Davutoğlu BM'ye Yüklendi 3

Davutoğlu BM'ye Yüklendi 3
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Birleşmiş Milletler (BM) 67.Dönem Genel Kurul Toplantıları'nda Türkiye'yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, BM'yi eleştirdi.

Birleşmiş Milletler (BM) 67. Dönem Genel Kurul Toplantıları'nda Türkiye'yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, BM'yi eleştirdi.

Konuşmasına, 'Sizinle samimi bir şekilde ve temsil ettiğimiz halkların diliyle konuşmak istiyorum' diye başlayan Davutoğlu, 'Her sene BM'de, insanlığın barış, güvenlik ve uluslararası düzen arayışının vücut bulduğu bu forumda biraraya geliyoruz. Karşı karşıya olduğumuz zorlu sınamalar hakkında görüş alış-verişinde bulunuyor ve bunların üstesinden gelme konusundaki kararlılığımızı ifade ediyoruz. Birçok konuda tek sesle konuşuyoruz, ancak birlikiçinde harekete geçmek konusunda çoğu zaman başarısız kalıyoruz' dedi.

Ancak, Kıbrıs Türkleri halen uluslararası bir tecride tabi tutulmakta ve BM Çözüm Planı'na verdikleri desteğin bir karşılığıymış gibi, haksız ve yasadışı bir ambargoya maruz kalmaktadırlar. Mevcut sorunları çözmek bir yana, her sene etrafımız yeni ihtilaf ve sınamalarlakuşatılmaktadır.Teröristler acımasızca saldırmaya ve masum insanların canlarını almaya devam ediyorlar. Buna rağmen, terörizm melanetine karşı halen etkin bir uluslararası işbirliği ve dayanışma gösterilememektedir' diye konuştu.

Bazı ülkelerde, devlet terörü uygulan olduğunu bu ülkelerdeki yöneticilerin korumak zorunda oldukları masum vatandaşlarının hayatlarına kıymakta, ancak bunun cezasıyla yüzleşmediklerini dile getiren Davutoğlu şöyle konuştu

İnsan hayatının kutsal olduğuna gönülden inanmaktayız. Kim olursa venerede olursa olsun, yaşam her insan için en değerli haktır. Ancak, milyonlarca kişi, halen yoksulluk içinde ve baskı altında yaşamaktadırlar. Temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan bu insanlar, kimseye reva göremeyeceğimiz en zor şartlarda hayatlarını sürdürmektedirler. Ortak vicdanımızı rahatlatmak için, her sene bu insanların çektikleri acıların hafifletilmesine yardımcı olacağımızı vaat ediyoruz. Ancak, sözlerimizin arkasında etkin eylemlerle duramıyoruz.

Neticede, ebedi bir umutdünyasında yaşama devam ediyoruz. Zira,biz insanoğulları, umudun çocuklarıyız. Bizim için her günün ağarması, her güneşin doğması ve her baharın yeşermesi umudun başlangıcını simgelemektedir. Bir başka değişle, barışı arzuluyor, barışı idealleştiriyoruz. Bu, doğamızın gereğidir.İnsanlık bizden, uluslarımızın liderleri olarak, halklarımızı gerçek bir barışa doğru taşımamızı bekliyor Ancak biz, temsil ettiğimiz halkların beklentilerini karşılamaktan çok geri kalıyoruz. Eğer bir mülteci kampında veya dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi açık cezaevlerinde yaşayan çocuklara gelecek için bir umut ve huzur sunamayacaksak, gerçek barışa ulaşma şansımız nedir

Davutoğlu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü Bir çocuk, bir mülteci kampında, sokaklarda veya mahallesinde aşırı yoksulluk ve zulümle dolu bir dünyaya gözlerini açtığında; bir anne-baba geride yıkılmış yuvalar, gözleri yaşlı yetimler ve dullar bıraktığında, bu insanların umutsuzluk ve karamsarlığa düşmesini nasıl önleyebiliriz Suriye'de, Somali'de, Filistin'de, Afganistan'da, Myanmar'da ve başka bir çokyerde yaşayan insanların haklarını kendimizinkiyle eşit görmediğimiz takdirde, nasıl özgürlük ve adaletten bahsedebilirizEğer temel insan hakları,siyasi güç hesapları için kurban ediliyor,hatta BM Güvenlik Konseyi'ndeki bazı ülkeler arasında pazarlık konusu yapılıyor ve feragat dahi edilebiliyorsa, evrensel insan hakları ve güvenlik nasıl sağlanabilir BM'nin kurucularının bu örgütü oluştururken ortaya koydukları evrensel ilkeleri korumak için harekete geçmekte yetersiz kalıyorsak, BM bayrağının umudu temsil ettiğini ve insanlığın kaderinin koruyucusu olduğunu insanlara nasıl anlatabiliriz

