Anadolu'dan Avrupa'ya Kucak Açan BARAKA Bağrında El Emeği ve Göz Nurunun Sıcaklığını Taşıyor

Anadolu'dan Avrupa'ya Kucak Açan BARAKA Bağrında El Emeği ve Göz Nurunun Sıcaklığını Taşıyor
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Baraka Mağazalarında yaklaşık 23 katagoride 4 bin çeşit ve neredeyse tamamı el yapımı olmak üzere giyim, aksesuar, kara tezgah el dokuması havlulardan tutun banyo mutfak gibi ev tekstili ve ihtiyacını karşılayabilecek ürünlerin tamamını bulabilirsiniz.

Baraka bu yıl 5 yeni mağaza hedefliyor, dördüncü mağaza da yakın zamanda İstmarina AVM'de açılacak. Baraka'nın misyonunun bir parçası olarak kurgulanan Baraka Köyü ise mağazalardan birinin orada olmasının yanı sıra bir takım etkinlikler, tanıtımlar ve workshoplar'ın düzenlendiği, açık hava toplantılarının yapıldığı veinsanların, doğayla iç içe verimli iş toplantılarını organize edebilecekleri, enfes Anadolu lezzetleri, organik çaylar ve bahçeden koparılan domates biberle keyif içinde kahvaltı edecekleri alakart restoranı içeren bir konsept.

E – ticaret sitesi mayıs ayında yeni versiyon ve tasarımı ile yayına alındı. 2019 yılı sonunda ve 2020 yılındaAnadolu'da el yapımı üretim yapacak iki tesis kurmayı planlanıyor; böylece bir Anadolu markası olarak dünyada markalaşmak için yeterli üretim kapasitesine ulaşmış olacak. Ürünlerin tamamı el yapımı olduğundan, günde 4 adet yada 5 adet üretilebiliyorsa, çok iyi üretim yapıldığı farz ediliyor.

Şu anda Katar'da mağaza açma faaliyetlerine start veren şirket, Avrupa ve Amerika'da pazar araştırmalarına devam ediyor. İngiltere İtalya ve Fransa gibi ülkelerdeki yatırımcılardan gelen yoğun talepleri değerlendiriyor. Bu yıl toplam yatırım bedeli 20 milyon TL civarında olacak. Hedefinde, ihracat ile birlikte toplamda 100 milyonluk bir ciroya ulaşarak,Anadolu'nun binlerce yıldır el yapımı ve organik olan bu üretim kültürünü dünyada yeni bir marka halinde pazara sunmak, ülkemize yeni bir marka kazandırmak. Binlerce insana bu sayede istihdam sağlıyor olmak ta bunun ayrı bir sevinci, sosyal sorumluluk hissi…

Esra YILDIRIM / BARAKA Yönetim Kurulu Başkanı

"Baraka markasına yönelik ilgiden gayet mutluyuz, gelecek vaat ediyor oluşuyla yatırımcıların dikkatini çekmesi amacımıza doğru yoldan gittiğimizin göstergesi."

BARAKA 2015 yılında, Beylikdüzü'nde cadde mağazası ve e-ticaret ilemağazacılık faaliyetlerine başlamıştır. Markamız, Anadolu insanımızın el sanatları ile ürettikleri doğal ürünlerin Türkiye'de ve dünyada satışını gerçekleştirmektedir. Böylece ülkemizde ölmeye yüz tutan el emeği ürünlerin üreticilerini destekleyerek tekrar can bulmasını sağlamakta ve ülke ekonomisine katkı sağlayan üretken bir toplumun temellerini atmayı hedeflemektedir.

Ürünlerimiz, Ege bölgesinden el dokuma, ipek-pamuk-viskon (kayın lifi) tekstil ürünleri, Güneydoğu Anadolu bölgesinden el yapımı deri ayakkabılar, İç Anadolu ve Ege bölgesinden el yapımı deri çantalar, İç Anadolu'dan toprak, seramik ürünler ve takılar gibi ülkemizin her bölgesinden tedarik edilmektedir.

