Dem Parti Grup Toplantısı... Tülay Hatimoğulları'ndan Yaşar Güler'e: "Tehdit Dilinden Vazgeçin"
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Suriye ve SDG'ye yönelik yayımladığı yılbaşı mesajını hatırlatarak "Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle, tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil. Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum, tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye'de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil" diye konuştu.
(TBMM) - Dem Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Suriye ve SDG'ye yönelik yayımladığı yılbaşı mesajını hatırlatarak "Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle, tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil. Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum, tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye'de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil" diye konuştu.
Dem Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi.
Hatimoğulları sözlerinin başında gazeteci, yazar Hüseyin Aykol'u anarak, "Büyük bir acıyla sarsıldık. Sevgili dostumuz, yoldaşımız Hüseyin Aykol'u kaybettik. Hüseyin Hoca Kürt Özgürlük Hareketi'nin Türkiye Devrimci Hareketi'yle buluştuğu bir kesişim noktasıydı. O sadece bir köprü değildi. Özgür basının da çınarıydı, emektarıydı. Onu saygıyla, minnetle anıyorum" ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, konuşmasında şunları kaydetti:
"Her anında yeni bir siyasal ve toplumsal gelişmenin yaşandığı bir yılı geride bıraktık. 2025 ve Türkiye'de Orta Doğu'da ve bütün dünya açısından ne yazık ki bizlerde son derece derin izler bıraktı. 3 Mayıs'ta sevgili Sırrı Süreyya Önder'i kaybettik. Barış için çok yoğun emek verdi ama ne yazık ki bu topraklarda barışı göremeden aramızdan ayrıldı. Değerli Sırrı Süreyya Önder'i bir kez daha özlemle yad ediyorum.
Bizler yeni yıla girdik ama hasta tutsaklar, infazı yakılanlar hala hapiste. AİHM kararları uygulanmadı. Sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Can Atalay hala hapiste ve buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Leyla Güven ve Ayşe Gökhan şahsında bütün siyasi mahpusların yeni yılını kutluyorum. Buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum onlara.
"İktidar ve devlet 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı"
Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik. Evet, iktidar ve devlet 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı. Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026'ya adım attık ve bu yıl bizler biliyoruz ki bu anlamıyla hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. 2026'da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız. Türkiye'de yaşanan temel sorun; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz. Barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclis'ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketiyle ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır.
"Hızla yapılması gereken şey ortak konsensüsle bir raporun açığa çıkmasıdır"
Partiler komisyona raporlarını verdi. Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı. Bundan sonra hızla yapılması gereken şey ortak konsensüsle bir raporun açığa çıkmasıdır. Ortak rapor hazırlanırken kırmızı çizgiler dayatmak yerine çözüme hizmet edecek bir perspektifle yazılmalıdır. Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız ama komisyon Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve bir siyasi zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlü zaten. Bunun için ilk elden PKK'ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk'ün beraatine rağmen hala Mardin'de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması bu sürecin ruhuna ters düşmektedir. Demokratik entegrasyon yasası çıkarılmalı. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Bu komisyon bunun için çalışmalıdır. Meclis bunun için çalışmalıdır. Bugün Meclis ve siyaset kurumunun önünde tarihsel bir sorumluluk duruyor. Barış bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye'nin ortak geleceğini kurma meselesidir. Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz. Barış oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu süreci ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir. Muhalefetin sorumluluğu ise seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olabilmektir. Bakın süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor, hepimiz farkındayız ve 'bu süreç bölünme getirir' diyorlar. Oysa tam tersine inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm Türkiye halklarının birliğini güçlendirir. Süreç karşıtlığı bu ülkenin ortak geleceğine düşmanlıktır. Kan ve gözyaşı üzerinden siyaset yapma ısrarının ta kendisidir. DEM Parti olarak biz barışı Meclis'te savunacak, sokakta örgütleyecek ve büyüteceğiz.
"ABD'nin son Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi 200 yıl önceki Monroe Doktrini'ne dönüşü işaret etmektedir"
Geçtiğimiz cumartesi günü başlayan ABD'nin Venezuela'ya saldırıları, kullandığı yöntemler Uluslararası hukuku hepten tanımaması, 21. yüzyılda emperyalizmin gelebileceği sınırları göstermektedir bizlere. Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yatağından kaçırılıp alıkonması hiçbir devletin, siyasetçinin ve halkın güvende olmadığının en çarpıcı kanıtıdır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Uluslararası hukuku tanımayan bu korsanvari tutumu asla kabul etmiyoruz. Venezuela'da yaşananlar, 'uyuşturucuyla mücadele', 'narkoterör', bu söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor ama gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliğini, özellikle Çin-Rusya nükleer güçlerini kırmak, İran'a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD'nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor. Yani hedef bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD; Grönland'ı, Kolombiya ve Küba'yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD'nin son Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi 200 yıl önceki Monroe Doktrini'ne dönüşü işaret etmektedir. Latin Amerika yeniden arka bahçe olarak ilan ediliyor. Tarihi kanla yazılmış Somali'de bugün benzer bir senaryo devrede. Somaliland meselesi bölgesel güçlerin çıkar kavgasının yeni sahnesine dönüşmüş durumda. Körfez'den gelen Petro dolar yeni iç çatışmaların yakıtı oluyor. Libya'da derin ayrışmalar var. Sudan'da Körfez'in Petro dolarlarıyla finanse edilen katliamlar hız kesmiyor. Artık Afrika'da, Orta Doğu'da, Asya'da bir bölgenin kaderini diğerinden ayırmak mümkün değil.
