Fecr Suresi okunuşu ve yazılışı - Fecr Suresi Arapça oku, Türkçe meali, tefsiri ve fazileti nedir?

Fecr Suresi'ni okuyarak faziletlerine nail olabilirsiniz. Fecr suresi Kur'an'ı Kerim'in 89. suresidir. Toplam 30 ayetten oluşmaktadır. Peki Fecr Suresi nedir? Fecr Suresi Arapça yazılışı ve Türkçe okunuşu nasıldır? Fecr Suresi Türkçe anlamı nedir? Fecr suresi sesli dinle!
Fecr Suresi 30. cüz olan Amme cüzünde bulunmaktadır. Fecr suresi 30 ayettir. Fazla uzun olmayan sureyi kolaylıkla ezberleyebilirsiniz. Fecr Suresi Arapça yazılışı ve okunuşu için haberimize girebilirsiniz. Fecr suresi okunuşu nasıldır?
FECR SURESİ HAKKINDA BİLGİLER
Fecr Suresi Kur'an'ı Kerim'in 89. suresidir. Mekke döneminde inmiştir. 30 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki "el-Fecr"kelimesinden almıştır. Fecr, tan yerinin ağarması vakti demektir
Surede genel olarak Âd Kavmi, Semûd, İrem ve Fir'avun toplumları gibi eski kavimlere dair bâzı kıssalar, insanın kötülüğe yönelmesi, bunun sonuçları ve Âhiret anlatılmıştır.
Fecr suresi Mekki mi Medeni mi : Mekki
Fecr suresi ayet sayısı : 30 ayettir
Fecr suresi kaçıncı sure : 89. suredir
Fecr kelime anlamı nedir : Tan yerinin ağarma vakti
Fecr suresi kelime sayısı : 139
Fecr suresi harf sayısı : 584
FECR SURESİ NUZÜL
Mushaftaki sıralamada seksen dokuzuncu, iniş sırasına göre onuncu sûredir. Leyl sûresinden sonra, Duhâ sûresinden önce Mekke'de inmiştir.
FECR SURESİ KONUSU
Sûrede peygamberlere karşı çıkan ve ilâhî mesajı reddeden bazı eski toplulukların başlarına gelen felâketler hatırlatılmakta; Allah Teâlâ'nın insanı çeşitli yollarla imtihan etmesine değinilmekte, bazı insanlardaki mal tutkusu ve bencillik duygusu eleştirilmekte; kıyamet halleri, iyi ve kötü insanların âhiretteki durumları anlatılarak insanlar uyarılmaktadır.
FECR SURESİ ARAPÇA

Fecr Suresi
FECR SURESİ OKUNUŞU
Bismillahirrahmanirrahim
1- Vel fecri.
2- Ve leyalin 'aşrin.
3- Veşşef'ı velvetri.
4- Velleyli iza yesri.
5- Hel fiy zalike kasemün liziy hıcrin.
6- Elem tere keyfe fe'ale rabbüke bi'adin.
7- İreme zatil'ımadi.
8- Elletiy lem yuhlak mislüha fiylbiladi.
9- Ve semudelleziyne cabussahre bilvadi.
10- Ve fir'avne ziyl'evtadi.
11- Elleziyne tağav fiylbiladi.
12- Feekseru fiyhelfesade.
13- Fesabbe 'aleyhim rabbüke sevta 'azabin.
14- İnne rabbeke lebil mirsadi
15- Femmel'insanü iza mebtelahü rabbühu feekremehu ve na'amehu feyekulü rabbiy ekremeni.
16- Ve emma iza mebtelahü fekadere 'aleyhi rizkahu feyekulü rabbiy ehaneni.
17- Kella bel la tükrimunelyetiyme.
18- Ve la tehaddune 'ala ta'amilmiskiyni.
19- Ve te'külunettürase eklen lemmen.
20- Ve tühıbbunelmale hubben cemmen.
21- Kella iza dükketil'ardu dekken dekken.
22- Ve cae rabbüke velmelekü saffen saffen.
23- Ve ciy'e yevmeizin bicehenneme yevmeizin yetezekkerül'insanü ve enna lehüzzikra.
24- Yekulü ya leyteniy kaddemtü lihayatiy.
25- Feyevmeizin la yü'azzibü 'azabehu ehadün.
26- Ve la yusiku ve sakahu ehadün.
27- Ya eyyetühennefsülmutmeinnetü.
28- İrci'ıy ila rabbiki radıyeten merdıyyeten.
29- Fedhuliy fiy 'ıbadiy.
30- Vedhuliy cennetiy.
