Dha İstanbul Bülteni -3

Dha İstanbul Bülteni -3

1- İMAMOĞLU'NDAN ESKİ İBB BAŞKANI DALAN'A ZİYARET*Eski İBB Başkanı Bedrettin Dalan: "Başarılı olmak isteyen kişiler, tecrübeli kişilerin tecrübelerinden istifade etmelidir.

Dha İstanbul Bülteni -3

1- İMAMOĞLU'NDAN ESKİ İBB BAŞKANI DALAN'A ZİYARET

*Eski İBB Başkanı Bedrettin Dalan:

"Başarılı olmak isteyen kişiler, tecrübeli kişilerin tecrübelerinden istifade etmelidir.  Böylece o kişilerin hata yapma ihtimalleri en aza iner. Bu güzel bir başlangıç. Buraya gelmenizle hata yapma ihtimalinizi azaltmak istiyorsunuz. Bu da güzel bir adım. Ümit ediyorum ki diğer adaylar da aynı jesti yaparak buraya gelirler"

"Artık İstanbul yap-boz tahtası olmaktan kurtulsun. Biri yapsın biri bozsun olmasın. Herkes taşın üstüne taş koysun"

Haber- Kamera: Gökhan ÇELİK/ Onur MERİÇ, İSTANBUL, 

Cumhuriyet Halk Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan (İBB) Adayı Ekrem İmamoğlu, eski İBB Başkanı Bedrettin Dalan ile görüştü. Dalan görüşmede, "Başarılı olmak isteyen kişiler, tecrübeli kişilerin tecrübelerinden istifade etmelidir. Böylece o kişilerin hata yapma ihtimalleri en aza iner. Bu güzel bir başlangıç" dedi.

 

Cumhuriyet Halk Partisi'nin(CHP) İBB Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'nun seçim çalışmaları kapsamında başlattığı ziyaretler devam ediyor. Bu ziyaret kapsamında İmamoğlu, İBB'nin 1984 -1989 yılları arasında başkanlığını yapan Bedrettin Dalan ile görüştü. Sabah 10.30 sularında Bedrettin Dalan'ın sahibi olduğu Yeditepe Üniversitesi'nde gerçekleşen ziyarette Dalan, İmamoğlu'nun adaylığını kutladı. Daha sonra CHP'li aday ile bir süre sohbet eden Dalan, "Başarılı olmak isteyen kişiler, tecrübeli kişilerin tecrübelerinden istifade etmelidir.  Böylece o kişilerin hata yapma ihtimalleri en aza iner. Bu güzel bir başlangıç. Buraya gelmenizle hata yapma ihtimalinizi azaltmak istiyorsunuz. Bu da güzel bir adım. Ümit ediyorum ki; diğer adaylar da aynı jesti yaparak buraya gelirler. Artık İstanbul yap-boz tahtası olmaktan kurtulsun. Biri yapsın biri bozsun olmasın. Herkes taşın üstüne taş koysun. Arzu edilen de budur. O yüzden diğer geçmişte belediye başkanlığı yapan isimlerden istifade etmek, yeni belediye başkanı için vazgeçilmez olmalıdır. İstanbulluları mutlu etmek ve parayı çarçur etmemek için bu yapılmalıdır" dedi.

"KENT DANIŞMA KURULU KURULMALI"

İleri de kent danışma kurulunun kurulması gerektiğini belirten Dalan, "İnşallah ileride bir de kent danışma kurulu kurulur. Oraya eski belediye başkanları belirli periyotlarla çağırırlar ve onların fikirleriyle kendi doğrultularında giderler. Orta Asya'da çok güzel bir gelenek var. Onların aksakallılar heyeti var. Yöneticiler her daim o aksakallılara danışıyorlar ve saygı gösteriyorlar. İstanbul çok önemli bir yer. Bu şehirde hata yapma imkanı kimsede olmamalı. Hata yapıldığında en az 15 milyon insan bu hatanın bedelini ödüyor. İnşallah seçilen kişi en az hata ile en yüksek hizmet ile önümüzdeki dönemi geçirir" şeklinde konuştu.

"TRAFİK VE GÖKDELENLERDEN ŞİKAYETÇİYİM"

İstanbul'da trafik sorununa de değinen Bedrettin Dalan, "Ben en çok canımı sıkan trafik ve gökdelenlerdir. Gereksiz her yere konulmuş gökdelenler. Dünyanın her yerinde gökdelen olur ama belli bölgelerde olur. Ben de 3 - 4 tane gökdelen yaptım ama şehrin her yerine dağıtmadım. Şuanda çok büyük bir görüntü kirliliği var" ifadelerini kullandı.

"DÖNEM SIRASINA GÖRE ESKİ BAŞKANLARI ZİYARET EDECEĞİZ"

Ziyaret sırasında bir gazetecinin Ekrem İmamoğlu'na eski İBB başkanı Kadir Topbaş ile görüşecek misiniz sorusuna İmamoğlu, "Cuma günü ziyaretlerimize devam edeceğiz. Aslında biraz da dönem sırasına göre planladık bu ziyaretleri. O yüzden şuan en kıdemli Bedrettin Dalan beyefendi ile birlikteyiz. Allah kendisine sağlık sıhhat versin. Çok da iyi gördüm kendisini. Dolayısı ile kim varsa biz onu ziyaret ederiz. Randevu talebimiz bir dönem İBB başkanlığı yapan Cumhurbaşkanımızdan da olacak. Biz bir cümlesi olan ile de görüşeceğiz" yanıtını verdi.

İkilinin görüşmesi daha sonra yaklaşık yarım saat daha basına kapalı olarak devam etti.

