İsias'ta Yaşamını Yitiren Rehberin Aileleri ve Yaralı Kurtulan Rehberler Anka'ya Konuştu: Daha da Beteri Bekleniyor İstanbul İçin.
6 Şubat depremlerinde yıkılan Adıyaman'daki İsias Otel’de yaşamını yitiren 32 turist rehberlerin yakınları, İsias enkazından yaralı kurtulan rehberler ANKA’ya konuştu. Rehber Çağkan Yılmaz’ın babası, “Adalet yerini bulursa bundan sonra insanlar daha dikkatli olacak. Binayı yaparken zemine göre yapacak. İnsana değer verirse, insanı yaşatırsa devlet de güçlenecek” ifadeleriyle devam eden İsias Otel davası için adalet talebini yineledi. Ozan Koç’un annesi de, “Bir düşün; bir otelde bir deprem oluyor ve bir anda kaybolup gidiyor çocuğun. Enkaz altında kalıyor. Korkunç değil mi? Tahtaya vurdun; ‘Allah korusun’ dedin. Biz bu acıyı yaşadık... Bir avuç insanı korumak için bütün ülkenin ölümünü göze alıyoruz; biz bu kadar değersiz miyiz? Bakanlar, milletvekilleri, hukukçular, o cüppeyi üzerine giyenler, bu olaydan kaçmayın. Bu ülkede her zaman deprem olacak; daha da beteri bekleniyor İstanbul için. Sizin de çocuklarınız ölecek eğer susarsanız. Öldükten sonra onlar da bizim safımızda olacaklar. Ama empati yapabilmek için illa ki senin çocuğunun ölmesi mi lazım?” dedi.
Haber: Beril KALELİ/Kamera: Belçim KILIÇKIRAN
(İSTANBUL) 6 Şubat depremlerinde yıkılan Adıyaman'daki İsias Otel'de yaşamını yitiren 32 turist rehberlerin yakınları, İsias enkazından yaralı kurtulan rehberler ANKA'ya konuştu. Rehber Çağkan Yılmaz'ın babası, "Adalet yerini bulursa bundan sonra insanlar daha dikkatli olacak. Binayı yaparken zemine göre yapacak. İnsana değer verirse, insanı yaşatırsa devlet de güçlenecek" ifadeleriyle devam eden İsias Otel davası için adalet talebini yineledi. Ozan Koç'un annesi de, "Bir düşün; bir otelde bir deprem oluyor ve bir anda kaybolup gidiyor çocuğun. Enkaz altında kalıyor. Korkunç değil mi? Tahtaya vurdun; 'Allah korusun' dedin. Biz bu acıyı yaşadık... Bir avuç insanı korumak için bütün ülkenin ölümünü göze alıyoruz; biz bu kadar değersiz miyiz? Bakanlar, milletvekilleri, hukukçular, o cüppeyi üzerine giyenler, bu olaydan kaçmayın. Bu ülkede her zaman deprem olacak; daha da beteri bekleniyor İstanbul için. Sizin de çocuklarınız ölecek eğer susarsanız. Öldükten sonra onlar da bizim safımızda olacaklar. Ama empati yapabilmek için illa ki senin çocuğunun ölmesi mi lazım?" dedi.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi uygulamalı eğitim gezisi dolayısıyla Adıyaman'da bulunan 32 turizm rehberi, kaldıkları İsias Otel'in 6 Şubat depremlerinde yıkılması sonucu yaşamını yitirmişti. Rehberler dün depremin 3'üncü yıl dönümünde aileleri tarafından, İstanbul Rehberler Odası'nın düzenlediği programla anıldı. Yaşamını yitiren rehberlerin aileleri ve anmaya katılan İsias enkazından yaralı kurtulan rehberler ANKA'ya konuştu.
