Dha Yurt Bülteni-3

Dha Yurt Bülteni-3
Demirören Haber Ajansı - Haberler | Güncel

Doğalgaz patlamasında ev enkaza döndü: 1 ölü, 2 yaralı/EKEVİN ÖNÜNDEN GEÇEN ELİF ÖLDÜBursa'da Bahar Mahallesi'nde bu sabah tek katlı evde meydana gelen patlamanın doğalgaz sıkışması sonucu meydana geldiği belirtildi.

Doğalgaz patlamasında ev enkaza döndü: 1 ölü, 2 yaralı/EK

EVİN ÖNÜNDEN GEÇEN ELİF ÖLDÜ

Bursa'da Bahar Mahallesi'nde bu sabah tek katlı evde meydana gelen patlamanın doğalgaz sıkışması sonucu meydana geldiği belirtildi. Patlama sırasında evin önünden geçen Elif Geldi'nin (18) yaşamını yitirdiği, yine yoldan geçen Şehmuz Bora ile evde bulunan Hikmet Güner'in yaralandığı bildirildi. Olayla ilgili soruşturma çok yönlü sürüyor.

Haber: Enver FATİH TIKIR/BURSA

=========================================

Muş'ta PKK/KCK operasyonu: 33 gözaltı

 

Muş'ta PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonda 33 şüpheli gözaltına alındı.

Muş Valiliğinden yapılan açıklamada, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince PKK/KCK terör örgütü faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik çalışma yapıldığı bildirildi. 6-7 Ekim 2014 tarihinde Malazgirt, Bulanık ve Varto ilçelerinde meydana gelen Kobani olaylarında kamu kurum ve kuruluşlarına, bankalara, güvenlik güçlerinin araçlarına düzenlenen molotofkokteylli, taşlı, sopalı eylemlere katılan, PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasının yapıldığı örgüt mensuplarının cenazelerine katılan, sosyal medya üzerinden terör örgütünün propagandası ve Zeytin Dalı Harekatı aleyhinde paylaşımlar yapan şahıslara yönelik operasyon yapıldı. Geçen 19-20 Mart'ta il merkezi ve ilçelerde yapılan eş zamanlı operasyonda 33 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin evlerinde yapılan aramada 1 ruhsatsız tabanca ve çok sayıda tabanca fişeği, 2 ruhsatsız av tüfeği, çok sayıda örgütsel doküman ve dijital materyal ele geçirildi.

Haber: Nejdet ARMAĞAN/ MUŞ,

==========================================

Suriye'de güvenlik sağlandıkça ihracat artıyor

TÜRK Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı'nın ardından Suriye'de bazı bölgelerde güvenliğin artmasıyla Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Gümrük Kapısı'ndan Suriye'ye bazı ürünlerin ihracatında artış yaşandı.

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden TIR'lara yüklenen mermer taşı, demir, çimento, makine sanayi ve gıda maddeleri, Cilvegözü'nden çıkıp Suriye tarafına geçiyor. Burada Suriye'nin Bab-El Hava Sınır Kapısı yakınındaki aktarma sahasında indirilen ihracat ürünleri, Suriye TIR'larıyla çeşitli bölgelere götürülüyor. Reyhanlı Ticaret Sanayi Odası Başkanı Necmettin Zaroğlu, oluşan güvenli bölgelerle birlikte ihracatın arttığını söyledi. Zaroğlu, şöyle konuştu: "Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden gelen mermer taşları Suriye'de inşaatlarda kullanılıyor. Bunun yanında motorin, patates, un, şeker, gıda maddeleri, makine sanayi ürünleri de ihraç edilen ürünler arasında yer alıyor. İhracatla birlikte başta Hatay olmak üzere Türkiye'ye döviz girdisi sağlanacaktır. İlerleyen günlerde ihracat ürünlerinde çeşitliliğinde olmasını bekliyoruz. Zeytin Dalı Harekatı ile bölge daha da güvenli hale geldi. Dolayısıyla ihracatta artışlar meydana geldi. Tüccarın yanı sıra nakliye sektöründe de canlılık oldu. İlerleyen zamanda bölgemiz daha da hareketlenecektir."