2016 yılı aralık ayında 2. mazağamız Airport AVM'de açılmıştır ve faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yeni bir marka olarak, ürünlerimizin doğallığını ve ilmek ilmek işlenen emeğini müşterilerimize anlatmanın zorluğunu çektiğimiz için ve orta vadeli ihracat hedeflerimize el emeği ile üretilen sınırlı sayıdaki ürünlerin cevap veremeyeceği öngörüsü ile ablam (ortağım) ile en büyük hayallerimizden biri olan sosyal sorumluluk projemizi BARAKA KÖYÜ tesisleri ile hayata geçirmeye karar verdik.

Projemiz kapsamında, Baraka Köylerinde, restoran, köy kahvesi, Baraka mağazası, geri dönüşüm ve hobi atölyesi, kütüphane ve üretim atölyeleri kurguladık. Köyümüze gelen misafirler, Anadolu lezzetlerini tadabilecek, hobi atölyemizde geri dönüşüm ve tohum yetiştirme deneyimi yaşayabilecek, kütüphanemizden ücretsiz yararlanabilecek, Anadolu'nun geleneksel oyunlarını (ip çekme, halat yarışı, çuval yarışı, yumurta taşıma vb) oynayabilecek, el dokuma, toprak tornalarında üretim etkinliklerimiz ile markamız ürünlerini ve üretim yöntemlerini deneyimleyebilecekler ve açık hava sinemamızda Yeşilçam filmlerini izleyebilecekler. Buraya kadar olan kısmını RİVA BARAKA KÖYÜ projemiz ile 2018 yılı Ağustos ayında hayata geçirdik. 2019 yılı mayıs ayında tesisimizin içine mağazamızı açtık.

Projemizin devamında, 2020 yılı sonuna kadar Ege ve İç Anadolu bölgesinin turistik alanlarınaBARAKA köylerini açmayı hedeflemekteyiz. Anadoluda açacağımız köylerde, yöreye has ürünlerin üretildiği üretim atölyeleri de bulunacak. Atölyelerde BARAKA'ya ürün üretmekle birlikte müşterilerimize üretimi deneyimleterek, ürünlerin doğallığını, emeğini anlatmayı hedeflemekteyiz.

Projemizin en önemli bölümü ise köy çalışanlarının tamamı, yalnız-kimsesiz kadınlarımızdan oluşacaktır. Çocuklarına bakmak yükümlülüğü ile çalışamayan çaresiz kadınlarımız için lojmanlar ve çocukları için kreşler köyümüzde yer alacaktır. Kadınlarımız üretirken, kreşlerde çocuklarına, tohum yetiştirme, üretim, el dokuma, müzik, resim, geri dönüşüm dersleri verilerek ülkesine ve insanlığa faydalı çocuklarımızın tohumları atılacaktır.

2018 yılında markamız için, ülkemizin her köşesinden ürünlerimizi dünyaya tanıtabilmek adına ihracat ile ilgili adımlar attık. Uluslar arası finans sistemine göre alt yapımızı oluşturdukve Ortadoğu, Avrupa ve Amerika'da pazar araştırmaları yaptırdık. Çeşitli fuarlara katılarak ve Workshop'lar düzenleyerek ürünlerimizi tanıttık. Yurtdışı kampanya siteleri aracılığı ile küçük çapta ihracat yaptık.

2019 yılı Mayıs ayında Orta Doğu ve Avrupa'ya e-ticaret ile satışlarımız başlayacaktır. Haziran ayında İstmarina AVM'de Baraka Kahvesi ve Baraka Mağazası açılacak.

Yine 2019 yılı son çeyreğinde el dokuma ve yüzde 100 pamuk dokuma kumaşlardan, antik boyama tekniği ile üretim gerçekleştiren tesisimiz hayata geçerek ''Doğadan ilham aldık'' koleksiyonumuzu üretecektir. Sürpriz koleksiyonumuz Ülkemizde ve Dünyada satışa sunulacaktır.

İKİ KIZ KARDEŞİN BAŞARI ÖYKÜSÜ: BARAKA KÖYÜ

En son ne zaman bir düşüncenizi koşulsuzca serbest bırakıp, en güzelinin size gelmesini beklediniz?

