Roma'dan bugüne Cibalikapı, 1800 yıldır İstanbul'da aktif kapı olarak kullanılıyor

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
Roma'dan bugüne Cibalikapı, 1800 yıldır İstanbul'da aktif kapı olarak kullanılıyor
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Haliç kıyısındaki tarihi Cibalikapı, Roma döneminden bugüne uzanan yaklaşık 1800 yıllık hikayesiyle İstanbul'un değişen yaşamına tanıklık ediyor. Yasin Saygılı, kapının çeşitli dönemlerde tamir edildiğini, 1800 yıl sonra hâlâ kullanılan aktif bir kapı olduğunu belirtiyor.

ŞADUMAN TÜRKAY/ALİ OSMAN KAYA - Haliç kıyısındaki tarihi Cibalikapı, Roma ve Bizans dönemlerinden Osmanlının Tersane-i Amire'sine, büyük yangından Cumhuriyet dönemine uzanan hikayesiyle kentin değişen yaşamına tanıklık ediyor.

Anadolu Ajansının (AA) "Şehrin Tarihine Açılan Kapılar" başlıklı dosya haberinin beşinci bölümünde Cibalikapı'nın Roma döneminden bugüne uzanan yaklaşık 1800 yıllık hikayesi ele alındı.

Romalı Septimius Severus zamanında 2. yüzyılda Haliç kıyısındaki deniz surlarının inşa edilmesiyle şehrin bağlantısını sağlaması amacıyla kullanılan yapı, kara surlarındaki savunma kapılarından farklı bir işleve sahipti.

Haliç'i baştan başa saran zincir nedeniyle burada tek katlı inşa edilen kapı, içerideki mahallelerden limana ulaşımı sağlıyordu.

Fatih Sultan Mehmet'in 1455'te yaptırdığı ilk nüfus sayımında "Cebe Ali" ismine rastlanırken kente ilk girenlerden Osmanlı komutanının türbesi de kapının hemen yanında yer alıyor.

Kapının çevresindeki tarihi doku Osmanlı döneminde de deniz ve ticaretle ilişkisini sürdürdü.

Haliç'in karşı kıyısındaki Tersane-i Amire'nin faaliyetleriyle bağlantılı olarak bölgede gemilerin bakımında kullanılan kalafatçılık ve zift kaplaması gibi işlere yönelik dükkan, atölye ve iş yerleri bulunuyordu.

Deniz kıyısında olması, rüzgar alması, çevresindeki ahşap yapılaşma ve ateşle iç içe faaliyet gösteren iş yerleri nedeniyle bölge, İstanbul'un sık sık büyük yangınlarla karşı karşıya kaldığı alanlardan biri haline geldi. 1633 yılında 3 gün süren Cibali yangını, buradaki yapılara ve halka büyük zararlar verdi.

Kapının yakınındaki Cibali Karakolu da ilerleyen yıllarda İstanbul'un kültür ve edebiyat hayatında yer edindi. Fransız tiyatro oyunundan uyarlanan "Cibali Karakolu", 1950'lerden sonra Darülbedayi ve Şehir Tiyatroları sahnelerinde oynandı.

"Yaklaşık 1800 yıllık bir şehir surunun kapısı"

Akademisyen ve sanat tarihçisi Yasin Saygılı, AA muhabirine, Cibalikapı'nın tarihinin Roma dönemine kadar uzandığını, kapının farklı dönemlerde tamir edilerek bugüne ulaştığını söyledi.

Saygılı, burasının Roma Dönemi'nden itibaren deniz surlarında bir kapı olarak tarihsel kayıtlarda yer aldığına dikkati çekerek, "İlk olarak Septimius Severus döneminde bu deniz surları inşa ediliyor yani 2. yüzyılda. Buraya 'Yaklaşık 1800 yıllık bir şehir surunun kapısı' diyebiliriz. Sonraki dönemlerde çeşitli tamiratlar geçiriyor. Kapıya baktığınız zaman Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet sürecinde düzenli olarak tamir edildiğini biliyoruz." diye konuştu.

Haliç'i çevreleyen zincir nedeniyle burasının kara surlarından farklı şekilde tek katlı olduğuna işaret eden Saygılı, o dönemki ulaşımın, insanların direkt denize giriş çıkışının bu kapılar üzerinden gerçekleştiğini, burasının Ayakapı gibi ticari ve küçük yapıda olduğunu anlattı.

