Deniz Yetki Alanlarına İlişkin Kanun Taslağına Göre, Kara Suları Ege'de 6 Mil Olarak Uygulanmaya Devam Edecek

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yücel Acer, deniz yetki alanlarına ilişkin kanun taslağının, Ege Denizi'nde 6 milin ötesinde kara sularının kabul edilmeyeceği yönündeki tutumu desteklemeye devam edeceğini belirtti. DEHUKAM Genel Müdürü Dr. Mustafa Başkara ise Cumhurbaşkanı'nın özel statülü deniz alanı ilan etme yetkisini kanun taslağında düzenlediğini söyledi.

Haber: Melis YILDIRIM

(ANKARA) - DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yücel Acer, deniz yetki alanlarına ilişkin kanun taslağının, Ege Denizi'nde 6 milin ötesinde kara sularının kabul edilmeyeceği yönündeki tutumu desteklemeye devam edeceğini belirtti. DEHUKAM Genel Müdürü Dr. Mustafa Başkara ise Cumhurbaşkanı'nın özel statülü deniz alanı ilan etme yetkisini kanun taslağında düzenlediğini söyledi.

Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) tarafından Ankara'da Holiday Inn Otel'de, "Deniz Yetki Alanları Kanun Taslağı" ve deniz hukukundaki son gelişmelere ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Çağrı Erhan'ın yanı sıra DEHUKAM Müdürü Dr. Mustafa Başkara, akademisyenler ve hukukçular katıldı.

DEHUKAM Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Önel, mevcut kanun taslağıyla ilgili uzun süreli bir çalışmanın olduğunu ve ilgili bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının geniş bir çalışma yaptığını söyledi. Önel, taslağa DEHUKAM'ın katkıda bulunduğunu da belirtti. Dünyanın yüzde 75'inin denizlerden oluştuğunu anımsatan Önel, denizlerin sadece ticari anlamda değil, her alanda değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

MAVİ VATAN'IN İÇİNİN DOLDURULMASI HEDEFLENİYOR

DEHUKAM'ın yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi veren Başkara, DEHUKAM tarafından geçen sene yayımlanan Deniz Mekansal Planlama Haritası'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Deniz Mekansal Planlaması'nın denizdeki farklı ekonomik faaliyetlerin belirli amaçla özgülenmek suretiyle sürdürülebilirlik ve çevrenin korunması hassasiyetleriyle birlikte deniz denizlerden maksimum fayda elde edilmesini öncelediğini söyleyen Başkara, "Bu bir bakıma Mavi Vatan'ın içinin doldurulması ve Mavi Vatanımızdaki faaliyetlerin daha güçlü bir şekilde yürütülmesini bir taraftan sağlarken, diğer taraftan Mavi Vatan ile birlikte deniz çevresinin de korunması noktasında güçlü faaliyetlere vesile olunmasını hedeflemektedir" dedi.

Uluslararası alanda bu konudaki gelişmelerin yakından takip edildiğini belirterek, Avrupa Birliği'nin 2014'te yayınladığı Deniz Mekansal Planlama direktifi doğrultusunda bu konunun Türkiye gündeminde önemli bir yer edineceğinin keşfedildiğini ifade eden Başkara, devam eden süreçte Türkiye'de çalışmalar yapıldığını kaydetti. Bu noktada DEHUKAM'ın çalışmalarının neticesinde ortaya bazı haritaların çıktığını söyleyen Başkara, "Söz konusu haritalar başlangıçta farklı hukuki altyapılarla ilişkilendirilerek ikiye indirilmiş. En nihayetinde DEHUKAM tarafından 16 Nisan 2025 tarihinde kamuoyuyla paylaşılmıştır. Söz konusu kamuoyuyla paylaşımın akabinde Yunanistan da aynı gün aynı saatlerde bir Deniz Mekansal Planlama Haritası paylaşmış. Söz konusu harita, hukuki anlamda temellendirmeden yoksun, bazı haksız iddialarını ortaya koymuştur. Söz konusu iddialara karşılık Dışişleri Bakanlığımız yapmış olduğu açıklamalarla gerekli cevapları vermiştir" diye konuştu. Başkara sözlerini şöyle sürdürdü:

"HARİTA, TÜRKİYE'NİN ARGÜMANLARININ İLK DEFA HARİTAYA YANSITILMASINI SAĞLADI"