Bu hikâye, iki kız kardeşin başarı hikâyesi. Her şey onlar bir kiraz mevsiminde Denizli'de Buldan ilçesini keşfettiğinde başladı. Aslında hiçbir şey tam anlamıyla tesadüf olamazdı. Çünkü bu bir arayış yolculuğuydu. Nicedir ikisi de bir şeyler, ama başka diye tanımlanacak bir şeyler yapmanın peşindeydiler. Şu hayata gelme nedenlerini bulmak için omuz omuza vermiş iki kardeş, hayatın peşinden kendilerini bulacakları yöne doğru gidiyorlardı…

İstanbul'dan Denizli'ye seyahatleri boyunca koyu bir sohbetle hâlihazırda yürüttükleri danışmanlık işleri dışında yapabileceklerini konuştular. İki kıstas çerçevesinde bir işti düşündükleri. Birincisi yaptıkları işi sevmeliydiler, ikincisi de bu iş kesinlikle insanlık adına faydalı olmalıydı. Pek çok iş alanı üzerinde yaptıkları konuşma onları bir yere götürmemişti. Hâlâ ne yapacakları hakkında hiçbir fikirleri yoktu. Nihayet bu konuşmayı sonlandırmaya, bu işin hayırlısıyla kendilerine gelmeleri için onu serbest bırakmaya karar verdiler. Bu hayatın yaşamı yönlendirme mekanizmasıydı. Sen ondan vazgeçtiğin anda gelirdi.Tüm bu karma içinde direksiyonun hâkimiyetindeki Esra yanlış yola girdiklerini fark etti. Her düşünce, sen onu serbest bıraktığında layıkıyla sana gelmenin bir yolunu buluyordu. İşte yanlış diye hayıflandıkları, navigasyona danıştıkları yön, aslında hayatlarındaki en doğru yola çıkacaktı…

Kaybolmuşlardı; ama bu kendini bulmanın yolculuğuydu. Az önce serbest bıraktıkları düşünce, ilk önce onlara sol tarafta uzanan mis gibi kiraz bahçelerini gösterdi. Kirazları hasat eden teyzeleri görünce durdu hemen Esra. Arka koltukta oturan kızıyla biraz anı biriktirmenin, biraz da dalından kiraz yemenin keyfine varmak istiyordu. Samimi bir selamlaşmanın ardından izin aldıktan sonra kirazları toplamaya başladılar. Elleri emek kokan teyzeler sonra sihri başlatan o soruyu sordu: "Siz ne iş yapıyorsunuz?" İki kız kardeş, birazdan alacakları tavsiye ile keşfedecekleri işin ilk cümlelerini kurduklarından habersiz, teyzelerle tatlı bir sohbete başladılar. Teyzeler, "Yolunuzun üzerinde Buldan ilçesi var. Dokuma ürünlerin satıldığı küçük çarşısında dokumacılar var; mutlaka uğrayın!" diye öğütleyerek damaklarında unutmayacakları kirazların lezzetiyle uğurladılar onları…

Şimdi yanlış girdikleri yolda ellerinde belli bir adrese doğru yola çıkıyorlardı. 15 dakika sonra "Buldan'a hoş geldiniz!" tabelasını gördüklerinde içlerini tarifsiz bir heyecan kaplasa da, birbirlerine bir şey söylemediler. Ama meraklı bakışlarını saklamak mümkün değildi. Merkeze doğru ilerlediklerinde küçücük bir çarşıda tekstil ürünleri satan 30'a yakın dükkân gördüler. Özellikle içinde tezgâh olanlarda dokunan şallara hayran kaldılar. Nasıl kalmasınlardı? Her şey el emeği, göz nuru! Şimdi artık ikisi de gizleyemiyordu heyecanını. Ama biraz sonra bu sanatların yok olmaya mahkûm olduğunu öğrendiklerinde, bu heyecan, hüzünle birleşiverdi. Bu pek uzun sürmedi; baskın gelen heyecanla, iki kardeş, o gün, oracıkta hayatlarında bambaşka bir sayfa açacak bir karar verdiler: Geleneksel el emeği ürünleri, bir marka altında toplayıp satacaklardı.

