Dha İstanbul Bülteni - 2

Dha İstanbul Bülteni - 2

1- MÜJDAT GEZEN SANAT MERKEZİ'NDEKİ KUNDAKLAMA ANI KAMERADA (2)Haber-Kamera: Cengiz ÇOBAN - İSTANBUL DHAKadıköy'deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ndeki kundaklama anı güvenlik kamerasına yansıdı.

Dha İstanbul Bülteni - 2

1- MÜJDAT GEZEN SANAT MERKEZİ'NDEKİ KUNDAKLAMA ANI KAMERADA (2)

Haber-Kamera: Cengiz ÇOBAN - İSTANBUL DHA

Kadıköy'deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ndeki kundaklama anı güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde; sanat merkezi önüne gelen bir kişinin benzin döküp ateşe verdiği görülüyor.

Kundaklama sonrası sanat merkezinin girişinde hasar meydana geldi. Müjdat Gezen ve çok sayıda sanatçı olay üzerine sanat merkezine geldi. Gezen'in açıklama yapacağı belirtildi

Görüntü Dökümü:

--------------

-Kundaklama anının görüntüsü

-Sanat merkezindeki hasar

-Gezen ve sanatçıların görüntüsü

20.02.2017 - 10.45 Haber Kodu : 170220038

20.02.2017 - 10.07 Haber Kodu : 170220022

==========================

(Geniş Haber)

2- AZİZ YILDIRIM SİLİVRİ'DE

"Futbolda şike" soruşturmasında kumpas iddialarına ilişkin açılan dava Silivri Ceza İnfaz Kurumu'ndaki duruşma salonunda başlıyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım başta olmak üzere çok sayıda mağdur ve müşteki de sabah erken saatlerde Silivri'ye geldi.

Haber: Ümit TÜRK - Kamera: Güven USTA İstanbul / DHA

FETÖ/PDY'nin "futbolda şike" soruşturmasında kumpas kurduğu iddiasıyla açılan dava bugün Silivri Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan duruşma salonunda başlıyor. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülecek olan davada, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Şekip Mosturoğlu, Olgun Peker, İlhan Yüksel Ekşioğlu'nun da aralarında bulunduğu çok sayıda mağdur ve müşteki de duruşmaya geldi. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı Silivri'de, duruşmaya gelenler aramalardan geçirildikten sonra duruşma salonuna alındı.

15'İ TUTUKLU 108 SANIK YARGILANIYOR

Bir numaralı sanığı Fetullah Gülen olan davada, aralarında eski milletvekili İhsan İşbilen, iş adamı Muammer İhsan Kalkavan, kapatılan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mutlu Ekizoğlu, İstanbul Organize Suçlar ile Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç'ın da bulunduğu 15'i tutuklu 108 sanık yer alıyor. Kapatılan Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da sanıklar arasında yer alıyor. Sanıklar hakkında 5 yıldan 85 yıla kadar değişen oranlarda hapis cezası talep ediliyor.

ATFEDİLEN SUÇLAMALAR...

Şüphelilerin işlediği iddia edilen suçlamalar ise şöyle: "Kişiler Arasındaki Aleni Olmayan Konuşmaları Kayıt Etmek, Özel Hayata İlişkin Görüntü ve Sesleri İfşa Etmek, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma, Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Etmek, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, Resmi Belgede Sahtecilik, İftira, İftira Nedeniyle Mağdurun Gözaltına Alınmasına veya Tutuklanmasına Neden Olma, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme."

75 KİŞİ MÜŞTEKİ... 91 KİŞİ MAĞDUR...

İddianamede, aralarında Aziz Yıldırım, Serdar Adalı, Tayfur Havutçu, Yılmaz Vural, Emanuel Emenike, Bülent Uygun, Göksel Gümüşdağ, Hikmet Karaman, Deniz Tolga Aytöre, Ümit Karan, Mahmut Özgener, Mustafa Sani Şener, Gökçek Vederson, İbrahim Akın, Mecnun Otyakmaz, Sami Dinç, Sadri Şener, Murat Özaydınlı, İskender Alın, Rıza Çalımbay, Cemil Turhan, İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu gibi isimlerin yer aldığı kulüp başkanları, kulüp yöneticileri, teknik direktörler ve futbolcuların bulunduğu 75 müşteki ve 91 mağdur yer alıyor.

