Ahmet Davutoğlu'nu ihraç sürecine götüren kriz neden başladı, nasıl bu noktaya geldi?

Ahmet Davutoğlu'nu ihraç sürecine götüren kriz neden başladı, nasıl bu noktaya geldi?

AK Parti MYK'sında ihraç istemiyle disipline sevk edilen Ahmet Davutoğlu'nun partiden kopuşu 2015 yılında MKYK listeleri konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ters düşmesiyle başladı. 2016 yılında Erdoğan'ın muhtarlara hitaben yaptığı "Başbakan da, olsanız kalbiniz ve zihniniz millete hizmet için çalışmalıdır" açıklaması ise kopuşu hızlandırdı.

Ahmet Davutoğlu'nu ihraç sürecine götüren kriz neden başladı, nasıl bu noktaya geldi?

AK Parti MYK'da Ahmet Davutoğlu, Selçuk Özdağ, Ayhan Sefer Üstün ve Abdullah Başçı'nın ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevkine oy birliğiyle karar verildi.

Ahmet Davutoğlu'nu ihraca götüren süreç ise 2015 yılında MKYK listeleri konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Davutoğlu'nun ters düşmesiyle başladı. 2016 yılında istifayla sonuçlanan süreçten 3 yıl sonra ise Davutoğlu sessizliğini bozarak, "AK Parti'ye eksen kayması" uyarısında bulundu.

İşte Davutoğlu'nu ihraca götüren o süreç;

İLK KRİZ 2015 YILINDA MKYK LİSTESİ KONUSUNDA ÇIKTI

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile eski Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında ilk 'çatlak' 12 Eylül 2015'te yapılan 5. Büyük Kongre'de Davutoğlu ile Erdoğan arasında MKYK'de yer alacak isimlerle ilgili anlaşmazlık çıktı. Şekil alacak MKYK listesi, görüş ayrılığına neden olmuş, anlaşmazlık Erdoğan'ın danışmanı Binali Yıldırım'ın kongrede genel başkanlığa aday olması ihtimaline kadar gitmişti. Yıldırım için imzalar bile toplanmış ancak mutabakat sağlandıktan sonra Davutoğlu tek aday olarak kongreye gidebilmişti.

DAVUTOĞLU PAKETİ ERDOĞAN'I RAHATSIZ ETMİŞTİ

İkinci kriz ise seçimlere gidilirken Başbakan Davutoğlu'nun açıkladığı 'Şeffaflık Yasa Paketi'nde çıktı. Davutoğlu, mal bildirimi ve imar düzenlemelerini içeren 'Şeffaflık Paketi'ni açıklamıştı ancak bu paket Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı rahatsız etmişti. Erdoğan aynı dönemde yaptığı açıklamada paketi 'zamansız ve gereksiz' bulduğunu açıkladı. Bu açıklamanın ardından paket de rafa kalktı. Anlaşmazlık, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda 19 Ocak 2015'de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan Davutoğlu'nun yüzüne yansımıştı.

HAKAN FİDAN'IN ADAYLIĞI ÜÇÜNCÜ KRİZ OLDU

İki isim arasındaki üçüncü büyük kriz MİT Müsteşarı Hakan Fidan, 7 Haziran seçimlerinde milletvekili adaylığı ile gün yüzüne çıktı. Davutoğlu'nun 'yanımda olmasını istiyorum' dediği Fidan adaylık için görevinden ayrıldı. Fakat bu durum Erdoğan'ı rahatsız etti. Erdoğan 'Bu istifa bilgim dışında oldu ve bunu onaylamıyorum" ifadelerinden sonra Fidan adaylıktan vazgeçip tekrar görevinin başına dönmek zorunda kaldı.

DOLMABAHÇE TOPLANTISINI ERDOĞAN ELEŞTİRMİŞTİ

Dışarıya yansıyan en ciddi krizlerden biri de Dolmabahçe'de HDP heyeti ve Hükümet yetkilileri ile yapılan ortak basın toplantısı oldu. Türkiye'nin büyük bir heyecanla takip ettiği toplantıdan iki gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan 'O görüntüyü tasvip etmem mümkün değil' diyerek tepki gösterdi ve 'mutabakat' iddialarını yalanladı.