Ali Yılmaz: Adalet yerini bulursa bundan sonra insanlar daha dikkatli olacak
İsias'ta yaşamını yitiren Çağkan Yılmaz'ın annesi Nilgün Yılmaz adalet talebini, "Ben bu ülkede adaletin olduğunu görmek istiyorum. Bir Türk vatandaşı olarak adaletin olduğunu görmek istiyorum" ifadeleriyle dile getirdi. Baba Ali Yılmaz da şöyle konuştu:
"Toprağın altına girenlerin hangi takımı tuttuğu, hangi siyasi partiye oy verdiği, hangi ideolojiye inandığı, hangi manevi değerleri taşıdığı önemli değil. Olayın siyasete çekilmeden, tamamiyle adaletin yerine getirilmesi için her şeyin yapılmasını, hırkayı giyenlerin hırkanın kıymetini bilmesini ve gereğini yapmasını bekliyoruz. Başka bir beklentimiz yok bizim. Bizim evladımız gitti, geri gelmeyecek. Depremden insanlar böyle ölmesin diye mücadelemiz. Adalet yerini bulursa bundan sonra insanlar daha dikkatli olacak. Binayı yaparken zemine göre yapacak. İnsana değer verirse, insanı yaşatırsa devlet de güçlenecek. Güçlü devlet demek güçlü halk demektir. Birbirinden bağımsız şeyler değil bunlar"
İsias Otel enkazından yaralı olarak kurtulan rehberler Berna Tanış, Erhan Taşkın ve Leyla Dizdar da o gün yaşadıklarını aktardı.
Enkazdan kendi çabasıyla çıkan Taşkın: Abim diyor ki 'Aradım, enkazın üzerinde çalışıyorlar', bakıyorum sadece ben varım
Enkazda ulaşabildiği bir arkadaşıyla birlikte gördükleri bir deliği genişleterek enkazdan çıktıklarını aktaran Erhan Taşkın, telefonda konuştuğu ağabeyinin kendisine, 112'yi aradığını ve enkaz üzerinde çalışma yürütüldüğü bilgisi verildiğini söylediğini aktardı. Taşkın, "Abim diyor ki 'Enkazın üzerinde çalışıyorlar'. Bakıyorum sadece ben varım enkazın üzerinde. Nasıl olur diyorum, kimse yok şu anda. Abim diyor ki aradım. 9, 9.30 gibi oradaki Adıyamanlı vatandaşlarımız geldi. Çetin adında bir beyefendi yardım etti. Berna'yı çıkarmada kendisi bayağı uğraştı. Keski falan getirmişti. Saat 11.00 gibi Berna'yı çıkardık gönderdik. Sonrasın yarım saat kadar enkaz üzerinde çalıştık. Artık gücüm kalmamıştı. Tırnaklarım kopmuş, ayaklarım titriyor. Ayakta duramıyorum. Hava çok soğuk. Ben zaten yaralıydım" şeklinde konuştu.
Tanış: Önlem alınabilen ülkeler var, alınabiliyor demek ki; bunun gereklilikleri neden yapılmıyor?
Meslektaşı Erhan Taşkın tarafından yer tespit edildikten sonra bir başka vatandaşın yardımıyla enkazdan çıkarılan Berna Tanış ise şöyle konuştu:
"Ben şanslı olanlardandım. Otel enkazına 2'inci, 3'ünci gün anca yardım geldi. ve bildiğimiz kadarıyla Kıbrıslılar sayesinde o da. Ben (enkazda) kendime geldiğimde 155, 112, hiçbir şekilde hat düşmedi. Düşmediği gibi de zaten hiçbir şekilde yardım gelmedi. Oradaki insanlar şey yaptılar. Hastaneye de oradaki herhangi biri götürdü... Dünyanın her yerinde deprem oluyor. Türkiye de deprem ülkesi. Önlem alınabilen ülkeler var; alınabiliyor demek ki. Bunun gereklilikleri neden yapılmıyor? Kontroller' olsun, yasaya uygun yapılmaları olsun. Sadece deprem de değil. Geçen sene gördük, otel yandı Kartalkaya'da. Denetimler, önlemler olmadığı sürece maalesef can kayıpları olmaya devam edecek. Liyakat olduğunda her şey daha rayında gider diye düşünüyorum."