İLK KUMPAS AZİZ YILDIRIM'A...

İddianemede, kumpasın Fetullah Gülen'in talimatıyla, kulüpleri ele geçirmek amacıyla kurulduğu, ilk kumpasın da Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a kurulmaya çalışıldığı belirtildi. Önce Zaman Gazetesi'nde, Yıldırım aleyhine yazılar yazılıp algı oluşturulduğu, ardından da FETÖ'nün emniyet ve yargıdaki yapılanmasının haretekete geçirildiği vurgulanıyor.

Görüntü Dökümü:

------------------------

Silivri Cezaevi girişinde alınan güvenlik önlemi

Duruşma salonu önünde bekleyen askerler

Şikip Mosturoğlu'nun duruşma salonuna gelmesi

Aziz Yıldırım'ın aracıyla gelmesi

İçeriye girmesi

Güvenlik kontrolünden geçmesi

Genel ve detay görüntüler

====================================

3- "ŞİKE SORUŞTURMASINDA KUMPAS" DAVASINDA OLAY (2)

AZİZ YILDIRIM'LA TARTIŞAN MEHMET BARANSU VE ALİ FUAT YILMAZER DURUŞMA SALONUNDAN ÇIKARILDI

Haber: Ümit TÜRK - Kamera: Güven USTA - İstanbul / DHA

"Futbolda şike" soruşturmasında kumpas iddialarına ilişkin açılan dava henüz başlamadan, müşteki Aziz Yıldırım ile davanın sanıklarından Mehmet Baransu arasında tartışma çıktı.

Yıldırım kendisine küfür ettiğini iddia ettiği Baransu'yu göstererek, "Terbiyesiz. Dön önüne. Küfür ediyor" diye çıkıştı.

Baransu da, "Sen ediyorsun küfür. Sensin terbiyesiz" diye cevap verdi. Baransu'nun bu sözleri üzerine şikayetçi kısmında oturan müştekiler, Baransu'ya "Vatan hainisin" diyerek tepki göterdi. Bu tartışmalara davanın sanıklarından eski Emniyet Müdür yardımcısı Ali Fuat Yılmazer de katıldı. Duruşma salonundaki askerler tutuklu sanıkların arkasına dizilince Ali Fuat Yılmazer, "Arkamı dönerim ben. Onlar müşteki değil, suçlular. Delilli ve belgeli suçlular" diye konuştu. Aziz Yıldırım da, "Siz kumpas yaptınız. Her yerde kumpas yaptınız" dedi. Tartışma üzerine önce Ali Fuat Yılmazer, ardından da Mehmet Baransu jandarma tarafından salondan çıkarıldı. Baransu salondan çıkarılırken, salondan 'Vatan haini' sesleri yükseldi. Daha sonra Aziz Yıldırım, "Tahrik etmeye çalışıyorlar. Bunlara prim vermeyin" diyerek şikayetçileri sakinleştirmeye çalıştı. Salondakiler sakinleştikten sonra Baransu ile Yılmazer geri getirildi.

Duruşma sanık ve şikayetçilerin kimlik kontrolüyle devam ediyor.