Bu kadar da değildi. Bu işin kabaca tanımıydı. İçi çokça sevgi, özveri, üretim, fedakârlık, emek, kadın eli, çocuk gülüşü ve daha nicesini barındırıyordu."Bu ülkenin üretmeye, üreten insanlara ihtiyacı var. Üretenin ise, malını ederine satıp para kazanmaya ihtiyacı var. El emeği ürünlerin üreticileri sanatlarını yeni nesillere aktaramıyor çünkü geliri çok az, nihai müşteriye ulaşmak zor. Biz satarsak üretimi destekleriz!" düşüncesiyle çıktılar yola. Şimdi daha çok gezmeli, daha çok araştırmalı, daha çok öğrenmeliydi. Anadolu'yu karış karış gezip her yöreden geleneksel, özellikle el emeği ürünler alacak, bir marka ve konsept kurarak, perakende satışlar yapmaya başlayacaklardı. İznik'ten çini, takı ve aksesuarlar; Kütahya'dan çini dekoratif ürünler; Kapadokya'dan toprak cezve, fincan, kupa; Kırşehir'den oniks taşından dekoratif ürünler; Gaziantep'ten, Maraş'tan yemeniler, çarıklar… Türkiye'nin dört bir köşesinden emekle üretilmiş her ürünü almaya çalıştılar…

Düşünceler sürekli gelişiyor ve şekilleniyordu. İlk adımlarında marka ismine karar verdiler. Seyahatlerine eşlik eden ve onları sürekli destekleyen ve daha sonra markanın büyümesine de katkı sağlayacak olan bir dostları, markanın da isim babası oldu. "Baraka" demişti; o anda ısındı içleri. Zaten tüm düşüncelerini hayırlısıyla geri dönmesi için serbest bırakmışlardı. Emin olmamak ne mümkündü. Yapmak istedikleri işte, onları anlatan sıcacık bir sözcüktü şimdi"Baraka!". Mimar Sinan'ın da"Emek verilen her şey değerlidir." sözünü slogan olarak seçtiler ve yolculukları"BARAKA HOME" ile başladı. Elbet hiçbir şey kolay olmayacaktı…

İlk işBARAKA HOME markasını tescillediler ve ilk mağazalarını Beylikdüzü Beykent'te cadde mağazası olarak açtıklarında, beraberinde e-ticaret sitesini de açmışlardı. El emeğine gösterdikleri özeni mağazalarına da yansıtmaya çalışıyorlardı. Dekorasyonda da yine amatör, ama sevgi dolu ruhlarını kullandılar. Doğaya olan saygılarından yola çıktılar. Mağazada sade ve emek dolu bir konsept yakalamak istiyorlardı; bir yandan da yaratıcı olmalıydılar. Atık lastikleri aldılar, saatlerce yıkadılar, günlerce boyadılar. Üstüne uygun camlar kestirerek ilk mağazalarının stantlarını yapmış oldular. Tüm bu aşamalarda, Esra'nın birlikte kiraz bahçesinde anılar biriktirmek için ilk adımı attığı kızı da çalıştı. Baraka'nın her adımında, her köşesinde ailenin, emeğin izleri vardı. Mağazaya gelip el emeği göz nuru bu ürünleri Çin malı ürünlerle kıyaslayan, fiyatlarla ilgili fütursuzca yorumlar yapanlar oldu. Evet, üzüldüler, kırıldılar; ama hep emeklerini, çok çalışmalarını hatırlayarak devam ettiler yola. Tabii bir de bu insanların tezatında ürünlerin kıymetini anlayıp, destek olanlar da vardı. Buldukları motivasyonla hiç bıkmadan ürünlerin emek hikâyesini ilmek ilmek, sabırla anlatmaya devam ettiler.