Dünya sorunlarını saptayıp çözüm üretemeyen bir BM yapısının, BM kurucularını hayal ettikleri barış dolu bir dünya fikri hayata geçirilemeyeğini vurgulayan Davutoğlu, Unutmayalım ki, harekete geçmekteki aczimiz, şehirlerini, köylerini yıkmaya, vatandaşlarını katletmeye, medeni dünyayla ve Birleşmiş Milletlerle alay etmeye devam eden diktatörlerin ve yıkıcı rejimlerin elinde bir alete dönüşmektedir. İnsani bir krize çare bulmaktaki başarısızlığımız, ortak vicdanımızı zedeler.Ancak daha kötüsü, bu konudaki hareketsizliğimiz, neticede, diktatörleri ve saldırgan rejimleri kuvvetlendirir ve insanlığa karşı suçların işlendiği şer ittifaklarının oluşmasına yol açar.Şu hususta hataya düşmeyelimZalime merhamet göstermek, zulüm gören halklara yapılabilecek en büyük kötülüktür.Şimdi değilse, ne zaman birlik ve beraberlik içinde hareket edeceğiz Birleşmiş Milletler değilse, kim bize önderlik edecek Şayet biz değilsek, masum sivilleri koruma sorumluluğunu kim üstlenecek ve biran için kendimizi bu insanların yerine koysak, gerçek bir geleceği nasıl hayal dahi edebiliriz

Geldiğimiz noktada, güçlü, etkin ve güvenilebilir bir BM'ye ihtiyacımız olduğuna şüphe yoktur. Bu amaçla, uzun süredir ihmal edilen BM reformu konusuna artık el atmalı ve bu örgütü amacına uygun bir hale getirmeliyiz. BM'ninçalışma usulleri ve yapıları dünyanın bugünkü gerçekleriyle uyumlu değildir.Öncelikle, uluslararası barış ve güvenliğin muhafazasından sorumlu BM Güvenlik Konseyi'nin daha işlevsel ve temsil gücü yüksek bir niteliğe kavuşturulması gerekmektedir.Konsey, dünyanın gerçek ihtiyaçlarına cevap vermelidir.Güvenlik Konseyi'nin, önümüzdeki muazzam sınamalar karşısında etkin durabilmesinin tek yolu budur.Bu konuda vicdanlarınıza bu kadar açık bir şekilde seslenebiliyorum, zira Türkiye'nin Afganistan'dan Somali'ye, Suriye'den Yemen'e, Libya'dan Bosna'ya, EAGÜ'lerle işbirliğinden Medeniyetler İttifakı ve Barış için Arabuluculuk girişimlerine kadar, birçok konuda başarılı bir sicili bulunmaktadır diye konuştu.

İslamafobinin de, antisemitizm gibi, yeni bir ırkçılık türü haline geldiğini belirten Davutoğlu, Bu itibarla, bu olguya artık ifade özgürlüğü kisvesi altında göz yumulamaz. Özgürlük anarşi demek değildir. Özgürlük sorumluluk demektir.İslamafobinin amacı açık ve basittirDünyadaki milyonlarca barışsever Müslümandan soyut ve hayali bir düşman yaratmak gayesini taşımaktadır. Maalesef, birçok kişi, genellemeleri, klişeleri ve önyargıları hakikat olarak kabul ederek,farkına varmadan İslam düşmanı haline gelmektedir.Ancak, hiçbir gündemin, hiçbir tahrikin, hiçbir saldırının ve nefreti teşvik eden hiçbir eylemin, İslam'ın parlak yüzünü karartmaya gücü yetmeyecektir.Öte yandan, Libya'daki ABD Büyükelçisi dahil, birçok ülkede can kayıplarına yol açan her türlü provokasyon ve şiddeti de aynı şekilde kınıyoruz.Masum insanlara yönelik şiddet, hiçbir koşul altında mazur görülemezBu tür eylemler, kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, İslam'ın ruhuna, özüne ve sözüneihanet anlamına gelmektedir. Ancak, son olaylar, sadece Müslümanları değil, tüm inançların ve dinlerin mensuplarını kaygılandırması gereken çok daha ciddi bir soruna işaret etmektedir. Bu bağlamda, dinleri ve mensuplarını karalayan eylemlerdeki kaygı verici artış, artık uluslararası barış ve güvenliği ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu nedenle, tüm dinlerin ve mensuplarının tahkir edilmesinin bir nefret suçu olarak kabul etmesinin zamanı gelmiştir. Bu doğrultuda süratle gerekli tedbirleri almamız gerekmektedir diye konuştu.

