Eyüp Subaşı'ndan İBB Davası'nda "elden para" itirafı! "Bana sistematik baskı yapıldı"

İBB Davası'nda etkin pişmanlıktan faydalanan sanık Eyüp Subaşı, Fatih Keleş'e alınacak işler karşılığında talep edilen payı nakit olarak verdiğini, bu ödemeleri Florya'da başkanlık konutunda ve Mermerciler'deki iş yerinde birkaç kez yaptığını, Ertan Yıldız'a verilen paraların ise kendisine değil, Mahmut Coşkun isimli bir aracıya elden ulaştırıldığını, Fatih Keleş ve Murat Ongun'un kendisine zaman zaman "Ertan'a verilen para tamamlandı mı" diye sorduğunu iddia etti.
Kamuoyunda "İBB Davası" olarak bilinen ve görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 51'i tutuklu 414 sanığın İstanbul 33. Ağır Ceza Mahakemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki duruşma salonunda yargılandığı dava dün görüldü.
EYÜP SUBAŞI İTİRAFLARININ ARKASINDA DURDU
Davanın 77'nci duruşmasında "Popüler Reklam Yayıncılık ve Genç Popülist Medya Planlama Organizasyon" şirketinin sahibi tutuksuz sanık Eyüp Subaşı savunma yaptı.
Sektörde "Salih Subaşı" ismiyle de tanınan Subaşı, savunmasına 30 yıllık ticari geçmişini anlatarak başladı ve "Ben belediyeye çalışmaya başladıktan sonra reklamcı olmadım, ben reklamcı olduğum için belediyeyle çalıştım" ifadelerini kullandı. Kendisinin bu davada sanık değil, "ticari mağdur" sıfatıyla yer alması gerektiğini söyleyen Subaşı,
"KAMUDAN PARA ALAN DEĞİL, KAMUYA PARA ÖDEYEN TARAF BİZİZ"
Subaşı, Panofect Medya ve Genç Popülist Medya şirketleri üzerinden altı ayrı eylemden yargılandığını belirterek, isnatların büyük bölümünün gerçeği yansıtmadığını savundu. Panofect Medya'nın kamu kaynağından hiçbir destek almadan kendi sermayesiyle kurulduğunu anlatan Subaşı, şirketin dijital ekranlar ve metro reklam alanları için toplam 20 milyon doların üzerinde yatırım yaptığını, buna karşılık Kültür A.Ş. ve belediyeye bugüne kadar 682 milyon lira kira ödediğini söyledi. "Ecrimisil usulüyle devam edilseydi kamu bu gelirin ancak beşte birini elde edecekti" diyen Subaşı, kendisine yöneltilen kamu zararı iddiasını kabul etmediğini belirtti.
Pandemi döneminde diğer firmalara Bakanlar Kurulu kararnamesiyle tanınan 90 günlük kira muafiyetinin kendisine yalnızca 49 gün olarak uygulandığını iddia eden Subaşı, 2024 yılında da 47 milyon lira ecrimisil cezasıyla karşı karşıya kaldığını aktardı. "En yüksek kira teklifini veren biz, en çok kirayı ödeyen biz, en az muafiyeti gören biziz. Bu tablo nasıl bir örgütsel kayrılmanın göstergesi olabilir?" diye sordu.
DİJİTAL EKRANLARIN DEVRİ İDDİASI: "YA ORTAK EDECEKSİN YA DEVREDECEKSİN DEDİLER"
Savunmasının en dikkat çeken bölümlerinden birinde Subaşı, yatırım yaparak kârlı hale getirdiği dijital ekranların elinden alınma sürecini anlattı. Buna göre önce Mermerciler Sanayi Sitesi'nde Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz ile, ardından İBB'nin Sütlüce'deki iletişim çadırında Murat Ongun ile yapılan görüşmelerde kendisinden dijital reklam ekranlarını Reklamist firmasına devretmesi ya da bu firmayla ortaklık kurması istendi. Subaşı, Fatih Keleş'in kendisine "Bundan sonra bu mecralarla ilgili çalışmayı Murat Ongun yönetecek, ya onu ortak edeceksin ya da devredeceksin" dediğini aktardı.
Subaşı, bu teklifi kabul etmediğini, ancak reklam yerlerinin bir kısmının bunun ardından indirildiğini, bunu "sistematik bir yıldırma ve anlaşmaya zorlama" olarak değerlendirdiğini söyledi. Şifahen 75 milyon lira üzerinde anlaşılan devir bedelinin, Murat Ongun'un yönlendirmesiyle sonradan 46 milyon liraya düşürüldüğünü ve bu bedelin Kültür A.Ş.'ye olan borcuna mahsup edildiğini belirten Subaşı, "Devrettiğimiz alanlar kısa süre sonra İLBAK'ların şirketi Kent Vizyon'a geçti. Kendime sadece şunu sordum: Madem sonunda onlara verilecekti, neden benden alındı?" diye konuştu.
Benzer bir mağduriyeti Galatasaray Stadı karşısına yapılan cam cepheli binanın reklam hakları konusunda da yaşadığını anlatan Subaşı, tam reklam anlaşması yaptığı sırada izinlerinin ve kira sözleşmesinin iptal edildiğini, bu durumu kendisine bizzat Murat Ongun'un telefonla bildirdiğini iddia etti.
KANOPİ PROJESİ VE 20 MİLYONLUK TALEP
Subaşı, metro girişlerine üst örtü (kanopi) yapılması projesine de değindi. Kendi mecrasını büyüteceğine ve sektöre katkı sağlayacağına inandığı için bu projeye onay verdiğini belirten Subaşı, işin şirketine verilmesinin ardından Ertan Yıldız'ın 20 milyon lira talep ettiğini öne sürdü. Bu parayı Ertan Yıldız'a değil, onun yönlendirdiği "Mahmut" isimli bir şahsa üç ayrı ödemede (5 milyon, 5 milyon ve 10 milyon lira) verdiğini belirten Subaşı, ifadesinde bu kişinin soyadının "Coşkun" olduğunu aktardı. Subaşı, "Bu gönüllü bir menfaat ilişkisi değil, işimi sürdürebilmek için maruz kaldığım bir irtikap mağduriyetidir" diyerek kendisini savundu. Projenin yatırım henüz karşılığını vermeden, 19 Mart süreciyle birlikte sözleşmesinin iptal edildiğini de sözlerine ekledi.
GENÇ POPÜLİST MEDYA VE "YÜZDE 10'LUK PAY" İDDİASI
Genç Popülist Medya üzerinden yürütülen üretim ve baskı işlerine de değinen Subaşı, bu şirketin 2014'te kurulduğunu ve 2014 ile 2019 seçimlerinde Ekrem İmamoğlu'nun kampanyasına dijital baskı ve duvar giydirme hizmeti verdiğini belirtti. Kültür A.Ş. ile yapılan ihalelerin iddianamede tek bir iş gibi gösterildiğini ancak aslında üç farklı iş kalemini kapsadığını savunan Subaşı, yaklaşık 14 ay süren bu işler kapsamında Kültür A.Ş.'ye 31 milyon 357 bin lira artı KDV fatura kestiklerini, tedarikçilere de 31 milyon 142 bin lira ödeme yaptıklarını belirterek "ortada astronomik bir kâr yok" dedi.
Subaşı, bu işler karşılığında kazancın yüzde 10'unu Fatih Keleş'e vermesinin talep edildiğini, başlangıçta bu talebi şaşırtıcı bulduğunu ancak pandeminin ticari faaliyetleri durma noktasına getirmesi nedeniyle bu duruma "maruz ve mecbur" kaldığını söyledi.
"FLORYA'DAKİ BAŞKANLIK KONUTUNDA ELDEN VERDİM"
Duruşma savcısının sorguladığı bölümde Subaşı, Fatih Keleş'e alınacak işler karşılığında talep edilen payı nakit olarak verdiğini doğruladı. Bu ödemeleri Florya'da başkanlık konutunda ve Mermerciler'deki iş yerinde birkaç kez yaptığını belirtti. Ertan Yıldız'a verilen paraların ise kendisine değil, "Mahmut Coşkun" isimli bir aracıya elden ulaştırıldığını yineledi. Ayrıca Fatih Keleş ve Murat Ongun'un kendisine zaman zaman "Ertan'a verilen para tamamlandı mı" diye sorduğunu aktardı.
Mahkeme başkanının, önceki ifadelerinde sıkça geçen "sistem" ifadesini sorması üzerine Subaşı, bu tabiri kendisinin türetmediğini, danışmanlardan duyduğunu söyledi. "Fatih Keleş bir talepte bulunabiliyorsa, Ertan Yıldız bir talepte bulunabiliyorsa ya da kurduğum ekranlara yönelik bir yönlendirme varsa, bunu sistematik bir olgu olarak algılıyorum. Sistem müsaade etmediği müddetçe iş yapamaz hale geliyorsunuz" dedi."Sistem" tartışması
ÖRGÜT ÜYELİĞİNİ REDDETTİ: "BEN TİCARİ MAĞDURUM"
Etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerin arkasında durduğunu ancak bu ifadelerin "örgüt üyeliği" şeklinde yorumlanmasını kabul etmediğini vurgulayan Subaşı, "Ben nasıl bir örgüt üyesi olabilirim ki, iddiaya göre örgüt yöneticim benim 10 yıllık aldığım ihaleyi başka firmaya verdirmek için bana sistematik baskı uyguluyor, reklam yerlerimi indiriyor. Bir örgüt yöneticisinin kendi üyesinin zarar etmesini istemesi, örgüt menfaat birlikteliğine tamamen aykırıdır" diyerek kendini savundu. Kendisinin bu davada sanık değil, "ticari mağdur" sıfatıyla yer alması gerektiğini söyledi.
"19 MART SABAHI ÜÇ KİŞİ OLARAK GÖZALTINA ALINDIK"
Savunmasının son bölümünde 19 Mart operasyonunun kendisi ve ailesi üzerindeki etkisini anlatan Subaşı, o sabah eşi Gülşah Subaşı ve oğlu Onur Buğra Subaşı ile birlikte Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüklerini, 19 yaşındaki kızının o gün küçük kardeşlerine hem abla hem anne-baba olmak zorunda kaldığını söyledi. 120 kişinin çalıştığı şirketlerine kayyum atandığını, dört bölge müdürlüğünün kapandığını ve 150 kişilik ekibinden yalnızca 60 kişinin kaldığını belirtti.
BERAAT TALEP ETTİ
Konuşmasını "Ben asla herhangi bir örgütün üyesi değilim, kamu zararına sebep olmadım, aksine kamuya yarar sağladım" sözleriyle tamamlayan Subaşı, kendisinin, eşi Gülşah Subaşı'nın ve oğlu Onur Buğra Subaşı'nın beraatine, şirketlerine atanan kayyum tedbirinin kaldırılmasına, hesap blokeleri ve diğer adli tedbirlerin sona erdirilmesine karar verilmesini talep etti.
MAHKEME BAŞKANI VE SAVCININ SORULARI
Savunmasının ardından söz alan mahkeme başkanı, Subaşı'nın 16 Mayıs, 28 Mayıs ve 21 Ağustos 2025 tarihli önceki ifadelerindeki bazı noktaları netleştirmesini istedi. Subaşı bu ifadelerde "Murat Ongun sisteme düzenli gelir sağlayan bir mekanizma kurmuş oldu" ve "Ekrem İmamoğlu'nun danışmanları ve usulsüz işler içindeki belediye bürokratları sistem denen oluşumun içindedir" şeklindeki ifadelerini doğruladı. Reklamist firmasıyla ilgili görüşmelerin Tuncay Yılmaz'ın araya girmesiyle sürdüğünü, Tuncay Yılmaz'a bu sürecin İmamoğlu'nun bilgisi dahilinde olup olmadığını sorduğunda "Ekrem Başkan'ın bilgisi dahilinde toplantı yaptık" cevabını aldığını aktardı.
“HÜR İRADEMLE İFADE VERDİM. HERHANGİ BİR BASKIYA MARUZ KALMADIM”
Duruşma savcısının sorularına da yanıt veren Subaşı, ecrimisil bedellerinin belediyenin ilgili birimlerince meclis kararlarıyla belirlendiğini, kendisinin bu süreçte yalnızca ödeyen taraf olduğunu söyledi. Kültür A.Ş.'de 2020 yılında Serdal Taşkın'ın görevden ayrılmasının ardından reklam sürecini Murat Ongun'un yönettiğini, Murat Ongun'un reklam işlerini Emrah Bağdatlı, organizasyon işlerini ise Barış Kılıç ile yürüttüğünü öne sürdü, ancak Emrah Bağdatlı ile hiçbir görüşmesinin olmadığını belirtti.
Son olarak, ismi geçen diğer sanıkların savunmalarında dile getirdiği "aile tehdidi ve baskı altında ifade verme" iddialarına ilişkin soruya karşılık Subaşı, "Hür irademle verdim. Herhangi bir baskıya maruz kalmadım Sayın Başkan" cevabını verdi.




















