TBMM AB Uyum Komisyonu'nda Türkkan, AİHM kararlarının uygulanmadığını savundu

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
TBMM AB Uyum Komisyonu'nda Türkkan, AİHM kararlarının uygulanmadığını savundu
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

TBMM AB Uyum Komisyonu'nda Türkiye'nin üyelik süreci ve AİHM kararlarının uygulanması tartışıldı. İYİ Partili Türkkan, AİHM kararlarını uygulamayan ülkenin AB çabasının ciddiye alınmayacağını savunurken Bakan Yardımcısı Bozay uyum oranının yüzde 90 civarında olduğunu belirtti.

Haber: Berfin BAYIR

(TBMM) - TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu'nda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( Aihm ) kararlarının uygulanması tartışıldı. İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, "Aihm kararlarını uygulamamakta ısrar eden bir ülkenin Avrupa Birliği'ne girme çabalarını kim ciddiye alır?" diye sordu. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar ise Türkiye'nin AİHM kararlarına yüzde 90 oranında uyduğuna ilişkin açıklamaları eleştirerek, "Sorun yüzde 90'ına uymamız değil, bu simge davalarda kendi anayasamızın gereğini yerine getirmemizde" dedi.

TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, AK Parti Van Milletvekili Burhan Kayatürk başkanlığında toplandı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay'ın komisyonu bilgilendirmesinin ardından milletvekilleri söz alarak Türkiye'nin AB üyelik sürecini, hukuk ve demokrasi alanındaki eleştirileri ve Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik tutumunu değerlendirdi.

İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Avrupa Birliği'ne üyelik çabalarının ne ölçüde ciddiye alındığının sorgulanması gerektiğini belirterek, Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulamamasının üyelik sürecini olumsuz etkilediğini söyledi.

Türkkan, "Avrupa Birliği ülkelerinin de içinde bulunduğu AİHM kararlarını uygulamamakta ısrar eden bir ülkenin Avrupa Birliği'ne girme çabalarını kim ciddiye alır? Evrensel hukukun tecelli etti diye düşündüğümüz, öyle konuşulan bir mahkemenin kararını, sadece bir kararını değil, birçok kararını uygulamamakta direnen, hatta birçok konuda uygulamadığı için tazminata mahküm edilen bir ülkenin Avrupa Birliği'ne girme çabaları çok ciddi gözükmüyor" dedi.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik konusunda samimi bir niyeti varsa buna uygun hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Türkkan, "Bu bir niyet olabilir. Niyeti gayet samimi anlayabiliyorum, olması gereken de bu, onu da biliyorum. Ama bir taraftan 'Kayak yapmaya gideceğim ama mayoyla gideceğim' demek olmaz. O biraz insanın aklından şüphe ettirir. Öyle bir şey yok. Her işe uygun bir kıyafet. Bu işte de öyle. Bir işte yoğunsunuz ve olmazsınız" dedi.

Türkiye'nin demokrasi ve hukuk alanında gerekli adımları atmadan Avrupa Birliği üyeliği konusunda sonuç alamayacağını belirten Türkkan, "Türkiye önce gerçekten demokrasinin tüm kurallarıyla, hukukun her zeminde işlediği bir ülke haline gelmeden bunlar sadece bizleri ve milleti oyalamaktan bir adım öteye gidemez" ifadelerini kullandı.

Komisyonda harcanan zamanın sonuç almaya yönelik olmadığını düşündüğünü, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne gerçekten girmek isteyip istemediğinin sorgulanması gerektiğini söyleyen Türkkan, "Bana göre olması gereken Avrupa Birliği'ne girmek. Tabii bu, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye dayatmaya kalktığı, Türkiye'nin kültürel yapısını sıkıntıya sokacak söylemlerini kabul ederek anlamında söylemiyorum" dedi.

BOZAY: "KARARLARA UYUM ORANIMIZ YÜZDE 90 CİVARINDA"

Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, Türkkan'ın eleştirilerine yanıt verirken Türkiye'nin AİHM kararlarına uyum oranının yüzde 90 civarında olduğunu belirtti.

