Usta Sanatçı Hüseyin Goncagül Anılıyor

Tiyatro sanatçısı Sezgin Maden: - "Hüseyin Goncagül bir okul gibidir. İnsan yetiştirmiştir. Öğretmendir, ustadır, sanatçıdır. Onu anlattığınız zaman gözyaşlarınızı unutamazsınız. 30 yıl içerisinde bana bir kez bağırdığını, hatta başkasına da sinirlendiğini hiç görmedim" - Televizyon programcısı ve sunucu Burak Sezgin: - "Davasına çok sadıktı. Bu yamuk dünyada yamulmayan ender insanlardandı. Herkes bilir, çocukları, gençleri çok severdi. Müslüman gençlere muhabbet duyardı. Bana da hiçbir zaman balık vermemiştir, hep balık tutmasını öğretmiştir"
Oyuncu, programcı, sunucu ve yönetmen Hüseyin Goncagül, tiyatrodan radyo ve televizyona, çocuklara yönelik kültürel üretimlerden eğitime kadar uzanan çok yönlü çalışmalarıyla birçok kişinin hafızasında ve kalbinde yer edindi.
Geçen yıl 13 Haziran'da toprağa verilen Goncagül'ü, tiyatro oyunlarında ve programlarda yanında uzun yıllar yer alan sahne arkadaşları, tiyatro sanatçısı Sezgin Maden, televizyon programcısı ve sunucu Burak Sezgin, oyuncu Ümit Kaplan, Osman Doğan ve Cem Çakır, AA muhabirine anlattı.
Maden, Goncagül'le 1994'te tanıştığını belirterek, "Programlarda adeta onun bir çırağı olarak yanında bulunduk. Türkiye'yi dolaşmaya başladık. Daha sonra sırasıyla Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerde çocuk, bayram şenliklerine, konserlere katıldık. 10 yıl sonra bana işler gelmeye başlayınca kendisi bana 'Goncagül Üniversitesi'nden seni mezun ediyorum. Artık özgürsün' dedi." ifadelerini kullandı.
Hiçbir zaman Goncagül'le gönül bağının kopmadığını söyleyen Maden, şunları kaydetti:
"Hüseyin Goncagül, bir okul gibidir. İnsan yetiştirmiştir. Öğretmendir, ustadır, sanatçıdır. Onu anlattığınız zaman gözyaşlarınızı unutamazsınız. 30 yıl içerisinde bana bir kez bağırdığını, hatta başkasına da sinirlendiğini hiç görmedim. Naif bir kişiliği vardı. Güler yüzlü olmayı ondan öğrendim. Bir ağacın gövdesiydi o. Dalları (öğrencileri) Goncagül'ün çiçekleriydi. Onun yanında ilk ben başlamıştım. Birçok kişiye kapı açtı. Geçim kaynağı sağladı, aile kurmasına vesile oldu. Eğer hayatımızda olmasaydı maneviyatımızın bu kadar olacağını da düşünemezdim."
"Hep Gazze'yle, Filistin'le yaşardı"
Henüz 18 yaşındayken Üsküdar Milli Gençlik Vakfına giderken Goncagül'le tanışan ve daha sonra asistanı olan Burak Sezgin, "30 sene her daim birlikteydik. Ben bu dünyada Goncagül hocam gibi hiçbir kimseyi tanımadım. Öyle biriyle de tanışacağımı zannetmiyorum. Çok güzel, kibar, nazik bir insandı." dedi.
Sezgin, Goncagül'ün örnek bir Müslüman olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Davasına çok sadıktı. Bu yamuk dünyada yamulmayan ender insanlardandı. Herkes bilir, çocukları, gençleri çok severdi. Müslüman gençlere muhabbet duyardı. Bana da hiçbir zaman balık vermemiştir, hep balık tutmasını öğretmiştir. Goncagül hocam olmasaydı bugün buralarda olamazdım. Her şeyi ondan öğrendim. Sahnedeki duruş, mikrofon tutuş, sahnede krizleri çözme gibi. Çok pratik zekası vardı, çok zekiydi ama bir o kadar da mütevazıydı."
Hüseyin Goncagül'ün hayatı boyunca insanlarla muhabbet ettiğini ve birçok insana dokunduğunu aktaran Sezgin, "Öğrencileri olarak onu çok severiz. Allah ondan razı olsun. Genelde herkes onun yanına geldiğinde 'sen benim çocukluğumsun' derdi. Herkesin çocukluğu ve çocukluğunun sesi oydu. 30 sene boyunca bana bir kere bile kızmadı, bir kere bile kaba konuşmadı. Sadece biz öğrencilerine cezası, eğer hata işlersek bizle konuşmazdı. O bizim için de çok büyük cezaydı." ifadelerini kullandı.
Sezgin, Goncagül'ün aynı zamanda kültür ve ilim insanı olduğunu vurgulayarak, "Çok entelektüel bir insandı. Dünyadaki her türlü olaydan haberi vardı ve o olayları analiz edebilecek bilgi ve birikime sahipti. Tabii, Milli Türk Talebe Birliğinde yetişmiş birinden bahsediyoruz. Altyapısı çok sağlamdı." görüşünü paylaştı.
Goncagül'ün Filistin meselesine de her zaman duyarlı olduğuna işaret eden Sezgin, "Goncagül hocam son 2 yıl boyunca sahneye Türk ve Filistin bayraklarıyla çıkardı. Her sohbetimizde, konuşmada muhakkak bir Gazze konusu geçerdi. Gazzeliler için 'Ümmet-i Muhammed, çok onurlu millet' derdi. Hep Gazze'yle, Filistin'le yaşardı. Bu hassasiyeti sağ olsun bize de aktardı." diye konuştu.
