İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Erdoğan, Sivil Toplum Kuruluşları Toplantısı'nda konuştu Açıklaması

"Türkiye olarak kendi güvenliğimizi sağlamak istiyorsak aynı zamanda bölgemizdeki bütün ülkelerin de güvenliğini sağlamak için çalışıyor olmamız lazım. Yani Türkiye'nin artık savunma hattını bizim Türkiye'nin dışında kurmamız lazım" - "Türkiye'de artık her şeyin eğitimini dünya çapında veren üniversitelerimiz, eğitim kurumlarımız var. Eğitimin altyapısı hamdolsun dört dörtlük dünya düzeyinde. Sadece artık çocuklara o hedefi, öğretmenlerimize o motivasyonu sağlamak ve hepimizin eğitimin birer paydaşı olduğumuzu gösterir şekilde yaşamamız lazım"
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, "Türkiye olarak kendi güvenliğimizi sağlamak istiyorsak aynı zamanda bölgemizdeki bütün ülkelerin de güvenliğini sağlamak için çalışıyor olmamız lazım. Yani Türkiye'nin artık savunma hattını bizim Türkiye'nin dışında kurmamız lazım." dedi.
Muş Alparslan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde düzenlenen Sivil Toplum Kuruluşları Toplantısı'nda konuşan Erdoğan, bu yıl 23 Nisan'ın buruk bir bayram olduğunu söyledi.
Kahramanmaraş'ta tarifi olmayan bir acının yaşandığını belirten Erdoğan, oradaki ailelerin acılarını paylaşırken kendi çocuğunun başına gelmiş gibi düşündüğünü dile getirdi.
Çocukların ne kadar önemli olduğunu, ne kadar kırılgan bir dönemde çocuk yetiştirdiklerini bazen unuttuklarını ifade eden Erdoğan, "Bunun sadece anne babanın, sadece okuldaki öğretmenin işi olmadığını artık kabul etmemiz lazım. Çocuğu okula verdim, gerisini anlamam. Öğretmen değil misin sen? Bu iş böyle değil. Bu iş bütün toplumun paydaşı olduğu bir iş. Böyle görmemiz lazım. Bizim geleneğimizde de böyle. Peygamber Efendimiz de bize böyle öğretmiş. Çocuklara hoşluk olsun, espri olsun diye bile yalan söylememeyi Peygamberimizden öğreniyoruz. Yani böyle yetişen bir çocuk yalancı olur mu? Ama toplumdaki herkesin bunu uygulaması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Sadece öğretmenin çocuğa iyi örnek olmasının yetmediğini, çocuğun karşılaştığı herkesin sorumluluğunun bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, "Şimdi karşımda bir çocuk var. Ben bir yetişkin olarak bu çocuğun yetişmesinde şu anda vebal sırtıma bindi. Bu çocukla konuşacağım, selamlaşacağım. Ben çocuğa selam vermek durumundayım ki çocuk selamı öğrensin. Ben çocuğa nezaketle muamele etmek zorundayım ki çocuk nezaketi öğrensin. Ben çocuğa merhametle davranmak zorundayım ki çocuk merhameti öğrensin. Kimse ben bunun dışındayım, benim böyle bir görevim yok diye düşünemez." dedi.
"Öğretmenlerimizi destekleyici rolde eğitime destek olmamız lazım"
Bazı keskin tedbirlerin alınması konusunda bugüne kadar farklı saiklerle işi siyaset mecrasında olmaz hale getirenlerin de artık kendine çeki düzen vermesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İşte tam sosyal medya düzenlemesi Meclis'teyken bu iş oldu. Korkarım eğer bu iş olmasaydı Meclis'te bu düzenleme kim bilir ne kadar sulandırılacaktı, ne kadar zayıflatılacaktı, kim bilir geçmesi kaç hafta sürecekti. Maalesef millet olarak da çocuklarımızı korumak için bu ülkeyi yönetenlerin, oy verdiklerimizin, Meclis'teki temsilcilerimizin, bakanlarımızın yapmak istedikleri düzenlemeleri, yapılması gereken düzenlemeleri yapması konusunda daha çok talepkar olmamız lazım. Buna engel olanları, bunu yavaşlatanlara da 'Bak engel olan da bu.' dememiz lazım diye düşünüyorum çünkü artık çok zaman kaybettik.