Görüntü Dökümü

--------------------------

-Cilvegözü Gümrük Kapısı

-Giden TIR'lar

-Mermer taşı yükü TIR'lar 

-Boşaltma yapan TIR'lar Türkiye'ye gelirken 

-TSO Başkanı Zaroğlu'nun açıklaması

-Motorin yüklü tankerler

(SÜRE: 4'40')(BOYUT: 148MB)

Haber-Kamera: Ferhat DERVİŞOĞLU/REYHANLI(Hatay),

======================================

Dereye yüzlerce kilo sucuk ve kokoreç atıldı

Sakarya'nın Pamukova ilçesi ile Kocaeli'nin Kartepe ilçesi arasında bulunan ve Yuvacık Barajı'na dökülen Serindere'ye atılmış halde yüzlerce kilo sucuk ve kokoreç bulundu. Yapılan incelemede sucukların tüketim tarihinin geçtiği belirlendi.

Pamukova Mesuriye Mahallesi ile Kartepe Sultaniye Mahallesi arasında bulunan ve Yuvacık Barajı'na dökülen Serindere'de hafta sonu yürüyüşüne çıkan vatandaşlar derenin içinde çok sayıda kangal sucuk ve kokoreç buldu. Vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye Kartepe jandarması ve Kartepe Belediyesi zabıtası geldi. Ekipler bölgenin Pamukova ilçesi sınırında bulunduğu gerekçesiyle konuyu Pamukova mülki idaresine bildirdi. Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı, Pamukova zabıtası ve İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ekipleri, deredeki sucuk ve kokoreçlerin tüketim tarihinin geçtiğini belirledi. Numune alınan sucuk ve kokoreçler imha edildi. Derede bulunan sucukların, Kartepe'de faaliyet gösteren bir restorana ait olduğu, bu firmaya daha önce yapılan denetimde sucuklarda at eti tespit edildiği öğrenildi. İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nün numuneleri incelemeye aldı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

------------------------------

-Deredeki sucukların görüntüsü

-Jandarma ekiplerinin incelemesi

Haber: İsmail ÇETİNTAŞ/PAMUKOVA(Sakarya),

======================================

10 aydır, annesinin terk ettiği 'Poyraz'a bakıyorlar

 

Samsun'da bulunan Kızılırmak Deltası'ndaki yılkı atlardan birinin terk ettiği 3 günlük yavruya, ziyaretçi merkezindeki görevliler sahip çıktı. 'Poyraz' ismi verilen, sütle beslenip, kendisine bir barınak yapılan tay, merkezin maskotu oldu.

Türkiye'nin ve dünyanın en önemli sulak alanlarından olan Kızılırmak Deltası'ndaki ziyaretçi merkezinin görevlileri, geçen Mayıs ayında, deltada annesi tarafından terk edilen 3 günlük bir yılkı atı yavrusu buldu. Görevliler, tayı merkeze getirerek bakımını yaptı, birkaç gün sonra ise tekrar, yılkı atlarının yanına bıraktı. Ancak sürü, tayı kabul etmedi. Bunun üzerine tekrar merkeze getirilen taya süt verildi, bakımı yapıldı. 'Poyraz' ismi verilen taya, merkezin bahçesinde kalabileceği ahşaptan bir barınak yapıldı. Merkezin maskotu haline gelen 'Poyraz'ın yanına 'Turpa' isimli bir köpek de getirildi. 'Poyraz' ve 'Turpa', başta çocuklar, ziyaretçilerin de ilgi odağı oldu. Merkezi ziyaret ederek 'Poyraz' ve 'Turpa'nın durumu ile ilgili bilgi alan Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Zennube Albayrak, "Bizim görevli arkadaşlarımız merkeze getirdiğinde, onları kendi annesi zannetmiş ve sürekli peşlerinden gitmiş. Onu doğal yaşamında yılkı atların yanına bıraktık, ancak onlarda kabul etmeyince bakımını biz üstlendik. Ona burada barınak yaptık. Ancak bir süre sonra 'Poyraz' enerjisini atamayınca veteriner hekimin tavsiyesiyle yanına Turpa isimli köpeğimizi getirdik. Şimdi onlar iyi arkadaş oldular. İkisi de burada mutlu bir şekilde yaşamını sürdürüyor. İkisi de merkezin maskotu haline geldi. Biraz yılkı biraz evcil bir at oldu Poyraz" diye konuştu. Görevlilerden Mustafa Aktürk, 'Poyraz'ı 3 günlük yavruyken Kızılırmak Daltası'nda bulduklarını söyleyerek "Annesini aradık ama bulamadık. Ben nereye gidersem o da peşimden geliyordu. Hala öyle, bizi görünce yanımızdan ayrılmaz. Artık buranın bir parçası oldu" dedi.