Görüntü dökümü

------------------------

-Ziyaretten görüntüler

-Bedrettin Dalan'ın konuşması

-Ekrem imamoğlu'nun konuşması

-Genel ve detaylar

26.12.2018 - 12.08 - Haber Kodu : 181226106

=====================================

2- HASTANEYE GELEN KİŞİ İLE 2 GÜVENLİK GÖREVLİSİNİN KAVGASI KAMERADA

Haber: Alper KORKMAZ/İSTANBUL, 

Zeytinburnu'nda bulunan bir hastanenin bahçesinde otopark tartışmasında özel güvenlik görevlileriyle hastaneye gelen bir kişi arasında kavga çıktı. Kavga çevredekiler tarafından görüntülendi

Olay dün Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde meydana geldi. İddiaya göre aracıyla hastaneye gelen bir kişi ile özel güvenlik görevlileri arasında park etme tartışması çıktı. Tartışma büyüyerek kavgaya dönüştü. iki güvenlik görevlisiyle bu kişi arasında kavga çıktı.  Karşılıklı yumruklaşan ve küfürleşen tarafların kavgasını çevredekiler  ayırdı. Çevredekiler güvenlik görevlilerine tepki gösterdi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

Kavga anı cep telefonu görüntüleri 

26.12.2018 - 12.34 - Haber Kodu : 181226120

=================================

3- İSTANBUL ÇAMLICA TEPESİNDE ÇOCUKLARIN KAR KEYFİ

Haber-Kamera: Cengiz ÇOBAN-İsa ALMAÇAYIR-İSTANBUL-DHA

İstanbul Anadolu yakasında etkili olan kar yağışı Çamlıca tepesini kısa sürede beyaza bürüdü. Çamlıca tepesindeki vatandaşlar çocukları ile karın keyfini çıkardı. Çocuklar kar topu oynamayı sevdiklerini belirterek kar yağışından duydukları mutluluğu anlattı. Kimileri ise fotoğraf çektirirken kimileri de yürüyüş yapmayı tercih etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

---------------

-Çamlıca tepesinden görüntü

-kar topu oynayan çocuklardan görüntü

-Fotoğraf çekemlerden görüntü

-Genel ve detay görüntüler

26.12.2018 - 11.29 - Haber Kodu : 181226086

==============================

4- BEYAZA BÜRÜNEN HASDAL  VE ÇEVRESİ HAVADAN GÖRÜNTÜLENDİ

Haber-Kamera: Ali AKSOYER - İSTANBUL DHA

İstanbul'da sabah saatlerinde kar yağışı etkili oldu. Kar kısa sürede yolları, evlerin çatılarını ve yol kenarlarını beyaza bürüdü. Beyaza bürünen Hasdal, TEM Otoyolu ve çevresi havadan görüntülendi.

Görüntü Dökümü:

---------

-Havadan görüntülerle Hasdal, TEM ve çevresi

26.12.2018 - 13.35 - Haber Kodu : 181226090

DHA FEED

========================

5- 9 İLDE 'BYLOCK' OPERASYONU: 16 GÖZALTI

Haber: Çağatay KENARLI, DHA İSTANBUL

İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 9 ilde düzenlediği  'Bylock' operasyonunda 16 kişi gözaltına alındı. 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürütüğü bir FETÖ/PDY soruşturması kapsamında İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri hakkında gözaltı kararı bulunan 34 kişinin yakalanmasına yönelik çalışma başlattı. 

Mali polis sabah saatlerinde eş zamanlı yaptığı operasyonda İstanbul, Bursa, Sivas, Ankara, Batman,Bitlis, Samsun, Antalya ve Kayseri'de düzenlediği eş zamanlı operasyonlarda 16 kişiyi yakalayarak gözaltına aldı. 

Gözaltına alınan şüpheliler Vatan Caddesi'nde bulunan Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne getirildi. Hakkında gözaltı kararı bulunan fakat yakalanamayan 18 şüphelinin yakalanmasına yönelik polis ekiplerinin çalışmaları devam ediyor. 

Görüntü dökümü:

------------

-Arşiv

26.12.2018 - 12.33- Haber Kodu : 181226119

==================================

6- ÖZEL LARLA CEZAEVLERİNİN 155 YILLIK TARİHİ

 

Haber-Kamera:  Gül KABA-Ömer HASAR/ İSTANBUL, TARİHÇİ  iki akademisyen, Türkiye'de cezaevlerinin 155 yılını çarpıcı bilgi ve fotoğraflarla ortaya koydu. Cezaevlerinin tarihine ışık tutacak araştırmaya göre, 1899 yılında kadın mahkum sayısı 114'tü. Bugün ise yaklaşık 10 bin kadın hapiste.

Altınbaş Üniversitesi'nden Tarihçi Dr. Öğretim Üyesi Ufuk Adak ve İstanbul Üniversitesi'nden Tarihçi Doç. Dr. Gültekin Yıldız, Adalet Bakanlığı'nın desteğiyle 'Türkiye Ceza İnfaz Kurumları Tarihçesi' başlıklı 2 yıldır sürdürdükleri projelerinde son aşamaya geldiler.

TARİHİ CEZAEVLERİNDE GARDİYANLARLA DA RÖPORTAJ YAPILDI

Proje kapsamında Türkiye'deki cezaevlerinin 1850-2005 yılları arasındaki döneminde değişim ve dönüşümlerini ele alan akademisyenler, tarihi fotoğraflar eşliğinde cezaevlerini yazıyor. Adalet Bakanlığı'nın tuttuğu birinci el kaynaklardan faydalanan akademisyenler, projenin saha çalışmasında tarihi cezaevlerinden olan Sivas, Edirne, İzmir Buca gibi yerleri ziyaret ederek, cezaevlerinde çalışmış emekli memurlar ve gardiyanlarla da röportajlar yaptı.

CEZAEVLERİNDEKİ DOLULUK KRONİK BİR SORUN

Ufuk Adak, yaptıkları araştırmayla ilgili Demirören Haber Ajansı'na bilgiler verdi. Cezaevlerindeki belli sorunların çözüldüğünü dile getiren Adak, "150 yılın panoramasını çizip, Türkiye'deki cezaevlerinin haritasını çıkarıyoruz, projede sona geldik. 2019 yılı sonunda Adalet Bakanlığı'nın desteğiyle iki kitap yayınlayacağız. Bu kitapların adları ise 'Türkiye Cezaevi Atlası' ve 'Türkiye'de Cezaevleri ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün Tarihi' olacak. Eskiden beri devam eden en önemli sorun cezaevlerindeki nüfusun fazlalığı.Bu kronik bir problem. Hiçbir zaman cezaevleri fazla sayıda mahkumu barındıracak fiziksel koşullara sahip olmadı. Bu Osmanlı döneminde de Cumhuriyet'in ilk yıllarında da böyleydi. Ancak 2000'li yıllardan sonra ciddi anlamda kurumun iyileştirildiğini görüyoruz" dedi.

