Terim, Arda'ya Meydan Okudu: Bir Şey Varsa Gelsin Yüzüme Söylesin

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Milli Takım'ı bırakan Arda'yı kastederek, "Bir şey varsa gelsin yüzüme söylesin." dedi.

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Kosova maçının ardından merakla beklenen ve 88 dakika süren basın toplantısında gündeme dair konularda açıklamalar bulundu. Terim, Arda Turan ve prim konusunda çarpıcı sözler kullandı. Deneyimli hoca, dışarıdan milli takıma zarar vermek isteyen bazı kişilerin, oyuncuları yönlendirdiğini kaydetti ve "Dışarıdan bir takım gizli güçler var" ifadelerini kullandı.

İşte Fatih Terim'in basın toplantısında yaptığı açıklamalar:

''Kosova kardeş ülkelerimizden bir tanesi. Arnavutluk, İşkodra'dayız. Burada da birçok müslüman ve Türk var. Kim kazanırsa kazansın, kaybedenin canının yanmayacağı ülkeler oynuyor. Onun için galibiyetimizi çok abartmıyoruz, siz mağlubiyetinizi çok önemsemiyorsunuz. Kardeşler arasında olacak budur.

''BÖYLE BİR ŞIMARIKLIKTAN ÖTÜRÜ HİCAP DUYUYORUM''

Milli Takım'da bir şey yok. 4-1 kazanmış, 11 puanda. Öncelikle, birkaç şeyi ifade etmek istiyorum. Açıkçası, son günlerde ülkede Mehmetçikler toprağa düşerken, gençleri eğitmek için vargücüyle savaşan genç öğretmenlerimiz hain saldırılarda can verirken, dışarıdaki düşmanların hepsi ülkemizin karşısında dururken, içeriden dışarıdan birçok düşmanla mücadele ederken ülke, böyle bir şımarıklıkla kamuyounun gündemine gelmekten ötürü hicap duyuyorum. Dünyanın kendi etrafımda dönmediğin, kendi derdimin en büyük dert olmadığını, yaşananlardan kısa süre sonra kimsenin bunu umursamayacağını bildiğim için açıkçası çok da üzülüyorum. Yine de bir söz verdim. Olayları elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.

EURO 2016'DAN SONRA NELER YAŞANDI?

2016'da biliyorsunuz, bir takım şeyler yaşandı. Bu sadece prim değildi. Biz toplandık da hep beraber, Yıldırım Bey ve arkadaşlarımız, Burak'a prim vermeyelim mi dedik. Sadece prim değil, birçok şey yaşandı. Orada yaşanan şeylerin, bizim için somut, sizin için soyut olmasıydı. Çünkü, biz yaşadık, biz biliyoruz. Oradakiler sadece primle ilgili konular değildi. Orada antrenmanlara geç çıkıldı, efendime söyleyeyim fotoğraflara girilmedi. Siz çektiniz, anlatmanın manası yok. Döndükten sonra da hiç kimsenin bilmediği, hiç kimsenin duymadığı şekilde ben bir kadro açıkladım. Bazı arkadaşlar yoktu. Çünkü, muhakkak oyuncular çok önemlidir, oyuncular büyük oyunculardır, hiç itirazım yok ama bir yerde de ilkeler, disiplin ve yahut herkesin kendini bilmesi çok önemlidir.

"BENİM İDARE ETTİKLERİM ARASINDA HİÇ PROBLEM OLMADI"