"Ambulansa fazla battaniye varsa verir misiniz diye yalvardım hastane bahçesinde"
Leyla Dizdar ise şöyle konuştu:
"Siviller buldu beni, kamu görevlisi vesair değildi. Hastanede Berna'yı buldum. Zaten ondan sonra bizim biraz daha güç bulup dayanıp devam edebilir olduk. Çünkü hastanede bir durabiliyorsunuz, duramıyorsunuz. O ikinci depremde zaten dışarı çıktık ve hastaneye geri giremedik. Ben en son ambulansa fazla battaniye varsa verir misiniz diye yalvardım hastane bahçesinde. 1 tane verebildiler ve biz onu 3 kişi kullandık. Hastane kısmında benim en can alıcı anım. Akşam 8-9 civarında, diğer illerden gelen personellerden bir tanesi, 'Bu kızlar hala çıplak ayakla geziyor bu hastanede' diye bağırarak bize çorap aradı. Biz akşam 8-9'a kadar dışarda, içerde çıplak ayakla durmak zorunda kalmıştık"
Ozan Koç'un annesi: Dönüşümün sancılı olduğunun bilincindeler ve depremi unutturmaya çalışıyorlar
İsias otelde yaşamını yitiren rehberlerden Ozan Koç'un annesi Mehpare Koç da depremde yaşanan kayıplara kader denilmesine tepki göstererek, "Kader bu değil. Doğa olayları hep vardı, hep var olacak. Ama doğa olaylarında bu kadar insanın ölmesi katliam. Bunu sadece evladını kaybeden bir anne olarak söylemiyorum. Bütün Türkiye aynı fikirde. Aslında hukukçularımız da aynı fikirdeler, bunun bilincindeler. Sadece dönüşümün sancılı olduğunun bilincindeler ve suya sabuna dokunmak istemedikleri için mümkün mertebe bu olayı örtbas etmeye çalışıyorlar. Depremi unutturmaya çalışıyorlar. Unutturmak istedikleri için de mümkün mertebe bize destek olmamaya çalışıyorlar" şeklinde tepki gösterdi. 6 Şubat kayıpları için adaletin sağlanması talebini yinelen Koç, "Bu ülkede her zaman deprem olacak; daha da beteri bekleniyor şu anda İstanbul için. Hakimlerimiz, savcılarımız, siz zannediyor musunuz ki aldığınız evler çoluğunuzu çocuğunuzu kurtaracak? Kurtarmayacak. Benim evimi sapasağlam; oğlumun odası sapasağlam. Ama oğlum bir eğitim gezisine Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde vefat etti. Hakimlerimiz, savcılarımız susarsa onların çocukları da ölecekler. Öldükten sonra onlar da bizim safımızda olacaklar. Müşteki koltuğuna oturdukları zaman bizim gibi konuşacaklar. Ama empati yapabilmek için illa ki senin çocuğunun ölmesi mi lazım?" dedi. Koç şöyle konuştu:
"Rehberlerimiz Turizm Bakanlığı'na bağlı; Turizm Bakanı 3 sene oldu bize başsağlığı dilemedi"
Ülkemizin mürekkep yalayan insanları, bir olay olduğu zaman suya sabuna dokunmamak için buna kader diyor geçiyor. Kaderin ne demek olduğunu biz çok iyi biliyoruz. Kader bu değil. Doğa olayları hep vardı, hep var olacak. Ama doğa olaylarında bu kadar insanın ölmesi katliam. . En basiti, bizim profesyonel turist rehberlerimiz Turizm Bakanlığı'na bağlı, TOREB'e bağlı. Turizm Bakanı 3 sene oldu bize başsağlığı dilemedi. Çok basitti; arayacaktı ya da bir tebliğ gönderecekti başsağlığı dileyecekti. Onun Turizm Bakanlığı'nın bünyesinde çalışıyordu rehberlerimiz. Konuşacak çok şey var. Bir otelin, değil yıkılması, camının bile kırılmaması gerekiyor. Çünkü kamuya hizmet eden bir bina otel.