Görüntü Dökümü:

-----------------------

-Ziyaretçi merkezi dışından detay

-Poyraz ve Turpa'dan detay

-Röportajlar

(SÜRE: 3.43 Dk) (BOYUT: 417 MB)

Haber-Kamera: Yaprak KOÇER/SAMSUN,  

==========================================

Kanser onun için 'iyi ağırlanması gereken ağır misafir'

Antalya'da, 4 ay önce meme kanseri tanısı konulan Songül Tezel (35), hastalığı "Ağır bir misafirim geldi, iyi ağırlamam lazım" sözleriyle tanımlıyor. Tezel, hastalığı yeneceğine dair inancını kaybetmiyor.

Antalya'da oturan, 7 ve 8 yaşında iki çocuk annesi Songül Tezel, yaşadığı sıkıntılar nedeniyle 4 ay önce hastaneye başvurduğunda, yapılan tetkik ve tahliller sonucu meme kanseri olduğunu öğrendi. İlk anda şok yaşasa da ailesinde kanser bulunduğu için hastalığını soğukkanlılıkla karşılayan Tezel, 'ağır bir grip' olarak kabul etti. Tezel, 13 yıl önce meme kanseri tanısıyla tedavi edilen ve şu an sağlık durumu iyi olan ablası E.S.'yi (38) düşününce moralini yüksek tuttu.

'KANSERİN ÇÖZÜMSÜZ HASTALIK OLDUĞUNU DÜŞÜNMEDİM'

Kanseri "Ağır misafirim geldi, iyi ağırlamam lazım" sözleriyle tanımlayan Songül Tezel, "Bu da geçecek. Kanserin çözümsüz bir hastalık olduğunu hiç düşünmedim. Aklıma bile gelmedi. Ağır misafir geldi, ağırlaması da ağır olacak. Güzel ağırlamak lazım. Ben de güzel ağırladığımı düşünüyorum" dedi. Kanseri tetikleyen tek şeyin üzüntü ve stres olduğuna inandığını belirten Tezel, "Benim hastalığımı üzüntü tetikledi. Ben buna inanıyorum. Hem ailesel hem maddi ağır bir süreç yaşadım. Bu sürecin sonucu hastalık. Çünkü ben duygularımı içimde yaşayan biriyim. Dışa belli etmiyorum, çünkü güçsüz durmayı sevmiyorum. Dert yanıp insanlar karşısında acınası durumda olmak istemedim hiçbir zaman. Sağlık yerinde olduğu sürece sorunların bir şekilde atlatılacağına inananlardanım" diye konuştu. 

'ARTIK HAYATIMI YAŞAYACAĞIM'

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 4'üncü kür kemoterapi alan Songül Tezel, 1 yıl boyunca akıllı ilaç tedavisi göreceğini dile getirdi. İlk kemoterapide saçlarının dökülmeye başladığını, 7 yaşındaki oğlunun kendisini saçsız görmemesi için peruk taktığını anlatan Tezel, sağlığına kavuştuktan sonraki en büyük hayalini ise şöyle aktardı: "Sağlığıma kavuştuktan sonra dışarı çıkıp, daha fazla oksijen almak, güneşin, yağmurun, soğuğun, eser rüzgarın dahi tadını çıkarmak istiyorum. Çocuklarımla daha fazla vakit geçirip onları daha fazla koklamak istiyorum. Çünkü bu süreçte onlar çok annesiz kaldılar. İlacın yan etkilerinden dolayı ister istemez çocuklarımla ilgilenemedim, muhatap olamadım. Bu hastalığı atlatır atlatmaz sadece hayatımı yaşayacağım, hiçbir şey düşünmeyeceğim ne maddi ne manevi."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

------------------------------

Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi kemoterapi ünitesinden görüntü

Kemoterapi ünitesinde tedavi gören hastalar

Röp: Meme kanseri hastası Songül Tezel 

Haber: Selma KUNAR- Kamera: Alparslan ÇINAR/ANTALYA,

==========================================

Çocukların yuttuğu cisimlerden koleksiyon yaptı

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Melikoğlu, 40 yıllık hekimlik hayatında çocukların yuttuğu ve cerrahi operasyonla solunum ve sindirim sistemlerinden çıkardığı yabancı cisimlerden koleksiyon oluşturdu.