Çocuklarımızı korumak için halen zamanımız var şeylerini geçtik artık. Bu işi biz 25-30 sene önce iyi bir yola koyabilseydik bugün daha iyi bir noktada olurduk. Milli Eğitim Bakanlığımız, bundan önce okulların önüne güvenlikle ilgili bir tedbir almak istediği zaman ilgili kuruluş çıkıyor, 'Biz okullarda güvenlik istemiyoruz.' Ondan sonra aynı kuruluş öğretmenleri okula sokmuyor. Düşünebiliyor musunuz? Üzülerek söylüyorum. Kahramanmaraş'ta anneler taziyelerde yanımıza gelip 'Ben çocuğumu nasıl okula koyacağım şimdi?' dediğinde öğretmenin okula gitmediği yerde ben acaba bu anneye ne diyebilirim diye gerçekten kendimi çok kötü hissettim. Onlar da inşallah yaptıkları hatanın farkına vardılar çünkü öğretmen olmadıktan sonra biz neyi konuşabiliriz ki?"
Herkesin çocuklara karşı hassas olması gerektiğini, çocuğun terbiyesinin, eğitiminin parçası olarak kendini görmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, "Bize yol gösterecek olan öğretmen. Yani okulda bir şey oldu öğretmene gittik. Öğretmen bize nasıl davranmamız gerektiğini söyleyecek. Biz öğretmene öğretmenlik öğretmeyeceğiz. Böyle bir yerde öğretmenin elini taşın altından çekmesi mümkün olabilir mi? Yani ben çocuklarımın yanında olmak istiyorum diyen öğretmene 'Hayır, sen gitme okula.' demek, böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bunu salgın döneminde de yaşadık. Nice cefakar, fedakar eğitim gönüllüleri salgın zamanında çocuklarından ayrı tutuldular. Dolayısıyla bizim öğretmenlerimizi destekleyici rolde eğitime destek olmamız da lazım. Kahramanmaraş olaylarının ardından bir çocuk bayramının gününde belki daha çok düşünmemiz gereken, daha çok kafa yormamız gereken meseleler diye bunlardan başlamak istedim." şeklinde konuştu.
"Bir millet 1 yıl sonrasını görememekten 10 yıl sonrasını görmeye başladı"
Dünyanın bir karanlık dehlize yol aldığını, Ukrayna'da, İran'da, Lübnan'da savaşların olduğunu, Gazze'de soykırımın yaşandığını belirten Erdoğan, yaşadıkları bölgenin halinin 50 yıldır böyle olduğunu dile getirdi.
Bölgede sürekli savaşın, çatışmanın ya da başka huzursuzlukların yaşandığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Böyle bir bölgede Türkiye olarak eğer biz güvende olmak istiyorsak sadece kendi emniyetimizi düşünüyorsak dahi Türkiye olarak biz çok güçlü durmak zorundayız. Türkiye olarak kendi güvenliğimizi sağlamak istiyorsak aynı zamanda bölgemizdeki bütün ülkelerin de güvenliğini sağlamak için çalışıyor olmamız lazım. Yani Türkiye'nin artık savunma hattını bizim Türkiye'nin dışında kurmamız lazım. Balkanlar'da, Orta Doğu'da, Kuzey Afrika'da, Kafkaslar'da kurmamız lazım. Oraların istikrarlı, oraların stabil olması, oraların müreffeh olması, oraların huzurlu olması aslında Türkiye'nin güçlü ve huzurlu olmasının teminatı olacak. Bunu yapacak gücümüz var mı? O güce erişiyoruz Allah'ın izni ile. İşte o güce erişen Türkiye olarak eğer biz çocuklarımızı kaybedersek, çocuklarımızı böyle bir mefkure, böyle bir tahayyül ufkuna hazırlayamazsak bunları başaramayız. Bunların altı boş kalır."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendilerine bir ufuk çizdiğini belirten Erdoğan, "Cumhurbaşkanımız bize 2023 hedefleri dediği zaman 3 sene sonrasını görmeyen bir Türkiye olmaktan biz buraya geldik. Cumhurbaşkanımız bize 10 yıllık bir ufuk verdi o zaman. Ne dedi başka? 2053 hedefleri dedi. Başka ne dedi? 2071 hedefleri dedi. Bir millet 1 yıl sonrasını görememekten 10 yıl sonrasını görmeye başladı. 2023'te hamdolsun bu kadar global küresel, finansal kriz olmasına rağmen, bu kadar bölgemizde savaşlar, çatışmalar olmasına rağmen o gün için çok iddialı hedeflerimize büyük oranda ya ulaştık, ya yaklaştık. Dolayısıyla hamdolsun iyi bir imtihan verdik. Yani normal zamanlar olsaydı biz evelallah o 2023 hedeflerinin hepsini belki de yakalayıp geçecektik. Şimdi önümüzde 2053 var. Nedir? 30 yıllık bir ufuk koyuyoruz ülkemizin önüne. Ne demek 30 yıllık ufuk? Demek ki bugünün çocukları orta yaşta olduğu zaman onların Türkiye'sinin ufku. Nedir Türkiye Yüzyılı? 21. yüzyıla damgasını vuran, 21. yüzyılda dünyanın meselelerine tesir eden Türkiye. Cumhuriyet'in 2. yüzyılını taçlandırmış bir Türkiye." diye konuştu.