OSMANLI DÖNEMİNDE MAHKUMLARA AİLELERİ YEMEK GETİRİYORDU

Ufuk Adak, Osmanlı döneminde mahkumlara ailelerinin yemek getirdiğini belirterek, "O dönemde de mahkum sayıları oldukça fazlaydı. Ailelerin mahkumlarla görüşmesine izin veriliyor hatta sıklıkla dışarıdan yemek getirildiğini biliyoruz. Çünkü eskiden cezaevlerinde mahkumlara yemek verilmesi söz konusu değildi. Ancak Cumhuriyet dönemiyle birlikte cezaevlerinde mahkuma yapılan 'yatırımın' ilerlediğini görüyoruz. Günümüzde ise mahkumun her türlü ihtiyacı cezaevleri tarafından karşılanıyor" diye konuştu. 

SUÇ TİPİNE GÜNÜMÜZDE BİLİŞİM SUÇLARI EKLENDİ 

Çocuk mahkumların sayılarının günümüzde artığını söyleyen Adak, "Osmanlı'da da çocuk mahkumlar vardı. Daha sonra kadın hapishanelerinin kurulmasıyla çocuklar anneleriyle birlikte cezaevlerinde kaldı. Kadın ve çocuk mahkum sayısı tarihsel süreçte erkeklere oranla hep az. Suç tipinde kısmen değişiklik var. Adli suçlar devam ediyor, 1850'li yıllara baktığımızda da benzer suçları görüyoruz. Ama yakın zamanda bilişim suçları ortaya çıktı. Cezaevlerinde yapılan iyileşmelerden en önemlisi iş yurtlarının çok aktif olarak çalışıyor olması. Mahkumlara yeni meslekler öğretiliyor veya dışarıda mesleğini yapan mahkum cezaevinde mesleğine devam edebiliyor. Osmanlı döneminde de böyle bir anlayış var. Özellikle İstanbul'da 1871'de kurulan Hapishane-i Umumi'de atölyelerin, marangozhane, terzihanelerin ve kunduracılığın kurulduğunu biliyoruz. O dönemde de mahkumu ıslah etmenin meslek öğretmekten geçtiği anlayışı var" ifadelerini kullandı. 

GARDİYANLARDAKİ BÜYÜK DEĞİŞİM

Osmanlı döneminde gardiyan olabilmek için çok büyük bir vasıfa ihtiyaç olmadığını anlatan  Dr. Adak, "Eski zabitler, askerler  gardiyan oluyordu. Cumhuriyet dönemiyle beraber bu yavaş yavaş değişmeye, gardiyan olacak kişi 'en az okumaya yazmayı, ceza hukukunu bilsin' anlayışına döndü. 2000'li yıllara geldiğimiz zaman şu anda cezaevlerindeki memurların üniversite mezunu olduğunu görüyoruz. Hizmet içi eğitimlerin aktif şekilde verildiğini gözlemliyorsunuz. Bu anlamda çok ciddi şekilde iyileşme var" diye konuştu.

Öte yandan geçtiğimiz yılın verilerine göre toplam 388 ceza infaz kurumundaki kişi sayısı hükümlüler ve tutuklular toplamında 232 bin 340 olurken bu kalanların yüzde 95,7'sini erkek, yüzde 4,3'ü kadın. Şu anda cezaevlerinde bulunan 260 bin hükümlünün 247 bini erkek, 10 bini kadın ve 3 bini ise çocuklardan oluşuyor.

Cezaevlerinin tarihine ışık tutacak olan iki akademisyenin araştırmaları gelecek yıl okurlarla buluşacak.

1899 YILINDA 114 KADIN MAHKUM VARDI

Kitaplar da yer alacak bazı detaylar şöyle:

19. yüzyılın sonlarına dek Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok vilayetinde hanlar, askeri kışlalar, konaklar ve derme çatma yapılar hapishane olarak kullanılıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk 'modern' hapishane, İstanbul'da 1871 yılının Ocak ayında İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'nda inşa edilen Hapishane-i Umumi'dir. Bu yapı bugün yerinde bulunmamaktadır. Bugün Four Seasons Oteli'nin bulunduğu yapı Hapishane-i Umumi değil, 20. yüzyılın başlarında inşa edilen İstanbul Tevkifhanesi'dir. Osmanlı arşiv belgelerinde Osmanlı mahkumları çoğu zaman 'zavallı, bedbaht, biçare' olarak tarif edilmiştir. 1880 tarihli Tevkifhaneler ve Hapishanelerin İdaresine Dair Nizamname'de bir mahkuma verilmesi gereken günlük iaşe, iki somun ekmek ve çorba olarak tanımlanmış, mevsimine göre kuru bakliyat, sebze ve et verilebileceği belirtilmiştir ancak çoğu zaman Osmanlı döneminde mahkumlara sadece bir parça katıksız ekmek ve su verilmiştir. Vitamin eksikliğinden dolayı birçok mahkum iskorbüt hastalığına yakalanıyordu. Mahkum yakınları dışarıdan mahkuma yemek getirebiliyordu.

Osmanlı döneminde de hapishanelerdeki mahkum oranı oldukça yüksekti. 1899 yılında 12 bin 694 erkek mahkum, 114 kadın mahkum  vardı. 1914 yılında toplam mahkum nüfusu 28 bin 693'tür. Osmanlı döneminde bu yüksek mahkum nüfusu, cezasının üçte birini tamamlayanların affedilmesi (afv-ı umumi) ve padişahın doğum günleri, tahta çıkış yıl dönümleri ve dini bayramlarda ilan edilen afv-ı ali'ler yolu ile azaltılmaya çalışılmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanını takiben 1908'de Osmanlı İmparatorluğu'nda genel af ilan edilmiş, Osmanlı hapishanelerindeki kalabalık nüfus azaltılmaya çalışılmıştır.

CEZA İNFAZ KURUMLARININ KAPASİTESİ YETERSİZ

İstanbul'daki Hapishane-i Umumi'de marangozhane, terzilik, bakırcılık ve kalaycılık, kuyumculuk, çorap örme, saat ve kundura yapım atölyeleri bulunuyordu. Aynı zamanda çocuk ve yetişkin mahkumlara okuma-yazma öğretilmekteydi.