Milli Takımı kulüp takımı haline getirmelisiniz. Başarı böyle gelir. O gün, milli takımı bir kulüp takımı haline getirdim. Fransa'da, öncesinde ve sonrasında her takımın başına gelecek melanetler bizim de başımızı geldi. Tam burada bir nüans vardı. Kulüpte bunu rahat halledersiniz, çünkü oyuncu sizindir. Beğenmezseniz yollarsanız, cezasını verirsiniz. Ama milli takımlarda böyle değildir. Oyuncular sizin değil kulüplerindir. Buna rağmen, Ankaragücü'nde başladığımdan bu yana 30. yılım, 87-2017! Benim idare ettiğim oyuncular içerisinde hiçbir problem olmadı. Fakat, dışarıdan idare ediliyorsa yapacak bir şey yok. Ben burayı açıkladıktan sonra, tabii kıyamet koptu, o yok, bu yok. O gün de söyledim, bugün de söylüyorum. Herkesin alınmayış nedeni ayrı demiştim. Kimi formsuz, kimi o işlere müdahale, kimi öyle, kimi böyle. Dolayısıyla, bir daha almadım. Bütün ülke, aşağı yukarı, herkes bir hata yapar, herkes bir şans daha almalıdır, kazanmalıyız düşüncesiyle tekrar bir kadro açıkladım. Bu arkadaşların hepsi burada oldu. O tarihten bu tarafa, herhangi bir şey var mı? Arkadaşlar, var mı? Taa uçağa kadar, var mı, yok! Peki, sizlerle (basın) karşılaşılmadı mı, hiçbir tepki var mı, yok.

''GAZETECİLERİ UÇAĞA BEN ALDIM!''

Olay Bilal Meşe olayı değil, olay gazetecilerin uçağa alınma meselesi değil. Gazetecileri ben aldım uçağa. 3 ay önce program yapılırken, bana söyleneni söylüyorum. Maç Ramazan'a denk geliyor. Portoroz 1071 km. Gece 12'de bitiyor Makedonya maçı. Gece saatlerce sahura kadar direksiyon sallayacaklar. Ben de "Peki, arkadaşlar bizimle gelebilir." dedim. Bu ilk uygulama değil. Fransa'ya giderken, bütün yayın yönetmenleriyle beraber gittik. Çok da hoş oldu. Kendisine söyledim oyuncunun, "Bir uygulama yapacaksak oyunculara sormayız." Yarın olsa yine alırım. Ayrıca, gazeteler TFF'ye ücretini ödüyor. Buna rağmen biz ilk sıraya sizi alıyoruz, bir baraj koyuyoruz, arkasına oyuncuları alıyoruz. Buna bir sıkıntı olmadı.

PRİM NE KADAR ARTTI?

150 bin olan, sonra 500'e çıkarılan ve sonra da oyuncuların bastırıp primi 650 bin Euro'ya çıkardığı doğrudur. Primle ilgili belki bir sebepmiş gibi bahsedildi. Esası prim değil, bunu ifade ettim. Çeşitli sıkıntılar oldu. Prim bir araç. Yoksa, orada birçok sebep oldu. Buradan başlayarak. Kimi formsuz, kimi neden olaylara müdahale edemedi diye. Ben öyle bir karar aldım o gün için. Arkadaşlar, kimsenin etrafının dönmüyor dünya. Benim de dönmüyor, kimsenin de. Herkes ciddiyetle ilkelere uymak zorunda. Elimizden geldiğiniz herkese eşit davranmaya çalışıyoruz. Esasında bakılması gereken en önemli yer, ilk maç Kosova mı, çağırılan ilk maç Kosova, Antalya'da. O günden bu yana her şey mutlu mesut. Bir şey mi vardı? Şöyle dedim, "Ben Milli Takım'a aldım, gönlüme almadım" dedim.

İçime sinmeyeni yapmam, söylerim de ama bazen ben de, içime sinmese de kendi çocuklarıma da bir hak veriyorum. Milli Takım, herkesin milli takımı. Affedilsin diye tüm basın söyledi. Ben de böyle yaptım. Bu notu da düşmek istedim. Ben de geç anlaşılacağım galiba.

ARDA TURAN AÇIKLAMASI

O günkü, Riva'da yapılan canlı yayın ki TRT'de Levent Özçelik'in kendi kişisel sorusudur. Ben de açıklama yapmaktan imtina etmedim. Hande'ye diyor ki oyuncu, niye böyle söyledi hoca. O bile çocukcağız bırakır gelir dedim. İyi dinle demiş, hocanın söylediği çok güzel şeyler var demiş. Benim odam şurası, gelip benle konuşur. Hocam niye böyle söylediniz derdi, ben de şu maksatla söyledim derdim.

Takım kaptanıdır, arkadaşlarının ne alıp almayacağını biliyorsunuzdur. Cengiz Zülfikaroğlu'na sorarsın diğer soruları.