Uluslararası camianın bütün üyelerine, dinlerin ve takipçilerinin karalanmasını da içerecek şekilde, her türlü nefret suçuyla mücadelede gerekli araçları tesis etmeleri yönünde kuvvetli bir çağrısında bulunan Davutoğlu, Özellikle BM'nin bu çabalara öncülük etmesi ve bu yönde gerekli uluslararası hukuki çerçeveyi oluşturması gerekmektedir.Biz, Türkiye olarak, bu hedefin aktif takipçisi olacağız veuluslararası örgütler ve fikirdaş ülkelerle birlikte, İslamofobi ve her türlü nefret suçuna karşı yeknesak ve etkin bir duruş sergileyeceğiz. Diğer taraftan, diplomatların emniyet, güvenlik ve korunmalarının sağlanması ihtiyacının da bilinci içindeyiz. Son 40 yıl içerisinde, Türk ulusu 33 diplomatını ASALA terörizmine kurban vermiştir.Bu itibarla, Birleşmiş Milletlere, diplomatların korunması konusuna yeni bir anlayışla yaklaşması çağrısında bulunuyoruz dedi.

Konuşmasında Suriye konusuna da değinen Davutoğlu, Suriye halkı, bütün ortak değerlerimizin hilafına, son 18 aydır Şam'daki dikta rejiminin vahşi zulmü karşısında acı çekmektedir. Rakamlar çok açıkça herşeyi ifade etmektedir. Bugüne kadar 30 binden fazla insan ölmüş, yaklaşık 300 bin Suriyeli komşu ülkelere kaçmış, 1 milyon kadarı da ülke içinde evlerinden olmuştur.Maalesef, bu insanlık trajedisi, birçokları için, sadece bir istatistik bilgi haline gelmiştir. Peki uluslararası camia bu katliamı durdurmak için bugüne kadar ne yaptı Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey.Halen masum insanların hayatlarını kurtarmaya yönelik tek bir etkin adım bile atılmamıştır şeklinde konuştu.

Srebrenitsa ve Halepçe'de yapılan hataların, 20 yıl sonra, günümüzde de Suriye'nin şehirlerinde bir hortlak gibi dolaşıyor olduğunu görmenin utanç verici olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Güvenlik Konseyi'nin Suriye'deki rejimi ve uyguladığı şiddeti kınamayı bile becerememiş olmasının sebepleri tartışılabilir. Ancak, Güvenlik Konseyi'nin uluslararası camianın toplu vicdanını yansıtmamasının hiçbir açıklaması olamaz. Konsey, temel görevi olan uluslararası barış ve güvenliğin tesisinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Kabul etmeliyiz ki, Konsey'in harekete geçmekteki aczi, Suriye'deki gaddar rejimindaha fazla insanı öldürmesini teşvik etmektedir.Eğer Güvenlik Konseyi, uluslararası toplumun Genel Kurul'da üçte ikiden fazla bir çoğunlukla kabul edilen kararlara yansıyan vicdanına kulak vermez ve harekete geçmezse, Suriye halkının çığlıklarına kim karşılık verecektirUluslararası toplum daha ne kadar bu insanlık dramının devamına izin verecektirSuriye halkını koruma sorumluluğu, temel görevimizdir. Hiçbir siyasi farklılık, hiçbir siyasi güç hesabı, hiçbir jeopolitik kaygı, Suriye halkının geleceği için duyduğumuz kaygının ve vicdanımızın önüne geçmemelidir diye konuştu.

Suriye'deki durumun bölgenin barış ve güvenliği için ciddi bir tehdit haline dönüşmeye başladığını belirten Davutoğlu, Suriye rejimi, Suriye halkının meşru mücadelesini tüm bölgeyi ateşe atacak bir mezhep çatışmasına dönüştürmek için her türlü aracı kullandığını söyledi.

Davutoğlu, 'Maalesef, rejimin bu şiddet kampanyasına devam etmesine ne kadar müsaade edilirse, bu korkunç olasılığı önlemek de o kadar zor olacaktır.Bu nedenle, BM Güvenlik Konseyi'nin, Genel Kurul'un gösterdiği yönde hareket geçmesinin zamanı artık gelmiştir.Suriye halkının emniyet ve güvenliğini biran önce sağlayacak bir çözüm bulunmalıdır.Yeni ve demokratik Suriye'nin oluşmasını sağlayacak sağlıklı geçiş sürecini uygulamaya koyacak çözüm biran evvel bulunmalıdır.İktidardaki rejim, yerini ülkeyi serbest ve adil seçimlere götürecek bir geçici hükümete bırakmalıdır.Suriye halkı, meşru ve temsili bir hükümete sahip olma hakkı ile geleceği için yürüttüğü bu mücadelede, desteğimize ve dayanışmamıza ihtiyaç duymaktadır.Türk halkı, Suriyeli kardeşlerinin, meşru mücadelesinde onların yanında yer almıştır ve halihazırdada yerlerinden olmuş 90 bin Suriyeliye evsahipliği yapmaktadır. Krizin başından bu yana olduğu gibi Suriyeli kardeşlerimizin bu en zorlu dönemlerinde yanlarında olmakta tereddüt etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz' dedi.