FECR SURESİ TÜRKÇE MEALİ
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
1. Ayet Meali: Tan yerinin ağarmasına andolsun,
2. Ayet Meali: On geceye andolsun,
3. Ayet Meali: Çifte ve teke andolsun,
4. Ayet Meali: Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).
5. Ayet Meali: Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.
6-10. Ayetleri Meali: (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semûd'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
11-12. Ayetleri Meali: Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.
13. Ayet Meali: Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
14. Ayet Meali: Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
15. Ayet Meali: İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, "Rabbim bana ikram etti" der.
16. Ayet Meali: Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, "Rabbim beni aşağıladı" der.
17. Ayet Meali: Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
18. Ayet Meali: Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
19. Ayet Meali: Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
20. Ayet Meali: Malı da pek çok seviyorsunuz.
21. Ayet Meali: Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,
22-23. Ayetleri Meali: Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?
24. Ayet Meali: "Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım" der.
25. Ayet Meali: Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
26. Ayet Meali: Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
27. Ayet Meali: (Allah şöyle der:) "Ey huzur içinde olan nefis!"
28. Ayet Meali: "Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!"
29. Ayet Meali: "(İyi) kullarımın arasına gir."
30. Ayet Meali: "Cennetime gir."
FECR SURESİ SESLİ DİNLE
Fecr Suresi'ni sesli dinleyebilir ve Arapça'sını tekrar edebilirsiniz. Bu sayede ezber yapmanız daha kolay olur.
FECR SURESİNİ SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ...
Kur'an'ı Kerim
FECR SURESİ TEFSİRİ
Fecr Suresi 1-5 Ayetleri Tefsiri:
"Sabah aydınlığı" diye çevirdiğimiz fecr kelimesi masdar olarak "tan yerinin ağarması", isim olarak "sabah aydınlığı, şafak vakti, tan yerinin ağarma zamanı" gibi anlamlara gelmektedir. Tan yerinin ağarma zamanı ortalığın aydınlanmaya, canlıların da uyanmaya başlaması, bir çeşit yeniden dirilmeye benzediği için yüce Allah sabah aydınlığına yemin ederek aşağıda anlatılacak konulara dikkat çekmiştir (Râzî, XXXI, 161; ayrıca krş. Tekvîr 81/18). 2. âyette geçen on gecenin, hac ayı olan zilhiccenin ilk on gecesi, hicrî yılın birinci ayı olan muharremin ilk on gecesi, ramazanın ilk veya son on gecesi olduğu yönünde değişik rivayetler vardır. Ancak birinci mâna tercihe daha uygundur. Çünkü bu sûre Mekke'de indiğine, ayrıca ramazan orucu da Medine'de farz kılındığına göre ikinci ve üçüncü şıklardaki günler sûrenin indiği dönemde özel bir önem taşımıyordu. Zilhiccenin ilk on günü ise sûrenin inmesinden önce de Araplar'da kutsal sayılıyordu. 3. âyette geçen "çift ve tek"ten neyin kastedildiği konusunda da farklı yorumlar bulunmakla birlikte, çift olanıyla, tek olanıyla bütün varlıklar üzerine yemin edildiğini söylemek en uygun olanıdır. Çünkü varlık yokluğa göre bizâtihî bir değerdir. Nitekim İslâm düşünce tarihinde varlık hayır, yokluk şer kabul edilmiştir. Ayrıca burada belli varlıklardan ziyade bu kavramlara (tek ve çift) dikkat çekildiği; mutlak tek olan Allah'ın dışında "tek"in bulunmadığına, tek gözüken yaratılmış varlıkların, ortak özellikleri göz önüne alındığında çift ve benzer olduklarının düşünülmesi yönünde yol gösterildiği de söylenebilir (bilgi için bk. Şevkânî, V, 506; Ateş, X, 457). 4. âyette zikredilen "geçip gitmekte olan gece"nin, "Müzdelife gecesi" veya "bayram gecesi" olduğu söylenmiştir (bk. Elmalılı, VIII, 5797). Ancak ifadenin mutlaklığını ve başka pek çok âyette birçok kozmik varlık ve olaylara, belirleme yapılmaksızın yemin edildiğini dikkate alarak bunu da bütün geceler olarak anlamak daha uygun olur.