AÜ Hastanesi Çocuk Cerrahisi poliklinik girişinde duvara asılan 2 panoda sergilenen 160'a yakın yabancı cisim, görenleri hayrete düşürecek nitelikte. Kilitli panolarda sergilenen ürünler arasında madeni para, çengelli iğneler, yorgan iğnesi, kalemtıraş, çivi, vida, pil, kuruyemiş parçaları ve iki mıknatıs en çok dikkat çekenler oldu. Ailelerin duyarlılığını kazanarak ölümle sonuçlanacak bu türden olayların önüne geçmek isteklerini belirten Prof. Dr. Melikoğlu, koleksiyon sayesinde ailelerde bir bilinç oluşturduklarını söyledi.

ÇENGELLİ İĞNE, KURUYEMİŞ VE PİL TEHLİKESİ

Çocukların çevreyi tanımak için ellerini ve ağzını kullandığını belirten Prof. Dr. Melikoğlu, çocukların ani gelişen dikkatsizlikler nedeniyle ağızdan aldıkları yabancı cisimleri yutabildikleri uyarısında bulundu. Yutma sırasında bazen bu cisimlerin soluk borusuna kaçtığını aktaran Prof. Dr. Melikoğlu, "Kuruyemişler, fasulye gibi bakliyatlar, meyve ve sebze parçaları. Çocuklar yakalarına iliştirilen nazarlık, çatal iğneleri yutabiliyor. Bunlar yemek borusuna gidiyor. Bazen bu çatal iğnelerin ağzı açık kalabiliyor. Ciddi boyutta yaşamsal tehdit oluşturuyor. Zaten soluk borusu çok ince, orası tıkanınca ani solunum durması olabiliyor" dedi. Oyun yaşına gelen ve pilli oyuncaklarla oynayan çocuklarda da yutma vakalarına rastladıklarını anlatan Prof. Dr. Melikoğlu, yutulan pillerin kimyasal tepkimeyle yemek borusu, mide ve bağırsakta yanma ve delinmelere neden olduğunu söyledi.

'KİMYASAL SIVI İÇTİĞİNDE KUSTURMAYIN'

Ailelerin temizlikte kullandıkları yağ ve kireç çözücüler, çamaşır suları ve deterjanların çocukların ulaşabileceği yerlerde bırakılması halinde 'kimyasal sıvı içme' vakalarına rastladıklarını da belirten Prof. Dr. Mustafa Melikoğlu, ilk müdahale olarak yapılan ve doğru bilinen bir yanlışa dikkat çekti. İçilen sıvının birkaç saniye içerisinde yemek borusunu yakarak mideye gittiğini kaydeden Prof. Dr. Melikoğlu, "Kusturmak. Bunu asla yapmamak lazım. Zaten bir iki saniye içinde gelişen yutma refleksi kusturma yoluyla yeniden tekrarlanıyor. Yemek borusu bu nedenle ikinci defa yanmış oluyor. Marketlerde ve evlerde bu ürünler yüksek yerlerde olmalı ve kapakları çocukların açamayacağı şekilde olmalıdır. Bir yemek borusu yanığı demek bir çocuğun en az 2 sene tedaviyle uğraşması, beslenememesi demek" diye konuştu.

PARMAK KALINLIĞINDA İKİ MIKTANIS YUTMUŞ

2008 yılında demir kalemtıraş yutan 4 yaşında bir çocukla yine aynı yıl içerisinde boyutları bir elin başparmağı kadar olan iki mıknatısı yutan başka bir çocuğu cerrahi operasyonla tedavi ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Melikoğlu, ailelerin dikkatini çekme konusunda ilerleme kazandıklarını söyledi. Altın yutan çocuklar dahi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Melikoğlu, "Bozuk paralar, pil, mıknatıslar var. Mesela mıknatıs yutan çocuk iki mıknatısı tek tek yutmuştu. Bağırsakta bu mıknatıslar birleşmiş ve bağırsak arada kalmıştı. Operasyonla aldık. Bağırsağın delinmesine ve kangren olmasına neden olabilirdi" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