"Türkiye Deniz Mekansal Planlaması Haritası, Türkiye'nin 50 yılı aşkın süredir Ege Denizi'ndeki hukuki hak, çıkar ve menfaatleriyle paralel bir şekilde argümanlarının ilk defa haritaya yansıtılmasını sağlamıştır. Bu bakımdan Karadeniz'de münhasır ekonomik bölge sınırlarımız, Akdeniz'de 2011 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile imzalanan deniz alanı sınırlandırma anlaşması sınırlarımız, 2019 yılında Libya ile imzalanan deniz alanı sınırlandırma anlaşmamız ve Akdeniz'in 18 Mart 2020 tarihinde BM'ye bildirilen deniz yetki alanlarımızın, kıta sahanlığımızın dış sınırı Deniz Mekansal Planlaması'nın sınırları olarak belirlenmiştir. Ege Denizi'nde ise bizim milli tezlerimizle örtüşen, ana karalar arası eşit uzaklık mesafesi esasına dayanan ortay hat prensibi benimsenmiştir. Bu sayede Türkiye'nin Mavi Vatanı'na bütüncül bir yaklaşımla bütün sahalarımızdaki varlığımızı ortaya koymaya dönük önemli bir adım atılmıştır."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yayımlanan genelge ile Türkiye Deniz Mekansal Planlama Koordinasyon Kurulu'nun oluşturulduğunu belirten Başkara, "Söz konusu kurul, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız başkanlığında ilgili bakanlıkların bakanları düzeyinde oluşturulmuştur. Söz konusu Deniz Mekansal Planlama Koordinasyon Kurulu sayesinde Türkiye'nin Mavi Vatan'daki faaliyetleri ve bu alandaki mavi ekonomi sektörleri ile ilgili çalışmalarının büyük bir ölçüde hızlanacağı, artık Mavi Vatan'a fiilen sahada da sahip çıkılacağı noktasında bir tereddüt bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE DENİZ SORUNLARINI TAMAMEN ÇÖZMÜŞ DEĞİL"

DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yücel Acer, kanununa duyulan ihtiyaçların en başında Türkiye'de deniz yetki alanlarına ilişkin kapsamlı bir kanun bulunmaması olduğu dile getirdi. Acer, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Türkiye deniz sorunlarını ilgili ülkelerle tamamen çözmüş değil. Bazı komşu devletlerin özellikle sorunları çözme konusunda gösterdikleri yavaşlık, bizim hala bazı deniz sorunlarımızın devam etmesine yol açıyor. Böyle bir kanunun yapılmasındaki bir başka ihtiyaç da kendisini bu şekilde gösteriyor. Biz öteden beri uluslararası hukuk temelinde ortaya koyduğumuz tezlerimizin bir kanunla da güçlendirilmesi gerektiğini farkındaydık. Dolayısıyla Türkiye'nin deniz alanlarına ilişkin tezlerini güçlendiren, onları kapsayan, onlarla ters düşmeyen ama bir taraftan da güçlendiren bir kanun olsun amacını güttük."

Kanun, ilgili uluslararası hukuk kurallarına da uygun ama bir taraftan Türkiye'nin deniz alanlarındaki haklarını, menfaatlerini ve öteden beri ortaya konulan tezleri güçlendirici bir kanun olması gerektiği anlayışı üzerinden yapılmıştır. Türkiye'nin ortaya çıkan deniz sorunları bağlamında Ege Denizi'nde kara suları ve kıta sahanlığı sorunları, öbür taraftan Doğu Akdeniz'deki bazı sorunlar gibi sorunların da gündeme geleceği belli ama orada Türkiye'nin önceden beri ortaya koyduğu tezlerde bir değişiklik yok, onları güçlendirici bir kanun olması amaçlandı."

Başkara, kanun taslağının son dönemde her geçen gün artan narkotik olaylar, deniz suçu olarak tanımlanan konularla ilgili yetkisel anlamda hükümler ve düzenlemeler içeren bir kanun olduğunu belirtti. Türkiye'nin, kara sularından geçecek gemilere ilişkin zararsız geçiş hakkını garanti altına aldığını anımsatan Başkara, "İlk defa bu kanunla Montrö Boğazlar Sözleşmesi hem ismen zikredilmekte, Boğazlar rejimine ilişkin süreçlerin mevzuat anlamında bir uygulamaya bir defa daha yansıtılmasına karşılık gelmektedir. Bu bakımdan Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili tutumuna ilişkin önemli bir devlet politikasını yansıtmaktadır" diye konuştu.

ÖZEL STATÜLÜ DENİZ ALANLARI İLAN ETME YETKİSİ CUMHURBAŞKANI'NDA...

Başkara, "İlk defa bu kanunla karşılaştığımız özel statülü deniz alanları bakımından Sayın Cumhurbaşkanı'nın münhasır ekonomik bölge ilan edilmemiş alanlarda balıkçılık, deniz koruma ve farklı amaçlarla özel statülü deniz alanı ilan etme yetkisini kanun düzenlemektedir. Bu düzenleme ile beraber örnek vermek gerekirse, denizlerin bazı bölümlerinde bilhassa balıkçılık, canlı kaynaklar bakımından çok ciddi zenginlikler içeren ancak münhasır ekonomik bölge ilan etmediğimiz konularda artık Cumhurbaşkanlığı tarafından düzenleme yapılmak suretiyle özel statülü deniz alanları ilan edilebilecektir" ifadelerini kullandı.