Bugün Malazgirt'in yanı başında Muş'ta olduklarını, herkesin Sultan Alparslan'ı hayırla yad ettiğini söyleyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
"Sultan Alparslan'ın böyle bir isim yapmasının nasıl bir cesaretle mümkün olduğunu hepimiz takdir edebiliyoruz değil mi? Onun için bütün Müslüman camilerinde sadece Alparslan'ın yönettiği topraklarda değil, onun da ötesinde her yerde Alparslan için dualar ediliyor. Bütün Müslümanların gönüllerini birleştirebilmiş bir liderlik, bir komutanlık sergiliyor Alparslan. Ondan sonra, onun üstüne o cesaretle taçlandırıyor. Yani bugün nasıl İslam aleminin neresine gitseniz Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili insanlar dua ediyorlarsa, nasıl Recep Tayyip Erdoğan bugün ümmetin kalplerini birleştirmeyi başarmış. Alparslan o gücün üzerine bu zaferleri inşa etmiş. İşte şimdi o Tayyip Erdoğan'ın birleştirici, gönülleri bir araya getiren, ümmetin adeta umutlarında yükselen o duruşunu bizim nice yeni zaferlerle taçlandırmamız lazım."
Çocukları en iyi şekilde geleceğe hazırlamaları gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Sen o mayayı, o ruhu vermezsen çocuk ne yapar? Bir kere tahayyül edemez, düşünemez bile. Yani bir gün gelecek işte İsrail böyle kafasına estiği gibi Müslümanlara zulmedemeyecek. Bu da bizim elimizden olacak. Çocukta bu iddia olması lazım. Bunun nasıl olabileceğini düşünüyor olması lazım. Buna kafa yoruyor olması lazım. Bunun için ben ne yapmalıyım? Ben hangi yönden kendimi güçlendirmeliyim? Ben ne kadar insana acaba tesir edebilirim? Ne kadar insanın acaba bu konulardaki meylini, ufkunu etkileyebilirim diye düşünen bir çocuk olacak. O ne zaman oluyor işte? Daha çocuk küçükken oluyor. İlkokuldayken oluyor, ortaokuldayken oluyor. Bizim çocukluğumuz döneminde 90'ların bazı dinamikleri, 28 Şubat'ı, imam hatiplerin kapatılmasını, başörtüsü zulümlerini söyleyebilirsiniz. Bunlar o zaman bizi motive etti. Bizi kendimizi neye hazırlamamız gerektiği ile ilgili adeta yönlendirici oldu. Şimdi ben kendi büyük oğluma ve onun arkadaşlarına bakıyorum. Yani iyi şeyler yapan güzel çocuklar ama diyorlar ki 'Bizim sizin kadar ateşli olmamızı bizden beklemeyin.' diyorlar. Böyle samimi konuşunca. 'Biz sizin yaşadıklarınızı yaşamadık. Biz de güzel bir yolda gideceğiz. Endişeniz olmasın. Biz de iyi şeyler yapacağız ama sizin kadar gaz yok bizde.' diyor çocuklar."
"Gençlerin yüzde 30-40'ı kendine yurt dışında bir kariyer, eğitim hedefliyor çünkü erişilebilir görüyor"
Şimdi çocukların refah düzeyinin yükseldiğini, gidebildikleri yerlerin, yapabilecekleri şeylerin arttığını belirten Erdoğan, bugün Türkiye'den yurt dışında bir yerlere gitmiş çocukların sayısının 30 sene öncesi ile kıyaslanamayacağının altını çizdi.