------------------------------

-Koleksiyonun sergilendiği hastane koridorundan detay

-Sergi panosundan detay

-Prof. Dr. Mustafa Melikoğlu röp

-Mıknatıstan detay

-Prof. Dr. Mustafa Melikoğlu'nun pano önünde mıknatısları elinde gösterip operasyonu anlatması (sadece eller ve mıknatıs)

-Kalemtıraş detayı

-Çivi detayı

-Toplu iğne ve paradan detay

-Panolardan detaylar

-Genel detaylar

Haber-Kamera: Alparslan ÇINAR/ANTALYA,

==========================================

(Özel)-12 yaşında hayal ettiği değirmeni, 31 yıl sonra satın aldı 

Tokat'ta öğretmenlik yapan Osman Döker (47), 12 yaşında iken hayalini kurduğu Pazar ilçesinde bulunan 19'uncu yüz yıldan kalma su değirmenini 31 yıl sonra satın alarak turistik işletmeye dönüştürdü.

Kent merkezindeki Endüstri Meslek Lisesinde beden eğitimi öğretmenliği yapan evli ve 2 çocuk babası Osman Döker, 12 yaşında iken ailesi ile birlikte Pazar ilçesinde bulunan su değirmenine gitti. O yaşlarda yüzlerce insanın ziyaret ettiği su değirmeninin kendisine ait olmasını hayalini kuran Osman Döker, yıllarca bu bölgeye gidip geldi. Su değirmeninin sahibi Mehmet Hamamcı'nın vefatının ardından değirmenin Kemal Atangür'e satıldığını öğrenen Osman Demir, hayalini kurduğu değirmeni satın almak için girişimlere başladı. Döker, 2013 yılında su değirmenini Atangür'den 60 bin lira karşılığında satın aldı. Satın aldığı su değirmeninin tamirini ve çevre düzenlemesini yapan Döker, 2016 yılında ise ziyaretçilere açtı. Ayrıca bölgede restoran açan Döker, ziyarete gelen kişilere hizmet ediyor.

'ÇOCUKLUK HAYALİMDİ'

Çocukluk yıllarının su değirmeni çevresinde geçtiğini söyleyen Osman Döker, "Burası benim çocukluk hayalimdi. Küçüklüğüm hep buralarda geçerdi. Burada 30-35 arasında su değirmeni vardı. Bu değirmen ise son kalan su değirmenidir. Hep hayalimdi, böyle bir değirmene sahip olmak. Buranın satıldığı öğrendim. Alan kişilerle temasa geçip ben satın aldım. Burayı aldığımda değirmen yıkılmıştı. Burayı kafamdaki hale getirmek için çok uğraştım. Yap boz gibi uğraştım. Değirmenin duvarında sadece 40 vagon taş var. Değirmeni çalıştırmak için zaman gerekliydi, bilgi gerekliydi. Deneme yanılma yoluyla su değirmeni çalıştırdım" dedi. 

'ÇOK SAYIDA ZİYARETÇİ GELİYOR'

Eski sahibinin zamanında su değirmenin bulunduğu alana piknikçilerin geldiğini söyleyen Döker, "Burayı aldığımızda amacımız çiftlik yapmaktı. Çalışırken burasının çiftlik haline gelemeyecek kadar popüler bir yer olacağını fark ettik. Çünkü bizim çalışmamızı görenler merakla gelip gitmeye başladılar. O zaman biz de işletme haline getirilim diye düşündük. Şu anda dışarıya un öğütmüyorum. Sadece bizim restoranımızdaki müşterilerimize harcayacağımız kadar un öğütüyorum. Çok sayıda ziyaretçi geliyor. Bu yüzden muzdarip oluyoruz. Gezip görmeye gelenler oluyor. Yine de yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ziyaretçilerden dolayı bazen müşterilerimizle ilgilenmekte de aksaklık yaşıyoruz" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:

-----------------------------

-Değirmenin görüntüsü

-Su ile çalışması ve un öğütmesi

-Değirmen sahibi öğretmenin konuşmaları

-Restoranının örüntüsü

-Detaylar

(573 MB - HD)

Haber-Kamera:  Fatih YILMAZ/TOKAT,

======================================

Aşık Veysel'i, ders verdiği köy enstitüsünde andı

Sivas'ta bağlama ustası Şentürk İyidoğan, Aşık Veysel Şatıroğlu'nun ders verdiği, eski adıyla Pamukpınar Köy Enstitüsünü ziyaret ederek ünlü ozanın orada yazdığı eseri seslendirdi. 

