Başbakan Erdoğan(2): "Bm'ye Güvenmiyorum"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kutsal değerlerin korunmasına yönelik BM'nin bir çalışma başlatarak, ülkelere yol gösterecek gerekli hukuki altyapıyı bir an önce oluşturmasını beklediklerini, ancak BM'ye güvenmediğini söyledi Başbakan Recep...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kutsal değerlerin korunmasına yönelik BM'nin bir çalışma başlatarak, ülkelere yol gösterecek gerekli hukuki altyapıyı bir an önce oluşturmasını beklediklerini, ancak BM'ye güvenmediğini söyledi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kutsal değerlerin korunmasına yönelik BM'nin bir çalışma başlatarak, ülkelere yol gösterecek gerekli hukuki altyapıyı bir an önce oluşturmasını beklediklerini, ancak BM'ye güvenmediğini söyledi.
Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 8. Avrasya İslam Şurası'nın açılışında yaptığı konuşmada, 17 yıl önce İslam Şurası'nın ilk kez toplandığı dönemde, Avrasya coğrafyasındaki halkların baskıcı rejimin hakimiyetinden henüz yeni kurtulmuş olduğunu söyledi. Bu halkların uzun yıllar boyunca din ve vicdan hürriyetlerini kullanmalarını engelleyen sistemin nihayet sona erdiğinde, yıldırma ve sindirme politikaları sebebi ile din hizmetleri ve din eğitiminde ciddi sorunlar bulunduğuna dikkat çeken Erdoğan, aradan geçen sürede Avrasya İslam Şurası'nın da önemli katıkları ile bu sorunların önemli kısmının aşıldığını gördüklerini belirtti.
-"BÖLGEDEKİ SORUNLARA IŞIK TUTMASINI ÜMİT EDİYORUM"-
Avrasya İslam Şurası'nın, Balkanlar'daki Türk ve Müslüman topluluklardan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ndeki akrabalıklara, Kafkasya'dan Rusya Federasyonu'na kadar bölgedeki din kardeşlerine kadar devasa bir coğrafyada yaşayanların önemli bir istişare platformu haline geldiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Ümit ediyorum ki bu yılki Şura'da, siz değerli din bilginleri, düşünürlerin bu katılımları ile yapılacak tartışmalar coğrafyamızdaki sorunlara da ışık tutacak, kapı aralayacaktır" dedi.
-"DEĞİŞİM SÜRECİ YAŞANIYOR"-
Erdoğan, dünyada siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda iç içe geçmiş bir değişim süreci yaşandığına işaret etti. Erdoğan, demokratik ideallerin gerçek anlamda evrensel düzeyde sahiplenildiği, halkın meşru talep ve beklentileri hilafına, yönetim anlayışının geri bırakıldığı bir dönemden geçildiğini kaydetti. Jeopolitik ve stratejik dengeleri alt-üst eden bu süreçte, kritik coğrafyaların, kavşak noktasındaki Avrasya Bölgesi'nin öneminin her zamankinden daha da arttığına dikkati çeken Başbakan Erdoğan, "Batı ve Doğu kültürlerinin özelliklerini taşıyan bu coğrafya, küreselleşen dünyamızda giderek daha merkezi bir konum kazanıyor. Gerçekten de bu bölgede, enerjiden ulaşıma, ticaretten güvenlik ve siyasi diyaloğa kadar sayısız alanda karşımızda önemli iş birliği imkanları bulunuyor. Hepsinden önemlisi yürekli aynı özlem ve hasretle yaşanan insanlar olarak, beşeri boyutta önemli bir avantaja sahibiz. Zira bizler ortak bir coğrafyayı paylaşan halklar olmamız ötesinde, ortak bir tarihi geçmişe, ortak dini referanslara ve duygulara da sahip bulunuyoruz. Bu avantajlardan geleceği dönük ortak bir barış ve refah vizyonu oluşturmak amacıyla faydalanabiliriz" diye konuştu.
-"BÖLGEMİZDE BARIŞ VE REFAHI KALICI HALE GETİRELİM"-
Bunun için her şeyden önce Avrasya'daki uyuşmazlık ve çatışmaların çözümü doğrultusunda bir anlayış ve işbirliği zeminin tesis edilmesi gerekliliğine dikkat çeken Erdoğan, "Çünkü bu sorunlar, bölgenin gelişimine engel teşkil ediyor. Refah ortamının ortaya çıkmasına mani oluyor. İşte Türkiye olarak biz, bu anlayışla, çatışmaların barışçıl yollardan çözümü için Avrasya Bölgesi'nde yoğun çaba sarf ediyoruz. Gerek Balkanlar'da, gerek Kafkaslar ve Orta Asya'da arabuluculuk faaliyetleri dahil, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü için sayısız girişime öncülük ettik, ediyoruz. Avrasya'nın önde gelen din adamları olarak sizlerin de bulunduğunuz bölgelerdeki ihtilafların çözümü için önemli katkılarınızı esirgemediğinizi biliyor, bu çabalarınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Bu yöndeki çabalarımızı sürdürmeli, bölgemizde barışı ve refahı kalıcı hale getirmeliyiz" açıklamasında bulundu.