Filistin konusuna da değinen Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ortadoğu'da dünyanın gözleri önünde uzun süredir bir başka trajedi yaşandığını vurguladı. Davutoğlu, 'Bu Genel Kurul, Gazze'deki durumun kabul edilemez ve sürdürülemez olduğunu ısrarla söylediğimiz dördüncü Genel Kurul'dur. Ancak bugüne kadar bu konuda hiçbir ilerleme olmamıştır.Sonuç olarak, İsrail'in yasadışı ablukasının dördüncü yılında, Gazze halkı ve özellikle çocuklar, umutsuzluk, terk edilmişlik ve korku içinde yaşamaya devam etmektedirler.BM'de bu ablukanın kaldırılması yönünde çağrı yapan birçok karar kabul edilmiştir. Ancak İsrail bugün hala yasadışı politikasında ısrar etmekte ve böylece Gazze'de onulmaz acılara ve ızdıraba neden olmaktadır.Aslında, İsrail'in bu tutumunu işgal edilmiş Filistin topraklarının tümünde görüyoruz. İsrail, uluslararası toplumun ısrarlı tüm çağrılarına karşı, Filistin topraklarındaki yasadışı yerleşimlerini sürdürmekte ve barışçıl bir iki devletli çözüm ihtimalini bilerek baltalamaktadır. Geçtiğimiz yıl Başkan Abbas Genel Kurul'da konuşup Filistin'in bağımsız bir devlet olarak tanınması hakkını beyan ettiğinde, tüm Kurul'un kendisini ayakta alkış yağmuruna tuttuğunu hatırlıyorum. Ancak bugün, Filistin devletini bu salonda halen eşit bir üye olarak göremiyoruz.Bugüne kadarki hiçbir BM Kararı, Filistin'in bağımsız bir devlet olma yönündeki haklı davasına hizmet etmemişken, Filistin halkını uluslararası toplumun iki devletli çözüm konusunda ciddi olduğuna nasıl ikna edebiliriz.Türkiye, Filistin halkının devlet olma, onurlu ve barış içinde yaşama hakkını desteklemeye devam edecektir' diye konuştu.

Davutoğlu konuşmasında, Kıbrıs konusunu da ele aldı. Davutoğlu, Maalesef, 2008 yılında başlayan yeni müzakere turu Rumların uzlaşmazlığı ve siyasi irade eksikliği nedeniyle kilitlenmiştir.Bugün, yarım yüzyıllık deneyime ve BM'de oluşan birikime rağmen, sorunun çözümü için halen net bir perspektif bulunmamaktadır. Kıbrıslı Türkler, bugüne kadar, müzakerelerle ulaşılacak bir çözüme güçlü bağlılıklarını kanıtlamışlardır, ancak halen insanlık ve yasa dışı bir ambargoya tabi tutulmaya devam edilmektedirler. Bu en basit deyimiyle bir adaletsizliktir. Kıbrıslı Türkler, daha sonu belli olmayan bir süre boyunca,çözüm için açık bir perspektif ve takvim olmadan, bu oyunu sürdürmek zorunda bırakılmamalıdırlar.Uluslararası toplum da Kıbrıs'ta olanlara tarafsız kalmamalıdır. Neticede, sorunun devamı, bölge için ilave risk unsurları yaratmaktadır. Ayrıca, Kıbrıslı Rumların adanın etrafında yürüttüğü tek taraflı petrol ve doğal gaz arama çalışmaları da mevcut riskleri daha da artırmaktadır.Bu koşullar altında, BMşu anda yaptığından daha fazlasını yapmak zorundadır. Özellikle Güvenlik Konseyi statükoyu sürdürmek yerine, çözümü kolaylaştırmalıdır. Bu doğrultuda bir zihniyet değişikliği şarttır. Çözüm arayan ve arzulayanlarla, bunu reddedenler arasında bir ayrıma gidilmelidir.İki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyona sadece sözde bağlılık göstermek artık yeterli değildir. Çok geç olmadan harekete geçme zamanı gelmiştir dedi.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı