Mekke Savunma İttifakı İlk Adımını İstanbul'da Attı

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın kurduğu Mekke Savunma İttifakı'nın ilk toplantısı İstanbul'da yapıldı; resmi ad belirlendi, Riyad'da sekretarya kurulması ve savunma sanayisinde ortak üretim kararları alındı.

İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Gökhan Ereli, Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin ilk toplantısının çıktılarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 31 Ağustos'ta İstanbul'da ilk kurumsal adımını atarak bölgesel girişimlerin çoğunda görülen uzun bekleme dönemini hızlıca geçti. Anlaşmayla tesis edilen Stratejik, Siyasi ve Savunma Komitesinin Çırağan Sarayı'ndaki toplantısı, ittifakın resmi adının belirlenmesinden sekretaryanın konumuna, savunma sanayi işbirliğinin çerçevesinden genişleme yol haritasına kadar bir dizi somut kararın alınmasıyla sonuçlandı. Bu durum üç başkentin de kurulan yapıyı sembolik bir dayanışma beyanı olarak görmediğinin en güçlü kanıtı oldu.

Masadaki isimler ve verilen mesaj

Toplantıya Türkiye adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Pakistan adına Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar, Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif ile Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Suudi Arabistan adına Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Feyyaz bin Hamid er-Ruveyli katıldı.

Diplomasi, savunma bürokrasisi ve üniformalı komuta kademesini aynı masada buluşturan bu bileşim, gündemin müşterek planlama düzeyine derinleştiğini gösterirken, genelkurmay başkanlarının ilk toplantıdan itibaren sürecin içinde bulunması, birlikte çalışabilirlik ve ortak tatbikat gibi teknik başlıkların takvime bağlanacağına işaret etmektedir.

Toplantıdan çıkan kararlar ise bu ciddiyetle uyumlu bir çerçeve sundu. İttifakın resmi adının "Mekke Savunma İttifakı" olarak belirlenmesi, Riyad'da bir genel sekreter başkanlığında sekretarya kurulması, kurumsallaşmaya dönük adımların hangi sırayla atılacağına ilişkin ön kararların alınması ve savunma sanayisinde ortak teknoloji geliştirme ile müşterek üretimin gündemin merkezine yerleşmesi, üç ülkenin ilk oturumda işlevsel bir gündemle hareket ettiğini ortaya koydu ve bundan sonraki oturumların somut çıktıları hakkında fikir verdi.

Üç başkent, üç kazanım

Sekretaryanın Riyad'da kurulacak olması, ilk genel sekreterin üç yıl süreyle Pakistan'dan olması ve ilk komite toplantısının İstanbul'da gerçekleştirilmesi, üç ortağın güçlü olduğu alanlarda kurumsal sorumluluk üstlendikleri dengeli bir ittifak mimarisinin ilk taşlarını oluşturuyor.

Riyad, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) genel sekreterliğinden Cidde merkezli İslam İşbirliği Teşkilatına (İİT) ve Riyad'da faaliyet gösteren İslam Askeri Terörle Mücadele Koalisyonu'na uzanan bir kurumsal işletme tecrübesine sahip olduğundan sekretaryanın bütçesini, personelini ve protokol trafiğini ilk günden itibaren taşıyabilecek altyapıyı sunuyor. Pakistan'ın genel sekreterliği üstlenmesi, İslamabad'ın lider ve komuta düzeyindeki diplomasiyi Washington, Pekin ve Körfez başkentleriyle eşzamanlı yürütebilme kabiliyetini yapının merkezine taşıyor ve ittifakın dış temsilini güçlü bir kanala bağlıyor. İstanbul'un ilk toplantıya ev sahipliği yapması ise Türkiye'nin son on yılda müzakere trafiğini toplama konusunda edindiği sicili tescil ediyor. Bu bağlamda Ankara, bölgesel güvenlik gündemini Karadeniz'deki seyrüsefer emniyeti ve yeni bir tahıl düzenlemesi gibi dosyalarla aynı gün içinde yürütebildiğini göstererek çok yönlü diplomasi kapasitesini tekraren ortaya koydu.

Türkiye'nin rolü

Türkiye bu yapıya birbirini tamamlayan üç kaynakla girmekte ve bunların her biri ittifakın kuruluş aşamasında doğrudan karşılık bulmaktadır. İnsansız sistemler, deniz platformları ve elektronik harp alanlarında kendisini kanıtlamış savunma sanayi tabanı, ortak teknoloji geliştirme ve müşterek üretim başlıklarını kısa vadede uygulanabilir kılıyor. NATO içinde onlarca yılda biriken standartlaşma, müşterek planlama ve birlikte çalışabilirlik tecrübesi, yeni kurulan bir yapının en teknik ve en zahmetli kısmında kullanıma hazır bir bilgi havuzunu Türkiye'nin sağladığını göstermektedir. Farklı taraflarla eşzamanlı temas kurma, alışkanlık ve tecrübesi ise ittifakın gerilim düşürücü ve krizleri barışçıl yoldan çözmeye dönük vizyonuyla doğrudan örtüşmektedir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ittifakın, Türkiye'nin NATO yükümlülüklerinin tamamlayıcısı olduğunu açıkça belirtmesi, Türkiye'nin ittifak taahhütlerini birbirini güçlendiren bir bütün olarak gördüğünü ve Mekke Savunma İttifakı'nı mevcut güvenlik bağlarına eklemlenen bir platform olarak tasarladığını gösteriyor. Bu tutum, ittifakın hiçbir devlete karşı konumlanmadığı ve ilkeleri paylaşan bütün bölge ülkelerine açık olduğu yönündeki çerçeveyle uyum içinde ilerlemektedir. Bölgeye dışarıdan taşınan çözüm arayışlarının kalıcı sonuç üretmediği yönündeki tespit, İstanbul toplantısını bölgesel sahiplenme anlayışının ilk pratik uygulaması olarak okumayı mümkün kılmakta ve Türkiye'yi bu anlayışın hem savunucusu hem de kolaylaştırıcısı konumuna yerleştirmektedir.

Genişlemenin üç kapısı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da ifadesiyle "ittifak genişlemek üzere kurulmuş bir platform" olduğundan, üç kurucunun kendi çekim alanlarına sahip olması yapının önündeki en somut fırsatı oluşturuyor. Türkiye'nin Kahire ile normalleşme süreci ve Doha ile derinleşen savunma ilişkisi, Mısır ve Katar hatlarını Ankara üzerinden işler hale getiriyor. Riyad'ın Körfez içindeki ağırlığı Kuveyt gibi başkentlerde belirleyici bir zemin sunuyor. İslamabad'ın Güney Asya ve geniş Müslüman coğrafyasındaki bağlantıları ise Bangladeş gibi ülkeleri denklemin içine çekebilecek üçüncü bir kanal açıyor.

Her yeni üyenin yapıya farklı bir katkı taşıyacağını da hesaba katmak gerekiyor. Mısır'ın katılımı ittifaka Arap dünyasında geniş bir siyasi meşruiyet ve Doğu Akdeniz'e uzanan bir derinlik kazandırabilecekken, Katar ve Kuveyt, Körfez'in finansal kaynaklarını ve enerji güvenliği gündemini masaya taşıyabilecek, Bangladeş hattı ise yapının coğrafi ufkunu Hint Okyanusu'na doğru genişletebilecektir. Kurucu üyelerin kurumsallaşmayı ve üyeler arasındaki derinleşmeyi genişlemeden önce tamamlama konusundaki ortak hassasiyeti, bu açılımların sağlam bir zemin üzerinde gerçekleşmesini sağlayacak.

Dolayısıyla son tahlilde İstanbul toplantısı, üç ülkenin bölgesel barış, güvenlik ve istikrar için sorumluluk üstlenmeye hazır olduğunu ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde ittifak tüzüğünün yazılması, Riyad'daki sekretaryanın faaliyete geçmesi ve müşterek üretim protokollerinin hayata geçirilmesi ile birlikte, bölgesel sahiplenme anlayışının somut bir güvenlik mimarisine dönüştüğü görülebilecektir. Aktörlerin tutumlarının netleşmesiyle azalan belirsizlik, uzun yıllardır güvensizlik ikliminin gölgesinde kalan yatırım ve kalkınma gündemine de alan açacak, bölge ülkelerinin refahına dönük asıl kazanım, güvenlik ile ekonomi arasındaki bu bağın kurulmasında ortaya çıkacaktır.

[Dr. Gökhan Ereli, İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.