Deniz alanlarının sınırlandırılması konusunun özellikle Ege'de önemli bir gündem maddesi olduğuna dikkat çeken Başkara, "Türkiye'nin deniz yetki alanlarının belirlenmesinde, bu alanların sınırının tespitinde ve buralarda icra edilecek her türlü faaliyetin kapsamının belirlenmesinde, uluslararası hukukun temelinde bulunan, birçok uluslararası mahkeme kararıyla da tanımlanan ilgili ve özel koşulların dikkate alınacağı kanunda yine yer almaktadır" dedi.

Acer, Türk kara sularının genişliğinin 6 mil olarak belirlendiğini anımsatarak, "Bu kanun Türkiye'nin hak ve menfaatlerinin korunması gereği, 6 milden daha geniş karasuların uygulanması gereken yerlerde, Cumhurbaşkanımıza daha geniş karasuları ilan etme yetkisini vermektedir. Ancak bildiğiniz gibi, Ege Denizi'nde 6 milin ötesinde herhangi bir kara sularının asla kabul edilmeyeceği, hatta 1995 yılında yüce Meclisimizin aldığı, bu tür oldubittilerin önlenmesine ilişkin hükümete gereken bütün yetkilerin verdiği karar aynen devam edilmektedir. Yeni kanun da Türkiye'nin bu kesin tutumunu desteklemeye devam edecektir" şeklinde konuştu.

"MONTRÖ İLE BİR ÇELİŞKİ SÖZ KONUSU DEĞİL"

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile yeni kanun arasında herhangi bir çelişki olup olmayacağına ilişkin Acer, "Kesinlikle böyle bir husus olmayacak. Bu kanun aslında Türkiye'nin Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'ndaki suların, Türkiye'nin iç suları olduğu yaklaşımını hukuken bir kez daha güçlendirmiş olacak" ifadelerini kullandı.

Kara suları konusunda Yunanistan ile olan uzlaşmazlığın devam ettiğini söyleyen Başkara, "Yunanistan ile olan deniz sınırlarımız en üst uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş değil. Doğu Akdeniz'de de deniz sınırlarımızı belirlememiz gereken bazı devletler var. Onlarla da henüz uluslararası anlaşmalar yapılmış değil. Dolayısıyla kanun burada sadece yeni sınırlarımızın belirlenmesinde Cumhurbaşkanımızın yetkili olduğunu söylüyor. Ayrıca deniz alanlarının genişliği konusunda da bunların ilan edilmesi konusunda da Cumhurbaşkanı yetkili kılınmış durumda" diye konuştu.

Taslağın yasalaşması halinde kanunun uluslararası hukuktaki karşılığına ilişkin Acer, Türkiye'nin 1982'de yapılan ve 1994 yılında yürürlüğe giren BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmadığını ve oldukça kapsamlı olan bu sözleşmeye 160'tan fazla ülkenin taraf olduğunu söyledi. Acer, "Ancak uluslararası deniz hukukunu uygulamak için bu sözleşmeye taraf olmak zorunda değil hiçbir devlet. Uluslararası hukukun yazılı olmayan kuralları da taraf olmayan devletler için deniz hukukunu oluşturmaktadır" dedi.

"ELİMİZİ GÜÇLENDİRECEK BİR YASAL DÜZENLEME OLACAK"

Acer, Türkiye'nin bu sözleşmede itiraz ettiği 13, 33 ve 121'inci maddelerine ilişkin bilgi verdikten sonra, "Durum böyle olunca Türkiye'nin kendi ulusal mevzuatının açıkça bunları düzenliyor olması bizim uluslararası arenada özellikle diğer devletlere ilişkin ortaya koyduğumuz hukuki argümanların güçlendirilmesi bağlamında çok büyük önemi almaktadır. 82 sözleşmesinden ziyade uluslararası hukukun yazılı olmayan kurallarını ne ifade ettiğini, neler olduğunu aslında biraz biz bu yasayla çok daha net bir şekilde ortaya koymuş olacağız. O da elimizi daha da güçlendirecek bir yasal düzenleme olacaktır" ifadelerini kullandı.

"MAVİ VATAN KANUNU HAYIRLI UĞURLU OLSUN"

Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Erhan, kanun taslağının Türkiye'nin denizlere bakışını en net şekilde ortaya koyan bir metin olduğuna vurgu yaparak şöyle konuştu:

"Türkiye, bu kanun metni hazırlanırken herhangi bir ülkeyi paranteze alarak bir metin ortaya koymuş değil. Biz Türk milletinin hak ve menfaatlerini, uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerini dikkate alarak yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkan bir metinden söz ediyoruz. Fakat başka ülkeler, sanki dünyada sadece kendileri varmış da Türkiye sabah akşam onları düşünerek birtakım şeyler yapıyormuş şeklinde bir şeylere takılmış olabilirler. Bu, kanun çalışmaları yapılırken çok da dikkat alınan bir husus olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Çünkü zaten uluslararası hukuktan kaynaklanan birtakım hak ve menfaatleri Türkiye'nin var. Mavi Vatan Kanunu Türkiye'ye, Türk milletine hayırlı uğurlu olsun diyorum."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.