5. âyetteki "Düşünen kimse için bunlar yemine konu olacak kadar önemli değil midir?" cümlesinin başında aslında soru edatı bulunmakla birlikte bunun, kesinlik edatı olan "kad" anlamıyla kullanıldığı konusunda görüş birliği vardır. Bu ifade tarzı, yukarıda kendilerine yemin edilen varlıkların çok önemli varlıklar olduğunu gösterir. Uygun olan her türlü takdire açık olsun diye yeminlerin cevabı yani ne maksatla yemin edildiği belirtilmemiştir. Müfessirlere göre Allah Teâlâ bu dört âyette kendi katında önemli olan varlıklara yemin ederek öldükten sonra dirilme, kıyamet, hesap, ceza ve mükâfatın gerçekleşeceğini vurgulamıştır; yahut yeminin cevabı "Çünkü rabbin her şeyi yakından izlemektedir" meâlindeki 14. âyettir. Bu da şöyle yorumlanmıştır: Yukarıda sayılanlara yemin olsun ki rabbin her şeyi yakından izlemektedir; hiçbir şey O'nun bilgisi dışında değildir; O, bütün yapıp ettiklerinizi bilmektedir ve karşılığını ceza veya ödül olarak verecektir" (Şevkânî, V, 507).
"Akıl" mânasında kullanılan hıcr kelimesinin kök anlamı "engellemek"tir, akıl kavramının sözlük anlamı da aynıdır. Akıl, insanı yanlış bilgi ve düşünceden, kötü davranışlardan alıkoyma yeteneğine sahip olduğu için ona bu isim verilmiştir. Buna göre âyet, genel olarak ilâhî bildirimlerin, özellikle de bu âyetlerde üzerlerine yemin edilen doğal varlık ve olayların anlam ve değerini, Allah'ın neden bu varlıklar üzerine yemin ettiğini, insanın ancak aklını doğru kullanarak anlayabileceğini ifade etmektedir.
Fecr Suresi 6-14 Ayetleri Tefsiri:
Bu kümedeki âyetlerde, geçmişte bazı toplulukların inkâr ve azgınlıkları yüzünden nasıl helâk edildiklerine, maddî güç ve imkânları olsa da bunların kendilerini ilâhî azaptan kurtaramadığına dikkat çekilmekte ve sonraki nesillerin bunlardan ders çıkarmaları hedeflenmektedir. Hz. Nûh'tan sonra tarih sahnesine çıkmış olan Âd kavmi, Yemen'de Uman ile Hadramut arasındaki bölgede yaşamış eski ve önemli bir Arap topluluğudur. İrem ise Âd kavminin bir kolu olup adını kabilenin atası olan İrem'den almıştır. Aynı zamanda topluluğun yerleşim merkezine de bu ad verilmiştir. "Memleketler içinde benzeri görülmemiş olan, sütunlarla dolu İrem'e" şeklinde çevrilen 7-8. âyetlerde, son derece mâmur ve azametli sütunlarıyla görkemli yapıları, rengârenk bağları ve bahçeleriyle tanınan İrem şehri söz konusu edilmiştir (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman, "İrem", DİA, XXII, 443). Bu âyetlere "Ülkelerde benzerleri yaratılmamış İrem halkına" şeklinde de mâna verilmiştir. Şevkânî bu mânayı tercih eder. Bu takdirde âyet burada yaşayan Âd kavminin güçlü, benzeri görülmemiş ve uzun ömürlü bir uygarlık kurduğuna işaret etmiş olur (bk. V, 508-509; krş. Rûm 30/9; Fussılet 41/15). Ancak onlar Hûd peygamberi yalancılıkla suçlamaları sebebiyle güçlerine rağmen helâk olup gitmişlerdir (bk. Hâkka 68/6-7; Âd kavmi hakkında bilgi için bk. Hûd 11/50-60).
Semûd kavmi de, kendilerine gönderilen Sâlih peygamberi yalancılıkla itham ettikleri için aynı âkıbete uğramıştır (bilgi için bk. A'râf 7/73-78; Hûd 11/61-68; Hâkka 68/4-5
Zikredilen son örnek Firavun'dur. Sözlükte, "kazıklar sahibi anlamına gelen zü'l-evtâd deyimi, Firavun'un binlerce çadırlık askerî gücünü ve toplumsal itibarını ifade eden mecazi bir anlatımdır (diğer yorumlar için bk. Sâd 38/12). Bu âyetlerde özellikle şu noktalar dikkati çekmektedir:
a) 6. âyetteki "görmedin mi?" sorusundan Kur'an'ın ilk muhataplarının, anılan kavimlerin hayat hikâyeleri ve başlarına gelen felâketler hakkında kulaktan dolma da olsa bazı bilgilere sahip oldukları anlaşılmaktadır; ayrıca onların uygarlıklarına ait bazı kalıntıları görmüş veya duymuş da olabilirler.
b) Bu âyetlerde söz konusu edilen kavimlerin iki özelliğine dikkat çekildiği görülmektedir: İlki çok güçlü olmaları, ikincisi de ülkelerinde azgınlığa sapmaları, günah ve isyanda sınır tanımamaları ve durmadan fesat çıkarmaları. Şu halde bir toplumda özelde yöneticiler ve genelde sorumluluğu olan herkes, inanç ve davranışlarında, uygulamalarında Allah'ın hükümlerini, kitabının ve peygamberinin davetini hiçe sayar, hak ve adalet ölçülerinden sapar ve sonuçta ülkeyi fitne fesat ortamı haline getirirlerse, kaçınılmaz felâketi de hak etmiş olurlar.