Osmanlı'dan günümüze mahkum sayılarına göre ceza infaz kurumlarının kapasitesi yetersiz kalmaktadır. Örneğin; 1980 yılında cezaevlerinin kapasitesi 35 bin kişi ancak tutuklu ve hükümlülerin toplam sayısı 65 bin kişi.

Çalışma kapsamında görüşülen cezaevi psikologları, öğretmenler ve din eğitimi uzmanları çocuk mahkumları yakından inceliyorlar. 12-18 yaş aralığındaki çocuk mahkumların suça yönelmelerindeki başlıca sebepler parçalanmış aile hayatları, yoksulluk, aile içi şiddet ve taciz. Cezaevi psikologları suç işleyen çocukların rehabilite olabilmesi için yalnızlaştırılmak yerine aile bireyleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Türkiye Ceza İnfaz Kurumları'nın önemli tarihlerinden bazıları şöyle;

1846 Bab-ı Zabtiyye Tevkifhanesi'nin İstanbul Eminönü'nde açılması

1851: Osmanlı teb'asının tamamını kapsayan ilk modern ceza kanununun ilanı

1858: Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun ilanı

1859: Taşradaki ilk hapishanenin Yanya'da açılması

1871 (Ocak): İstanbul Sultanhamet Meydanı'nda ilk model hapishane olan Hapishane-i Umumi'nin açılması

1893: Türkiye ceza infaz kurumları tarihindeki ilk oda tipi modern cezaevi projesinin, Sultan II. Abdülhamid'in talebi üzerine, Sirkeci Garı'nı da tasarlayan Prusyalı mimar A. Jasmund ile Türk öğrencisi Mimar Kemaleddin Bey tarafından Saray'a arzı  

1911: Dahiliye Nezareti'ne bağlı olarak Hapishaneler İdaresinin  kurulması

1912: Osmanlı hapishanelerine ilişkin ilk kapsamlı istatistik araştırmasının yapılması

1913 (22 Aralık): Hapishaneler İdaresi'nin Dahiliye Nezareti bünyesinde Hapishaneler Umum Müdiriyeti'ne çevrilerek bugünkü Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün temelinin atılması. İlk müdür Efdaleddin (Tekiner) Bey'dir.

1939: Sultanahmet'teki Hapishane-i Umumi binasının yeni İstanbul Adliyesi inşası sürecinde yıkılarak, buradaki mahkumların Sultanahmet İshakpaşa Tevkifhanesi'ne nakli

1968: İnşaatına 1956 yılında başlanan ilk büyük bölge hapishanesi olan Sağmalcılar (Bayrampaşa) Cezaevi'nin açılması

1981: İstanbul'da Metris Cezaevi'nin açılması

Görüntü Dökümü;:

---------------

-Adak ile röp.

-Fotoğraflar

-Silivri Cezaevi arşiv

26.12.2018 - 12.45- Haber Kodu : 181226129

 ==================================

7- NAZLI ILICAK'A CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNDAN 1 YIL 2 AY HAPİS CEZASI

Haber: Yüksel KOÇ Kamera: İstanbul DHA

Başka suçtan tutuklu gazeteci Nazlı Ilıcak, 23 Şubat 2016 tarihinde attığı twette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesi ile 1 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, "Sanığın suça eğilimli olumsuz kişiliğini" gerekçe göstererek Ilıcak'ın cezasında "İyil hal" indirimine gitmedi. Aynı gerekçeyle ceza ertelenmedi. Ilıcak savunmasında, iddia konusu tweette Cumhurbaşkanına katil demediğini, bu kelimeyi Öcalan için kullandığını söyledi. 

İstanbul Anadolu 53. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasına, başka suçtan tutuklu bulunan gazeteci Nazlı Ilıcak, SEGBİS sistemi ile duruşmaya katıldı. Ilıcak'ın Avukatı Kemal Ertuğ Derin de duruşmaya katıldı. 

SUÇLAMA KONUSU KELİMEYİ ERDOĞAN İÇİN DEĞİL ÖCALAN İÇİN KULLANDIĞINI SÖYLEDİ

Cezaevine girdikten sonra hesabının ele geçirildiğini söyleyen Ilıcak, "Söz konusu tweet benimle alakalıdır. Benim hakkımda Cumhurbaşkanına yönelik olarak açılmış hakaret davaları bulunmamaktadır. Benim tweetim daha önce de belirttiğim gibi başkasına cevap niteliğinde yazılmıştır. Ayrıca ben barış sürecine inanan bir kimseyim. Barış sürecinde Selahattin Demirtaş'a katil denmesi nedeniyle söz konusu tweeti attım. Asıl katil olanın Öcalan olduğunu belirttim. Ayrıca barış sürecini başlatan kişinin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söylemek istedim. Benim durup dururken Cumhurbaşkanına katil demem mümkün değildir. Sıfat Öcalan'ın önündedir. Sadece devrik cümle kullanılmıştır. Devrik cümle düzeltildiğinde Öcalan'a katil dediğim anlaşılacaktır" dedi. 

'SAYIN CUMHURBAŞKANINA HAKARET ETMEDİM'

Son sözü sorulan Ilıcak, "Beraatimi talep ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanına hakaret etmedim" dedi. 

Mahkeme, Ilıcak'ı, "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 1 yıl 2 ay hapis cezası çarptırdı. 

'SUÇA EĞİLİMLİ OLUMSUZ KİŞİLİĞİ' GEREKÇE GÖSTERİLEREK CEZADA 'İYİ HAL' İNDİRİMİNE GİDİLMEDİ

Mahkeme, Ilıcak'ın suça eğilimli olumsuz kişiliğini gerekçe göstererek cezada iyi hal indirimine gitmedi. 

Mahkeme iyi hal indirimine ilişkin tutanağa şu cümleleri yazdı: "Sanığın suça eğilimli olumsuz kişiliği dikkate alındığında olumsuz kişilik özelliği değerlendirilerek hakkında TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına."

Ilıcak'ın cezası yine "Suça eğilimli olumsuz kişiliği" gerekçe gösterilerek ertelenmedi. 

İDDİANAMEDEN

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, görevsizlik kararı ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. İddianamede, şüpheli Nazlı Ilıcak'ın 23 Şubat 2016 tarihinde attığı tweet ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'a alenen hakaret ettiği savunuluyor. İddianamede, Ilıcak'ın, "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması isteniyor. 