Eskiden yurt dışına tatile gitmeyi hayal edenlerin toplumun belki yüzde 1'i düzeyinde olduğunu ancak şimdi durumun değiştiğini anlatan Erdoğan, "Şimdi hamdolsun toplumun hiç olmazsa bir üçte biri bir umreye gitmeyi rahatlıkla hayal edebiliyor, planlayabiliyor. Bugün hac sırasında 2 milyondan fazla insanımız var. Mesela biz gençlere anketler yapıyoruz. Gençlerin yüzde 30-40'ı kendine yurt dışında bir kariyer, eğitim hedefliyor çünkü erişilebilir görüyor. Artık bir Avrupa'da eğitime gidebileceğini düşünüyor. Eskiden mesela yurt dışına eğitim için gidilecek taleplerde biz çok zorlanırdık. Maddi imkanlarımız yetişmezdi. Şimdi hamdolsun hayırseverlerimiz de destek oluyor. Bizim de maddi gücümüz daha fazla. Yurt dışında çok iyi bir yeri kazanmış çocuk, desteklenmeyi hak ediyorsa destekliyoruz. Bazı durumlarda borç veriyoruz mesela. Döndükten sonra kazancına göre ödeyebilirsin diyoruz." şeklinde konuştu.
Okullarda eskiden bir öğretmene 30-35 öğrenci düşerken şimdi 15-16 öğrencinin düştüğünü kaydeden Erdoğan, "Dolayısıyla artık çocuklarımıza belli şeyleri aktarmak için imkanlarımız da çok fazla. Yeter ki toplum olarak bütün çocuklara belli yüceltmeyi, yükseltmeyi, motivasyonu yapalım. Ben işimi en güzel şekilde yapmakla yükümlüyüm. Ben akademisyenim, o zaman Kudüs'le, İslam'la alakası olmasa bile alanımın en iyisi olmak için çalışmak zorundayım çünkü bir gün orayı fethedecek komutanın da sahasının en iyisi olmak zorunluluğu var. Herkesin işinin en iyi olması gerekiyor. Bu ne biliyor musunuz? Bu Hz. Muhammed'in ümmeti olmanın tanımı bu. Efendimiz bize işimizi en iyi şekilde yapma sorumluluğunu aslında yüklemiş." dedi.
"Toplumda kaç kişi kaç kişiyi hakkıyla seviyor?"
Şimdi sosyal medya bağımlılığı, ekran bağımlılığı, çocuklarıyla anne babaların zaman geçirmediği gibi konuları konuştuklarına işaret eden Erdoğan, "Bu zamanların çok belaları var. Ahir zaman diyoruz. Ahir zaman peygamberimizin bize belli işaretleriyle haber verdiği ama elbette ki kıyamete her geçen gün yaklaşan bir insanlık ahir zaman nosyonunu da her geçen gün daha fazla hissediyor demek ki tarihte de bunu okuyoruz, bunu görüyoruz. Aynı zamanda birçok şey erozyona uğruyor. Bugün Türkiye'de, dünyada gördüğümüz şeylerden biri de her şeyin değersizleşmesi, insanın insana, topluma güveninin azalması. İnsanların birbirini artık eskiden olduğu kadar sevemiyor olması. Kendin için istediğini Müslüman kardeşin için isteyebiliyor musun? Kendini bir şeyden korumaya çalıştığın gibi sevdiğin Müslüman kardeşini de korumaya çalışıyor musun? Sevmek böyle başlar. Böyle gönül sermayesi yatırımı olmadan sevmek olmuyor. Toplumda kaç kişi kaç kişiyi hakkıyla seviyor? Şimdi bu zayıflıyor, şeytanın işini kolaylaştırıyor. Çocuğa da bu yansıyor." ifadelerini kullandı.
Kahramanmaraş'ta yaşanan olaydan çıkarılacak derslerden birinin de bu olduğunun altını çizen Erdoğan, "Olayın pedagojik yönü, çocuğun hikayesi, bir sürü şey var. Uzmanları onları çalışacaklar, konuşacaklar. Ama ne var? İşin içinde bir nefret var. Yani asıl olayın müsebbibi nefret. Bizim nefretle mücadele etmemiz gerekiyor demek ki. Peki biz nefretle nasıl mücadele edebiliriz? Üstüne ne dökersen söndürürsün nefret ateşini. Nefreti sevgiyle söndürürsün. İnsanların birbirini sevemediği bir toplumda nefret ateşlerini söndürebilir miyiz? O nefret hikayesinin bir yerinde üstüne bir sevgi suyu dökülmüş olsaydı o belki sönecekti ama o su hiçbir yerde rast gelmemiş demek ki. Hazreti Peygamberin ümmeti olmanın bence en büyük nişanelerinden bir tanesi de bir muhabbet ümmeti olmaktır." dedi.