Bazı çevrelerin belirli davalara yoğunlaştığını savunan Bozay, Avrupa Birliği ülkelerinin de insan hakları konusunda eleştirilebilecek uygulamaları bulunduğunu söyledi. Bozay, "Avrupa Konseyi'nin üyesiyiz. Avrupa Birliği üyesi değiliz ama kararlara uyum konusunda, yanılmıyorsam, yüzde 90 civarında bir oranımız var" dedi.

Kıbrıs meselesi üzerinden Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirilerini dile getiren Bozay, Türkiye'nin bazı kararları uygulamasına karşın AB içerisinde farklı tutumlarla karşılaştığını savundu. Bozay, "Bu resimde kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Mesela Kıbrıs meselesinde gasbedilmiş araziler ve insan haklarına aykırı bir sürü durum var. Avrupa Konseyi bu konuda bir karar almış, Türkiye'ye 'Tazminat ödeyeceksin' demiş. Biz de 'Boynumuzun borcu, tamam, Avrupa Mahkemesi'nin kararı' demişiz" diye konuştu.

Türkiye'nin birliğe üyelik sürecinde çeşitli engellerle karşılaştığını savunan Bozay, vize serbestisi konusunda kişisel verilerin korunması ve terörle ilgili düzenlemeler üzerinde çalıştıklarını belirtti.

Bozay, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yargı, diplomasi ve güvenlik kurumlarının toparlanma sürecine girdiğini ifade ederek, "Bu darbeden toparlanmak çok kolay olmuyor. Diyeceksiniz ki 'Bu darbenin üzerinden yıllar geçti' ama hakimler, savcılar, diplomatlar böyle bir çiçek gibi yetişmiyor. Bizim bazı sıkıntılarımızın arkasında yeniden bir inşa sürecimiz de var" dedi.

Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik eleştirilerinde çifte standart uyguladığını ileri süren Bozay, Ukrayna'nın adaylık sürecinin gündeme getirilmesine karşın Türkiye'nin adaylığının aynı şekilde ele alınmadığını söyledi. Gazze'deki gelişmeler karşısında Avrupa Birliği'nin tutumunu da eleştiren Bozay, insan hakları konusunda Avrupa Birliği'nin de kendi standartlarını gözden geçirmesi gerektiğini savundu.

TÜRK­KAN: "DİĞER ÜLKELERDE DE VAR DEMEK BİR SAVUNMA ŞEKLİ DEĞİL"

Bozay'ın açıklamalarının ardından yeniden söz alan Türkkan, başka ülkelerde de benzer uygulamaların bulunmasının Türkiye'deki sorunları açıklamak için gerekçe gösterilemeyeceğini söyleyerek, "Onlarda olanı da kötü olarak nitelendirmek lazım. Bizde kötü ama onlarda da kötü. Bu bir savunma şekli değil. Bunu kabul etmiyorum, asla kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı.

Darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçtiğini hatırlatan ve darbe girişiminin hala uygulamalardaki eksikliklere gerekçe gösterilmesini eleştiren Türkkan, "Türkiye 2016'da bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldı. Bir darbe teşebbüsüydü ve gerçekten Allah'ın yardımıyla da bu darbe teşebbüsü savuşturuldu. Aradan 10 sene geçti. 1980 bir darbeydi. Onlar açısından başarılmış bir darbeydi. 1990 senesine geldiğimizde o darbenin hiçbir izi yoktu, hiçbir şey de konuşulmuyordu darbeyle alakalı" dedi.

Türkkan, 2016'daki darbe girişiminin etkilerinin 2026'ya kadar sürmesinin uygulamalardaki eksikliklerden kaynaklandığını savunarak, "O darbe teşebbüsünün 10 sene sonra bir engel olarak gösterilmesi, 80 ve 90 darbesini size hatırlatmam vesile oldu" diye konuştu.