Görüntü dökümü:

-------------

-Nazlı Ilıcak'ın arşiv görüntüsü

26.12.2018 - 12.30 - Haber Kodu : 181226116_

===================================

8- OYUNCU CANAN ALKAN'IN PARASININ ÇALINMASI DAVASI BAŞLADI

 

Yüksel KOÇ/ İSTANBUL, OYUNCU Canan Alkan'ın, arkadaşı ve sigortacısı Ayşe Ceylan'ın evinde iken çantasında bulunan 182 bin 76 dolarının kaybolmasına ilişkin ikisi tutuklu dört kişi hakkında açılan davaya başlandı. Tutuklu sanık Ayşe Ceylan, Canan Alkan'ın evine gelirken yanında para olduğunu iddia ettiği çantanın bulunmadığını öne sürerek suçlamaları kabul etmedi.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasına, tutuklu sanık Ayşe Ceylan ve Barış Elma ile tutuksuz sanıklar Burcu Sarak ve Ali Erdem katıldı. Sanıkların avukatları da duruşmada hazır bulundu. Müşteki Canan Alkan ve Avukatı Metin Savcı da duruşmaya katıldı. Kimlik tespitinin ardından sanıkların savunması alındı.

Savunması alınan Ayşe Ceylan, sanıklardan Ali Erdem'i tanımadığını, Barış Elma ve Burcu Sarak'ı tanıdığını söyledi. Canan Alkan'ın olaydan bir ay önce bürosunda sigortalı olarak çalışmaya başladığını söyleyen Ayşe Ceylan, "Benim firmamda sigorta temsilcisi olarak çalışmaya başlamıştı. Asgari ücret artı satış karşılığı prim alıyordu" dedi.

KAHVEYE İLAÇ KOYDUĞU YÖNÜNDEKİ İDDİAYI KABUL ETMEDİ

Olay günü bürosunda Canan Alkan'ın kahvesine ilaç koymadığını öne süren Ayşe Ceylan, "25 Haziran'da büroma geldi. Çantasında para varmış. Neden bu kadar parayı üstünde taşıdığını sordum, başka bankaya yatıracağını söyledi. Ofise geldiğinde iyi olmadığını söyledi. Hastaneye götürmeyi teklif ettim ancak kabul etmedi" dedi.

CANAN ALKAN'IN EVİNE ÇANTA İLE GELDİĞİ YÖNÜNDEKİ İDDİAYI DA KABUL ETMEDİ

Canan Alkan kendisini iyi hissetmediği için kendi aracı ile onu kendi evine götürdüğünü söyleyen Ayşe Ceylan, Canan Alkan'ı kendi evine götürdüğünde içinde para olduğunu iddia ettiği çantanın yanında bulunmadığını iddia etti. Ayşe Ceylan, Canan Alkan'ın bu durumun sitenin kamera kayıtları ile sabit olduğunu öne sürerek, "Kamera görüntülerinde çanta ile girmediği görülüyor. Ama ofise çantayla gelmişti. Benim arabayla benim evime gittik. Bu arada çantayı ofisimin yanında bulunan kendi aracına bırakmış olabilir" dedi.

Evine gittikten sonra iddianameye konu olayın meydana geldiğini söyleyen Ayşe Ceylan, site güvenliğini ve polisi aradığını, olaydan sonra telefonla asistanı olan sanık Burcu Sarak'ı aradığını, ona evde bulunan kendisine ait 44 bin doları alarak Şile'ye götürmesini istediğini söyledi. Burcu Sarak'ın siteden çıkarken polisler tarafından alındığını, polislerin 44 bin dolara el koyduğunu söyleyen Ayşe Ceylan, bu 44 bin doların kendi parası olduğunu savundu.

'SEVGİ DOLU YAKLAŞAN BİRİYLE DOSTLUK KURMAKTA SAKINCA GÖRMEDİM'

Ayşe Ceylan'ın sorgusunun ardından müşteki Canan Alkan da olay günü yaşadıklarını anlattı. Ayşe Ceylan ile iki yıl önce tanıştıklarını söyleyen Canan Alkan,"Bana çok sevgi dolu yaklaştı. Bir erkeğin bir kadına yapacağı şekilde bazı görüşmelere çiçeklerle geldi. Profil olarak iyi birine benziyordu. Sevgi dolu yaklaşan biriyle dostluk kurmakta sakınca görmedim" dedi.  Canan Alkan, "Eşimle ayrılırken sattığımız evden kalan paraydı. 30 yıllık birikimimizdi. Bu paramın daha güvencede olmasını anlattım. Ayşe de paramı başka bankaya yatırmam konusunda tavsiyede bulundu. Ona güvendiğim için önerisini makul buldum. 'EFT yaparsan masrafı artar' dedi. Çekerek başka bankaya yatırmamı söyledi" dedi.

'KAHVEYİ İÇTİKTEN SONRA KENDİMİ İYİ HİSSETMEMEYE BAŞLADIM'

Ayşe Ceylan'ın yanında sadece 2 gün sigortalı göründüğünü, onun çalışanı olmadığını söyleyen Canan Alkan, şunları söyledi:

"Sabah 182 bin 76 doları çektim. Çantaya koydum. Ayşe Ceylan'ın ofisine para çantası ile gittim. İlk defa o gün ofise gittim zaten. 'Bir kahve içer misin' dedi. İçtiğim kahvede bir acıbadem tadı vardı. Bunu Ayşe'ye sordum, bana, 'Antep işi' dedi. Tamam dedim içtim. Bankaya gitmeyecek miyiz, diye sorduğumda bankada çalışan arkadaşına ulaşamadığını söyledi. Panik olmaya başladım. Çantada 182 bin dolar var ve o yokmuş gibi davranıyor. Kahveyi içtikten sonra kendimi iyi hissetmemeye başladım. Elim ayağım tutmuyor. Gözüm kapalı gibi oluyor. Hastaneye gitmeyi teklif etti. Ben de panik atak olabileceğini söyledim, daha önce de olmuştum. Hastaneye gitmedik. Halim yoktu. Akşam üzeri 'bana gidelim' dedi. Daha önce de evinde kaldığım için ve güvendiğim için kabul ettim. Aracıma hiç uğramadan onun evine gittik. Yemek yedik, sohbet ettik. Gece 01.00'a doğru salonda olan para çantasını alıp üst kata çıktım. Parayı dolaba koydum. Sabah uyandım, bir süre sonra da Ayşe uyandı. Kahvaltı almak için dışarıya çıktı, döndü ve kahvaltı yaptık. Parayı almak için üst kata çıktığımda çantanın akşam koyduğum dolapta olmadığını gördüm. Parayı onunla götürüp bankaya yatıracaktık."