Sivas 4 Eylül Sanayi Sitesindeki atölyesinde bağlama üretimi yapan ve 'Ozanlar Müzesi' açan Şentürk İyidoğan (48), bugün vefatının 45'nci yıl dönümü olan Aşık Veysel'in 1950-51 yılları arasında ders verdiği köy enstitülerinden biri olan Yıldızeli ilçesindeki Pamukpınar Yatılı Bölge Ortaokulunu ziyaret etti. İyidoğan, Aşık Veysel'in burada yazdığı 'Bir ulu ağaçtan bir yaprak düşse' türküsünü ozanın 104 yıllık bağlamasıyla seslendirdi. 

Aşık Veysel'in bugün yatılı ortaokul olarak hizmet veren Pamukpınar'da yazdığı türkünün hikayesini anlatan İyidoğan "Pamukpınar, Türkiye'nin de ilk köy enstitülerinin kurulduğu yerlerden biridir ve hepimiz için de çok kıymetlidir. Aşık Veysel burayı bir anısında anlatır derki, 'Bir yerlerden geliyorduk Pamukpınar'a gelmemiz lazımdı. Geldik burada da bir iki derse girdik buradan da köyümüze gidecektik işte kar, kış çok olduğu için gidemedik Pamukpınar'da kaldık. Biraz güneş açınca tabi öğrenciler getirdiler ağacın altına bir sandalye kurdular. Biraz yağmur yağdıktan sonra ben de ağacın altında otururken bir yaprak gelip dizime değdi. Yaprak dizime değince aklıma tabi uzun zamandır köyümüzden ayrı olup köy hasreti de olduğu için burada 'Bir ulu ağaçtan bir yaprak düşse, o anda acısın duyan iniler' sözlerini yazdım'. Ben de bu eserin burada yazıldığını bildiğim için Aşık Veysel'i küçük de olsa burada analım istedik. Çocuklarımızın burayı bilmesi, köy enstitülerini bilmeleri lazım" dedi.

'AŞIKLIK GELENEĞİNİ ANLATIRDI'

Aşık Veysel'in Pamukpınar'daki derslerinde saz çalıp türkü söylediğini ve aşıklık geleneğini anlattığını ifade eden İyidoğan, ozanın yüz yıl sonra daha da anlaşılır olacağını belirterek şöyle dedi:  "Aşık Veysel'in sazı 1990 yılında babasının amca çocuklarından bana geldi. Aşık Veysel'in çok uzun yıllar çaldığı bir saz. Ben de zaman zaman bu sazı çalıyorum. Tabi Veysel bir deryadır. Biz de bir damlayız. Ona hizmet etmeye çalışıyoruz, onun kendi sazıyla. Aşık Veysel sadece bizim için değil dünya için bir değerdir. Bunu tabi bizim kuşaklarımız ve bizden sonraki kuşaklar da bilecektir. Aradan yüz yıl da geçse bunu bileceklerdir. Aşık Veysel'in yüz yıl sonra daha da değerleneceğini, daha da anlaşılabilir olacağını düşünüyorum." Aşıklık geleneğinde ozanların ölüm yıl dönümlerinin olmadığını aktaran bağlama ustası İyidoğan "Biz ona ölüm yıl dönümü demiyoruz. Onu her yıl anıyoruz ama sadece Aşık Veysel'de değil, diğer ozanlarımızın, gelecek çocuklarımızın bunları anlayabilmesi, anlaması, ozanlarımızdaki hoş görüyü dinlemesi gerekiyor. İşte bunlar ozanları ölümsüz kılar. Ozanların heykellerine doğumunu yazarız, ölüm yıllarını yazmayız. Bizim için ölmemiştir, bizim için yüzyıllar boyu yaşayacaktır" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:

------------------------

-Okuldan görnütüler

-İyidoğan'ın, Aşık Veysel'in orada yazdığı türküyü seslendirmesi

-Konuşmaları

-Detaylar

(479 mb)

Haber-Kamera:  İrfan ÖZŞEKER/SİVAS,

======================================

Bu yolda sadece yalın ayak yürünüyor

Trabzon'un Ortahisar ilçesinde belediye tarafından 1,4 milyon liraya mal olan 12 bin 300 metre kare alan içerisinde endemik bitki türleri, biyolojik gölet ve yağmur bahçelerinin de yer aldığı 'Ekopark' inşa edildi. Park içerisinde 'Yalın Ayak Yolu' oluşturuldu. Yolun girişine konulan tabela da yalın ayakla yürüyüşün vücut denge sistemi için iyi bir egzersiz olduğu ve vücudun elektron dengesi sağlanarak stresten kurtulmanın sağlandığına vurgu yapıldı. Parka gelen vatandaşlar ayakkabı ve çoraplarını çıkararak parkta yalın ayak yürüyüş yapıyor.  