Saygılı, kapının fetihten sonra "Cebe Ali" adıyla anıldığını, bunun kapının yanında bulunan türbeyle de ilişkilendirildiğini belirtti.

Bursa Subaşısı Cebe Ali'nin fetihte askeriyle İstanbul'a ilk giren kişilerden olduğunun rivayetlerde anlatıldığını aktaran Saygılı, türbesinin de çeşitli değişikliklere uğradığını söyledi.

Saygılı, "Birazcık daha geriye gittiğimiz zaman ise Evliya Çelebi, 1600'lerden itibaren yani 17. yüzyılda burayla alakalı biraz daha menakıbname hükmünde bir hikayeyi bize naklediyor. Anlatılan o ki Mısır evliyalarından birisi olan Cübbe Ali, yanındaki 300 dervişiyle beraber Haliç'in karşısına geçiyor ve oradan cübbeleri üzerinden 300 dervişle beraber buraya gelerek şehre ilk girişlerden birini gerçekleştiriyorlar. Osmanlının son döneminde bu tarz halk anlatıları çok yaygın ve popüler oluyor ama Osmanlıda da bu kapı kullanılıyor. 'Cebe Ali Kapısı' olarak devam ediyor." bilgisini verdi.

Tersane-i Amire'nin faaliyetleri, kapının çevresindeki yaşamı şekillendirdi

Osmanlı döneminde kapının liman bağlantısının devam ettiğini, karşı kıyıdaki Tersane-i Amire'nin faaliyetlerinin de bölgedeki ekonomik hayatı doğrudan etkilediğini dile getiren Saygılı, burasının gemilerde kullanılan kalafatçılık ile zift kaplaması gibi pek çok gemi ve donanmayla alakalı dükkanların, atölyelerin ve iş yerlerinin bulunduğu bir alan olduğunu anlattı.

Saygılı, bu semtin o dönemki ekonomik faaliyetler kapsamında ateşle iç içe olması, arkasında ahşap evlerin bulunması ve deniz kenarında rüzgar alması sebebiyle sürekli yangınlar çıktığını belirtti.

Cibali yangını, İstanbul'un tarihine damga vurdu

İstanbul'da farklı dönemlerde sık sık büyük yangınların çıktığına dikkati çeken Saygılı, "İstanbul'da 10 yılda, 20 yılda bir, bazen 5 yılda bir büyük yangınlar çıkar. Bunlardan da en büyüğü aslında 1633 yılında Cibali olarak bildiğimiz yangındır. Bir kahvehanede tütünden dolayı çıktığı söyleniyor. Bu yangının İstanbul'u baştan aşağıya yaktığı ifade ediliyor. IV. Murat'ın da birazcık sert ve yasakları koyan bir padişah olması sebebiyle 1633'te bu yangın sonrasında İstanbul'a tütün ve sigara ürünlerinin tüketilmesi yasaklanıyor." diye konuştu.

Saygılı, 1884 yılında şu an Kadir Has Üniversitesinin bulunduğu yerde tütün fabrikasının kurulduğunu belirterek, "Yani Padişah'ın tütün yasağı koymasına sebep olan yer, 250 yıl sonra bir tütün fabrikası kuruluşuyla devam ediyor. O bakımdan kendi içinde de biraz birleşik bir tarihi var." ifadelerini kullandı.

Kapı, sosyal hayatın da parçası oldu

Cibalikapı'nın yaklaşık 1800 yıl boyunca şehir içi ile dışını bağlayan noktalardan biri olarak hem ticari hem de sivil hayatta önemli bir yer işgal ettiğini belirten Saygılı, şu ifadeleri kullandı:

"Şehir surları boyunca onlarca kapı var. Şimdi İstanbul'un çok büyük bir şehir olduğunu aklınızda tutmak lazım yani antik dünyada da Bizans'ta da Osmanlı Dönemi'nde de İstanbul, dünyanın en büyük şehirlerinden bir tanesi. O bakımdan bu kentin onlarca kapısı vardı. Burası da dediğim gibi hem manevi hem sembolik olarak bir öneme sahip. Aynı zamanda da sosyal ve gündelik hayatın sürdürüldüğü kapılardan biri olma vasfına sahip. Yüzyıllar içerisinde kapıların bir kısmı kapatılıyor, kapıların bir kısmı örtülüyor. Bir kısmına ihtiyaç kalmıyor ama burası 1800 yıl sonra hala kullanılan aktif bir kapı olarak varlığına devam ediyor."

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.