Görüntü Dökümü:

------------------------

Silivri Cezaevi girişinde alınan güvenlik önlemi

Duruşma salonu önünde bekleyen askerler

Şikip Mosturoğlu'nun duruşma salonuna gelmesi

Aziz Yıldırım'ın aracıyla gelmesi

İçeriye girmesi

Güvenlik kontrolünden geçmesi

Genel ve detay görüntüler

20.02.2017 - 09.30 Haber Kodu : 170220014

================================

(ÖZEL GÖRÜNTÜLERLE)

4- FETÖ GÖZALTILARI: ESKİ HAKİM VE SAVCILAR ADLİYEYE SEVKEDİLDİ

FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturma kapsamında iki gün önce gözaltına alınan firari eski hakim Dursun Ali Gündoğdu ile eski savcılar Adnan Çimen ve Sadrettin Sarıkaya Bakırköy Adalet Sarayı'na getirildi.

Savcılar ve hakim, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne SEGBİS ile bağlanarak ifade verecek.

Haber- Kamera: Serpil KIRKESER / İstanbul DHA

Selam Tevhid soruşturmasında kumpas yaptıklarına ilişkin hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı bulunan eski savcılar Adnan Çimen ve Sadrettin Sarıkaya ile eski hakim Dursun Ali Gündoğdu'nun da aralarında bulunduğu 4 kişi, sağlık kontrolünün ardından adliyeye getirildi.

ELLERİNİN PLASTİK KELEPÇE OLDUĞU GÖRÜLDÜ

İki gün önce gözaltına alınan eski hakim Gündoğdu ile eski savcılar Çimen ve Sarıkaya ek gözaltı süresi boyunca Vatan'da bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde tutuldu. Şüpheliler bu sabah İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki işlemlerinin ardından sağlık kontrolünden geçirildi. Şüpheliler, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki sağlık kontrolünden sonra Bakırköy Adliyesi'ne sevk edildiler

Adliyeye getirilen şüphelilerin ellerinin plastik kelepçeli olduğu görüldü. Öte yandan Sarıkaya'nın yakalandığı evi kiralayan ve gözaltına alınan Erol Yılmaz İrfanoğlu da adliyeye getirildi. Çimen ve Sarıkaya ile Gündoğdu, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne bağlanarak ifade verecek.

OLAYIN GEÇMİŞİ

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili Ömer Faruk Aydıner tarafından 54 hakim ve savcı hakkında, "Selam Tevhid'de Kumpas" yaptıkları iddiasıyla açılan ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nde süren davanın firari hakimi Dursun Ali Gündoğdu ile firari savcıları Sadrettin Sarıyaka ve Adnan Çimen, Cuma günü gece gözaltına alındı. Meslekten ihraç edilen eski hakim Dursun Ali Gündoğdu ile Hakan Fidan'ı 7 Şubat 2012 tarihinde ifadeye çağıran firari savcı Sadrettin Sarıkaya, Kayaşehir'de saklandıkları eve düzenlenen operasyonla yakalanarak gözaltına alındı. Aynı saatlerde Bakırköy'de düzenlenen operasyonla firari savcı Adnan Çimen'de Bakırköy'de sokakta yürürken gözaltına alınmıştı. Sarıkaya'nın yakalandığı evi kiraladığı iddia edilen Erol Yılmaz İrfanoğlu da gözaltına alınmıştı.

Görüntü Dökümü:

------------------

//////// SAĞLIK KONTROLÜ - ÖZEL

Polis aracından inişleri

Hastaneye götürülmeleri

Soruları yanıtsız bırakmaları

Hastaneden çıkışları

Genel ve detaylar

///////////////////// ADLİYE

-Savcıların ve hakimin adliyeye girişi

-İrfanoğlu'nun görüntüsü

-Genel ve detaylar

20.02.2017 - 10.21 Haber Kodu : 170220031

==================================

5- ÜNLÜ KOMEDYEN CEM YILMAZ: GÜLMEYİ ERTELEMENİN VAKİT KAYBI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRÜM

Haber-Kamera: Orhan SENCER / İSTANBUL,

Ünlü komedyen Cem Yılmaz ve ressam Taner Ceylan, 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin "İyileştiren Şeyler" temalı etkinliklerinden "Küçük Sohbetler"in konukları oldu.