'ÇOCUKLARIMIN GELECEĞİ GİTTİ'

Evi aradıklarını ancak parayı bulamadıklarını söyleyen Canan Alkan "Ayşe, 'soyulduk. Cüzdanım yok, yüzüğüm yok' dedi. Site güvenliğini aradı. Sonra da polis geldi. Çocuklarımın geleceği gitti. 30 yıldır çalışıyorum, bir birikim gitti" dedi. Canan Alkan'ın bu sırada ağladığı görüldü.

Diğer sanık Burcu Sarak'ın, Ayşe Ceylan'ın talimatıyla evden Şile'ye götürmeye çalışırken polis tarafından site çıkışında el konulan 44 bin doların kendisine ait olduğunu söyleyen Canan Alkan, "Paranın üzerinde parayı çektiğim Yapı Kredi bankasının bantları var. O bankanın kaşesi ve çalışanının imzası var. Adli emanetteki paranın bir an önce tarafıma teslim edilmesini istiyorum. Kızımın eğitimi tehdit altında, eğitimini sürdüremez hale gelmiştir. Sanıktan şikayetçiyim" dedi.

Savunmaları alınan diğer sanıklar da suçlamaları kabul etmedi. Duruşma eksiklerin giderilmesi için ertelendi.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Canan Alkan'ın 26 Haziran 2018 tarihinde arkadaşı olan sigortacı Ayşe Ceylan'ın önerisi ile bankadan 182 bin 76 dolar ile Ayşe Ceylan'ın bürosuna gittiği anlatılıyor.

Canan Alkan'ın büroda kahve içtikten sonra halsizleştiği, bankalar kapandığı için de parasını bankaya yatıramadığı, şüpheli Ayşe C.'nin teklifi ile onun evine gittiği belirtilen iddianamede, gece 01.00 sıralarında yatmaya karar verdikleri, içinde para bulunan çantayı uyuduğu odadaki dolaba koyduğu ve Ayşe C. ile aynı odada uyudukları anlatıldı.

Sabahleyin uyanan Canan Alkan'ın çantanın bırakıldığı dolapta bulamadığı, kamera kayıtlarına göre hırsızlık yapıldığına ilişkin bulguya rastlanmadığı anlatılan iddianamede, Canan Alkan'ın içeceğine de bayıltıcı madde atıldığına ilişkin bulguya rastlanmadığı belirtiliyor.

Ayşe Ceylan için, "Beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı yağma" suçundan 10 yıldan 15 yıla, Ayşe Ceylan ile fikir birliği içinde hareket etmekle suçlanan şoförü Barış Elma, asistanı Burcu Sarak ve Ali Erdem hakkında, "Beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı yağmaya yardım" suçundan 5 yıldan 10 yıla hapis cezası isteniyor.

============================

9- HEMŞİRENİN ÖLDÜĞÜ KAZADA SANIKLAR BİRBİRLERİNİ SUÇLADI

Yüksel KOÇ/ İSTANBUL,  

Hemşire  Gizem Berfu Altunoğlu'nun ölümü, bir kişinin de yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasına ilişkin tutuklu bulunan Merve Köstereli ile Tunç Öcal'ın yargılanmasına başlandı.

Merve Köstereli, olay sırasında Tunç Öcal ile tartıştıklarını, Tunç Öcal'ın da aracın direksiyonuna müdahale ederek yoldan çıkmasına neden olduğunu söyledi. Tunç Öcal alkollü olduğu için onun aracı kullanmasına izin vermediğini, bu nedenle aracı kendisinin kullandığını söyleyen Köstereli, "Yan tarafta tehlike yaratabileceği aklıma gelmedi" dedi. Tunç Öcal da direksiyona doğru hamle yaptığını ancak direksiyona müdahale etmediğini savunarak suçlamaları kabul etmedi.

Mahkeme, dosyada Merve Köstereli'ye ait iki ayrı alkol raporu bulunduğunu, yarım saat arayla alınan raporlar arasında 50 promil fark olduğunu, yarım saat arayla 50 promilin tolere edilip edilmediğinin tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasına karar verdi.

HEMŞİRENİN ANNE VE BABASI DA DURUŞMADA HAZIR BULUNDU

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasına, tutuklu sanıklar Merve Köstereli ile Tunç Öcal ve avukatları katıldı. Gizem Berfu Altunoğlu'nun babası Fahri Altunoğlu ve annesi İlknur Altunoğlu da müşteki sıfatı ile duruşmada hazır bulundular.

'DİREKSİYONA MÜDAHALE ETMEK İÇİN EL ATTIM ANCAK DOKUNMADIM'

Olay günü arkadaşlarının da bulunduğu araçla karşıdan geldiklerini söyleyen tutuklu sanık Tunç Öcal, aracı diğer sanık Merve Köstereli'nin kullandığını söyledi. Bu sırada Merve Köstereli ile tartıştıklarını söyleyen Tunç Öcal, "Merve ameliyatlı olan burnuma yumruk attı. Burnum kanadı. Kan durmadı, ambulans çağırdılar. Hastaneye gittik. Tekrar araca bindik. Benzinin bitmesinin verdiği kızgınlıkla Merve daha da sinirlendi. Bana saldırmaya başladı. Daha sonra direksiyon hakimiyetini kaybetti ve yayaya çarpıp ölümüne neden oldu. Tartışma sırasında ben Merve Köstereli'ye hiçbir şekilde müdahale etmedim. Benim direksiyona müdahale etmem söz konusu değildir. Ben direksiyona müdahale etmek için el attım ancak dokunmadım. Neden tutuklu olduğumu anlamış değilim. Ben alkol almıştım, Merve de alkol almıştı. Beraatımı  ve tahliyemi istiyorum" dedi.

