Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!
Haberler.com - Haberler | Gündem

Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeğine deyim adı verilir. Deyimler dilimizde en çok kullanılan söz öbekleridir. Bazı deyimlerin anlamları aşikar olsa da bazıları zor anlaşılabiliyor. Peki deyimler ve anlamları nelerdir? Türkçe deyimler sözlüğü sizlerle...

Deyimler, günlük hayatımızda en çok kullandığımız söz öbekleridir. Dilimizde binlerce deyim vardır ve bazılarının anlamları farklı olabiliyor. Peki deyimler ve anlamları nelerdir şimdi haberimizde detaylı şekilde yazalım.

DEYİM NEDİR? (TDK'YA GÖRE)

Türk Dil Kurumu'na göre deyim "Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir." anlamına gelmektedir.

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

DEYİM NE DEMEK?

Deyim, dil biliminde, kavramları, durumları hoşa giden bir anlatımla ya da özel bir yapı veya söz dizimi içinde belirten ve çoğunlukla gerçek anlamlarından ayrı anlamlara gelen sözcüklerden oluşan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da cümledir. İki veya daha çok sözcükten kurulu bir çeşit dil ifadesi olan deyimler, duygu ve düşünceleri dikkati çekecek biçimde anlatan ad, önad, belirteç, yalın ve birleşik eylem görünüşlü dilsel yapılardır. Ya tam bir tümcedirler ya da bir söz öbeğidirler.

DEYİMLER VE ANLAMLARI

Alfabetik olarak A'dan Z'ye Türkçe deyimlere ve anlamlarına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

A HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Açık kalpli: Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse."Komşumuz kadar açık kalpli bir adam görmedim."

Açıktan kazanmak: Ortaya hiçbir emek ve sermaye koymadan gelir elde etmek, para kazanmak."Günümüz insanı açıktan kazanmayı bir kural hâline getirdi."

Adını koymak: 1. İsim vermek. "Yeni doğan çocuğun adını Ali koydular."2. Bir şeyin karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak."Önce adını koyalım da ona göre hareket edelim."

Ağzının tadı kaçmak: Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak."Şu vızır vızır işleyen yol burdan geçince ağzımızın tadı kaçtı."

Ahı tutmak: Zulüm görenin bedduasının yerini bulup gerçekleşmesi."Ahım bir tutarsa dünyanın kaç bucak olduğunu görecek o."

Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse."Bu toplumun açık fikirli insanlara duyduğu ihtiyaç, bugün daha fazladır."

Açık vermek: 1. Geliri, giderini karşılamamak."Maaşımız yetmeyecek bu ay, galiba açık vereceğiz."2. Ortaya çıkmaması gereken şeyi farkında olmadan belli etmek."Dikkat et de düşmanlarına açık verme."

Ahmak ıslatan: İnce ince yağan yağmur, çisenti."Böyle yürümeye devam edersek bu ahmak ıslatan iliklerimize işleyecek."

Ağır başlı: Ciddî, olgun, hareketlerinde ölçülü, işlerini düşüne taşına yapan kimse."Ağır başlı olmak insana üstün meziyetler kazandırır."

Akan sular durmak: Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmamak."Siz Mehmet Ağa`ya gidin, o devreye girdi mi akan sular durur, kolay anlaşırsınız."

Adı çıkmak: Kötü bir şöhret kazanmak."Bir kere adı çıkmış, ne yapsa fayda etmiyor, kimse dinlemiyor onu."

Adını vermek: 1. Birinin adını bildirmek. 2. Biri tarafından salık verildiğini gönderildiği kimseye söylemek. "Benim adımı ver ki işlerin çabuk görülsün."

Adı kalmak: Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak."Birkaç yıl sonra İstanbul`da doğal güzelliklerin sadece adı kalacak."

Adam içine çıkmak: Topluluğa karışmak, eşe dosta gitmek, değerli insanların bulunduğu yerlerde olmak ve onlarla görüşmek."Adam içine çıkmayalı uzun zaman oldu."

Adam olmak: 1. Yetişip büyümek, gelişmek, iş güç sahibi olmak."Umarım o da bir gün adamolur."2. Onarılıp işe yarar hâle gelmek.

Ağırdan almak: Bir işi yapmakta acele etmemek, yavaş davranmak, isteksiz görünmek."Hiç sebep yokken işi ağırdan almanı bir türlü anlamıyorum."

Adı karışmak: İyi karşılanmayan bir olayla ilgisinin bulunduğu, o olaya karıştığı söylenmek."Soygun işine Ali`nin de adının karıştığı söyleniyor. Doğru mu?"

Akıl sır ermemek: Bir işin gizli yönlerini, niteliğini, asıl sebebini anlayamamak."Senin bu işi nasıl berbat ettiğine hâlâ akıl sır erdiremedim."

Aklına yer etmek: Uygun bulduğu bir düşünce kafasına yerleşmek."Onun sana söyledikleri aklına yer eder inşallah."

Alacağı olsun: "Günün birinde ondan öcümü alırım" anlamında göz korkutmak için söylenir.

Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek, sevindiği her hâlinden belli olmak. "Takdirname eline verilince sevincinden ağzı kulaklarına vardı."

Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak."Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun."

Aklı almamak: 1. Akla uygun gelmemek, inanılacak gibi olmamak. 2. Anlamamak."Şu işleri bir türlü aklım almıyor."

Ağzı laf yapmak: Güzel, inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak."Politikacı mı olacaksın, ağzın laf da yapmalı."

Ağzından laf almak (çekmek): Bir kimseyi değişik yollarla ve ustalıkla konuşturup birtakım gizli şeyleri öğrenmek."Boşuna uğraşma, ağzımdan laf alamazsın."

Ağız eğmek: Yalvarmak, hiç de lâyık olmayan birine yüz suyu dökmek. "Ölürüm de ağız eğmem o adama!"

Ağız kalabalığı: Birbirini tutmayan, gereksiz, konu dışı sözler."Asıl meseleyi ağız kalabalığı ile ört bas edip kaçamazsın!"

Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek."Daima açık konuşan insanları severim."

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

B HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Bağrı yanık: Çok acı çekmiş; dert, sıkıntı, darlık, kahır görmüş; yaslı."Nice bağrı yanık insanlar yaşamış bu topraklarda."

Balık kavağa çıkınca: Gerçekleşmesi mümkün olmayacak işleri anlatmak için kullanılır."O kız, o çocukla ancak balık kavağa çıkınca evlenir."

Baltayı taşa vurmak: Bilmeyerek karşısındakini kıracak söz söylemek, pot kırmak."Baltayı taşa vurunca öyle utandı ki sormayın gitsin."

Barut kesilmek: Çok öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek."Elektriği bağlanmayan adam barut kesilmiş, etrafa bağırıp duruyordu."

Baş aşağı gitmek: Sürekli kötüleşmek, zarar görmek."Baş aşağı giden işlerinin önünü alamadı bir türlü."

Bağrına basmak: 1. Kucaklamak, kolları ile sararak göğsüne yaslamak. 2. Birini gözetip kayırmak, koruyup yetiştirmek."Amcası, yeğenini bağrına basmakta geçikmedi."

Bağrını delmek: İçine işlemek, pek dokunmak, dertli olmasına yol açmak."Yurdundan kovulması, şairin bağrını deldi."

Bastığı yeri bilmemek: 1. Çok fazla sevinmek. 2. Dengesiz hareketlerde bulunmak, durumunu kontrol edememek, şaşkınlıktan nerede olduğunu bilememek."Eşinin ölümünden sonra bastığı yeri bilmez bir adam oldu."

Başı dik gezmek: Utanılacak bir durumu olmadan, onurlu şekilde toplumda yer almak."Başı dik gezen insanları sevmemek elde değil."

Başının etini yemek: Sürekli olarak, bıktırıncaya kadar, ısrarla birinden bir şey istemek; bu sebeple onu rahatsız edip üzmek."Tamam kızım, alacağız o oyuncağı, yeter başımın etini yediğin!"