Bu yıl "İyileştiren Şeyler" teması altında gerçekleştirilen 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamındaki "Küçük Sohbetler" programında dün Bomontiada'da "Kahkaha ve Estetik" başlıklı sohbet toplantısı yapıldı. Toplantıya konuşmacı olarak katılan Cem Yılmaz ve hipergerçekçi resimleriyle dünyaca tanınan sanatçı Taner Ceylan, komediden estetiğe pek çok konuyu konuştu.

"KOMEDYENİN ARKADAŞI AZDIR"

Sohbete, komedinin seyirciyle üretilen bir şey olduğunu söyleyerek başlayan Cem Yılmaz, komedyen olmanın zorluklarını şu sözlerle anlattı:

"Komedide espriyi biz beraber üretiyoruz. Esprinin muhatabı olduğu zaman seyirci hiç zevk almıyor. Bu işin kuralı budur. Seyirci, şakanın kurbanı olmak istemiyor, irdelediğin şey olmak istemiyor; modelin olmak istiyor. Mesela, teman bağnazlıksa, bunu dinliyor ve diyor ki, 'Bu ben değilim, yanımdaki'. Hepimiz öleceğiz diyorum, 'Tamam ama bu ben değilim ki, kesin yanımdaki gidecek'. Komedyenin bu anlamda arkadaşı da az. Hayat daha pamuk ipliğine bağlı diğer mesleklere göre."

"GÜLMEYİ ERTELEMENİN VAKİT KAYBI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRÜM"

Gülmenin bir savunma meselesi olması konusunda da konuşan Yılmaz, "Ben her şeye gülmem diyen insanlar vardır ya nereden biliyorsun ki? Vücut bir kere bunu istemsiz bir şekilde yapıyor zaten. Bu tür beğenilerle ilgili kendimizi bir yere koymamız da çok acayip. Mesela nelere gülüyoruz sorusunun cevabını ararken aslında bir sürü sorunun da cevabını arıyoruz. Ben kendim bu sorunun cevabını şöyle cevaplamayı tercih ediyorum: Her şeye gülerim. Çünkü bu köklü bir tercih. Kökünde her şeye şüpheyle yaklaşmak ve her şeyi çok da ciddiye almamak var. Gülmeyi ertelemenin de bir vakit kaybı olduğunu düşünürüm" dedi.

"'BOKSÖRLER' BİZİ ANLATIYORDU"

Taner Ceylan da, tebessümle gülen insanları resmeden ender ressamlardan biri olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

"Estetikle benzeştiği noktada neyi güzel bulurum ya da neyi güzel bulmazsın, belki orada ortaklaşıyoruz. Mesela ben tebessümle gülen insanları resmeden ender ressamlardan birisiyim. Hep şunu savunmuşumdur: İyi hissetmek istiyorum, bakınca iyi hissetmek istiyorum. Genelde mutluluk üstüne çok resmim var. Mesela 'Boksörler' serisinin altına baktığında da o arayışı görebilirsin. İki boksör: İlkinde direniş var, ikinci yaptığım boksör ise direnmeyi bırakan boksör. Genel ruh halimizle çok ilgili bir şeydi. Direnmeyi bırakmış, bir yumrukluk hakkı kalmış. İki haldi o, iki halimdi. İki halimizdi yani."

"POPÜLER OLMAK BÜYÜK PROBLEM"

