcası uyum sorunları. Ailenize farklı yaş ve cinsiyette, farklı travmatik geçmişleri olan bir çocuğu dahil ediyorsunuz. Onun sevgi, güven ihtiyacını karşılamak ve onu buna inandırmak çok zaman alıyor. Bu süreçte biraz sabırlı olmak, bilgi, deneyim ve eğitimler almak bu süreci kolaylaştırıyor."

"ŞANS VERİLDİĞİNDE BAŞARILI OLUYORLAR"

İlk kızının Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek Koruyucu Aile Birim Sorumlusu olarak çalıştığını söyleyen Ayfer Doğan, "Dört sene önce gelen kızım ise, bir takım davranış sorunlarıyla geldi. 14 yaşındaydı. Yaşı büyüktü ama bugün çarpım tablosundan başlayan başarı öykümüz üniversite sınavında dört yıllık bir fakülteyi kazanmasıyla tamamlandı. Diğer 3 ve 5 yaşındaki iki kızımdan biri daha 4 yaşında okuma yazmayı kendi öğrendi. Çocuklara uygun koşulları sağlarsak, sevgi ve güveni verebilirsek başarmamaları mümkün değil. Ben de toplumun artık bu önyargılarını yıkmasını istiyorum. Onlara şans verildikleri zaman en az sizin çocuklarınız kadar başarılı olabilirler. Bu başarıyı sadece eğitim olarak söylemiyorum, sosyal başarı toplumsal uyum anlamında da söylüyorum. Desteklenmeleri gerekiyor. Bugün yurtlarda aile bekleyen 12 binden fazla çocuk var ve sadece bayramlarda onları hatırlamak, tatillerde yanlarına ziyarete gitmek yeterli bir tutum değil. Bu nedenle ben insanların evlerini, kalplerini çocuklara açmalarını istiyorum. Dernek olarak yürüttüğümüz projelerden birinin sloganı, 'Kalbinizi açın, evinizi de' Bence bütün çocuklar bu şansı ve sevgiyi hak ediyorlar" dedi.

"DOĞURMADAN DA KARDEŞ OLUNABİLİYOR"

İki biyolojik oğlu olduğunu, koruyucu aile oldukları ilk kızları M.S. ile çocuklarının aralarında çok güzel bir dostluk ve kardeşlik geliştirdiklerini söyleyen Ayfer Doğan, "Diğer kızlar geldiğinde oğlanlar çok büyümüşlerdi. Onlarla daha farklı ilişkileri oldu. Çok seviyorlar birbirlerini. Şu an iletişimleri çok güzel, çok güzel bir kardeşlik bağları var" dedi. Doğan, dernek çalışmalarına ağırlık verdiğini, ömrünün son nefesine kadar koruyucu aile sisteminin yaygınlaşması için çalışacağını, bir çocuğu topluma kazandırmanın dünyayı kurtarmakla eşdeğer olduğunu söyledi.

"BİRLİKTE BAŞARDIK"

Doğan Ailesi'ne son katılan ve bugün 18 yaşında olan A.B. ise üniversite sınavlarını kazanmanın mutluluğunu yaşıyor. 14 yaşında koruyucu aile olarak Doğan Ailesi'ne katıldığını söyleyen A.B., "Üniversiteyi kazandım, beklemediğim bir şeydi. Çok mutluyum. Yuvada kalırken ailem yokmuş gibi geliyordu. Koruyucu aile projesi ile benimde kocaman bir ailem oldu. Aynı şeyi ben üniversiteyi kazandıktan sonra da çok güzel bir şekilde hissettim. Tebrik hoşuma gitmişti. Annemler, benimle çok uğraştılar. Ama zoru başardık, en zoru buydu. Zoru başardık ve devam edeceğiz. Ben ilk geldiğimde daha çok duygu olarak kapana kısılmış gibi hissetmiştim kendimi. Bu konuma varabileceğimi hiç düşünmemiştim. Annemin emeği çok büyük. O'nun sabrı ve bana karşı olan iyi niyeti olmasa belki de bugün bu konumda olmayabilirdim. Güzel olacağına inanıyorum" dedi.