''HEPİMİZİ TUZAĞA DÜŞÜRDÜLER''

Arkadaşlar, bu zaman zarfında oyuncularımız tarafından Fransa'da tüm TV ve basın mensuplarına, malum dışarıdaki arkadaşlarına bilgi sızdırıldığı adı altında hep bir suçlamalar oldu. Hande, hani siz arkadaşlar, yalnız mı zannettiler. Hande Sümertaş, uzun yıllardır hizmet veriyor. İçinizden biri çıkıp desin ki Hande bana bilgi verdi. Haydi! Yok. Ekibimde bilim adamı var, profesör Bülent Bayraktar. Ayıp. Onları size vereceğimizi mi zannetiniz! Olur mu böyle bir şey. Oyuncuların birçok işlerini hallediyorlar senelerdir. Diğer arkadaşlarımızın bir düşüncesi var, nedir o. Benim yanımdaki arkadaşların bildiklerini aktarmayacaklardır. Bildiklerinin en ufak kırıntısını açıklarlarsa çok iyi olmaz. Bundan şikayet ettiklerini bana söylediler. Ben de kendilerine dedim ki, "Evladım, bizim hepimizi tuzağa düşürdüler." Biz de hata yapıyoruz. Böyle bir şey varsa, özür dileriz. Başta ben, Uygulamalarda insanlara yanlış gelecek davranışlarım olabilir. Ne oldu da, bu kadar karşılaştığımız insanlarla birdenbire burada oldu. Yoksa, evladımız yerine koyduğumuz bu sporcuların, hayatları boyunca iyi olması dışında ne düşündük ki?

' 'FATİH TERİM'E SORU SORAMIYORLAR!''

Soru sormaktan korkuyorsunuz diye şehir efsanesi var. "Fatih Terim'e soru soramıyorlar." diye diye, herkesi bu algı içerisinde hazırladılar. Şimdi tabii, o yazıyı da avukatlarım inceliyor. Bundan sonra mecburen daha farklı bakacağız. Böyle ağır bir yazı yazarken, bilim adamını medya mensubunu ve beni suçlarken, daha evvel de başka işler yaparken kimse korkmuyor, utanmıyor, çekinmiyor. İş böyle geldi mi, "Fatih Terim'e soru sorulmuyor", herkes soruyor. Türkiye'nin en önemli gazetelerinden birinde, tam sayfa suçlarken, bir tane telefon açıp sormanız gerekmez miydi? Türkiye'de hiçbir gazetecinin mahkemede suç almadığını düşünürsek, bu doğru mudur? Ben size ve ülkeme, çok güzel bir kapı açıyorum. Bu ahbap çavuş ilişkilerini bırakalım. Antipati, sempati değil realiteden hareket edelim. Benle röportaj yaptı, 24 saat önce, "Ona vurmayalım, ötekine vurmayalım." bu değil. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde bundan zengin olunur. Bir de şöyle bir şey yapalım, arkadaş burada, son 1 senedeki yayınlara bakın benimle ilgili, bakın. Ben de hepsi mevcut. Yani, tabii ki üzülüyorum ama beklemediğim bir şey de değil. Ben, bana sorulanları cevaplıyorum. Sorulması gereken muhataplar da başkası.

''SON BİR SENEDİR BİZE HUZUR YAŞATMADINIZ!''