Ünlü ve popüler olmak konusunda Taner Ceylan, bunun tehlikeler içerdiğini ve bir sanatçı için o sınırı geçmenin yok oluşu da getirebileceğini savunarak, "Bir resmi ya da bir sergiyi yaptıktan sonra o an için o durumla çok da ilgilenmiyorum. Yani tuttu mu tutmadı mı, hakkında yazıldı mı yazılmadı mı... Ben tanınan bir ressamım, ama bunun 10 yıl sonra böyle olmayabileceğinin de farkındayım. Çok az üretmek de bir problem, çok üretmek de, ama popüler olmak en büyük problem bizde. Çünkü benim yüzümün görünmemesi lazım. Ben fiziken işimin önüne geçersem işim için iyi bir şey değil bu. Geçtiğimiz 10 yıla bakarsanız popüler dünyanın, içine çekip, emip yok ettiği yetenekler var. Ama işte, işleri de kötüleşti o süreçte. İşlerinin kalitesi ya da nitelikleri korunsaydı başka bir şey olabilirdi belki ama bizdeki çark daha tehlikeli, çok daha sert, öğütüyor. Dünyada da keza öyle. Mesela Almanların çok önemli bir sanatçısı var, Martin Kippenberger. Artık literatüre 'Galericilerin ve koleksiyonerlerin öldürdüğü ressam' olarak geçti" diye konuştu.

"RESİM, HAYATIMDAKİ EN ÖNEMLİ EYLEM"

Ceylan konuşmasına şöyle devam etti:

"Suratımın resmimden öne çıkması en korktuğum şey ama tam bir sınırda görüyorum kendimi, bu sınırı da aşmamayı düşünüyorum. Hayatımdaki en önemli eylem resim. Başka hiçbir şey yok hayatımda. Benim suratım işimden daha çok anılırsa yaptığımın değeri kalmaz ki. Çünkü ben bununla para kazanmıyorum, bununla var olmuyorum, bununla var olmak istemiyorum. Benim elimden çıkan şey, Tanrıyla bağlantımla, evrenle olan bağlantımla tuvale aktardığım şey. Söylemek istediğim, aktarmak istediğim bir durum var. Günde 8-9 saat tuvalin başında, 10 santimlik bir mesafeyle zaman geçirdiğiniz zaman orada oluyorsunuz artık, orada yaşıyorsunuz. O ağacın bir parçası oluyorsunuz, oradaki kumaşın bir deseni oluyorsunuz ve o sizin hayatınız oluyor. Artık ben, ben değilim ve orada yaşayan bir canlıya dönüşüyorum. Benim tuvalde gördüğüm gerçek, bir rüya. Belgesel değil, oradaki gerçekliğin hayattaki gerçeklikle de bir alakası yok. O bir hayal dünyası, o bir kurgu, olmak istediğim bir yer aslında. O yüzden yüzümün görünmesi değil, onun görünmesi önemli."

!f İstanbul'daki bu sohbetin seyirci önünde görüneceği son etkinlik olduğunu da belirten Ceylan, iki yıl boyunca yeni projesi için atölyesine kapanacağını da söyledi.

"SEVİLMEK DALGALI BİR ŞEY"

Cem Yılmaz, şöhret ve popüler olmakla ilgili şu yorumu yaptı:

"Şöhretten kurtulamazsın, istifa edemeyeceğin bir şey tanıdık olmak. Bazılarının tanıdık olmakla ilgili arzusu oluyor ya, ciddi bir kalabalığın; bir bilinsek, diyorlar. Halbuki onun yüküne dair hiçbir bilgileri yok. Ben sanatçıyım; bir bakkaldan, terziden fazladan ayrıcalıklı bir kimse olmayı sevmiyorum. O dünyada değilim. Bir gün, 'Nerde o eski alkışlar' diyen bir adama evrilmek istemem. Çünkü dün gülenler başkaydı, bugün başka. İnsanlar bununla ilgili bir trajedi yaşıyorlar. Bunu kendimden uzaklaştırmaya çalışıyorum, bir ayrıcalık da beklemiyorum. Anlaşılmanın, sevilmenin dalgalı bir şey olduğunu biliyorum. Bununla mücadele etmeyi de bir görev gibi düşünmek yerine mesleğin kendi gerekleriyle ilgili olmasını tercih ederim. Komedinin köklerine inmek, tekniğinle, hızınla, parlaklık, zihinsel aydınlık, bir şeyi bir şeye dönüştürme kabiliyeti, hız… Bunlarla ilgilenmek benim için daha önemli."