-"AVRUPA'DA MÜSLÜMAN VE YABANCI DÜŞMANLIĞI EĞİLİMİ GÜÇLENİYOR"-
Erdoğan, soğuk savaşın bitiminde "medeniyetler çatışması" senaryoları ardından da 11 Eylül saldırılarının, dünyada İslam ile terör ve şiddetin haksız bir şekilde yan yana anılmasına yol açtığına vurgu yaptı. Bu süreçte, son derece kasıtlı bir biçimde Müslüman ve yabancı düşmanlığı beslenerek, yeni bir şüphe, önyargı ve kutuplaşma iklimi oluşturulduğunu yineleyen Erdoğan, Batı'da ve özellikle Avrupa'da giderek ağırlaşan sosyal şartların, bu gibi aşırı eğilimlerin sistem içindeki yerlerini güçlendirmelerine yol açtığına dikkat çekti.
-"İNSANLIK DİNİ VE KÜLTÜREL TEMELLİ FAY HATLARI İLE BÖLÜNMEYE ÇALIŞILIYOR"-
Avrupa'daki Müslümanları hedef alan söylemlerin, aşırı grupların yanı sıra, bizzat sistem partilerince de kullanılmaya başlanılmasının özellikle endişe verici olduğuna vurgu yapan Erdoğan, "Irkçılığın yeni bir tezahürü anlamına gelebilecek bu akıl, artık tüm dünya için ciddi bir tehdit niteliğine büründü. İnsanlığı, dini ve kültürel temelli fay hatları çerçevesinde bölmeye çalışan bu gayretlerin, küresel barış ve istikrar açsından da olumsuz yansımaları oluyor" diye konuştu. Bugün Amerika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Afrika'ya kadar insanların din ve kültür farklılıkları temelinde birbirlerine yabancılaştırılmaya çalışıldığını savunan Erdoğan, birçok yerde ya mevcut sorunların derinleştirilmek ya da yeni çatışma tohumları atılmak istendiğini söyledi.
-"ÇATIŞMA DEĞİL, SAVAŞ"-
Erdoğan, bu kapsamda İsrail-Filistin arasındaki çatışmaya değinerek, şunları söyledi:
" İsrail, Filistin, yani Gazze arasındaki sürekli olarak gündemde olan, artık buna çatışma demiyorum, savaş... Bakınız 4'üncü, 5'inci gününde ne hale geldi? Şu anda son durum, bugün 17 kişi daha şehit edildi ve sayı 94 oldu, 700'den fazla yaralı var. Egemen güçler nerede? Batılı güçler nerede. Hiç birisinin "Ne yapıyorsun?' dediği yok. Kim? İsrail olduğu için"
-"İSLAM DÜNYASI KÖŞEYE SIKIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR"-
İsrail ve Filistin çatışmasında Batı güçlerini sessiz kalmakla suçlayan Erdoğan, bu konuda görüştüklerin liderlerin yaklaşımının çok enteresan olduğu değerlendirmesinde bulunarak, şöyle devam etti:
"İsrail, savunma hakkını kullanıyor diyor. Saldıran o, 'Savunma hakkını kullanıyor' dedikleri de o. Bu nasıl adalettir? Bu nasıl adil yaklaşımdır. Bunu bu şekilde ifade etmek mümkün mü? Atılması gereken adımlar var değerli kardeşlerim. Kardeşlik bağlarımız çok daha güçlü hale getirmemiz lazım. Bunun mayasını olgunlaştıracak olanlar birinci derecede sizlersiniz. Din bilginleri. Gündeme getirilen yersiz suçlamalar ve haksız uygulamalarla, İslam dünyası adeta köşeye sıkıştırılmaya ve kışkırtılmaya çalışılıyor. Bizlere düşen görev. Şüphesiz ki tahriklere kapılmayacağız. İslam'ın barış ve hoşgörüye yönelik temel mesajlarından güç alarak, bu fütursuz çabalara karşı, öz güvenli, vakur ancak bir o kadarda karlı ve bilinçli duruş sergilemek zorundayız."
-"BAŞIMIZ ÖNE EĞİK DURMAYACAK"-
Erdoğan'ın, Kafkaslar'da o bölgede şehit edilen hocaların, din bilginlerinin bulunduğunu, ancak hala failinin meçhul olduğunu belirterek, "Fakat, o bölgenin insanlarından bu tür faili meçhuller olduğunda kıyamet koparılıyor. Tıpkı İsrail'den öldürülen üç kişi için, dünya 3 bin kişi diyor, ama öbür tarafta şehit edilenler için 5 bin kişi olsa, 5 kişi deniyor. Bütün bunlar karşısında biz, "Baş öne eğik' duramayız. Bizim başımız öne eğik durmayacak. Tam aksine dik duracağız" demesi salondaki katılımcılar tarafından alkışlandı. "Omurgalı" bir tavır göstereceklerini söyleyen Erdoğan, "Biz, bu yardımın bizimle beraber olduğuna inananlardanız ve bu yardımın yakın olduğunu da biliyoruz. Öyleyse kararlı bir şekilde bu işin üzerine gitmek durumundayız" dedi.