İlk mağazanın açılış çalışmalarının yanında, e-ticaret sitesinin alt yapısı için de çalışıyorlardı. Çünkü marka olmadan ürünleri hak ettiği fiyata satabilmenin, istedikleri hedef kitleye ulaşabilmenin pek mümkün olmayacağını çabuk kavramışlardı. Deneye yanıla, düşe kalka öğrenerek ilerlediler. Ürünleri yerleştiriyorlar, bir yandan da yeni ürünler araştırıyorlardı. Bir adım sonrasında marka olmanın en kolay yolunun AVM'lere girmek olduğuna kanaat getirip AVM'de yeni bir mağaza daha açmaya karar verdiler. Ancak bu noktada bir başka sorun daha çıktı. Marka olmadan AVM'lere girmek de zordu. AVM'ye girmeden marka algısı oluşturmak da zordu. Bu kısır döngü içinde debelenmek onları ancak yavaşlatacaktı. Bir yol aramaya kalktıklarında AVM yönetiminde çalışan bir arkadaşlarının referansı ve nihayet markaya inanan bir AVM yöneticisinin vesilesiyle Airport AVM ile anlaşarak 450 m2'lik bir mağaza kiraladılar. Evet, gerçekten de büyük bir alandı. Hatta onlar için de fazlaydı; ama ilk adımda karşı tarafın kendilerine sunduklarını kabul etmek zorunda kalmışlardı. Yine de sonuç olarak amaçlarına ulaşmışlardı işte. Yeni baştan bir heyecan, bin emekle çalışmaya koyuldular. Dekorasyon, duvar yazıları, rafların dizaynı, mağazada dinletilecek müzikler, hepsiyle tek tek ilgilendiler. Sayamadıkları günler boyunca hiç durmadan çalışarak AVM'de sabahladılar. Nihayet mağaza açıldığında 45'lik Türk müzikleri çalan, geleneksel el yapımı, yüzde 100 yerli üretimden oluşan ürünler sunan bir alan yaratmışlardı. Burası biraz daha zorlayıcıydı. Yüksek AVM giderleri ve düşük cirolar arasında bir yerde sıkışmalarına rağmen vazgeçmediler. 1 yılı devirdiklerinde ise, artık yüzleri gülmeye başlamıştı. AVM mağazası, bir önceki yıla göre, ciro bazında yüzde 40-45 oranında büyürken, e-ticaret sitesi yüzde 200, Beykent Mağazası da yüzde 2000 büyümüştü. Bu emek kokan ellerin başarısıydı. Hayaller artık daha da yakınlaşıyordu…

Ürünlerini anlatıyorlardı; ama daha çok kişiye duyurmak için başka şeyler de yapmalıydı. Hem fark etmişlerdi, ürünleri anlatarak verilen emeği yansıtamıyorlardı. Üretim aşamalarının fotoğraflarını, videolarını çektirip sosyal medyada ve mağazalarda izlenmesini sağladılar. Bu bir adımdı; ama yeterli değildi. Bir sonraki adımı, yerinde görmeden ürünlerin değerinin anlaşılmayacağını anladıklarında attılar. Kendilerinden biliyorlardı. Çünkü normal alımlarda ciddi pazarlıklar yaparlarken, kendileri de, el tezgâhlarında dokunan ürünlerin üretim sürecini izledikten sonra boğazlarında düğümlenen yumruyu yutamamışlar, bu duyguyla pazarlık yapmayı bırakmışlardı. Demek ki aynı etkiyi herkesin yaşamaya ihtiyacı vardı; insan, kendisi deneyimlemeliydi. Müşteri ne aldığını bilmeli ve o kıymet duygusuyla hareket etmeliydi. İşte bu adım, BARAKA KÖYÜ fikrini doğurdu.