"Empati yapabilmek için illa ki senin çocuğunun ölmesi mi lazım?"
Bu ülkede her zaman deprem olacak; daha da beteri bekleniyor şu anda İstanbul için. Sesimizi duyurana kadar yine aynı şeyleri tekrarlayacağız. Bizi duymak zorundasınız, mecbursunuz. Çünkü bu işin kaçarı yok. Her depremde çoğalarak ölüyoruz. 99 depreminde öldük; 6 Şubat depreminde öldük. Kaçmayın. Sizin de çocuklarınız ölecek eğer susarsanız. Ülkemizin bakanları, milletvekilleri, hukukçuları, o cüppeyi üzerine giyenler, lütfen bu olaydan kaçmayın. 6 Şubat kaçılacak bir olay değil. Bu siyaset üstü bir olay. Lütfen bunu görmemezlikten gelmeyin. Yoksa sizin çocuklarınız da ölecek. Bizim çocuklarımız zaten gitti, geri gelmeyecekler. Biz şu anda, artık bundan sonra bu facialar olmasın diye mücadele ediyoruz. Çünkü bu kaldırılabilir bir dert değil. Bu çok ağır. Hakimlerimiz, savcılarımız susarsa onların çocukları da ölecekler. Öldükten sonra onlar da bizim safımızda olacaklar. Müşteki koltuğuna oturdukları zaman bizim gibi konuşacaklar. Ama empati yapabilmek için illa ki senin çocuğunun ölmesi mi lazım?
"Bir düşün, şöyle bir gözünü kapat bir an için..."
Bir düşün, şöyle bir gözünü kapat bir an için. Çok sevdiğin eşin, sevgilin, anan, baban, çocuğun.; bir otelde bir deprem oluyor ve bir anda kaybolup gidiyor çocuğun. Enkaz altında kalıyor. Korkunç değil mi onu düşünmen. Bir silkelendin kendine geldin. Tahtaya vurdun. 'Allah korusun' dedin. Biz bu acıyı yaşadık.
"Ne zaman pes edecek olsam, o ana gözümün önüne geliyor, o amca gözümün önüne önüne geliyor"
53 binden fazla insanımız gitti. Onlar için de buradayız. Oğlumuzu Adıyaman'a almaya gittiğimizde beton üzerine bırakılmışlardı, istiflenmişlerdi bulunan naaşlar. Oğlumuzu orada bulduk. Bulduğumuz zaman sinir krizi geçirmişiz. Bir ana geldi yanıma. Ananın elleri kan içerisinde, kan revan, çamur; üzerinde mont yok. Tuttu beni, bir silkeledi. 'Kendine gel, kendine' dedi, 'Götür çocuğunu buradan kızım' dedi. 'Bak' dedi, 'Beş tane çocuğum yerde yatıyor. Beş tane çocuğumu az sonra toprağa vereceğim' dedi. Sonra bir amca geldi yanıma. Şalvarlı puşili. O puşiyi nasıl hatırlıyorum bilmiyorum o acımın içinde. O amca da, 'kızım kendine gel' dedi; 'Oğlumu, gelinimi ve torunlarımı kaybettim' dedi. 'Çocuğunu al götür yavrum bu mahşer yerinden' dedi. Ne zaman pes edecek olsam, ne zaman evden kapıya çıkamayacak olsam o ana gözümün önüne geliyor, o amca gözümün önüne önüne geliyor. Diğer rehberlerimiz, voleybolcu çocuklarımız gözümün önüne geliyor. ve diyorum ki 'Mehpare kalk ayağa. Kendine gel. Daha alacağımız bir adalet var. Hakkımız olan bir adalet var. Kalkmak zorundasın' diyorum.