İki isim arasındaki en derin krizlerden biri de 'çözüm süreci' konusundaydı. Başbakan Davutoğlu, 3 Nisan 2016'da "PKK, tüm silahlı unsurlarını Türkiye dışına çıkarıp ülke içinde tek bir silahlı unsur kalmazsa, 2013 Mayıs'ına dönülürse her şey konuşulabilir'' açıklaması yaptı. Davutoğlu'nun bu sözlerinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan "Görüşülecek bir şey yok" ifadelerini kullanmıştı.

AKADEMİSYENLER AYRILIĞI

Krizin en görünür olduğu konulardan biri de 'Barış Bildirisi' isimli bildiriye imza atan akademisyenlerin tutuklanması konusu oldu. Davutoğlu fırsat bulduğu her anda 'tutuksuz yargılamadan' yana olduğunu açıklarken, Erdoğan, buna sert çıkmış ve "ne demek tutuksuz, suçlularsa tutuklu yargılanacaklar" demişti.

İpleri koparan son olay ise 3 Mayıs 2016'da yapılan MKYK toplantısında yaşandı. Katar ziyaretindeyken MKYK üyeleri Davutoğlu'nun teşkilatlara atama yapma yetkisini elinden alan bir metni imzaya açtı. Katar'dan dönüşünde imza krizini öğrenen Davutoğlu, MKYK'ya girerek metne ilk imzayı attı.

"ELİMİN TERSİYLE İTERİM"

Davutoğlu, partisinin grup toplantısındaki konuşmasında "Bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla bu kutlu hareketteki hiçbir dava arkadaşımın kalbini kırmam." ifadelerini kullanmıştı.

ERDOĞAN'IN MUHTARLAR KONUŞMASI DAVUTOĞLU'NA MESAJ OLARAK YORUMLANDI

4 Mayıs 2016'da da muhtarlara seslenen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, "Muhtar da olsanız, belediye başkanı da, bakan da, başbakan da, cumhurbaşkanı da olsanız kalbiniz ve zihniniz millete hizmet için çalışmalıdır. Türkiye bu dönemlerde tarihi adımlar atmıştır. Bunun yanında kendi ideolojileri, çıkarları için makamları işgal edenler mevcudu da heba etmiştir. Milletimiz her iki örneği de yaşadığı için notu isabetle vermektedir. Mahallesinde, köyünde yaşayanın gönlünü kazanamamış muhtarla milletinin güvenini kazanamamış cumhurbaşkanının durumu da aynıdır her ikisi de hüsrana uğramıştır. Önemli olan bulunduğunuz yere nasıl geldiğinizi ve hedeflerinizin ne olduğunu unutmamanız." sözleri, Davutoğlu'na mesaj olarak yorumlandı.

1 GÜN SONRA İSTİFA ETTİ

Erdoğan'ın bu açıklamasından bir gün sonra da Ahmet Davutoğlu, AK Parti Genel Başkanlığı'ndan istifa etti. Davutoğlu'nun hüzünlü olduğu görülürken, sert açıklamalarda bulundu. Davutoğlu, 22 Mayıs'ta toplanacak olağanüstü kurultayda aday olmayacağını söyledi.

3 YIL SONRA SESSİZLİĞİNİ BOZDU

Ahmet Davutoğlu 22 Nisan 2019'a kadar da ortalarda görülmedi. 22 Nisan'da Facebook hesabından 31 Mart yerel seçimleri ve sonrasında yaşananları değerlendiren Davutoğlu, AK Parti'de ''savrulma'' ve ''dağınıklık'' olduğu vurgusu yaptı, Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşadığını savundu.

Facebook hesabından yaklaşık 4 bin 200 kelimelik uzun bir açıklama yayımlayan Davutoğlu, Türkiye'nin, ''2013 yılında Gezi olayları ile başlayan, 17/25 Aralık komploları ile devam eden, çukur eylemleri ile tehlikeli boyutlara ulaşan ve nihayet 15 Temmuz hain darbe girişimi ile zirveye çıkan iç gerilimler nedeniyle vizyoner ve atılımcı pozisyondan reaksiyoner ve savunmacı bir pozisyona sürüklendiğini'' belirterek, AK Parti'nin bu süreçte yetersiz kaldığını dile getirdi.