Öyle bir köy kurmalılardı ki, insanlara ürünlerin nasıl üretildiği canlı canlı gösterilmeli, hatta kendilerinin de deneyimlemesi sağlanmalıydı. Hemen yine hummalı bir araştırma ve çalışma süreci başladı. Önce Beykoz Riva'da, dere kenarında, kahvaltı mekânlarının olduğu bölgede 10 dönüm arsa kiraladılar. Projeleri çok netti; İstanbul'da, şehrin gürültüsünden uzak, doğayla iç içe bir kahvaltı mekânı, yüzlerce insanı bir araya getirmeye yeterdi. Gelen insanlar, kahvaltıdan sonra pekâlâ ürünleri tanıyabilir, Anadolu'dan gelen bu kültür, samimi bir şekilde yaşamaya devam edebilirdi. Bu kültürü yaşatmak en büyük misyonlarıydı; çok çalışmaya devam edeceklerdi…

Projeyi inşa ederken, 180 m2 kapalı restoran, kütüphane, atölye, köy meydanı, Pazar, BARAKA Mağazası, etkinlik alanı ve açık hava sineması yaptılar. Ağustos 2018'de de açıldılar. Bir etkinlik takvimi üzerinden planlı ilerlemeyi hedefleyen proje kapsamında, toprak ürünleri - el dokuma şal - el yapımı çanta üreticilerinin atölye günlerini planladılar. Gelen misafirler yemeklerini yedikten sonra ürünlerin üretimini deneyimleyebildikleri gibi, geleneksel Anadolu kültürünün ip çekme, çuval yarışı, yumurta taşıma gibi sokak oyunlarına da katılarak eğlenebileceklerdi.

Bir adım hakkıyla tamamlanmaya başladığında bir başka adımın temelleri atılmalı düşüncesiyle ilerliyorlardı. Baraka Köyü Projesi'nin inşa edildiği sırada bir yandan da ihracatla ilgili çalışmalar yapmaya karar verdiler ve hiç zaman kaybetmeden başladılar. Böylece kendi insanımıza tanıttıkları, hatırlattıkları kültürü, dünyaya da tanıtabilirlerdi. İhracat şimdiki çalışmalar arasında kuşkusuz en zoruydu. Bu konuda daha önce hiç tecrübeleri yoktu ve nereden başlayacaklarını kestiremiyorlardı. Ekonomi Bakanlığı'nın ihracat teşviklerini araştırarak başladılar. Pazar araştırmasına destek alabileceklerini öğrenmişlerdi. Ürünleri nerede satılabilir araştırması için 5 profesyonel pazar araştırma şirketi ile görüşmeye geçildi. İlk adım tam bir hayal kırıklığıydı. Çünkü konsepti anlatıp hangi pazarlarda, hangi ülkelerde satış yapabileceklerini sorduklarında aldıkları cevap, "Hedef ülkeleriniz hangileri ise o ülkelerde araştırma yaparız" olmuştu. Hayallerle gerçekler ortak bir paydada buluşamamıştı. Elbette para kazanılacaktı; ama burada iki kız kardeşin hayalleri ile ilerleyen yolculuğu, sadece para ile açıklanamazdı. Açıklanmamalıydı. Açıklanmasındı.

Tam umutsuzluğa kapılmışlardı ki, sektörde ciddi bir açık keşfettiler. Girişimci ruhları, onları ihracat tecrübesi olan birileri ile iş birliği yapıp kendileri gibi firmalara yol gösterecek bir danışmanlık firması konusunda dürtüyordu ki, dost meclisinde bir vesile oldu ve İGEME (İhracatı Geliştirme Merkezi) ile tanıştılar. Tam da istediklerini bulmuşlardı; bu merkez, kendileri gibi firmalara danışmanlık yapıyordu. Öyle ki firmanın ihracat departmanı gibi görev alıyor, pazar araştırıyor, müşteri buluyor, markayı değerlendiriyor, eksikleri raporluyor ve ihracat için gereken tüm işlemleri gerçekleştiriyordu. Haziran 2018'de yıllık bir sözleşme imzaladılar. İlk işleri Balkanlar'da, Baraka adına bir work shop düzenlemekti. Ürünler de, üretimi de oldukça ilgi çekmişti. Beğenildiğini bilmek enfes bir motivasyon kaynağı olmuştu. Şimdi ilk günkü heyecanları katlanarak içlerinden taşıyordu. İhracat yapmanın doğru bir fikir olduğunu anlamışlardı, daha ne olsundu!