Ortahisar Belediyesi tarafından geliştirilen proje ile 12 bin 300 metrekare alan üzerinde endemik bitki türleri, biyolojik gölet ve yağmur bahçeleri ile çocuk oyun parklarının yer aldığı 'Ekopark' inşa edildi. Trabzonspor'a yıllarca ev sahipliği yapan Hüseyin Avni Aker Stadyumunun çimleri de sökülerek parka monte edildi. 1.4 milyon liraya mal olan park içerisinde en çok ilgiyi oluşturulan 'Yalın Ayak Yolu' çekiyor. Yolun girişine konulan tabela da yalın ayakla yürüyüşün vücut denge sistemi için iyi bir egzersiz olduğu ve vücudun elektron dengesi sağlanarak stresten kurtulmanın sağlandığına vurgu yapıldı. Parka gelen vatandaşlar ayakkabı ve çoraplarını çıkararak yolda yalın ayak yürüyüş yapıyor. Orman ekosistemini andıran parkta her yaştan insanlar eğlenceli vakit geçiriyor.

TABELADA YALIN AYAK YÜRÜMENİN FAYDALARI ANLATILIYOR

Parktaki 'Yalın Ayak Yolu' girişine konulan tabelada yalın ayakla yürümenin faydaları şu ifadelerle anlatılıyor;

-Ayak tabanı ile alışık olmadığı yüzeyleri ve farklı noktalarda farklı baskıları hisseden insanın vestibüler (denge) sistemi uyarılmış olur. Bu uyarılmalar insanın daha zinde hissetmesine neden olur, denge sistemi için iyi bir egzersizdir.

-Günlük yaşamda daha önce uyarılmamış kas gruplarına alışık olmadığı küçük yükler biner ve bunların uyarılmasıyla kişide fiziksel toparlanmalar, daha güçlü kas yapısına yönelik ilk adımlar atılmış olur.

-Vücudun elektron dengesi sağlanarak stresten kurtulmanın en önemli şartlarından biri yerine getirilmiş olur.

-İnsanın alışık olduğundan farklı bir tonda ayaklarının uyarılmasıyla kan dolaşımında küçük değişiklikler yaşanır. Düzenli egzersizle ayak ağrılarında azalma görülür.

-Kullanıcıları eğlenceli bir yolla fiziksel egzersize teşvik ederek çağımızın en önemli sorunlarından biri olan hareketsizliğe karşı önemli bir cephe oluşturulmuş olur.

-Tansiyonun düzenlenmesi yönünde pozitif etkiler görülür.

'RADYOAKTİF IŞINLARA MUHATAP OLAN İNSANLARA İYİ GELİYOR'

Projeyi hayata geçirten Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, yoğun yapılaşmadan dolayı şehir merkezinde azalan yeşil alan miktarını artırmak için çalışmalar yürüttüklerini belirterek vatandaşları doğa ve toprak ile buluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Ekolojik bir alan oluşturduklarını kaydeden Genç, "Projemiz 2016 yılı Antalya EXPO Fuarı'nda ekolojik özellikleri de dikkate alınarak 521 proje arasından 15'inci seçildi. Özellikli bir park. Parkta, yağmur suyunun emilerek topraktaki yer altı sularına karışımı açısından mini bir gölümüz mevcut. Park alanında yalın ayak yürüyüş yolu oluşturduk. İnsanlarımız günlük hayatta çeşitli yollarla radyoaktif ışınlarla muhatap oluyor. Toprakla beraber insanın vücudunu, bedenini buluşturduğumuzda bununda sağlığa bilimsel manada katkı sağladığı kanıtlanmış. Bu amaçla yalın ayak yürüyüş yolu oluşturduk" Trabzon'un değerlerine yer ayırmaya da özen gösterdiklerine değinen Genç, "Trabzonspor'a yıllarca ev sahipliği yapan Hüseyin Avni Aker Stadyumunun çimleri özel ekiplerle parka taşındı. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen 'Zeytin Dalı' operasyonunda şehit olan askerlerin hatırasını yaşatmak için parka vatandaşlarla beraber zeytin fidanı diktik. Parkımızı milli, manevi, sportif müşterek değerlerimizle birlikte donatmaya da özen gösteriyoruz" ifadelerini kullandı.