"Onla tanışmamış olsaydım insanları halen absürt komedilerle güldürmeye çalışacaktım"
Oyuncu ve tiyatro sanatçısı Ümit Kaplan, animatörlük yaptığı yıllarda Goncagül'le tanıştığını ve İstanbul'a geldiğini dile getirerek, daha sonra onun vesilesiyle uzun yıllar sahnelerde "İbiş" karakterini canlandırdığını anlattı.
Kaplan, yaklaşık 18 yıl yurt içi ve yurt dışında Goncagül'le sahnede olduğunu, "İbiş Peygamberi Öğreniyor" başlığı altında da çocuk programları gerçekleştirdiklerini belirtti.
Goncagül'den çok şey öğrendiğini söyleyen Kaplan, "Nasrettin Hoca olarak onun bir heybesi vardı ve heybesinde de hep hediyeleri vardı. Çocuklara soru sorar, hediyeler verirdi. Peygamber Efendimizin sünnetini yaşayan bir adamdı. 18 yıl yanında yaverlik yaparken bana bir kere bile bağırmadı, sesini bile yükseltmedi. İslam'ın tebessüm tarafını ondan aldım. Ben de ondan bayrağı alıp davasını devam ettiriyorum. Çocuklara İslam'ı anlatıyorum." dedi.
Kaplan, Goncagül'ün oyunların metinlerini ve gösterilerdeki esprilerini, İslami hassasiyetleri dikkate alarak titizlikle yazdığını söyledi ve şöyle konuştu:
"Ondan çok öğrendim. Çünkü 'sen çocukla muhatapsın, eğer çocuğa yanlış bir şey anlatırsan, ondan sonraki çocuklar da hep yanlış öğrenir.' derdi. Bu konuları çok irdelerdi. 'İbiş, 100 yıl da geçse İslam'ı anlatacağız her zaman.' derdi. Onun esprileri dilden dile dolaşırdı. Eğer onla tanışmamış olsaydım insanları halen absürt komedilerle güldürmeye çalışacaktım. Ama o bize belden aşağıya inmeden, insanları incitmeden, kırmızı çizgilere dikkat ederek espri yapılabileceğini anlattı. Bize en büyük mirası bu oldu. Onunla tamamlandım. İslam'a bakış açım çok değişti. Peygamber Efendimizi onun aracılığıyla daha iyi tanıdım. Ramazanın feyzini onunla aldım. Asla kimseyi yargılamadı. Herkese örnek olurdu."
"İmkansızlıklar içinde bile üretmeye devam eder, umudunu hiç kaybetmezdi"
Oyuncu ve tiyatro sanatçısı Osman Doğan, geçmişte birçok projede birlikte çalıştığı Hüseyin Goncagül'ün sanat hayatındaki tecrübelerinden önemli dersler aldığını söyledi.
Kendi tiyatrosunu kurduktan sonra yaşadığı mali zorlukları Goncagül ile paylaştığını anlatan Doğan, usta sanatçının sanat hayatında ekonomik belirsizliklerin hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadığını, buna rağmen umut ve tevekkülle çalışmaya devam ettiğini aktardı.
Doğan, Goncagül'ün kendisine yalnızca sanat hayatında değil, meslek ahlakı konusunda da önemli katkılar sunduğunu belirterek, maddi imkansızlıklar nedeniyle etkinlik düzenleyen kişi ve kurumların davetlerini geri çevirmemesi yönünde tavsiyelerde bulunduğunu dile getirdi.
Goncagül'ün ücret alınamayan programlarda bile insanlara dokunmanın ve çocuklara ulaşmanın değerine inandığını dile getiren Doğan, bu yaklaşımın zamanla farklı fırsatların kapısını açabildiğini söyledi.
Doğan, Goncagül'ü babacan kişiliği, mücadeleci ruhu ve umut dolu yaklaşımıyla hatırladığına işaret ederek, "İmkansızlıklar içinde bile üretmeye devam eder, umudunu hiç kaybetmezdi. Onun hayata karşı mücadelesi ve gayreti bende derin izler bıraktı. Kendi çapında bir dava adamıydı. Babacan, tatlı, keyifli bir insandı. Ondan oyunculuk hayatıma en etki eden şey de onun muazzam doğaçlama kabiliyetiydi." görüşlerini paylaştı.
"Bu toprağın hikayesini, bu toprağın insanına yani bizi bize anlattı"
Cem Çakır ise Fazilet Lisesi'nde okurken Hüseyin Goncagül'ün kendisinin İngilizce öğretmeni olduğunu aktararak, "Boş derslerde sınıfta öğretmenlerimizin taklitlerini yapardım. Bir gün Hüseyin hocam beni taklit yaparken yakaladı ve tanışıklığımız böyle başladı. Sahnede yaklaşık 25 yıl beraberliğimiz vardır. Bana çok şey kattı. 'İnsan, insanı insanda tanır.' derler ya ben de kendimi Hüseyin hocamda tanıdım. O olmasaydı muhtemelen karanlıkta olurdum. Ondan Allah razı olsun. İyi ki elimden tutmuş." dedi.
Goncagül'le hem öğretmen-öğrenci hem ağabeyi-kardeş hem de baba oğul ilişkisi içerisinde olduğunu anlatarak, "Her şeyi sükunetle karşılardı. Mütevazı bir insandı. Gerçek anlamda halktan biriydi. Bu toprağın hikayesini, bu toprağın insanına yani bizi bize anlattı. Perdesi yoktu. Her şeyi açık ve samimiyetle konuşurdu." ifadelerini kullandı.


