İki kız kardeş, çıktıkları bu uzun soluklu yolculukta şimdilerde ihracat için gerekli yazılım ve kurumsal alt yapılarını oluşturma aşamasındalar. En kısa zamanda ihracatlarının başlamasını heyecanla bekleyen kardeşler, mağazalarında konsepti de sadeleştirdiler. Daha profesyonel bir tasarım yapmaya karar verdiler ve Beykent mağazasının revizyonuna başladılar bile. Bundan sonra açılacak olan tüm mağazalarda da aynı konsepti uygulamaya karar verdiler.

Oldukça zorlu bir yolculuktu bu ve bitmiş de değil."Yapamazsın!", "Ne gerek var?" vs. diyen pek çok insan çıktı karşılarına; ama vazgeçmediler. Onlar,"Ata'mızın "Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar." sözüyle çıktık yola. Çalışıyoruz yoruluyoruz. Üretime teşvik ediyoruz." diyorlar. Hepsinden önemlisi projeleri de, insanlara faydalı olma düşünceleri de hiç bitmiyor. Bugün Baraka Köyü'nün yanında, İstanbul'da 2 prestijli AVM'de yeni konseptleriyle ve kurumsal kimlikleriyle açacakları mağazalardan sonra, yurt içinde ve yurt dışında franchising vermeyi de düşünüyorlar. Planlı programlı yürüttükleri çalışmaları içinde bunun için gereken şartları tanımlayan el kitaplarını da yazmaya başladılar. BARAKA Markası altında, geleneksel el emeği ürünlerini, İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika'da görmek en büyük gururları olacak…

BARAKA HOME olarak, bu girişimci iki kadın, 2019'da hedefledikleri mağaza sayısına ulaştıklarında tedarikçilerinin mevcut durumda cevap veremez hale geleceğinin de bilincinde. Bu öngörü ile de geliştirdikleri bir proje daha var. Tedarik bölgelerinde kooperatifleşerek kendi ürünlerini üretebilecekleri projenin altyapısını oluşturuyorlar. Denizli, Kapadokya Bölgesi, Gaziantep gibi pek çok yerde Baraka Köylerini kurarak üretim ve deneyim atölyeleri ile ürünlerin üretimini sağlamayı planlıyorlar. Ayrıca bu ihtiyacın bir adım ötesine geçmesi durumunda, yöre halkının yetersiz kaldığı yerde, büyük şehirlerde yaşayan yöre insanlarına lojman imkânları sunarak, onların memleketlerine üretim için dönmelerini sağlamayı da hedefliyorlar.

Bir sosyal sorumluluk bilinciyle ilerleyen BARAKA, bünyesinde bulunan her bir insanla sosyal sorumluluk projeleri de üretiyor. BARAKA personelinin tamamının gönüllü katılımı ile"Varlığından kullanmadıklarını, yokluğundan bulamayanlara ulaştırıyoruz!" sloganıyla başlattıkları bir kampanya var. Kırtasiye, giyim, oyuncak, sıfır ya da 2. el ürünleri, Baraka depolarında toplayıp, tamamen kendi imkânlarıyla buldukları köy okullarına ulaştırıyorlar.

Onlar, tohum saçmaya, üretmeye, üretimi kültür hâline getirmeye devam edecekler. "Önümüzdeki en büyük örneğimiz Ata'mız inandı; bir avuç insanı inandırdı ve bir milleti sömürge olarak yaşamaktan kurtarıp bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu. Bizim işimiz çok daha kolay, meşaleyi devraldık, inandık, inanan bir avuç insanla yola çıktık. Hayallerimizin peşinden koşmaya devam edeceğiz!" diye bu inancı tüm samimiyetleri ile aktarıyorlar.

Bu iki kız kardeş sadece okyanusta bir örnek. Size, bana, hepimize cesaret versin, hep üretelim diye çoğalsınlar. Yolu sevgiden geçtiğinde, her şey ne kadar da lezzetli…

Siz hiç hayatınızda böyle lezzetli kirazlar yediniz mi?

Kaynak: Haberler.com