"BENİM İÇİN BÜYÜK BİR ADIMDI"

Doğan Ailesi'ne katıldığı ilk günün kendisi için büyük bir adım olduğunu söyleyen A.B., "Tanımadığın bir yere geliyorsun. Girdiğinde hepsi beni sıcak karşıladı. Zaman zaman tabii ki sorunlar yaşadık, her ailede olduğu gibi. Ancak hep, 'Ben buradayım', 'Seninleyim', 'Senin iyiliğini istiyorum', 'Bunu birlikte başarabiliriz' mesajlarını alttan alttan verdiler. O yüzden onlara çok teşekkür ediyorum, beni bu konuma getirdikleri için. Ailenin yanına geldiğimde, dersle hiç alakam yoktu. Hiç çalışmıyordum, hiçbir şey de bilmiyordum. Annem alttan alttan şunu da yap diyerek, özel öğretmenlerle destekleyerek çok güzel şekilde bana eğitim de sağladı. Özel öğretmenler, özel okullar derken bu konuma geldim. Epey çaba sarfettiler benim için" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Evden görüntüler,

-A.B. ve annesi sohbet ederken,

-Ayfer Doğan ile röp.

-Ayfer Doğan ve çocuklarından detay görüntüler,

-A.B. ile röp,

-Ayfer Doğan ve çocukların birlikte yürümesi,

-Kızlardan detay,

-Ailenin birlikte görüntüsü

-Ayfer Doğan'dan detay görüntüler

Haber-Kamera: Osman Nuri BOYACI / DENİZLİ,

===========================================

Kızını kaçıran baba Alman hükümetinden af istiyor

ALMANYA'nın Frankfurt kentinde yaşayan Hatice-Yılmaz Alp çifti, Alman Hükümetinin koruma altına aldığı 12 yaşındaki kızları Selin Emine Alp'i geçen ay sonunda memleketleri Iğdır'a kaçırdı. Haklarında tutaklama kararı çıkarılan Alp ailesi, Alman hükümetinden yardım istedi.

Olay, 1 Ocak 2016 günü Frankfurt'ta yaşandı. Okuluna gitmeden önce televizyonda izlememesi gereken bir kanalı izlerken annesinin  görüp kızdığını ve "Seni akşam babana söyleyeceğim" sözü üzerine okula giden Selin Emine Alp öğretmenine, "Ben evime gitmek istemiyorum, babamdan korkuyorum" dedi. Bunun üzerine öğretmeni polisi arayarak durumu anlattı. Okula gelen polisler Selin'i alıp yurda yerleştirdi ve aileyi de telefonla, "Siz çocuğunuza iyi bakamıyorsunuz, bundan sonra ona devlet bakacak" dedi. Yılmaz ve Hatice Alp çifti hukuki süreç başlatarak davaya itiraz ettiler ama çocuklarını geri alamadılar.

Alman hükümeti tarafından alıkonduktan sonra okula gönderilmeyen ve aradan geçen yaklaşık 2 sene içerisinde ayda bir kere çocuklarını görme imkanı bulan Alp ailesi büyük bir üzüntü yaşarken ailesinden uzak kalan kızları Selin de birkaç kez intihar girişiminde bulundu. Son olarak 30 Ağustos günü bileklerini kesen Selin Emine Alp evlerine 5 kilometre mesafadeki bir klinikte tedavi altına alındı. Alman hükümeti aileyi arayıp, "kızınızı 2 saat görebilirsiniz" dedi. Bunun üzerine hastaneye giden aile kızlarını alarak kendilerine ait Alman plakalı otomobille Türkiye'ye kaçırdı. Kızını Türk topraklarına soktuğunda derin bir nefes alan Alp çifti memleketleri Iğdır'a gelerek bir otele yerleşti.