Kimin kime veya kimin kimlerin avukatlığına soyunduğuna, yapılan yanlışlara kimlerin sahip çıktığına, kimlerin nelerle beslendiğine bakmak lazım. Dolayısıyla, sizin bu izlerden hareketle neyin ne olduğunu bilecek kadar bu işin içindesiniz. Biz, kötü insanlara karşı, kötü durumlara karşı her zaman uyanık ve hazırlıklı olmak zorundayız. Hayat tecrübem bana bunu gösteriyor. Bu öyle şaka değil, Türk Milli Takımı 13-13, 11-11. Kağıt üzerinde iddiası var mı, var. 1 tane Milli maç öncesi ve sonrası, son 1 senedir huzurlu bir kamp bize yaşatmadınız, yaşatmadılar. Şahsınıza söylemiyorum, bakın kafanızı sallıyorsunuz. Biz ne yaptık da bunu hak ettik. Şunu mantık olarak bu işlerin içerisinde zamanını vermiş olarak, bu tip kavgaların ağız şapırtattığını bilen biriyim. Fakat, biraz da vicdan! Her milli maç öncesi birileri çıkıyor. Muhakkak birileri var. Yalan, yanlış, iftira demiyorsunuz, aklınıza ne gelirse çocuklarım, çalışanlarım etkilenmeyecek diye bir şey var mı ya! Küçük bir grup var, farklı görevlerde. Hamili kart yakınımdır misali ile bir kısmı iş bulmuşlar, var aralarında. Paslaşmaya çalışıyorlar eskisi gibi. Aynı hedefe farklı yerlerden vurmaya çalışıyorlar. Ben hep söyledikçe birçok kişi kafasını sallıyor. Demek ki doğru noktadayım. İşin garibi de anlaşılmayacağını zannediyorlar. Bunlar kolay göğüslenecek artı hepimizin milli takımı dedirtmeyecek sebepler, konular. Hep aynı tarihlerde, hep aynı zamanda. İzlanda'da kaybettik Allah muhafaza, Ukrayna ile berabere kaldık felaket. Şu an kağıt üzerinde iddialıyız ama takımıma, oyuncularıma yapılanlar ortada. Dolayısıyla, siz zaten birçoğunu biliyorsunuz. Budur, buyurun!

''ARDA TURAN GELSİN YÜZÜME SÖYLESİN!'

O oyuncu diyor ki basına; 'Size buraya aldıranın.. hadi neyse' diye. Doğru mu? Ben buradayım. Benim yerim belli! Sonradan Yıldırım Bey ile görüşmüşler. Neden görüşmüşler bir sorun, neden açılmış telefon.

12 metre var olayla aramda, 1 metre değil. Penaltı noktasından 1 metre daha uzak. Ben önce hostes ile bir basın mensubu arasında bir münakaşa zannettim. Ben tabletten maça bakıyorum. Yardımcı antrenörler, "Biz bakarız" dedi. Sonra, "Bilal Meşe ile münakaşa" gördüm. Geçerken, baya gülen bir oyuncu gördüm. Kendi arabama bindim. Yanıma aldıklarım bana tamamen anlattı. Saat iki buçuk, üç. Sahur yaparken bana anlattılar tamamen. "Üstüne yatın, sabah hallederiz" dedim. Sabah kendisini çağırdığımda, başkan ve Ali Dürüst beni aradılar. Bir an önce deklarasyon reaksiyonu göstermek istediklerini söyledi. Ben, "Bir konuşayım, bunun karşılığı belli. Eylül ekimi nasıl kurtarırız, ona uğraşacağım." dedim. Ben ona bir şans vermek istediğimi söyledim. Bütün ekip güzel bir metin hazırladı, sonra kendi de hemfikirdi, arkadaşları da arkasındaydı. Sonra ne dedi, ne konuşuldu bilmiyoruz. Biz genel olarak buradayız, yerimiz yurdumuz belli. Bilmiyorum anlatabildim mi tam. Bir şey varsa yüzüme söylesin. Yüzüme söyleyecek! Varsa öyle bir sıkıntısı, kimin varsa, yüzüme söyleyecek!

ARDA TURAN, MİLLİ TAKIM'A ALINACAK MI?

Hande ve Bülent Hoca (Bayraktar) olmazsa, ben gelmem demiş midir sizce, bu böyle mi zannediyorsunuz. Son kampta Riva'da, Bülent Hocaya kasığını ve ozonla tedavisini göstermiştir. Bir pazarlık söz konusu olabilir mi ya? Bundan sonra uygulamalar göreceksiniz. Her soruyu sorabilirsiniz dedim, bu magazin. Siz manşetinizin peşindesiniz ya da başka birileri.

Bir kısmı formsuzluk, bir kısmı oradaki olaylara müdahale etmedikleri için.. Gönlümün kırık olduğunu ifade etmeyeyim mi? İçime sinmeyerek aldım dedim, daha ne diyeyim? İnsan sevdiği kişilerden beklemediği hareketler görürse üzülür. Bizim de gönlümüz elbette sevdiklerimizden beklemediklerimizi görünce kırılıyor. Kırılmasın mı? Biz bu arkadaşları kilolarıyla aldık, oynamadılar aldık, sakatlardı aldık... Biz tabii ki kırılacağız ben de insanım.