'YAN TARAFTA TEHLİKEY YARATABİLECEĞİ AKLIMA GELMEDİ'

Olaydan önce aracın benzini bittiği için Tunç Öcal ile tartıştıklarını söyleyen Merve Köstereli, "Tunç ile araçtan indik tartıştık. O bana tokat attı, ben de ona tokat attım. Burnu estetik olduğu için kanadı. Benzin alıp yola devam ettik. Araçta tartıştık. Ben, 'bu iş bitti bir daha senin yüzünü görmek istemiyorum' dedim. Bunun üzerine Tunç birden direksiyona elini attı. Aracın direksiyonunu kırdı. Araç benim hakimiyetimden çıktı ve takla attı. Ben yapsam yaptığımı kabul ederdim. Tunç'u araç kullanmaması için yan tarafta oturttum. Ancak yan tarafta da tehlike yaratabileceği aklıma gelmedi. Takla attıktan sonra ben dışarıya çıktım. Tunç ve araçta bulunan arkadaşlarımız Zeynep ve Berkan dışarıda yatar vaziyetteydi. Hastaneye gittiğimde Gezim Berfu Altunoğlu'nun vefat ettiğini öğrendim. Ben üzgünüm, müştekilere başsağlığı diliyorum. Alkol almıştım ancak araç sürmeme engel bir alkolüm yoktu. Suçsuzum beraatimi ve tahliyemi istiyorum" dedi.

Müştekiler Fahri Altunoğlu ve İlknur Altunoğlu sanıklardan şikayetçi olduklarını söylediler.

MAHKEME ADLİ TIP'A SORDU: 50 PROMİL ALKOL YARIM SAATE KANDAN ÇIKAR MI?

Mahkeme, dosyada Merve Köstereli'ye ait iki ayrı alkol raporu bulunduğunu, yarım saat arayla alınan raporlar arasında 50 promil fark olduğunu, yarım saat arayla 50 promilin tolere edilip edilmediğinin tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasına karar verdi.

Diğer eksiklerin giderilmesi için duruşma ertelendi.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Merve Köstereli'nin yönetiminde aracın Maltepe'de 6 Ekim 2018 tarihinde takla atarak hemşire Gizem Berfu Altunoğlu'na (21) çarparak ölümüne, araçta bulunan bir kişinin de yaralanmasına neden olduğu anlatılıyor.

Merve Köstereli'nin Tunç Öcal'dan ayrılmak istediği için aralarında tartışma çıktığı, tartışma sırasında Tunç Öcal'ın Merve Köstereli'nin kullanımındaki aracın direksiyonuna müdahale ederek aracı sağa doğru yönelttiği savunulan iddianamede, Merve Köstereli'nin de aracın direksiyon hakimiyetini sağlamaya çalıştığı ancak olay anında alkollü olmasının da etkisi ile yaya olan Gizem Berfu Altunoğlu'na çarparak ölümüne neden olduğu belirtildi.

Araçta bulunan Z.K.A.'nın da yaralandığı belirtilen iddianamede, şüpheli Merve Köstereli'nin ilk ölçümde 0.90, 32 dakika sonra alınan ikinci ölçümde de 0.46 promil, Tunç Öcal'ın da 0.70 promil alkollü olduğu belirtildi.

İddianamede şüpheliler Merve Köstereli ve Tunç Öcal'ın, "Taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişini de yaralanmasına neden olmak" suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmaları talep ediliyor.  

Görüntü dökümü:

----------------

-Arşiv görüntüler

26.12.2018 - 12.32- Haber Kodu : 181226118

====================================

10- BOOKİNG.COM 'UN HAKSIZ REKABET DAVASINDA BİLİRKİŞİ RAPORU MAHKEMEYE ULAŞTI

Haber: Özden ATİK/ İstanbul, DHA

Türkiye'deki faaliyetleri tedbiren durdurulan Booking.com'a Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'nin (TÜRSAB) açtığı "Haksız rekabetin tespiti" davasına devam edildi. Mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda, "Booking.com'un Türkiye'deki temsilciliğinin seyahat acentası olmadığı, Hollanda'daki Booking.com BV'nin ise yaptığı işin simsarlık olduğu, bunun için seyahat acentası ruhsatı almasının gerekli olmadığı" ifade edildi.

İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, davacı TÜRSAB avukatları ile davalı Booking.com avukatları katıldı. Duruşmada hakim, 63 sayfadan oluşan bilirkişi raporunun geldiğini belirterek belirtti. 

SEYAHAT ACENTASI DEĞİL

Bilirkişi raporunda üç tespite yer verildi. İlk tespitte davalılardan Bookingdotcom Destek Hizmetleri Limited Şirketi'nin sorumluluğunun bulunmadığı, seyahat acentası olmadığı, otel rezervasyonlarında aracılık etmediği ve haksız rekabetle ilgisinin bulunmadığı belirtildi. 

"YAPTIĞI İŞ SİMSARLIK"

İkinci tespitte, davalılardan Hollanda'daki Booking.com BV'nin yabancı bir şirket olduğu, yaptığı işin simsarlık olduğu, bunun için seyahat acentası ruhsatı almasının gerekli olmadığı kaydedildi. Son tespitte ise Booking.com BV'nin Türkiye'deki otellerde aracılık ederek gerçekleşen otel rezervasyonlarından elde ettiği komisyonun Türkiye'de elde edilen gelir olması hasebiyle Türkiye'de vergi vermesi gerektiği, vergi ödememesinin diğer rakiplerle haksız rekabet teşkil edip etmeyeceği ve TTK 55/1-e maddesine göre iş şartlarına uymama haline girip girmeyeceği Türk doktrininde tartışmalı olduğu, bu konuda değerlendirmenin mahkemeye ait olduğu sonucuna varıldığı belirtildi.  

"RAPORDA BİRÇOK ÇELİŞKİ MEVCUT"

Bilirkişi raporu ile ilgili olarak söz olan davacı TÜRSAB avukatı, raporda birçok çelişkinin mevcut olduğunu belirterek "Sonuç kısmı bile çelişkilidir. Ayrıntılı beyan için süre istiyoruz" dedi.

"TEDBİR KARARI KALDIRILSIN"

Davalı Booking avukatı ise, raporun sonuç kısmında çelişki olmadığını ifade ederek, "Tedbir kararının bilirkişi raporu gözetilerek değişen şartlar nedeniyle kaldırılmasını talep ederiz" dedi. Bilirkişi raporuna karşı tarafların beyanlarını hazırlamaları için süre veren mahkeme, duruşmayı 12 Nisan'a bıraktı. 