Bereket versin: 1. "Allah size bol kazanç versin" anlamında iyi dilek sözü. 2. Çok şükür ki iyi ki (hoşnutluk anlatır)."Bereket versin ki ona bir şey olmamış."

Beyninden vurulmuşa dönmek: Umulmadık, beklenmedik bir olay karşısında şaşkınlığa düşmek, düşünce yeteneğini yitirir gibi olmak."Adamı karşısında görünce beyninden vurulmuşa döndü."

Bir deri bir kemik kalmak: Çok zayıflamak, kilo kaybına uğramak."Zavallı çocuk, bu illete yakalanalı beri bir deri bir kemik kaldı."

Bal alacak çiçeği bilmek: Çıkar sağlanacak yeri veya şeyi bulmak, bu konuda nasıl hareket edileceğini bilmek."Onun bal alacak çiçeği bilmede üstüne yoktur."

Baş çekmek: Ön ayak olmak, öncülük etmek."Hayatı boyunca baş çeken bir adam olarak yaşadı."

Başına bir hâl gelmek: Büyük, içinden çıkılması zor güçlüklerle karşılaşmak; kötü duruma düşmek."Gece gitme, başına bir hâl gelir diye korkuyorum."

Başını alıp gitmek: Nereye gideceğini bildirmeden, izin almadan gitmek."İçine düştüğü sıkıntıdan kurtulamayan adam başını alıp gitti."

Baş vermek: 1. İnandığı bir şey uğrunda ölmek, canını vermek. 2. Belirmek, kimi bitkilerin başak tutmaya başlaması."Ektiğimiz buğdaylar baş vermeye başladı."

Benzi atmak: Bir sebepten ötürü ansızın yüzünün rengi sararmak, solmak."Askerleri karşısında görünce benzi attı."

Bal dök yala : Her taraf temiz, her taraf dikkat çekecek kadar temiz.

Bir ayağı çukurda olmak: Çok yaşlanmış olmak, yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak."Dedemin bir ayağı çukurda, onu üzmeyin artık."

Bir hoşluğu olmak: Rahatsız, neşesiz olmak."O şiddetli kazayı görünce bir hoş oldum."

Boğaz kavgası: Yaşamak için, geçinebilmek için yapılan didinme, uğraş."Hemen bütün insanlar boğaz kavgasının içinde kaybolmuş durumdalar."

Baş ütülemek : Dırdır ederek kişiyi huzursuz etmek.

C-Ç HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Çam devirmek: Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak."Onun da çam devirmede üstüne yok hani."

Cami yıkılmış ama mihrap yerinde : Kadınlar için kullanılır. Yaşlandığı halde güzelliğini kaybetmemiş, hala alımlı.

Cümbür cemaat: Topluca, hep birden."Halamlara cümbür cemaat gitmeye karar verdik."

Can kulağı ile dinlemek : Aşırı bir dikkat ile dinlemek.

Canına değmek: 1. Çok hoşlanmak, yararına yapılan işten ötürü çok sevinmek. 2. Ruhu şad olmak."Büyükannenin canına değsin, ikramın bizi oldukça sevindirdi"

Çarşamba pazarı: Her şeyi açıkta olan, karmakarışık yer."Etrafı çarşamba pazarı gibi yapmış çocuklar."

Cebi delik : Cebinde para bulunmayan. Para tutmayan.

Canını dişine takmak: Büyük sıkıntıları, tehlikeleri göze alarak bir işi başarmaya çalışmak."Canını dişine takıp koca kayayı parçalamaya devam etti."

Çalmadan Oynamak : Çok neşeli olmak, neşesini hareketleri ile belli etmek.

Çam devirmek : Karşısındakini üzecek, kıracak bir söz söylemek.

Cana can katmak: İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek."Ah o cana can katan yaylaya bir daha çıkabilsem."

Can düşmanı: Öldürmeyi bile düşünen, aşırı kin ve düşmanlık besleyen, dost olmayan."Can düşmanları etrafında cirit atıyorlardı."

Çetele tutmak: Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek."Ahmet amca, veresiye verdiği mallar için çetele tutmaktan usanmıştı."

Can alacak yer (nokta): Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası."Meselenin can alıcı noktasına bir türlü ulaşamadık."