Haklarında tutuklama kararı çıkaran Alman hükümetinden af isteyen baba kızlarından ayrı yaşayamayacaklarını belirtti. 4 çocuk babası 41 yaşındaki Yılmaz Alp olayı şöyle anlattı: "Yaklaşık 29 yıldır Almanya'da yaşıyorum. Frankfurt kentinde taksicilik yapıyorum. Eşim Hatice evde yaşına uygun olmadığı dizi filmi izleyen Selin'e, 'seni babana söyleyeceğim' demiş. Kızım da okula gidip bunu öğretmenine anlatmış. Öğretmen de polise haber vermiş. Okula gelen polis kızımı alıp götürmüş. Evi telefonla arayarak, 'Kızınıza bundan böyle Alman hükümeti bakacak. 18 yaşına kadar göremeyeceksiniz' demişler. Avukat tuttuk, mahkemeye gittik ama hiçbir sonuç alamadık. Kızım da bizden ayrı kaldığı için bileklerini keserek intihar girişiminde bulunmuş. Götürdükleri bir sağlık kliniğinden kaçırdım. Büyük oğlum Yasin (17) Almanya'da kaldı, eşim Hateci ve çocuklarım Musa (14), Selin (12) ve Rojin (5) ile birlikte Iğdır'a geldik. Kimseye yük olmamak için otelde kalıyoruz. Alman hükümetinden isteğimiz bizi affetmeleri. Herşeyimizi orada bırakıp geldik. Biz geldikten sonra evime gitmişler, kapıyı çalmışlar. Açmadığımız için kapıyı kırarak içeri girmişler. Daha sonra eşim ve benim hakkında tutuklama kararı çıkarmışlar. Almanya'ya dönersen eşim ve beni hapise atacaklar. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dan yardım bekliyoruz. Bize sahip çıksın."

Türkçe bilmeyen kızları Selin ise çok üzgün olduğunu söyledi. Alp, "Ailemden ayrı kalırsam kendimi öldürürüm" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Baba, anne ve kızları ile röp

-Ailenin otele girişleri

-Kızlarının anne ve babaya sarılması

Haber-Kamera: Suat DENİZ / IĞDIR,

============================================

Bakan Eroğlu doğaya keklik saldı

ORMAN ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, memleketi Afyonkarahisar'da 200 kekliğin doğaya salınması programına katıldı.

Afyonkarahisar'ın Sandıklı İlçesi'nde bayramlaşma programına katılan oradan da Şuhut İlçesi'ndeki bayramlaşma programına geçen Orman ve Şu İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 1904 rakımlı Çakmak Tepe'de Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü Şuhut Üretim Tesisi'nde yetiştirilen 200 kekliğin doğaya salınması programına katıldı. Bakan Eroğlu'na Ak Parti milletvekilleri Hatice Dudu Özkal ve Ali Özkaya ile Afyonkarahisar protokolü eşlik etti.

Yılda ortalama 17 bin kekliği doğaya saldıklarını belirten Bakan Veysel Eroğlu, "Kekliğin süne ve kene mücadelesinde önemi büyük. Haşarata karşı organik olarak, kimyasal madde kullanmadan mücadele edilmesi ekolojik denge için önemi büyük" dedi.

Bakan Eroğlu ve beraberindekiler daha sonra keklikleri doğaya bıraktı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

Bakan Eroğlu ve beraberindekiler keklikleri doğaya salarken

Çakmak Tepe'den görüntü

HABER- KAMERA: Ahmet DAĞLI/SANDIKLI (Afyonkarahisar),

=============================================

Engellilerden, engelliye bayram hediyesi

KARS Dolunay Derneği'nin engelli üyeleri 3 arızalı akülü aracın parçalarından yeni bir araç yaparak, kendilerini gibi engelli 13 yaşındaki Mertcan İlmezli'ye bayram hediyesi olarak verdi. 

Dolunay Derneği üyeleri, derneklerine getirilen arızalı engelli araçlarını tamir edip kullanılır hale getiriliyor. Üyeler, kullanılamaz durumdaki arabaların parçalarını birleştirip yeni araç ortaya çıkarıyor. Dernekte 3 arızalı akülü engelli aracının parçalarını kullanarak bir araç ortaya çıkaran derneğin engelli üyelerinden Engin Aktaş, engelli genç ve çocuklara umut oluyor. 