=============================

(ÖZEL) - 

11- 4 GÜNDÜR ÇALIŞTIĞI İŞ YERİNİN KASALARINI BOŞALTTI

Sultangazi'de bir fatura ödeme merkezi'nde 4 gün önce işe başlayan genç kadın, 4'ncü günün sonunda 30 bin TL parayı çalarak kayıplara karıştı.

 

Haber-Kamera: Emin YEŞİL/ İSTANBUL,

Sultangazi ilçesi 75. Yıl Mahallesi'nde bulunan bir fatura ödeme merkezi, dört gün önce işe başlayan Nur E., tarafından soyuldu. Nur E., çalıştığı işyerinin kasasında bulunan yaklaşık 30 bin TL'yi çalarak kayıplara karıştı. 

ÇALIŞANLARIN GÜVENİNİ KAZANDI

75. Yıl Mahallesi'nde bir fatura ödeme merkezinde işe başlayan Nur E., annesinin vefat ettiğini, ikamet ettiği evinin kira olduğunu söyleyerek iş yeri çalışanlarının güvenini kazandı. Sağladığı güven duygusundan dolayı bütün kasalar Nur E.'ye emanet edildi. 4 gün önce işe başlayan Nur E., 4'üncü günün sonunda ise kasalarda bulunan yaklaşık 30 bin TL'yi çalarak kayıplara karıştı. 

"BÜTÜN KASALARI KENDİSİNE EMANET ETTİK"

İş yeri yöneticisi Alev Kuru, Nur E., tarafından nasıl soyulduklarını şöyle anlattı:

"4 gün önce geldi iş başvurusunda bulundu. İş başvurusunda bulunduktan sonra kendisini biraz farklı tanıttı. Ailesinin olmadığını, kira da oturduğunu bahsediyor. Annesinin vefat ettiğini falan söyledi. Kendisine gerçekten çok güvendik. Hepimizin güvenini kazandı. Kendi kasam dahil bütün kasalar ona emanet edildi. 4 gün içerisinde hiçbir şey fark etmedik, kendisinden şüphelenmedik. Kasalar da açık yaşanmadı. Ama benim olmadığım gün, 13.30'da iş başı yapması gerekirken o gün erken iş başı yapıyor. Saat 09.10'da iş yerine gelerek 'Ben Cuma sandım bugün' diyor. Geç kaldım diye geliyor işe. Bir panik içerisindeydi zaten. Arkadaşlarım diğer veznelerde otururken, kendisi işi olmadığı halde sigara içme bahanesiyle para kasalarının bulunduğu arka tarafa geçerek gizli bir şekilde dolaptan anahtarları alıyor. Çekmeceyi açıyor içerisindeki parayı alıyor. Dikkat çekmesin diye çekmeceyi tekrar kilitliyor. Arkadan çıkıp tekrar, kasaya geliyor. Kasaya açıp 30 bin TL yakın bir parayı alıyor. ve rahatsızlandığını, eczaneye gideceğini söyleyerek arkadaşımızdan yarım saat izin istiyor. Kişi bize daha önce astım hastası olduğunu söylemişti. Arkadaşımızda bundan dolayı kendisine izin veriyor. O gün işyerine gelmedi. Telefonlarını kapattı. Kendisine hiçbir şekilde ulaşamadık. Bizim bir whatsapp grubumuz vardı. O gruptan da ayrıldı. Benim mesai saatim başladı. Kendisini aramaya başladık ancak telefonlarımızı açmadı. Kasadaki parayı saymaya başladık ve kasada açık olduğunu fark ettik. Önce 900 TL açık olarak gördüm. Arka kasalara baktığımızda 29 bin TL'nin olması gerekirken, kasalarda hiçbir şeyin olmadığını gördük. Dikkat çekmemek için çantasını almıyor. Çantası halen işyerinde duruyor. Kendisi ile ilgili karakola giderek şikayette bulunduk. İkametgah adresine gittik, adreste hiçbir şekilde bulamadık" 

Polis olayla ilgili soruşturma başlattı. Öte yandan Nur E.'nin iki farklı hırsızlık olayından arandığı öğrenildi.  

Görüntü dökümü:

---------------

-Fatura ödeme merkezinden aktüel görüntüler

-İş yeri yöneticisi Alev Kuru'nun konuşması

(GÜVENLİK KAMERASI)

-Nur E.'nin çekmeceden paraları alıp cüzdanına koyması

-Nur E.'nin çalışrkenki görüntüleri(Yeşil kazaklı)

26.12.2018 - 11.30 - Haber Kodu : 181226089

=======================

12- ATATÜRK HAVALİMANI'NDA UYUŞTURUCU OPERASYONU

Çağatay KENARLI, İstanbul DHA

Brezilya'nın Sao Paulo şehrinden Atatürk Havalimanı'nda gelen kadının valizinde 2 kilo 450 gram kokain ele geçirildi. 

İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri yurtdışından uyuşturucu madde getirileceği bilgisi üzerine yaptığı çalışma başlattı. Polis ekipleri ve Gümrük Muhafaza ekipleri 18 Aralık'ta Atatürk Havalimanı'nda ortak operasyon düzenledi. Brezilya'nın Sao Paulo şehrinden Atatürk Havalimanı'na gelen 39 yaşındaki Venezuela uyruklu kadın F.Y.R.M. gözaltına alındı. Şüpheli kadın F.Y.R.M.'nin valizinde yapılan aramalarda valizin alt ve üst kısımlarına zulalanmış 2 kilo 450 gram kokain ele geçirildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan F.Y.R.M., 19 Aralık'ta çıkartıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. 

OPERASYON POLİS KAMERASINDA

Polis ekiplerinin F.Y.R.M.'nin valizinde arama yapması ve uyuşturucu maddeyi ele geçirmesi polis kameraları tarafından görüntülendi. 

Görüntü Dökümü

--------

-Polis ekiplerinin valizde inceleme yapması

-Ekiplerin uyuşturucu maddeyi bulması 

-Genel ve detaylar

26.12.2018 - 12.43 - Haber Kodu : 181226128

Kaynak: DHA