VATANDAŞLAR MEMNUN

Vatandaşlarda orman dokusundaki parkta vakit geçirmekten keyif alıyor. Günal Aykanat parkta herkesin çok eğlendiğini belirterek " Benim ve torunlarım için vazgeçilmez bir nimet. Her hafta sonu buraya yürüyüşe geliyorum. Çam kokusu eşliğinde burada yürüyüş yapıyorum. Stresimi atıyorum ve temiz hava alıyorum" dedi. Parka ilk defa geldiğini belirten en Hatice Aktan ise "Çok güzel bir park. Çok beğendik. Trabzon zaten yeşilliği ile meşhur bir yer. Lakin son dönemlerde şehirde yapılan yapılar yüzünden betonlaşma iyice artmıştı. Şimdi biz burayı görünce çok mutlu olduk. Şehrin içinde ve her an gelebilecek olduğumuz bir yerde" ifadelerini kullandı.Parka çocuk ve torunları ile geldiğini anlatan Ayşe Akpınar streslerini yalın ayak yolunda yürüyerek attıklarını söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Park detayları

-Yalın ayak yürüyüş yolu

-Yürüyüş yapanlar

-Belediye Bşk. Ahmet Metin Genç ile röp.

-Vatandaşlarla röp.

-Detaylar

Haber-Kamera: Aleyna BAYRAM/TRABZON,

======================================

Sokak sanatçısının sesi Bülent Ersoy'un sesine çok benziyor

Eskişehirli 59 yaşındaki Ali Rıza Işık, sokakta hoparlörlü mikrofonla Bülent Ersoy ile Müzeyyen Senar'ın şarkılarını söylüyor. 

Daha önce düğün salonlarında şarkıcılık yaptığını belirten Ali Rıza Işık, şimdi sokaklarda şarkı söylüyor. Sesinin Bülent Ersoy ve Müzeyyen Senar'a çok benzediğini söyleyen Işık, "sokakta şarkı söylerken benim sesimi duyanlar Bülent Ersoy ile Müzeyyen Senar'ın şarkılarının çalındığını sanıyor. Oysa bu şarkıları ben söylüyorum. Hoparlörlü mikrofona şarkıların müziklerini yüklüyorum, ardından da bu şarkıları canlı olarak seslendiriyorum. 'Bu ses senin değil', 'playback yapıyorsun' diyenler de var. Oysa benim sesim hem Bülent Ersoy'a hem de Müzeyyen Senar'a benziyor" diye konuştu. Arifiye Mahallesi Köprübaşı ve Hamamyolu caddelerinde her gün 6 saat süreyle şarkı söyleyen Ali Rıza Işık, Eskişehirlilerin ilgisiyle karşılaştığını belirtti. 'O ses Türkiye' yarışmasına başvurduğunu da anlatan Işık şunları söyledi: "Ses yarışmasına 2012 yılında başvurdum. 2013 yılında çıkacağımı söylediler. O zaman da bir işte çalışıyordum, gidemedim. Bir yıl beklemeyi kabul etmedim. Her şey zamanında olur. Şu anda internetteki videolarımı izleyenlerin sayısı 28 bin kişiyi geçmiş. Bu beni çok mutlu ediyor. Eskişehirler beni ilgiyle izliyor ve dinliyor. 'Allah razı olsun, iyi ki Türk Sanat müziğini yaşatıyorsun' dedikleri zaman ben daha çok gururlanıyorum." 

Görüntü dökümü:

-----------------------

-Ali Rıza Işık'ın sokakta şarkı söylerken,

-Işık'ın konşması,

-Işık'ın önünde duran vatandaşların para attığı kutunun görüntüsü,

-Işık şarkı söylerken bir kişinin kutuya para atmasından çekilen görüntü

Haber-Kamera: Kemal ATLAN-Hakan TÜRKTAN/ESKİŞEHİR,

Kaynak: Demirören Haber Ajansı

Manşet Haberler

title