Yenilenen akülü araçlardan biri Mertcan İlmezli'ye bayram hediyesi olarak verildi. Bir özel markette çalışan baba 53 yaşındaki Veysel İlmezli, çocuğuna umut olan Dolunay Derneği yönetici ve üyelerine teşekkür etti.  2 çocuk babası Veysel İlmezli, 1.5 yaşında geçirdiği havale nedeniyle yürüyemez hale gelen oğlu Mertcan'ın bugüne kadar yürüteç kullanarak yaşamını sürdürdüğünü  belirtti. Çocuğunun ayak tabanını yere basamadığını, ameliyat olduktan sonra tabanına basabildiğini belirten Veysel İlmezli, şöyle dedi: "Bacakları güçsüz kalınca fizik tedaviye başladık. Önceleri ayağa bile kalkamıyordu. Çok şükür şimdi en azından yürüteçle ürüyebiliyor. Bu akülü araçla da arkadaşlarının yanına daha rahat gidi gelebilecek. Oğluma çifte bayram yaşatan Dolunay derneğine çok teşekkür ediyorum."

Dolunay Derneği Başkan Yardımcısı Engelli Birimi Başkanı Faruk Ocak da ellerinde arızalı ve kullanılamaz durumda olan engelli araçlarını derneklerine bağışlamalarını istedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Dolunay derneği

-Mertcan'ın yürüteçle yürümesi genel ve detayları

-Dernekte aracı yapan engelli üye Engin Aktaş'ın çalışması ve konuşması

-Mertcan'ın yeni akülü arabasına oturması, çalıştırması ve arabayı sürmesi

-Mertcan İlmezli'nin konuşması

-Baba Veysel İlmezli'nin konuşması

-Aracın bir münübüse konulması

-Mertcan'ın arabaya binmesi

-Dolunay derneği üyelerinin el sallamaları ve Mertcan'ın sevinci

-DOLUNAY Derneği başkan yardımcısı Faruk Ocak'ın konuşması

Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK / KARS,

================================================

Kurban Bayramı'nda ete sınır yok

BODRUM'un Turgutreis Mahallesi'nde kitaplarını imzalayan iç hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, Kurban Bayramı'nda et tüketimine sınırlama konulmaması gerektiğini savundu. 

İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay,Turgutreis D&R Mağazası'nda düzenlenen imza gününde okurları ile buluştu. Ünlü doktor, Karatay Mutfağı ve Karatay Diyeti kitaplarını okurları için imzaladı. Karatay'a kitap imzalatmak isteyen okurlar uzun kuyruklar oluşturdu. Karatay, kitaplarını imzaladıktan sonra, okurları ile birlikte bol bol fotoğraf çekildi. Karatay, Kurban Bayramı nedeniyle hızlı et tüketimiyle ilgili değerlendirmelerini soran basın mensuplarına "Kırmızı etin yağı ile beraber en sağlıklı şekilde mutlaka insan vücuduna girmesi gerekir. Yalnız hazırlanması çok önemlidir. Kızartma olursa tehlikelidir. Onun dışında bizim kap yemeklerimiz, ızgaralarımız en sağlıklı yemeklerdir. Kebaplarımız da sağlıklıdır. Bizim ülkemizde insanlar kurbandan kurbana et yedikleri için, istedikleri kadar yiyebilir" dedi. 

TUZ KAYBINA DİKKAT ÇEKTİ 

Karatay, yeni kitabının kasım ayındaki TÜYAP Fuarı'na yetişeceğini söyledi. Tuz kullanımına dikkat çeken Karatay, "Özellikle kaya tuzu çok önemli. Özellikle yazın sıcak günlerinde susuz kalmamak çok önemli. Kalp ilaçları alanlar bir de tuzsuz kaldıkları zaman, hakikaten halsiz oluyorlar. Tuz kaybı, baş dönmesine neden oluyor. Tansiyon ilaçları, kalp ilaçları, bir de tuzsuz yedikleri zaman ve aynı zamanda da terleme ile tuz kaybettikleri zaman çok halsizleşiyorlar. Buna dikkat etsinler hekimlerine danışsınlar" dedi. Otellerdeki açık büfelerin çok sağlıklı olmadığını savunan Canan Karatay, "Soğuk tüketilecek ürünleri soğukta saklıyor olsalar da, açık büfelere çok dikkat etmemiz lazım. Çok fazla yememenizi tavsiye ediyorum. Zaten fazla yemeye de her zaman karşıyım" dedi. 