Can vermek: 1. Ölmek. 2. Ruha güç vermek, yaşar duruma getirmek. 3. Bir şeyi çok ister olmak."Adam bir kurşunda can verdi."

Çamur atmak : İftira etmek.

Ciğeri beş para etmemek: Değersiz, kendisine güvenilmez, korkak, aşağılık (bir kimse olmak)."Bırak, ondan söz etme bana, ciğeri beş para etmez adamlarla işim yok."

Çıkmaza girmek: Çözümlenemeyecek, içinden çıkılamayacak bir duruma düşmek."İşler, hiç ummadıkları bir anda çıkmaza girdi."

Çiğlik etmek: İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak."Bir çiğlik edip de toplantıyı berbat edecek diye ödüm kopuyor."

Çileden çıkmak: 1. Çok öfkelenmek, olan bitenler karşısında dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek. 2. Çile süresini bitirmek."Ben çileden çıkmadan çabuk terk edin burayı."

Çok görmek: 1. Esirgemek, bir kimseyi o şeye değer bulmamak. 2. Bir kimsenin yaptığını, davranışını yadırgamak."Gel, çok görme bana bu işi."

Çürük tahtaya basmak: Tedbirsiz hareket edip, kötü sonuçlanacak bir işe girişmek."Allah kimseyi çürük tahtaya bastırmasın."

D HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Dal budak salmak: 1. Karmaşık biçimde yayılıp genişlemek. 2. Soy ya da dostluk yönünden genişleyip yayılmak."Bu mesele daha fazla dal budak salmadan hemen halledilmeli."

Dallanıp budaklanmak: Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak."İşi dallandırıp budaklandırmada üstüne yok hani!"

Dalavere çevirmek: Yalan, dolan ve hile ile kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak."Yine bir dalavere çevirmesin bu adam!"

Dümen kırmak: Yön değiştirmek anlamına gelmektedir.

Düşman kesilmek: Düşman olmak, düşman gibi görünüp tavır almak."Yalnız benim değil, bütün ailenin düşmanı kesilmişti."

Diline pelesenk etmek: Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak."Şey sözünü diline pelesenk etmişsin, her cümlenin başında kullanıyorsun."

Dara düşmek: 1. Paraca sıkıntıya uğramak. 2. Sıkıntılı, tehlikeli bir durumla karşılaşmak."İyice dara düştük, geçinmekte güçlük çekiyoruz."

Defterden silmek: İlişkisini kesmek, yok saymak, adını anmaz olmak, unutmak."Ali'yi defterden iyice sildim."

Darda kalmak: 1. Zor duruma düşmek. 2. Paraca sıkıntı çekmek."Öğretmeninin karşısında darda kalmak istemeyen Ahmet, ödevini yapmayı hiç ihmal etmezdi."

Demir atmak: 1. Çapasını denize atmak. 2. Bir yerde uzun süre kalmak."Gemiler fırtına başlayınca koya girip demir attılar."

Dikine gitmek: İnatçılık etmek, bildiğini yapmaya çalışmak, kimsenin uyarısına kulak asmamak."Biraz daha dikine giderse başına büyük bir bela gelecek bu çocuğun."

Dile düşmek: Hakkında dedikodu yapılmak."Allah kimseyi dile düşürmesin, kadıncağız sokağa çıkamaz oldu."

Dolap çevirmek: Hile, düzen ve dalavere ile iş yapmak."Yine ne dolap çeviriyor acaba?"

Dört başı mamur: Her yanı bakımlı, elverişli, güzel, tam istenildiği gibi."Alırsam dört başı mamur bir ev alacağım."

Dingonun ahırı: Gireni çıkanı çok olan ,kimin gelip gittiği belli olmayan yer. "Herkes istediği saatte gelip gidemez bu eve, dingonun ahırı mı burası!"

Dişini sıkmak: Darlığa, sıkıntıya dayanmak; her türlü zorluğa katlanmak."Biraz daha dişini sıkmalısın, inşallah yakında rahata kavuşacağız."