"AĞABEYİMDEN KOMİK OLSAM BANA YETİYOR"

Yılmaz, 90'larda sahneye çıkmaya başladığında anlaşılmadığını, ancak uzun yıllar sonra, "usta komedyen" unvanıyla karşılandığını anlatarak, şunları söyledi:

"Profesyonel komik olmamaya gayret etmek, 'ne satar'la ilgili fikirden olabildiğince uzak kalmaya çalışmak bir terbiye getiriyor belki insana. Bu sizi belki zorluyor olabilir başında. Çok komik bir şey yaşadım ben mesela mesleki hayatımda. Sahneye ilk çıktığımda beni küçük bir kitle izlemeye başlamıştı. Hani bazen diyorlar ya, tırnak içinde söyleyeyim bunu, 'Çok da halka hitap etmiyor' meselesinin tam aksini 20 yıl önce duyuyordum ben. Ben zaten ahaliye hitap etmiyordum ki, sahneye çıktığım yer 50 kişilikti. Hiçbir zaman o kitleye, 'Hey, işte seveceğiniz komedyen geldi' falan yapmadım, 50 kişi izliyordu beni zaten. Sonra kendi istekleriyle 100 oldular. Sonra 2 bin kişilik, 5 bin kişilik yerde sahneye çıkmamın sebebi bir revizyonla, bir dönüştürmeyle ilgili olmadı ki. Onlar arzu ettiler izlemeyi. Yani sonrasında üzerinden 20 sene geçtikten sonra şunu duymak elbette komik geliyor. O zaman marjinalken -o zamanın marjinali neyse artık- diyorlardı ki, 'Bizi ilgilendirmeyen bir şey bu, hoş da değil, güzel de değil. Ne ki şimdi bu? Bir tane çocuk çıkıyor, 22 yaşında, yaptığı şey tiyatro oyunu değil, performans da, bir şey değil, ne ki bu, ne bu ya?'. 1995, 1996, 1997, hala 'Ne bu ya, ne bu'. 2015 oldu, "Usta komedyen". 20 sene 'Bu ne ya' ile geçti, 'Ne bu ya', 'Ne bu ya', arada hiçbir şey yok. Tabii unvanla ilgilenmediğim için bu beni ferahlatan bir şey. Ben neticede babamın oğluyum, ne kadar komiksem o kadar komiğim. Elimde bir tane silahım olsa bile bana yeter. Hep şakasını yapıyorum: Ben ağabeyimden komik olsam bana yetiyor. Her zaman da yetmiştir. veya sizden birazcık daha komik olsam sizden rol çalabilirim."

"EN BÜYÜK AMACIM SOYUT RESİM YAPMAK"

Taner Ceylan, her zaman soyut resmi çok sevdiğini ve soyut resim yapmak istediğini vurgulayarak, "Çocukluğumdan beri gerçekçi resim yapıyorum. Çocukluğumda bile çocuk resmi yapamadım ben. En büyük amacım da soyut resim yapmak, bir ucundan girmek, ama olmuyor. O başka bir şey. Her ressam soyut resmin arkasında duramaz. Soyut bir resmin arkasında durabilmek, onu savunmak ciddi bir şey" ifadesini kullandı.

"İYİ NİYETE GÜVENMENİN BİR SORUMLULUĞU VAR"

Yılmaz da karikatür çizdiği zamanlardan bir açıklamada bulundu ve şunları söyledi:

"Bir ara karikatür yüksek sanatlarla çok dalga geçti. İçerik olarak ama; çizim olarak değil. Mesela baleyle dalga geçtik, operayla dalga geçtik. Bağlamında dalga geçmedik, başka bir yerde olduğunda dalga geçtik. Bir baletin kostümünün komik görünümüyle, bambaşka bir ortamda komik gelebileceğiyle, ki bunlar doğru tespitler ama biz bunlarla masumane dalga geçerken bunları okuyanlar o yüksek sanatlarla dalga geçiyoruz zannetti ve bunu öyle satın aldı. Mizah dergileri entelektüel birine 'entel' yaftasını yapıştırırken, buna bütün kitap okuyanları dahil eden bir kitle yaratıldı, 'Evet, doğru, entel diyelim onlara' diyen bir kitle dahil oldu. İşi 'snop' edenlerle işini Taner Ceylan gibi çocukça ve masumca yapanlar aynı potaya atıldı. Karikatür 'maganda', 'zonta' tanımını yaparken, 'entel' tanımını yaparken, tüketicinin iyi niyetine, ayırt edebilir kabiliyetine güvendi ama kitlesel olarak bunlar çoğu zaman yanlış anlaşıldı ve insanlar canının sevdiğine 'maganda' demeye başladı, canının sevdiğine 'entel' deyip küçümsedi. Diyorlar ya, 'Mizah bir silahtır'. Tamam işte, doldurdun mermileri, topluma silahı verdin, pata küte sağa sola ateş edildi. İyi niyete güvenmenin bir sorumluluğu var."

"SANAT ZENGİNLEŞTİRİR, ÖZGÜRLEŞTİRİR"

Sohbetin sonunda Taner Ceylan, "Sanat özgür bir alandır. Total bir özgürlük vardır sanatta. O yüzden bol bol sergi gezin, bol bol müze gezin, nitelikli müzik dinleyin, iyi kitaplar okuyun, iyi öyküler okuyun ve nitelikli filmler izleyin. Bir Mahler'i dinlemek, bir Wagner'i dinlemek kolay iş değildir ama öğrenilen şeylerdir. Gözü eğitmek gerekir, kulağı eğitmek gerekir. Eğittikçe o dünya büyür, gördükçe gelişirsiniz, zenginleşirsiniz ve özgürleşirsiniz. Onun için kolay iş değildir sanatsever olmak, basit de değildir. O yüzden anlamadığınız, görmediğiniz, tınısından hoşlanmadığınız şeylerden korkmayın, anlayarak yaklaşmaya çalışın, zenginleşin, özgürleşin" ifadesini kullanırken, büyük alkış aldı.

"KÜÇÜK SOHBETLER"DE SIRA YEŞİM USTAOĞLU VE BİRHAN KESKİN'DE

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin "İyileştiren Şeyler" temalı "Küçük Sohbetler" programı, senarist, yönetmen ve yapımcı Yeşim Ustaoğlu ve şair Birhan Keskin ile devam edecek. 23 Şubat Perşembe günü Bomontiada'da gerçekleşecek "Su ve Heves" başlıklı sohbet, saat 19: 00'da başlayacak.

Görüntü Dökümü:

--------------------------

-Cem Yılmaz ve Taner Ceylan'ın konuşması

20.02.2017 - 10.51 Haber Kodu : 170220040

20.02.2017 - 10.52 Haber Kodu : 170220041

=============================

6- BAĞIMLILIĞA VE ŞİDDETE KARŞI ÖĞRENCİLERE 'OYUNLU EĞİTİM'

Haber-Kamera: İhsan DÖRTKARDEŞ/İSTANBUL,

Türkiye'de bağımlılık yaşının giderek düşmesi, şiddete eğilimin artması üzerine Avcılar'daki 10 okulda 'Sanat Çocuğun Oyunudur' projesi uygulamaya konuldu. Proje ile 9-12 yaşındaki 400 çocuk, 15 psikolog danışman ile yaratıcı drama, doğaçlama, müzik, kukla yapımı, çocuk hakları ile ilgili bazı etkinliklere alınırken, onlara yönelebilecek cazip tekliflerin karşısında durmayı, şiddet yerine diyalog ile sorunları çözmeyi öğreniyor.