-"SAVRULMUŞ DURUMDAYIZ"-
Erdoğan, İslam dünyası ile bayramların hala aynı günde yapılamadığına işaret ederken, birçok meselede hükümlerde farklı durum olduğunu, çünkü kaynakların çeşitlendirildiğini kaydetti. Erdoğan, "Bizim kaynağımız Kuran ve sünnet ortada ise biz niçin böyle darmadağın, savrulmuş durumdayız?" diye sordu. Erdoğan, insanların savrulmasından öte, fikrin, düşüncenin savrulmasının çok tehlikeli olduğuna işaret ederek, "Bunu toparlamamız lazım. Bilgide, ilimde bunu toparladığımız anda, işte o zaman sırat-ı mustakim(doğru yol) üzere oluruz. Aksi taktirde olamayız. Bunu başarmamız lazım" dedi.
-"BİZE ACI DERS OLDUĞUNA İNANIYORUM"-
İslam ve Hz.Muhammed'e hakaret içeren filme de değinen Erdoğan, bunun tüm Müslüman dünyasında yol açtığı infial ve sonrasında meydana gelen istenmeyen hadiselerin bu konuda acı bir ders olduğuna inandığını dile getirdi. Bu tür kışkırtma çabalarının, İslam karşıtlığı ve İslamafobia'nın ne ilk ne de son örneği olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bu kıyamete dek devam edecek. Bunu bileceğiz ama buna karşı da hazırlıklı olacağız. İnsanlar tarafından kutsal kabul edilen değerlere hakaret kabul edilmesini, gerek milli, gerek milletler arasında önleyecek yasal çerçevenin bir an önce oluşturulması için elimizden gelen çabayı göstermemiz gerekiyor" dedi.
-"BM'YE GÜVENMİYORUM"-
Bu doğrultuda BM'nin bir çalışma başlatmasını, ülkelere yol gösterecek olan gerekli hukuki altyapıyı bir an önce oluşturmasını beklediklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti.
"Ha şunu söyleyeyim. Uluslararası toplantılarda gündeme getiriyorum ve bundan sonra da getireceğim. Burada da getiriyorum. "Peki Birleşmiş Milletlere ne kadar güveniyorsun?' dediğiniz zaman, onu da söyleyeyim. Güvenmiyorum. Çünkü, savaş şartlarının oluşturduğu bir yapının bugünkü tezahürü adil değildir. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri içerisinde halkı Müslüman olan bir ülke yoktur. Üç kıtadan sadece malum, inanç gruplarının temsil edildiği bir yapı var. Bunların bir tanesi 'hayır' dediği zaman iş bitiyor zaten. Bizim lehimizde bugüne kadar çıkan bir şey var mı? Yok. İsrail, 100'ün üzerinde BM Güvenlik Konseyi'nin ve Genel Kurulu'nun vermiş olduğu aleyhinde hiçbir karara bugüne kadar uymamıştır. Bir yaptırım var mı? Hayır. Nerede adalet? Şimdi ben diyorum ki biz adaleti arıyoruz."
-"BM'DE DAİMİ VE GEÇİCİ ÜYE AYRIMCILIĞI OLMASIN"-
Erdoğan, siyasetçinin adaleti tesisle mükellef olduğunu, BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu'na, 5 ülkenin dudakları arasına 7 milyarlık insanlığın mahkum edilemeyeceğini savundu. Buna hakkın olmadığını belirten Erdoğan, "Biz ne Almanya gibi "Bizi de oraya alın' diyoruz, ne Japonya gibi "Bizi de daimi üyelerin içine alın' diyoruz. Biz ne diyoruz? Burada daimi ve geçici üye ayrımcılığı olmasın. Daimi üye 10 mu olacak, 15 mi olacak sayısı belli olsun. ve her kıtanın bu daimi üyeler içinde temsilcisi olsun, inanç gruplarının bu daimi üyeler içinde temsilcisi olsun ve bu değişimli olsun. Birbirini sürekli denetleyen bir anlayışın orada olması lazım" diye konuştu.
-"TÜRKİYE'DE 170 BİN GÖÇMEN OLDU"-
Bu olmadığı sürece adil olunamayacağını ifade eden Erdoğan, örnek olarak Suriye'yi gösterdi ve insanların katledildiğini söyledi. Suriye'de 50 bini bulan insanın öldürüldüğünü dile getiren Erdoğan, yaralı sayısının belirsiz olduğunu, sadece Türkiye'de 170 bin göçmen geldiğini kaydetti. Bunlardan 120 bin kişinin konteynır, çadırlarda, diğerlerinin de kiraladıkları evlerde oturduğunu bildiren Erdoğan, "Peki BM Güvenlik Konseyi ne yapıyor, sadece seyrediyor. Sadece nasihat ediyor. Netice var mı? Yok. Peki bu kurum niye kuruldu? Dünya barışını tesis için. Eğer bunu başaramıyorsa, o zaman ne anlamı var?" değerlendirmesinde bulundu. (ANKA/DEVAM)
(HMD/OE) - İstanbul






