Dile kolay: Söylenmesi kolay ama yapılması ortaya konması ya da katlanılması çok güç."Evet, dile kolay, haydi yap da görelim."

Dilinde tüy bitmek: Sık sık söylemekten bıkmak, usanmak."Size söyleye söyleye dilimde tüy bitti."

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

E HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Efkâr dağıtmak: Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak."Sahile efkâr dağıtmak için inmiş olmalı."

Ekmeğinden etmek: İşinden çıkarmak veya atmak."Adamı durup dururken ekmeğinden ettiler."

Ekmeğini kazanmak: Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak."Kaygılanma, ekmeğini kazanmasını bilir o."

Ekmek parası: Kazanç, geçinmek için kazanılan para."Ekmek parası kolay kolay kazanılmıyor."

El basmak: Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek."Kur`ân`a el basarım ki bu işi ben yapmadım."

Elden düşme: Az kullanılmış."Elden düşme bir araba aldı."

Elden gitmek: Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak."Bütün mal mülk bir hiç uğruna elden gitti."

Ele geçirmek: Sahip olmak, kaçan bir kimseyi yakalamak."Şu toprak parçasını da ele geçirdik mi işimiz tamam demektir."

Eli açık: Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen."Eli açık olan insanları severim."

Eli boş dönmek: Umduğunu alamadan geri dönmek."Eli boş döneceği hiç aklıma gelmezdi."

Elini çabuk tutmak: Hızlı davranmak, acele etmek."Elimizi çabuk tutup şu kömürü yağmura yakalanmadan taşıyalım."

Eli uzun: Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.

El kadar: Küçük, küçücük."El kadar çocuk işime karışamaz benim."

Emir kulu: Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse."Emir kulu olmak o kadar da kolay değil."

Eski çamlar bardak oldu: Devir değişti, eski durumların, tutumların bir önemi kalmadı.

Etekleri zil çalmak: Çok sevinmek, işler yolunda olmak."Yazılı sınavı umduğundan iyi geçen Halit`in etekleri zil çalıyordu."

Et tırnak olmak: Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmamak.

F HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Felsefe yapmak: Olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince birtakım soyut düşünceler ileri sürmek.

Fermanlı deli: Deli olduğu herkesçe bilinen, zır deli."Halk bu ülkeyi fermanlı delilerin eline bırakmayacaktır."

Fikir vermek: 1. Bir konuda düşüncesini bildirmek. 2. Bir konuda yol gösterici bilgi edinmek."Nasıl yapmalıyım? Bana biraz fikir versenize."

Fikir yürütmek: Bir konu üzerinde kendi düşüncesini söylemek, tahminlerde bulunmak."Bu konuda fikir yürütmek işime gelmiyor."

Fink atmak: Hiçbir şeye aldırmadan gönlünce gezip eğlenmek, şurada burada oynayıp zıplamak.

Forsu kalmamak: Sözü geçmez olmak; bir konuda saygınlığı, gücü kalmamak."Adamları arasında da forsu kalmayacak onun."

Foyası meydana çıkmak: Yalanı, dolanı, hilesi, kötü niteliği, kusuru ortaya çıkmak."Yakında onun da diğerleri gibi foyası meydana çıkacak."

G HARFİ İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

Gazel okumak: 1. Gazel söylemek. 2. Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek."Boşuna gazel okuma, kandıramazsın beni!"

Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Geri basmak: Geri geri gitmek."Heyecanlanınca geri basmaya başladı."

Gözünü açmak: 1. Uyanık, dikkatli olmak. 2. Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek."Gözünü aç, işini kimseye kaptırma."

Gözü tok: Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert."O mu? Gözü tok bir insandır, inanın."

Günahını vermez: "Çok cimri, eli sıkı, hasis" kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Geri kafalı: Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.

Gına gelmek: Usanmak, bıkmak."Bu işten gına geldi artık."

Gırtlak gırtlağa gelmek: Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek."Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın."

Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak."Senin başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum."

Gönlü bol: Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan, cömert.

Gönülden çıkarmak: Anmaz ve sevmez olmak."Onu gönlünden çıkarmışsın anlaşılan."

Gününü gün etmek: Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek."Gününü gün eden yöneticilerden kurtulacağımız günler yakındır."

Gövde gösterisi: Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların yaptıkları gösteri."Muhalefet partisi büyük bir gövde gösterisi yaptı."

Göz boyamak: Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.

Gözden düşmek: Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek."Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü."

Gözü aç: Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden fazlasını isteyen."Gözü aç insanlar topluma huzur vermezler."

Gözü doymak: Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek."Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha istemezsin artık."

Göze girmek: Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak."Kısa zamanda göze girmeyi başardı."

Göz kararı: Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama."Kumaşı göz kararı ölçüp verdi."

Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.

....

...

..

.

TÜRKÇE DEYİMLER VE ANLAMLARIN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

KARIŞIK DEYİMLER

- Dipsiz ölçek, boş ambar.

- Beş ekmek verdim, hani ya biri?

- Boğazdan düşmek.

- Boğazı çüt demiriyle delinmiş olmak.

- Ağlayanın malı gülene hayır etmez.

- Ağılda oğlak doğar, ovada otu biter.

- Ağzı açık ayran delisi.

- Ağzının kalayını vermek.

- Ağzının suyu akmak.

- Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.

- Aç gezip tok sallanmak.

- Aç mezarı olmaz.

- Açı işletme, toku depretme.

- Allah deldiği boğazı aç koymaz.

- An beni bir kozla (elmayla) o da çürük çıksın.

- Anan sarımsak, baban soğan, nerden çıktın sen oğlan.

- Asil azmaz, bal kokmaz.

- Aş deliye kaldı.

- Aştan artmaz, dişten artar.

- Avratın kötüsü kelle paçaya bulgur salar.

- Ayağımın altı çağala, herkes evine dağıla.

- Ayının birkaç türküsü vardır o da elma ile armut üstüne.

- Balı olan bal yemez mi.

- Bibi bibi tavşanın dibi.

- Canı çekmek.

- Çökelek tartar, boğazımı yırtar.

- Çökelik, yemesek dökerik.

- Dana öldü süt kesildi, inek öldü hep kesildi.

- Boş haral dik durmaz.

- Bu yaştan sonra rafa sehen mi dizeceğim?

- Buğdayı firik der, arpayı kurut der.

- Dut demiş ki beni yiyen köküme dönsün.

- Ayrana gidiyor, küleği ardına tutuyor.

- Ayran yaydım yayık gibi, yağı çıktı oluk gibi.

- Ayranım ekşi olsun sineği Bağdat'tan gelir.

- Az çok deme evinde unun bulunsun, yaş kuru deme evinde odunun bulunsun, kara kuru deme evinde karın bulunsun.

- Bal bal demekle ağız tatlanmaz.

- Kiraz demiş ki beni yiyen çöpüme dönsün.

- Düğün benim, canaşı babamın olmasa neye yarar?

- Ekmediğin bostan, yemediğin karpuz.

- İte taş atan da bir, ekmek atan da.

- Kadın tuz der, erkek cız der.

- Karnı zil çalmak.

- Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak.

- Ekmek delisi.

- Ekmek elden, su gölden, ye yavrum ye.

- El kazanı ile aş kaynatılmaz.

- Elde yiyen yolda acıkır.

- Gözü doymamak.

- İnsan insanı yeme ile sevmez.

- Kazan taşarsa çömçenin hesabı olmaz.

- Tavanın dibini sıyıranın düğününde kar yağar.

- Kalaylı bakır küflenmez.

- Kalaylı tas, ağrısız baş.

- Kalbur sudan ne getirir?

- Kara keçiyi gören içi dolu yağ sanır.

- Karı ekmeği hamam tokmağı.

- Karın kararını bilir.

- Tencere dibin kara, seninki benden kara.

- Tok ağırlaması zordur.

- Tuzu kuru.

- Yediği önünde yemediği ardında olmak.

- Kebabı kızartan közdür.

- Kışın soba kovanın yazın katığı su olur.

- Kız anadan beller sofra dizmeyi.

- Oğlan babadan beller oba gezmeyi.

- Kız yükü tuz yükü.

- Kurdun kuşun payı.

- Kursak kavurgasını ister.

- Löp löp yemek.

- Nefsi içinde kalmak

- Nefsini körletmek.

- Ocağını tüttürmek.

- Öküz öldü, çüt yassıldı.

- İnek öldü, hab kesildi.

- Öküz çiftle, ambarı eşle.

- Pisik sirke içmez.

- Pişmiş aşa su katmak.

- Sarımsak içli dışlı.

- Soğan yalnız başlı.

- Sarımsağı gelin etmişler kırk gün kokusu çıkmamış.

- Sofrada elini, sohbette dilini kısa tut.

- Soğanı yiyen bilmez, doğrayan bilir.

- Soğanın yalnızlığına bakma

Sarımsakla içli dışlıdır.

- Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.

- Yediği çanağa sıçan cinsten olmak.

- Yüzünü it yalasa doyar.

- Şunun çalımına bak, evdeki mikiline bak.

- Tası tarağı toplamak.

- Ver ki yiye, ört ki yata.

- Yarımı yemez, bütünü bölmez.

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

İNGİLİZCE DEYİMLER VE ANLAMLARI

Get out of hand : Kontrolden çıkmak

Easy does it : Acele etme

Go back to the drawing board : Sil baştan başlamak

Hit the sack : Uyumaya gitmek

It's a piece of cake : Kolay

Miss the boat : Çok geç

Add insult to injury : Bir durumu daha kötü hale getirmek

Pull someone's leg : Birine şaka yapmak

So far so good : Şu ana kadar herşey yolunda

That's the last straw : Sabrım tükendi

Don't beat a dead horse: Boşa kürek çekmek

Once in a blue moon : Çok nadir

Go on a wild goose chase : Amaçsızca bir şey yapmak

By the skin of your teeth : Kıl payı

Bolt from the blue : Beklenmedik sürpriz

Take a rain check : Bir planı ertelemek

Under the weather : Hasta olmak

Don't cry over spilt milk: Düzeltilemeyecek bir için yakınmanın faydası yok.

Your guess is as good as mine : Bir fikrim yok

The whole nine yards : Ne var ne yok hepsi

A snowball effect : Çığ etkisi

Deyimler ve anlamları: Türkçe deyimler sözlüğü! TDK deyimlerin anlamları nelerdir? Türkçe ve İngilizce A'dan Z'ye atasözleri ve deyimler!

KARIŞIK TÜRKÇE ATASÖZLERİ VE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ

- Gönlü namazda olanın kulağı ezanda olur

- Adam gibi de konuşuyor ama ne dediği anlaşılmıyor

- Akşama pişer sümündür aşı, soğur sabaha karşı

- Küheylan at, yemin arttırır

- Çingeneler aç kalınca eski düğünlerden bahsederler

- Al asili ser hasırı

- Garip kuşun yuvasını Allah yapar

- Kar eden ar etmez

- Gezen tilki yatan aslandan iyidir

- Akıl bir altın taçtır her kafaya uymaz

- Komşu komşunun işine muhtaçtır

- Oğlan gitti sefere, gitti geldi aynı hergele

- Ağaç yaş iken eğilir.

- Üzüm üzüme baka baka kararır

- Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge

-Bir yastığa baş koymak

- Bizim ayağımız o kadar da ucuz değil

- Ala keçiyi gören içi dolu yağ sanırmış

- Arka gerek arka, kimi utana, kimi korka

- Ayıptır söylemesi

- Basireti bağlanmak

- Başaklamak: Kalan ürünleri toplamak

- Başına belayı satın almak

- Başına devlet kuşu konmak

- Bin dereden su getirmek

- Bir çıktı pir çıktı

- Bir deri bir kemik kalmak

- Dışı eli yakar içi beni

- Duluğuna çakmak: Bir işi hoyratça yapmak, zarar vermek

- Ekine girmiş it gibi: Köpek ekin tarlasına girince başaklar burnuna battığı için kafasını dik tutar. Deyim burnu havalarda olanlar için kullanılır

- Bizim it size balta getirdi mi?