''Bütün bu süreci yönetebilecek yegane siyasi aktör konumunda olan partimizin de bu komplo süreçlerinde öncü rol oynamış bazı odakların milli iradeyi hiçe sayan tahrik ve manipülasyonları ile enerjisini kendi içinde tüketmeye başlaması hem iç ahengimizi sarsmış hem de vizyon üretme ve uygulama kapasitemizi daraltmıştır'' diyen Davutoğlu, endişelerini Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ilettiğini ancak art niyetli tartışmalara gerekçe kılınmaması adına kamuoyu ile paylaşmamayı tercih ettiğini yazdı.

''İTTİFAK SİYASETİ ZARAR VERDİ''

31 Mart seçimleri ve ardından yaşananlar nedeniyleyse kamuoyuna açık bir muhasebe yapmaya yöneldiğini söyleyen Ahmet Davutoğlu, ''Çeyrek asırdır kadrolarımızın yönetiminde bulunan İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlıklarında alınan sonuç olmak üzere, partimizin toplumsal desteğinde görülen azalma gerçeğiyle yüzleşmek ve bunu sağduyulu bir şekilde değerlendirmek durumundayız'' ifadelerini kullandı.

Davutoğlu'nın açıklamasında dikkat çektiği konulardan biri ittifak siyasetinin AKP'ye zarar verdiği oldu. Davutoğlu, ''Seçim sonuçları, ittifak siyasetinin hem oy oranı hem de parti kimliği açısından partimize zarar verdiğini ortaya koymuştur. Partimiz, ittifak içi yarışta da ittifaklar arası yarışta da hedeflerine ulaşamamış, yönettiği birçok belediyeyi kaybetmiştir'' diye yazdı.

''Seçim sürecinde ittifak yapılarının cepheleştirici karakterinden kaynaklanan sert söylemler siyasi kutuplaşmayı tehlikeli boyutlara taşıyarak, toplumsal barışımızı ve ortak aidiyet bilincimizi zedelemiştir'' ifadelerini kullanan eski Başbakan, ''seçimlerde yarışanlar düşmanlar değil, siyasi rakiplerdir. Kazanan ise sandıktan kim çıkarsa çıksın milletimiz ve demokrasimizdir. Bu sonuca saygı duymak da herkesten önce siyasilerin görevidir. Beka endişeleri demokrasiyi askıya alma heveslerinin gerekçesi olamaz. Aksine devletimizin bekasının temeli demokratik meşruiyettir'' vurgusu yaptı.

KILIÇDAROĞLU'NA SALDIRIYI KINADI

Beka söylemi ile rakip partileri düşmanlaştırmanın, siyasi rekabeti aşan kutuplaşmaların nelere sebep olabileceğini ne yazık ki Ankara'da aslında hepimizi birleştirmesi gereken bir şehit cenazesinde gerçekleşen çirkin saldırıda yaşadıklarını belirten Ahmet Davutoğlu, ''Ana muhalefet liderine dönük bu saldırıyı bir kez daha kınıyor, herkesi demokratik düzen içinde hareket etmeye ve kutuplaştırıcı siyasi söylemlerden uzak durmaya davet ediyorum'' diye yazdı.

Ahmet Davutoğlu'nın eleştirileri başkanlık sistemine yönelik olarak sürdü. ''Devlet mimarimizin süreklilik arz eden en önemli özelliklerden birisi devlet başkanlığı makamının toplumun bütününü temsil etmesi ve her kesimi kucaklamasıdır. 12 Eylül anayasasının doğasını bozduğu parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçerken dikkat etmemiz gereken en hassas konulardan birisi devlet geleneğimizden gelen her kesimi kuşatıcı devlet başkanlığı ile parti kimliğine dayalı başkanlık sistemi arasında çatışma yaşanmasının engellenmesidir'' diyen Davutoğlu, Cumhurbaşkanının parti üyeliğine sahip olmasının bir sorun teşkil etmemekle birlikte genel başkanlık görevinin de aynı kişi tarafından yürütülmesinin sakıncalar doğurduğunu vurguladı.