Karatay, kendisini dolandıran hırsızların yakalanması ile ilgili olarak, "Bu bir organize suç. Hırsızların yakalanması hiçbir şey ifade etmiyor. Beni soyan aynı hırsız 8 ay yattı ve çıktı. Fakat onu organize edenler hala dolaşıyor" dedi. 

Fethiye Demir ve Hüseyin Demir çifti, Karatay'ın kitaplarını alıp okuduklarını ve önerilerini uyguladıklarını belirterek, bu sayede hastalıklarından kurtulduklarını ve kilo verdiklerini söyledi. 

Yaklaşık 2 saat süren imza gününde Karatay kitaplarını imzalarken, okurları ile de sohbet etmeyi ihmal etmedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-İmza gününden görüntüler,

-Canan Karatay'ın kitaplarını imzalamasından görüntü,

-Karatay'ın okurları ile sohbet etmesinden görüntü,

-Canan Karatay ile röp,

-Okurlarla röp.

Haber: Nilüfer DEMİR - Kamera: Hülya ELTEŞ / BODRUM (Muğla),

==========================================

Buca'da 'Hazine şoku'

İZMİR'in Buca İlçesi Çamlıpınar Mahallesi'nde oturanlara 14 yıl sonra, Milli Emlak Müdürlüğü'nden, evlerini üzerine yaptıkları arsalarına 'Hazine fazlalığı' bedeli ödemeleri için tebligat geldi. Halktan arsalarının büyüklüğüne göre 30- 70 bin TL arasında değişen bedeller istendi.

Çamlıpınar Mahallesi'nde oturan ve 14 yıl önce buradaki arsalarına ev yapanlara Milli Emlak Müdürlüğü tarafından gönderilen tebligatta, metrekare büyüklüklerine göre 30- 70 bin TL arasında değişen bedelleri 15 gün içinde ödemeleri veya taksitlendirmeleri istendi. Gelen tebligatla şok olan malikler bu duruma tepki gösterdi. Ellerinde tapularının olduğunu belirten daire sahipleri evlerini yaptıkları arsaları hazineden değil özel şahıslardan satın aldıklarını belirterek, şöyle tepki gösterdi: "Söz konusu Hazine fazlalığı ile ilgili satış sırasında tarafımıza herhangi bir şey söylenmedi. Karşılaştığımız bu haksız durum üzerine, ödememiz için bize gönderilen tebligatlara itirazlarımızı yapmaya başladık. Bu işin arkasında, bizden istenen paraları ödeyemeyeceğimizi düşünen, kentsel rant peşinde koşan müteahitlerin olduğunu düşünüyoruz. Ödeyemezsek gelip, ucuz fiyata evlerimizi elimizden almak isteyecekler. Bizden istenen bu paraları  nereden bulacağız? Gerekirse Ankara yollarına düşeceğiz. Bizi üzmeye, huzursuz etmeye hiç kimsenin hakkı yok."

Çamlıpınar Mahallesi Muhtarı M. Salih Aydın, şimdilik 40 kişiye tebligat geldiğini ve bu sayının daha da artacağını belirterek, şöyle devam etti: "Henüz daha haberi olmayan, tebligat gelmeyen çok sayıda vatandaş var. 2000 ile 2003 yılları arasındaki tapulara, 14 yıl sonra bu tebligatlar geldi. Bu mahallede yıllardır oturuyorum, muhtarlık görevi yapıyorum. Bu insanlar arsalarını hazineden değil şahıslardan aldılar. Şuulu çıkanlar da farklarını ödedi. Üstelik bu insanların elinde Türkiye Cumhuriyeti tapuları var. Bu güne kadar elektirik, su, doğalgazlarını aldılar, emlak vergilerini de düzenli ödüyorlar. Bu insanların hepsi bu konudan huzursuz oldu. Bir an önce bu durumun düzeltimesi gerekiyor."

Haber: Mustafa OĞUZ/İZMİR, -

============================================