- Bozuntuya vermemek

- Burnundan kıl aldırmamak

- Cami yıkılmış ama mihrabı yerinde

- Canını sokakta bulmamak

- Cehennemin dibi

- Ciğeri beş para etmemek

- Cinleri ayağa kaldırmak

- Çayı görmeden paçaları sıvamak

- Çorbada tuzu bulunmak

- Çürük tahtaya basmak

- Dedesi koruk yemiş, torunun dişi kamaşmış

- Dert bir tane olsa ağlaması kolay olur

- Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez

- Oturduğu yer bayırla sırt, konuştuğu zırtla bırt

- Ekmek Hıdırın, yeyin yeyin kudurun

- Elin vergisi, gönül sevgisi

- Eski kulağı kesiklerden: Deneyimli, bir işi iyi bilenler için söylenir

- Kuşunu dumuna sallamak: İşini bilmek

- Ne kestin koç ne yedin hiç?

- Birlikten dirlik doğar.

- Ne doğrarsan aşına o gelir başına

- Bin bilsen de, bir bilene danış

- Adam dostunu düşmanını tanımalıdır.

- Gün göbeğinize düştü, kalkın

- İte bak yattığı yere bak

- Kanı garrah olmak: Aniden bir zenginliğe kavuşmak

- Kız doğurmamış talih doğurmuş

- Akılsız başın çilesini ayaklar çeker

- Ağlamayan çocuğa meme vermezler

- Akıl yasta değil baştadır

- Komşu komşunun külüne muhtaçtır.

- Sakla samanı gelir zamanı

- Damlaya damlaya göl olur

- Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur

- Bir elin nesi var, iki elin sesi var

- Öküz s.çmış teker ortasından geçmiş: Birbirinin aynısı anlamında.

- Sallayıp sırtına almak

- Gülme komşuna gelir başına

- Yazın gölge hoş, kisin çuval boş

- Allah dağına göre kar verir

- Ateş olmayan yerden duman çıkmaz

- At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır

- Sel gider kum kalır

- Yumuşak atın çiftesi sert olur

- Bağa bak üzüm olsun, yemeğe yüzün olsun

- Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz

- Kötü komşu, mal sahibi yapar

- Darıldığım dağın odununu yakmam

- İt ürür kervan yürür

- Kork… Allah'tan korkmayandan

- Orta tarlanın kunduru buğdayı: Bir kişinin daha belli olması

- Senin aynada gördüğünü ben kerpiçte görürüm

- Sümsüklenme: Bir şeyler ümit etme

- Tuzdan gelmiş eşek gibi ne yatıyın

- Tuzdan gelmiş eşek gibi yatmak

- Ünü çok ama unu yok

- Yarım elma gönül alma

- Evlat aziz, terbiye daha aziz

- Büyüğün yoksa büyük taşa danış

- Asil azmaz, bal acımaz

- Arif olan sözü aş gibi tadar

- Ölürse yer beğensin kalırsa el beğensin

- Doğru duvar yıkılmaz eğri kaçar kurtulmaz

- Dinsizin hakkından imansız gelir

- Nodullamak: Bir işi yaptırmak için baskı kurma

- Kurunun yanında yaş da yanar

- Aç tavuk kendini darı ambarında görür

- Ölürse yer beğensin kalırsa el beğensin

- Anamın aşı derdimin başı

- Elbise yürüyüş para söyleyiş örter

- Delik büyük yama küçük

- Dil otu yemiş

- Azdan az gider, çoktan çok gider

- Haram yelle düğün elle olur

- Sırrını söyleme dostuna, dostun söyler dostuna

- Dil ustası iş hastası

- Ayağını yorganına göre uzat

- Keskin sirke küpüne zarar

- Atla katır döğüşür arada eşek ezilir

- Bülbülün çektiği dilinin belasıdır.

- Mal malumat örter

- Bağı kara üzüm olsun, üzümü yemeğe yüzün olsun

- Komşu hakkı Allah hakkıdır

NOT : Sizlerin de bildiği farklı yörelere ait deyimler varsa yorum olarak bize yazabilirsiniz. Şimdiden teşekkür ederiz.

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet Haberler

title