"Çok güzel şeyler oluyor memlekette"
Toplum olarak bir iyileşmeye ihtiyacın olduğunu, toplumun iyileşmeye karar vermesi durumunda başarılı olunabileceğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Öğretmenlerimiz, camilerdeki hocalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız bu iyileşmenin kurumları. Sağda solda sevilen insanlar mahallelerde aslında bu iyileşmelerin kurumları. Dolayısıyla eğer böyle toplum olarak bir iyileşmeye karar versek o zaman bütün o kurumlarımızın da ben çok verimli çalışacağını düşünüyorum. Yapılacak şeyler var, gidilecek yerler var, etkinlikler var. İşte yaz okulları yapıyoruz, yaz kampları yapıyoruz, okuma yarışmaları yapıyoruz. Çocuklara umre hediyeleri veriyoruz. Çok güzel şeyler oluyor memlekette. Gerçekten yapılıyor. Mesela bu ramazan güzel geçti. Herkes söyledi ya bu ramazan başka ramazanlardan güzel geçti. 'Nerede o eski ramazanlar' dedirtmedi. Demek ki bir sonraki ramazanın daha iyi geçme ihtimali var artık."
"Gerçekten güçlü bir tarihi birikimimiz var"
Türkiye'nin dünyanın en büyük ekonomilerinden, en önemli ülkelerinden biri olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Tayyip Erdoğan bizi bu noktaya getirdi. Eğer biz Türkiye'de bir iyileşme hareketini toplum olarak başarabilsek bütün dünya görür ve bütün dünya der ki 'Ya bu Müslüman Türk milleti hakikaten tarihte başardığı şeylerin ilhamıyla dünyada acayip şeyler yapar oldu. Bu ülkede suç oranları daha düşük. Bu ülkede insanlar daha sağlıklı. Bu ülkede israf daha düşük. Bu ülkede gelir dağılımı daha adaletli.' Bunların hepsi olur. Bunların hepsi bir çırpıda olur. Para kazanan da parasını daha fazla paylaşır. Ülkede fakir fukara da kalmaz. Bir iyileşme hareketi. Belki hiçbir zaman toplumun tamamı bu hareketin parçası olmayacak ama yeteri kadar insan böyle bir hareketin parçası olmak için ahdetmiş olsa, niyetlenmiş olsa inanın bu koca ülke bütün dünyaya ışık tutan, bütün dünyaya ümit veren bir ülke haline gelir. Bakın gerçekten dünyada bu kadar savaşlar, bu kadar zulümler, bu kadar yozlaşmalar, bu kadar haksızlıklar olurken insanlığın böyle ümitle baktığı başka hiçbir ülke yok. Yani şu anda insanlık ümitle Amerika'ya bakabilir mi Allah'ını severseniz? İnsanlık ümitle Avrupa'ya bakabilir mi? İnsanlık ümitle nereye bakacak? İnanın sadece Türkiye var. Belli müktesebatımız var. Gerçekten güçlü bir tarihi birikimimiz var. Onun için Türkiye gerçekten bu 21. yüzyıl dünyasının bu kötü gidişatına, bu yozlaşmasına dur diyebilecek, muhalefet eden bir ülke. Bu konumumuzu sürdürmek için bu seferberliğe katılmamız lazım. Ben ne yapıyorum demem lazım."
Türkiye'de artık kimsenin sıradan iş yapmaması, en ufak şeyi üretenin bile "Bunu en iyi üreten ben olacağım." demesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Türkiye'de artık her şeyin eğitimini dünya çapında veren üniversitelerimiz, eğitim kurumlarımız var. Eğitimin altyapısı hamdolsun dört dörtlük dünya düzeyinde. Sadece artık çocuklara o hedefi, öğretmenlerimize o motivasyonu sağlamak ve hepimizin eğitimin birer paydaşı olduğumuzu gösterir şekilde yaşamamız lazım. Allah'ın izniyle biz bunları başaracak milletiz." dedi.
Soruların cevaplanmasının ardından Erdoğan, beraberindeki heyetle İlim Yayma Cemiyeti Muş Şubesi'ni ziyaret etti.
Programa, Muş Valisi Avni Çakır, AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, AK Parti Bitlis Milletvekili Turan Bedirhanoğlu, AK Parti Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın, Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican, AK Parti Muş İl Başkanı Melik Emre, Bitlis Belediye Başkanı Nesrullah Tanğlay, AK Parti Bitlis İl Başkanı Engin Günceoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Vedat Demiröz, belediye başkanları, partililer, İlim Yayma Vakfı üyeleri, Türk Kızılay üyeleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

