Kendisi çıkıp bir daha milli formayı giymeyeceğim diyen oyuncu için bir daha takıma alacak mısınız diyorsunuz. Nedeni belli değil mi?

VOLKAN DEMİREL, MİLLİ TAKIM'A ÇAĞIRILACAK MI?

Ben iddialı, köşeli cümleleri sevmiyorum, "Ben varken o milli takıma gelemez." demem. Volkan Demirel için de geçerli bu durum. Volkan Babacan çok iyi oynuyor, iyi de bir kaleci. Kimi alıp kimi almayacağıma iyice konuşarak, hak yememeye çalışarak, en iyi şekilde takip ederek karar veriyorum. Dolayısıyla, her yönüyle değerlendiriyorum. Öyle de devam edeceği, bu olur olmaz, bilmiyorum

BURAK YILMAZ VE PRİM OLAYINDA NE OLDU?

Burak'ın primini ben yazmadım bu bir. İkincisi arkadaşlarımız primleri hesaplarken yüzdelere göre hesaplamışlardır. Arkadaşlar prim hesaplarını yaparken, yüzdeleri alarak bir kasıt unsuru yoktur. Prim listesinin çıkması ayıptır. Benim mukavelemin, kontratımın 1 gün evvel TFF tarafından dikkatle saklanması gereken bir evrakken, ben gayrımeşru kazanıyorum gibi 24 saat önce yapılanları gördünüz, çok ayıptır. Halbuki daha evvel böyle bir şey yaşanmıştır. Şunu net olarak bilmelisiniz ki, kimsenin fazla prim, az prim almasını değil hepsinin çok kazanmasını isteriz. Hatta, bazen gelip de hak etmeyenlere bile veririz, ayıp olmasın diye. Bunda bir kasıt unsuru yoktur.

Arda Turan, Burak'ın hakkını ararken sesi biraz fazla yükselmiştir. Ben de sesinin yükselttiğini söylemişimdir.

''ARDA'YI AYNI UÇAKLA GERİ GÖNDERİRDİM!''

"(Uçakta edilen lafları o esnada orada anlamış olsaydınız ne yapardınız?") Bilal Meşe olayını çok net görseydim, oyuncuyu aynı uçakla geri gönderirdim. Sadece benle alakalı değil, Yıldırım Bey ve TFF yöneticileriyle ilgili düşünceleri olanlar da var. Çok net. Dışarıdakilerin bazılarının müttefikleri de vardır içeride. Böyle bir olayı görmemek için...

Arkadaşlar, ayak izlerini o kadar çok görüyoruz ki bazı şeylerin, bazılarına mantıklı açıklama da bulamıyoruz. Bu kavganın mantıklı açıklaması var mı? Herkes kaybeder böyle bir şeyden. Bazılarının istediği de bu. Dünyanın en büyük oyuncusu olabilirsiniz, sonuçta oyuncusunuz, ona göre davranacaksınız. Biz de başka bir şey beklemiyoruz kimseden. O yüzden, ben yanlış yönlendirildiklerine inanıyorum. Demin de söyledim, yolu gösterdim. Bakın isterseniz...

''PRİM KONUSUNU TFF BAŞKANI'NIN DÜŞÜNMESİ LAZIM''

Türkiye'de prim mevzusu, hepimizin düşünmesi gereken bir yanlıştır. Şöyle ki, prim tabelaya göre verilir. Oyuncuya, akit yaparken zaten oyunun karşılığı, hizmeti karşılığı bir bedel ödüyorsunuz. Burada, benim her zamanki tavrım tabeladan yanadır. Şampiyon olursanız, ikinci olursanız, UEFA Şampiyonlar Ligi'ne, UEFA'ya katılırsanız alacağınız primden daha fazladır. Çünkü, o zaman manası olur. Maç başının bile düşünülmesi lazım. Çoğu ülkede garanti para vardır, maç başı yoktur. Bu ikisi de tekrardan düzenlenmesi gereken bir olaydır. Milli Takım, burada kalifiye olunca primini alacaktır. Bundan önce yapılmayacaktır. Bunu TFF Başkanı ve yönetimi düşünecektir.