"Bu yüzden rabbin onların üzerine kırbaç gibi ceza yağdırdı" meâlindeki 13. âyet anılan topluluklara birçok çeşitli ve peşpeşe cezaların da verildiğini göstermektedir. Nitekim bu cezalar Kur'an'da çeşitli yerlerde açıklanmıştır (meselâ bk. A'râf 7/133-134).
"Çünkü rabbin her şeyi yakından izlemektedir" meâlindeki 14. âyet, Allah'ın ilminin sonsuz olduğunu, bütün kullarının tutum ve davranışlarını gözetleyip kontrol ettiğini bildiren kapsamlı bir uyarı ifadesidir.
Fecr Suresi 15-20 Ayetleri Tefsiri:
Azginlik ve taskinliklari yüzünden helâk edilen kavimlerin durumu haber verilerek gereken uyari yapildiktan sonra insanoglunun azmasina ve kötü sonuçlara sürüklenmesine sebep olan, kendini begenmislik ve bencillik duygularindan gelen baska zaaflarina dikkat çekilmektedir. Hz. Peygamber Mekke müsriklerine tuttuklari yolun yanlis oldugunu, bu gidisleriyle bir gün mutlaka Allah tarafindan cezalandirilacaklarini hatirlattikça onlar da tam tersine, kendi yollarinin dogru oldugunu, nitekim bu sayede Allah tarafindan kendilerine bol nimetler ve servetler ikram edildigini savunuyorlardi. Su halde 15. âyetteki "insan" kelimesiyle bilhassa belirtilen karakterdeki Mekke müsrikleri ve ayni karakteri tasiyanlar kastedilmistir. Yüce yaratici, hikmeti ve imtihan düzeni geregi, böyle birini çesitli yeteneklerle donatip bol nimete kavusturdugunda o, bu nimetlerle bir sinamadan geçirildigini, bunlarin bir hikmetle kendisine verildigini düsünerek sükrünü yerine getirmesi gerekirken, bu sorumlulugu aklindan bile geçirmeyip sirf lâyik oldugu için kendisine bu nimetlerin ikram edildigini düsünüp mutlu olur; sahip oldugu nimetlerden baskalarini yararlandirarak onlarin da bu mutluluga ortak olmalari yönünde bir gayret göstermez. Fakat ayni insan rizkinda bir daralma oldugunda bunun da bir hikmet geregi meydana geldigini, uhrevî bir mükâfata erismesine veya akilsizca bir zevk ve safaya düsmekten korunmasina vesile olabilecegini yahut kendi kusurunun, çalisma ve gayretteki noksanliginin bir neticesi olabilecegini düsünerek sabretmesi ve kusurlarini gidermesi gerekirken o, kendisinin Allah tarafindan göz ardi edildigi ve haksizliga ugradigi iddiasinda bulunma anlamina gelebilecek davranislar içine girer, yakinip sizlanmaya ve isyan etmeye baslar.
Yaygin yoruma göre "Mirasi hak hukuk demeden yiyorsunuz" meâlindeki 19. âyette, erkeklerin kadinlarin miras payina da el koymalari, kezâ yetimlere kalan mirasi gasbetmeleri kinanmaktadir.
Bu âyetler bir bütün olarak degerlendirildiginde burada söz konusu edilen imtihani (ibtilâ) kazanmanin iki temel ölçüsünün oldugu ortaya çikmaktadir: 1. Nimetin asil sahibinin Allah oldugunu, O'nun nimeti bize, liyakatimiz dolayisiyla vermeye mecbur oldugu için degil, bir lütuf olarak verdigini bilmek ve O'na minnettar olup sükretmek; nimetini kistigi zaman da hükmüne razi olup sabretmek; 2. Allah'in verdigi nimetleri yoksul ve himayeye muhtaç olanlarla paylasmak, buna baskalarini da tesvik ederek bu hususta toplumsal bir duyarliligin gelismesine, dayanisma ve yardimlasmanin kurumsal bir hale gelmesine katkida bulunmak. Mekkî sûrelerin ana konularindan olan bu iki davranis ölçüsü, Islâmî kaynaklarda, "Allah'in emrine saygi, Allah'in yarattiklarina sefkat" seklinde formüllestirilmistir (meselâ bk. Râzî, XXXI, 170). Gerek bu âyetlerde gerekse Kur'ân-i Kerîm'in bütününde olusturulmak istenen temel dinî, ahlâkî, toplumsal zihniyetin özü budur. 15-20. âyetlerde müsrik Araplar'daki Allah'a karsi küstahlik derecesine kadar varan benlik iddiasi, "öteki"ne karsi tam bir sorumsuzluk ve ilgisizlige götüren egoizm ve çilginca bir mal tutkusu son derece veciz ve etkileyici bir üslûpla elestirilirken müslümanlar da Allah'in iradesine uygun bireysel ve toplumsal hayatin dinî ve ahlâkî temeli konusunda aydinlatilmistir.