AK PARTİLİ ŞAHİN: "TÜRKİYE'NİN SAMİMİYETİNDEN HİÇBİR ŞÜPHEM YOK"

AK Parti Gaziantep Milletvekili Ali Şahin ise Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde samimi bir çaba gösterdiğini, buna karşın birliğin Türkiye'ye karşı aynı yaklaşımı sergilemediğini savundu.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği için 2011'den beri çeşitli platformlarda mücadele ettiklerini belirten Şahin, daha önce üç yıl Avrupa Birliği Bakan Yardımcılığı yaptığını hatırlattı. Şahin, " Türkiye'de hangi ideolojiden, hangi iktidar olursa olsun Avrupa Birliği'ne girme sürecinde son derece samimi bir niyet ortaya konulmuştur ve samimi bir çaba gösterilmiştir. Benim gözümde, AB ile ilgili süreçte Türkiye'nin birliğe üye olma sürecindeki samimiyetini Avrupa Birliği Türkiye'ye karşı hiçbir zaman göstermedi" dedi.

Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı çifte standart uyguladığını öne süren Şahin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Doğu Bloku ülkelerinin üyelik süreçlerini örnek gösterdi. Türkiye'nin üyeliğinin önüne çeşitli engeller çıkarıldığını savunan Şahin, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü gibi değerlerin Avrupa Birliği tarafından çifte standartlı biçimde ele alındığını söyledi.

Şahin, "Bugün Türkiye'nin önüne koydukları demokrasi, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, bireysel özgürlükler gibi konular Avrupa Birliği için her zaman helvadan yapılmış birer puttu. Kendileri için söz konusu olduğunda bu değerlere tapınırken başkaları için söz konusu olduğunda, mesela Mısır için, Suriye'nin çocukları için, Gazze'nin çocukları için söz konusu olduğunda tapındıkları bu putları helvadan yapılmış birer put gibi yediler" diye konuştu.

Türkiye'nin Avrupa'nın asli unsurlarından biri olduğunu savunan Şahin, Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde Türkiye'nin dışlayıcı bir yaklaşımla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.

DEM PARTİLİ ÇANDAR: "SORUN YÜZDE 90 DEĞİL, SİMGE DAVALAR"

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, Türkiye'nin AİHM kararlarına yüzde 90 oranında uyduğu yönündeki açıklamaların yanıltıcı olabileceğini belirterek, asıl meselenin kamuoyunda bilinen ve simge haline gelen davalardaki kararların uygulanması olduğunu söyledi.

Avrupa Birliği'nin çifte standart uyguladığı yönündeki eleştirilerin bilindiğini ifade eden Çandar, bu konudaki tartışmaların Türkiye'nin kendi hukuk düzenindeki yükümlülüklerini yerine getirmesi gereğini gölgelememesi gerektiğini belirtti.

Çandar, "Avrupa Birliği'nin çifte standardını, Avrupalıların bildiği çifte standardı biz biliyoruz. Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurusundan önce de söyledik, tam üyelik başvurusu sırasında da söyledik. Özellikle Gazze savaşından sonra Avrupa'nın ortaya koyduğu manzara bir infial konusudur ve utanç vesilesidir. Ama Avrupa Birliği'nin çifte standartlı olduğunu söyleyerek burada çok anlamlı bir vakit harcamış olmuyoruz" dedi.

Türkiye'nin kendi anayasası gereği AİHM kararlarına uyması gerektiğini vurgulayan Çandar, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş davalarını örnek gösterdi.

Çandar, "Anayasamızın 90'ıncı maddesinin 5'inci fıkrasına göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle çelişmemesi gereken iç hukuk konumuz, AİHM kararlarına uymak. Önemli olan simge davalardır. Dreyfus davası Fransa'da bir simge davadır. Fransız yargısı binlerce isabetli karar vermiştir, hiç kimse istatistik dökümü yapmaz. Dreyfus davası çıktığı zaman 'Şu kadar hukuka uygun karar vermiştir' denmez" ifadelerini kullandı.

Osman Kavala davasında verilen Büyük Daire kararını ve Selahattin Demirtaş davasını hatırlatan Çandar, bu davaların bütün dünyada bilindiğini söyledi.

Çandar, "Sorun yüzde 90'ına uymamız değil, bu simge davalarda kendi anayasamızın gereğini yerine getirmemizde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyan bir taraf olduğumuzu kendimizce ispat etmemizde. O yüzden lütfen bir uzman kuruluş olarak yürütmeyi kötü yola sevk etmeyin" dedi.