''ARDA İLE BİLAL MEŞE'Yİ BARIŞTIRACAKTIK, ARDA FİKİR DEĞİŞTİRDİ''

Demin söyledim, kendisiyle de paylaştım. "Böyle bir şey olmuştur, bunun karşılığı buradan ayrılmak." Bunun karşılığı kırmızı kart, yapınca sahada kalamazsın. Fakat, "Önümüzdeki günleri kotarabiliriz" dedim kendisine. Arkadaşları da beraber, mantıklı bularak hep beraber o yazı hazırlandı. Çok da güzel bir yazıydı. Bilal Meşe benim de dostumdur. Biz de dedik ki herhalde, "Sonradan bir araya getiririz. Karşılıklı gönül alınır. Özürler dilenmez karşılıklı ama ona yönelik sözler kullanılır." O arada başkan arandığına göre herhalde bir şeyler söylendi. Arkadaşları da ona güç vermek için istediler, ben de izin verdim, "Girin odaya" dedim. Son anda vazgeçmiş kendisi. Ben sanmıyorum, spontane gelişmiş bir şey değil. Öyle bir karar aldığını açıkladı. Eğer, bunu kabul etmemiş olsaydı Milli eşofmanla yaptırmazdım. Basın toplantısını yapmasını biz istedik. Güzel ve iyi olacağını, o yüzden o basın toplantısına böyle izin verdik. O, bunu tercih etti, olabilir. Keşke olmasaydı, herkesin de düşüncelerine saygım var. Herkes yaptıklarının bedelini ödüyor. Biz onu orada çözebilirdik. Ne var içinde, kim yazdı, kim yardım etti, oralar kalsın. O bizde.

''YILDIRIM DEMİRÖREN İLE GÖRÜŞLERİM AYRI OLABİLİR''

Yıldırım Demirören ile benim görüşlerim ayrı olabilir. Fakat, aramıza geldiğim günden beri, çok şükür, beklenenin dışında birbirimize yakın duruyoruz. En ufak da bir şey olmadı. Fakat, benim duruşum belli. Dolayısıyla, sadece başkan değil. Servet Yardımcı'nın da beyanatı var orada. 2 tane var. Olabilir. Ben, başkanla konuştuğumda herhangi bir sıkıntı yoktu. Ben aynı fikirde değildim. Ben beyanatlarının fikrinde değilim.

FATİH TERİM GÖREVDE KALACAK MI?

Sözleşmem var, sorunları çözmek için buraya geldim ve hiçbir yere gitmiyorum. Sorun oyuncuların bizimle iletişiminde değil. Sorun, oyuncuların dışarıdakileriyle iletişiminde...

VOLKAN BABACAN OLAYINA BAKIŞI

Volkan Babacan'la ilgili ben de duydum. Benim ne hakemlerle, ne kurullarla bir ilişkim olmaz! Yok ben az ceza alsın demişim. Tasvip etmediğimi söyledim. Kulübü ve federasyon kurulu cezasını verdi. Her olayı birbiriyle aynı tutmamak lazım. Hep kafamızda bir bulutlar dolaşıyor. Komple teorileri, paranoya gibi davranıyoruz.

CANER ERKİN AÇIKLAMASI

Fransa'da takım disiplini sorunu yoktu. Benim kimseyle bir sıkıntım yoktu. Caner'e gelince, söylediği doğru bir şey değil ama arkadaşını koruma refleksi olarak kabul edebiliriz. Sinkaf yok, normal karşılamak lazım. Burak da geldi bana, "Hocam böyle böyle, benim ne yapmam lazım" dedi. Takım disiplini sorunu yok, oyuncu disiplini sorunu var. Eski oyuncularımızı teoride muhteşem bir fikirdi, teoride olmadığı görüşünü düşünüyorum. Sağolsunlar hizmet ettiler ama istediğimizi alamadık. Hiçbir kamp, hiçbir takım, hiçbir organizasyon sorunsuz, kavgasız olmaz. Biz neler yaşadık arkadaşlar. Hepinizin bilmediği, bizimle mezara gidecek olaylar var. Hepsini çözdük. Benim sözlerime kulak verin."