Fecr Suresi 21-26 Ayetleri Tefsiri:
Kıyamet sahnelerini tasvir eden bu âyetler, benlik iddiasına, mal-mülk ihtirasına kapılarak Allah'a ve insanlara karşı sorumluluğunu unutan insana, hayatın geçiciliğini, kıyametin dehşetini, bunun ardından kendisini bekleyen, hak ettiği büyük cezayı ve sonuç vermeyecek pişmanlığı hatırlatmaktadır.
"Rabbin gelip melekler de saf saf dizildiğinde" diye çevirdiğimiz 22. âyeti selef dediğimiz daha çok ilk dönem müfessirleri herhangi bir te'vile gitmeksizin, âyetin lafzına bağlı kalarak anlamışlardır. Bu âlimler, hesap gününde Allah'ın geleceğine inanırlar, fakat "gelmek"ten maksadın ne olduğu bilgisini Allah'a bırakırlar. Halef denilen sonraki müfessirler ise tenzih ilkesinden hareket ederek âyeti, "Allah'ın gelmesinden maksat O'nun emrinin gelmesidir" şeklinde te'vil etmişlerdir. Buna göre âyetin meâli şöyle olmaktadır: "Rabbinin emri gelip melekler de saf saf dizildiğinde..." Allah'ın veya emrinin gelmesi ve meleklerin saf saf olması gayb âleminden olduğu için bunların mahiyeti hakkında bir şey söylemek mümkün değildir. Müminlerin görevi ise âhiret hayatına ve dünyada yaptıklarından dolayı orada Allah'ın huzurunda hesap vereceklerine iman etmektir.
Fecr Suresi 27-30 Ayetleri Tefsiri:
Yukarıda kendisini beğenmiş, bencil ve muhteris insan tipini eleştiren âyetlerin, dolaylı olarak samimi müminler için de "Allah'ın emrine saygı ve Allah'ın yarattıklarına şefkat" şeklinde özetlenen bir inanç ve yaşama modeli ortaya koyduğu ifade edilmişti. İşte 27. âyette sözü edilen "imanın huzuruna kavuşmuş insan", dünya hayatını bu modele göre yaşayıp tamamlamış olan mümindir. Bu âyetlerde, "Ona âhirette şöyle seslenilecek" gibi bir ifadeye yer verilmeden, doğrudan insana hitap edilmesi, Cenâb-ı Hakk'ın bu yapıdaki kullarına çok güzel bir iltifatı ve özellikle âyetlerin, doğrudan kulu muhatap alan son derece zarif ve sıcak üslûbu, inanan insana, uhrevî saadetin bu dünyaya kadar yayılan müjdeli bir kokusu gibi gelmektedir. "İmanın huzuruna kavuşmuş insan" diye çevirdiğimiz "nefs-i mutmainne" bu bağlamda yukarıda başlıca özelliklerine değinilen modele göre bir dünya hayatı yaşayarak ruhunu kemale erdirmiş mümini ifade eder.
Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insanın iç çatışmaları yatışmış, sıkıntı ve gerilimleri son bulmuştur; o Allah ile barışık, insanlarla barışık ve kendisiyle barışıktır; dolayısıyla huzur ve tatmin içerisindedir. İnsan için en büyük saadet, kulluktaki kemali sayesinde rabbini kendisinden hoşnut etmiş, rabbi tarafından ödüllendirilerek kendisi de O'ndan hoşnut kalmış olmasıdır. Allah Teâlâ'nın cennetine kabul ettiklerini "Benim kullarım" diye anması iltifatların en güzelidir. Bu sevgi ve hoşnutlukların kullara kazandırdığı son nimet ise cennete kabul edilmeleridir.






