''CUMHURBAŞKANLIĞI KURUMU TOPLUMLA KOPUŞ YAŞIYOR''

''Cumhurbaşkanı'nın seçimlerin birinci derecede tarafı olarak seçim ortamının gerektirdiği yoğun ve çoğu zaman da sert siyasi polemiklere girmek durumunda kalması, devlet geleneğimiz içinde toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durması gereken Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşamasına yol açmaktadır'' ifadelerini kullanan Ahmet Davutoğlu, partili cumhurbaşkanlığı uygulamasının mevcut cumhurbaşkanının şahsından bağımsız olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ve cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesinin doğurduğu sakıncaların giderilmesi gerektiğinin altını çizdi.

AK PARTİ İÇİN YENİDEN YAPILANMA ÇAĞRISI

AK Parti'nin geçmiş nesillerin emeği ve gelecek nesillerin umutları üzerinde yükseldiğini yazan Davutoğlu, bu hareketin ikbal hesaplarına, gittikçe kabaran egolara ve kısır çekişmelere kurban edilmemesi gerektiğini belirtti; mahalli seçim sürecinde ve sonrasında her açıdan gözlenen savrulma ve dağınıklığın aslında bu zafiyetin yansımaları olduğunu savundu.

Eski Başbakan, ''Ben-merkezci kibirli bir dil ile tevazudan kopuş, mahviyet vurgusu yaparken en küçük birimlerdeki siyasilerin bile adlarını sokaklara, okullara ve binalara verme yarışı içine girmeleri, sürekli görünür ve bilinir olma dürtüsüyle gündeme gelmek için her türlü çabanın gösterilmesi, kullanılan dil ile sergilenen tavır arasındaki uçurumun alabildiğine açılması, kutsal değerlerimizin siyasi çıkarlar uğruna hoyratça kullanılması, alınan görevlerin kişiye has olduğu unutularak bütün bir aile ve çevrenin etki kurma çabaları, siyasi rakip görülen kişilerin yıpratılması için sosyal medya operasyonları dahil her türlü iftiranın yaygınlık kazanması, bir ömrünü bu davaya adamış ve ortak mücadele vermiş insanların toplumsal itibarlarının yok edilmesine dönük ithamlara sessiz kalınarak dolaylı destek verilmesi ve geçmişte en önemli değerimiz olarak gördüğümüz vefa duygusunun ciddi şekilde zedelenmesi üzerinde açık yüreklilikle düşünülmesi gereken hususlardır'' dedi.

Kendisini AK Parti kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışmasının, teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatladığını belirten Ahmet Davutoğlu, ''Bugün partimiz her açıdan bir yenilenme ihtiyacı içindedir. Seçimsiz geçmesi beklenen dört yıl böylesi bir yenilenme ihtiyacı için gerekli zamanı sağlamaktadır. Bu dönemde AK Parti kökten bir yenilenme süreci yaşarsa kaybettiği söylem ve politika dinamizmini yeniden kazanabilir. En önemlisi de hızla kaybetmekte olduğu moral üstünlüğü tekrar elde edebilir'' mesajını paylaştı.

Siyasetin toplum nezdinde tekrar itibar kazanmasında ana faktörün, AK Parti'nin siyaset literatürüne kazandırdığı en önemli şiarlardan birisi olan 3Y (yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk) ile mücadeleye yaptığı vurgu olduğunu da hatırlatan Davutoğlu, ''Bugün bu üç hedef konusunda da hangi konumda bulunduğumuzun samimi bir muhasebesini yapmaksızın siyasete yeniden itibar kazandırmak ve topluma yeni bir güven verebilmek çok güç görünmektedir'' dedi

"EKONOMİK KRİZİN VARLIĞI İNKAR EDİLEMEZ"