"Tarih her şeyi kaleme alıyor"
2 gün önce yine aynı şekilde sinir krizi geçirdim. Biz niye bu savaşı yaşıyoruz? Biz kiminle savaşıyoruz? Biz sadece adalet istiyoruz. Anne babaların ayağa kalkmasını hiçbir güç durduramayacak. Buna da herkes şahit olsun. Tarih her şeyi kaleme alıyor. İsias otel davasını da kaleme alıyor. Göreceksiniz; İsias Otel'deki anneler, babalar bu işi çözecekler. Hakimler, savcılar mecburen bizim yanımızda olmak durumunda kalacaklar. Çünkü başka çareleri yok.
"Şu anda bir avuç insanı korumak için bütün ülkenin ölümünü göze alıyoruz; biz bu kadar değersiz miyiz?"
Biz bir mucize istemiyoruz. Olmayan bir şeyi istemiyoruz. Sadece, olası kastı getirecekler. Caydırıcı cezayı bu ülkeye getirmek zorundalar. Nereye imza attığını bilmeyen kamu görevlileri o bedelini ödeyecek. Şu anda hiçbir kamu görevlisi bedelini ödemiyor. Benim çocuğumun ne suçu vardı? Benim çocuğumun ne suçu vardı? 32 tane rehberimizin ne suçu vardı? Bu ülkeye hizmet edeceklerdi. Şu anda bir avuç insanı korumak için bütün ülkenin ölümünü göze alıyoruz. Biz bu kadar değersiz miyiz? Bizim canlarımız bu kadar mı değersiz?
"Çocuğun ya da bir sevdiğin, eşin, annen, baban, bir iş gezisine gittiğinde hiç bilmediği bir otelde feci şekilde can verecek sen bu işe susarsan"
6 Şubat depremi bütün Türkiye'nin problemi. Benim evimi sapasağlam. Oğlumun odası sapasağlam. Ama oğlum bir eğitim gezisine Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde vefat etti. Hakimlerimiz, savcılarımız, siz zannediyor musunuz ki aldığınız evler çoluğunuzu çocuğunuzu kurtaracak? Kurtarmayacak. Benim aldığım benim oturduğum sapasağlam ev benim çocuğumun canını kurtarmasına yetmedi. Senin çocuğunu da kurtarmayacak. Bir gün bir iş gezisine gittiği zaman çocuğun ya da bir sevdiğin ya da eşin, annen, baban, bir iş gezisine gittiğinde hiç bilmediği bir otelde feci şekilde can verecek sen bu işe susarsan. Kaç kişinin daha ölmesi lazım bizim bu işe hep beraber bir dur dememiz için? Bu işi örtmeye çalışarak susarak, görmemezlikten gelmeye çalışarak bu problem çözülmez.
" 3 sene geçti ve hala İsias Otel davası tam olarak çözülmüş değil"
Bizim ülkemizin insanları bugün kadar sahipsiz kalmamıştı. 3 sene geçti ve hala İsias Otel davası tam olarak çözülmüş değil. 24 yaşında çocuğumu toprağa verdim. Hepsi 20'li, 30'lu yaşlarında. Hepsi gencecik. Kıbrıslı çocuklarımız daha çocuklar. Hayatımızın baharında toprağa giriyoruz. ve bu işe kimse dur demiyor. Suya sabuna dokunmak istemediği için, 'kader' dediği için ölüyoruz. ve daha da öleceğiz 'sus' demezsek, 'dur' demezsek.Sesimizi duyun. Artık yeter. Ne kadar unutturmaya çalışsanız da analar, babalar unutturmayacaklar"






