"İran ve Türkiye başta olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa bu iki ülke içerideki baskılara son vermelidir"
İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti. Hakkı, hukuku sağlamıyor. Kadınlara saldırmaya devam ediyor. Milyonlarca insan açlıkla ve yoksullukla karşı karşıya ve hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda. ve son protestolarda onlarca sivil katledildi. Yüzlercesi yaralı, binlercesi tutuklu. Saldırılar gittikçe yoğunlaşıyor. Daha vahimi gözaltılar sürerken tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir ve emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız. Bölgeyi yeniden dizayn etme hamlelerinin de farkındayız. Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa bu iki ülke, bunun için atılması gereken adımlar nettir ve içerideki baskılara son vermek. Özellikle hem ülkemiz Türkiye için hem İran için bu yaşanan konjektürel gelişmeler emperyalizmin bölgedeki yeniden bölgeyi dizayn etme politikalarına karşı bir tavır ortaya konulacaksa bu bilinsin ki evinizin içini düzeltmeniz gerekiyor. Gerçek demokrasiyi ve özgürlükler alanını açmanız gerekiyor. İran rejimi bu toplumsal dönüşüm taleplerine asla kapalı kalmamalı. Bu hakikat tüm Orta Doğu ülkeleri için geçerli. Düşman kapınızı çaldığında hızla dağılmamak ve evinizi hızla toparlayabilmenin yolu evinizin içine demokrasi, barış, adalet ve özgürlükle doldurmanız gerekir. Bunları hukuki güvence altına almanız gerekir.
"Türkiye, Suriye'de kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir"
Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde Suriye'ye yönelik çözüm, barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle, tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil. Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum, tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye'de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil. Önceki gün geçici Şam Yönetimi, Özerk Yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmekti. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Sayın Öcalan'ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir. Suriye; Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve çok farklı halklardan ve inançlardan insanlara ev sahipliği yapan bir coğrafyadır. Suriye'de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye'nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye'ye de düşen görev bu anlamıyla buna destek olmaktır.
"Suriye'den Türkiye'ye uzanan esas tehlike görülmelidir ve esas tehlike IŞİD'dir"
Suriye'den Türkiye'ye uzanan esas tehlike görülmelidir ve esas tehlike IŞİD'dir. Yıllarca IŞİD konusunda bu kürsülerden uyarılarımızı yaptık. Yıllardır yapıyoruz. Yalova'daki çatışmada hayatını kaybeden polislere ben buradan bir kez daha rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı diliyorum. Şunu hatırlatmak istiyorum. 10 Ekim Gar Katliamı, Suruç, Reyhanlı, Antep düğün katliamı ve daha nicesi hakkıyla soruşturulsaydı, hakkıyla bunların üzerine gidilseydi bir yargılama yapılsaydı, bugün IŞİD'in bu şekilde Türkiye'nin dört bir yanında üslerini görmeyecektik, bu engellenecekti. Ama ne yazık ki, bilerek ve isteyerek bunun önü açıldı. Bunun önünün bilerek ve isteyerek açıldığının da belgeleri mevcuttur. Mahkeme tutanaklarında, itirafçıların belgelerinde mevcuttur. IŞİD bölgedeki bütün halkların başına gelmiş en büyük belalardan biridir. Türkiye'de IŞİD örgütlenmesinin hortlaması, Suriye'deki gelişmelerden de bağımsız düşünülemez. Hortlaması veya hortlatılması Suriye'deki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Kürtlere teslim olmayı dayatanlar o bölgedeki IŞİD'in varlığını görmezden gelemez, ona göre tutum almalıdır. Bakın Suriye'de Kürtleri tehdit etmek IŞİD'i cesaretlendirmektedir. Ankara şunu görmeli, Kuzey ve Doğu Suriye Türkiye için bir beka sorunu değil, IŞİD karanlığına karşı en güvenli duvardır.
Bir gazete var ki adeta gerçekten darbe mekaniğini değirmenine su taşırcasına haber yapıyor. Nasıl bir barış ve çözümü bozarımın derdinde utanmadan 'IŞİD'çileri SDG gönderdi' diyor. Utanmayan, aralanmayan, yüzü kızarmayan bu haberci anlayışa ben sormak istiyorum. Bu haberi yapana da yaptırana da sormak istiyorum. Allah aşkına yaptığınız ya da yaptırdığınız bu habere siz inanıyor musunuz? Hiç inandıklarını sanmıyorum. Bir amaçla atıyorlar bu manşeti. İktidara ve dış politikaya yön verenlere buradan çağrımızdır. Türkiye'deki ve Suriye'deki IŞİD tehditini önemseyin. Lokal görmeyin. Stratejik ele alın, değerlendirin ve bu konuda gerekli tutumu alın. Bunun altını burada özellikle çiziyoruz ki yarın öbür gün olabilecek meselelerde bizler uyarımızı şimdi buradan yapmış olalım. IŞİD'in üslendiği bölgeler eminiz ki MİT'in belgelerinde nerede ve nasıl örgütlendikleri mevcut, bu konuda önlem alın. Türkiye'nin ve Suriye'nin başına kimse bunları bela etmesin. IŞİD'in panzehiri Türkiye'de ve Suriye'de adil bir kardeşlik hukukunun tesis edilmesinden geçer. Bu panzehrin formülü de Türkiye'de yürüyen barış ve demokratik toplum sürecinin başarıya ulaşmasıdır. IŞİD karanlığını ancak demokrasi ışığıyla söndürebiliriz. Bu böyle bilinmeli."
