Avcılar'da projenin uygulandığı 10 okuldan Gümüşpala Mahallesi'ndeki Alsancak İlkokulu'ndaki proje çalışmalarını Kaymakam Hulusi Doğan ve Milli Eğitim Müdürü Emin Engin ile birlikte AK Parti İstanbul Milletvekili Abdullah Başçı da izledi. Kaymakam Doğan, İstanbul Valiliği'nin desteklediği bu proje kapsamında ilçedeki 10 mahalledeki 10 okuldaki 15 öğretmenin özel bir eğitimden geçirildiğini belirterek, şöyle dedi:

"Özel eğitime alınan çocuklarımız, kendilerine önerilebilecek olumsuz teklifleri kabul etmeme, reddetme becerilerini geliştiriyor. Öğretmenlerimiz bu çerçevede çocuklarımızı geleceğe hazırlıyor. Bağımlılık konusunda uzman isimler tarafından her ay okullarımızdaki müdür ve rehberlik öğretmenlerine eğitim veriyoruz. Risk altındaki çocuklarımızı evlerinde ziyaret ederek durumlarını değerlendiriyoruz. Kendilerine yönelebilecek tehlikeleri reddedebilmelerini sağlamaya çalışıyoruz."

Avcılar Kaymakamlığı'nın Milli Eğitim Müdürlüğü ile yürüttüğü, İstanbul Çocukları Vakfı'nın destek verdiği 'Sanat Çocuğun Oyunudur' projesi koordinatörü, Klinik Psikolog Melek Turan, ilçedeki 10 okulda 15 psikolog danışmanla çalışmayı uyguladıklarını söyledi. Turan, proje kapsamında 400 çocuğun haftada bir kez 1.5 saat bir araya geldiğini anlatırken, şu bilgileri verdi:

"Bu 90 saatlik bir program. Toplamda hedefleri içeren 10 grup oturumları şeklinde yapılan bir çalışma. Öncelikle bağımlılığı önlemeyi amaçlıyoruz. Bu çalışma; yaratıcı drama, doğaçlama, müzik, kukla yapımı, çocuk hakları gibi bazı etkinlikleri içeriyor. Çocuklar etkinlikleri uyguluyor, hem de bunu deneyimliyor. Etkinlik sonunda kendi içsel deneyimleri ile ilgili bilgileri paylaşıyor. Daha sonra grup lideri etkinliğin amacı ile ilgili paylaşımlarda bulunarak çalışma sonlandırılıyor. Çocuklara şiddetsiz bir ortamda arkadaşları ile iletişim kurmayı, uygun olmayan şeyler teklif edildiğinde reddetme becerisini öğretiyoruz. İnsani en temel dinleme ve iletişim becerisini sağlamaya çalışıyoruz. Öğrenciler, arkadaşları veya çevresindeki insanları nasıl dinleyeceğini, kendisini nasıl ifade edeceğini, duygu ve düşüncelerini nasıl aktaracağını öğreniyor. Bağımlılık çok önemli bir sorun, ciddi bir hastalık. Eğlendirerek öğretirken çocuklarımızı bu tehlikeye bulaşmadan korumayı amaçlıyoruz."

Alsancak İlkokulu'ndaki son çalışmada öğrenciler iki grup oluşturarak birbirlerine cazip tekliflerde bulunurken bunları reddetmeyi, birbirlerinin elini şiddet uygulamadan açtırmayı, karşısındaki ile arasında mesafe koymayı, hareket alanını kısıtlandığında nasıl davranması gerektiğini çeşitli oyunlarla öğrendi.

Görüntü Dökümü:

---------------

-Çocuklar karşılıklı olarak birbirlerini ikna etmeye çalışırken

-Çocuklar birbirlerinin sıkılmış olan yumruklarını açmaya çalışırken

-Öğrenciler bu deneyimleri ile ilgili değerlendirmeler yaparken

-Psikolog danışmanlar öğrencilerle

-Proje koordinatörü, Klinik Psikolog Melek Turan, bilgi verirken

-Kaymakam Hulusi Doğan, Milletvekili Başçı'ya projeyi anlatırken

20.02.2017 - 09.45 Haber Kodu : 170220017

==============================


reklam