Davutoğlu'nun ekonomik kriz yönetimi ile ilgili de mesajları yazısında yer aldı. Ekonomideki kriz ortamını bizzat yaşarken bu gerçeği inkar etmenin, yönetime olan güveni sarsmaktan başka bir şeye yaramayacağını belirten Ahmet Davutoğlu, ''Yaşanan ekonomik krizi, varlığını inkar ederek yönetemeyiz. Yaşadığımız ekonomik krizin temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır. Ekonomi politikalarıyla ilgili kararların gerçeklikten uzak, piyasanın uygulamalarına ve ekonomi biliminin yasalarına aykırı biçimde alındığı, uygulamalarda keyfî ve tarafgir davranıldığı kanaati yayılmışsa yönetime olan güven kaybolur. Topluma güven verebilmek için önce ekonomi yönetiminde özgüvene ihtiyaç vardır. Ancak özgüvenin de bilgiyle ve deneyimle hak edilmiş olması ve gereğinin yerine getirilmesi şarttır. Bilgi ve deneyimle desteklenmeyen, kişisel yakınlıklardan devşirilen özgüven sadece abartılı bir gösteri ve ciddiyetten uzak bir görüntü olarak kalır'' diyerek, devlet kurumlarındaki görevlendirmelerde ehliyet ve liyakat ölçütleri yerine başka özelliklerin tercih edilmesinin zararlarına dikkat çekti.

Eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun gündemindeki bir diğer konu da düşünce özgürlüğüydü. Davutoğlu, ''Bir an önce özgürlük alanının genişletilmesi iftiharla sahiplendiğimiz özgüvenimizin ve en önemlisi de birbirimize olan güvenimizin yeniden tesisi için şarttır. Düşüncelerini ifade eden gazeteci, akademisyen, kanaat önderi, siyasetçi kim olursa olsun hiç kimse işini kaybetme, yaftalanma, sosyal medya linci ve hakaret tehditleri ile karşılaşmamalıdır. Eleştiri ve fikirlerini ifade etme özgürlüğü sonuna kadar korunmalıdır'' dedi; basının tek elden yönetilen bir propaganda aracı haline geldiğini belirtti. Davutoğlu, ''Gerçek basın özgürlüğü demokrasimizin bağışıklık sistemidir. Bunu yok etmek, usulsüz ve baskıcı metotlarla basında tekelleşmeye yönelmek Türkiye'nin zihni kapasitesini daraltmaktadır'' ifadesini kullandı.

FETÖ İLE MÜCADELEDE AYRIM YAPILMAMALI

Ahmet Davutoğlu, Fethullah Gülen ile ilgili de, ''FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanması, yürütülen mücadeleye zarar vermektedir. Bu konuda hukukun en temel ilkesi olan 'suçların şahsiliği' ilkesi özenle korunmalıdır. Bazı durumlarda, örgüt okullarında okumuş, kardeş ya da akrabaları örgütün ve darbe sürecinin önemli elemanları arasında olan kişilerin en üst düzey devlet görevlerine atanmasında sakınca görülmezken alt düzey bir memurun yakınlarından birinin yine alt düzey bir ilişkisi sebebiyle işten çıkarılması kamu vicdanında FETÖ ile mücadele konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır'' ifadelerini kullandı.

Bu açıklamalarından sonra da Ahmet Davutoğlu, AK Parti yönetimine eleştirilerini sürdürdü.

ERDOĞAN, İHRAÇ MESAJI VERMİŞTİ

Pazar günü Konya'da partisinin düzenlediği toplantıda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ihraç sinyalini vermişti. Erdoğan, "Kağıt üzerinde üyemiz gözüküp de gönlünü ve yolunu bizden ayırmış olanlar varsa onları ayıklamaktan çekinmemeliyiz" ifadelerini kullanmıştı.

DAVUTOĞLU YENİ PARTİ SİNYALİ VERMİŞTİ

Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda, "Beni ihraç etmelerini beklemiyorum, beni zaten tarihten ihraç ettiler. Bakın beni nasıl ihraç ettiler. Tebessüm ederek burayı açacağım çünkü ancak tebessüm edilebilecek bir şey. Kongre'de ben AK Parti delegesi yapılmadım. Çok geç olmayan bir vakitte bu yeni bir yolun ana hatlarını milletimizle paylaşacağız. Yeni bir yol yeni bir partiye yönelir mi yönelir" ifadelerini kullanmıştı.

Ahmet Davutoğlu'nu ihraç sürecine götüren kriz neden başladı, nasıl bu noktaya geldi?