BOZAY: "DAVALAR HAKKINDA YORUM YAPMAK BENİM HADDİM DEĞİL"

Bozay, Çandar'ın eleştirilerine yanıt verirken davalar hakkında yorum yapmasının doğru olmayacağını belirtti. Konuların Adalet Bakanlığı ve diğer bakanlıklarla birlikte ele alındığını söyleyen Bozay, milletvekillerinin değerlendirmelerini ilgili makamlara aktaracaklarını ifade etti.

Bozay, "Davaların sürecinde o davalar konusunda yorum yapmak benim haddim değil. Yargıda olan bir konu. Bundan dolayı biz bunu Adalet Bakanlığımızla, diğer bakanlıklarımızla birlikte konuşuyoruz" dedi.

Çandar'ın simge davalara ilişkin değerlendirmelerini not ettiğini belirten Bozay, Avrupa Birliği'nin insan hakları ve hukuk alanındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini yineledi. Türkiye'nin bazı davalarda kendisine yönelik yaklaşımı haksız bulduğunu söyleyen Bozay, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'nin attığı adımları desteklemesi gerektiğini savundu.

CHP'Lİ SÜLLÜ: "YILLARDIR AYNI CÜMLELERİ DUYMAKTAN BIKTIK"

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü de Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde uzun süredir ilerleme kaydedilemediğini belirterek, her yıl yayımlanan Türkiye raporlarında aynı eleştirilerin yer almasını eleştirdi.

Süllü, Avrupa Birliği'nin çifte standart uyguladığı yönündeki değerlendirmelere katıldığını ancak bunun Türkiye'deki sorunları açıklamak için mazeret olarak kullanılmaması gerektiğini ifade ederek, "Biz aslında son üç dört yıldır hep aynı şeyleri dinliyoruz. Evet, bir çifte standart olduğunu kabul ediyoruz. Ona söyleyecek bir şeyimiz yok ama biz siyasi muhalefet partileri olarak Türkiye koşullarında çifte standarda o kadar alışkınız ki bunun uygulanmasına da alışkınız. Bunu mazeret olarak kabul etmiyoruz, açık ve net olarak söyleyeyim" dedi.

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin üyelik hedefinden uzaklaşarak karşılıklı çıkar temelli bir ilişkiye dönüştüğünü belirten Süllü, Türkiye'nin demokrasi ve hukuk alanındaki eksikliklerini gidermesi gerektiğini vurguladı. Süllü, "Artık Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz bir üyelik ilişkisinden çıkmış, al-ver, yani işlemsel bir ilişkiye dönmüş durumda. Bunu ne yazık ki biz de kabul etmişiz. İktidar da kabul ediyor, yürütme de kabul ediyor, Avrupa Birliği de kabul ediyor" diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını da eleştiren Süllü, Türkiye'nin öncelikle kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti. AB üyeliği için gerekli kriterlerin tamamlanması çağrısında bulunan Süllü, vize serbestisi konusunda kalan altı kriterin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Süllü, "Biz ev ödevlerimizi yapalım. Diyelim ki 'Bakın, biz bunları, bunları, bunları yaptık.' Artık o raporlarda hep aynı cümleleri duymayalım. Her yıl bıktık o cümleleri duymaktan. Her yıl aynı şeyleri görüyoruz raporlarda" ifadelerini kullandı.

Türkiye'de geleceğini göremeyen vatandaşların Avrupa'yı bir umut olarak gördüğünü belirten Süllü, ekonomik gücü ve entelektüel birikimi yüksek kişilerin de yurt dışında vatandaşlık başvurusu yaptığını, şirket açtığını ve konut aldığını anlattı.

Süllü, Avrupa Birliği'nin genişleme politikalarına ilişkin yeni çalışmaların Türkiye-AB ilişkileri açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, uzun süredir fiilen ilerlemeyen katılım müzakerelerinin yeniden canlandırılması için somut bir yol haritası hazırlanıp hazırlanmadığını sordu.

Gümrük Birliği'nin sanayiciler açısından önemine dikkati çeken Süllü, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin gelecekteki genişleme ve kurumsal reform çalışmalarında aktif biçimde yer alıp almadığının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Kaynak: ANKA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.