Yuşa Hazretleri kimdir? Hz. Yuşa ne zaman yaşamıştır? Yuşa Hazretleri türbesi ve tepesi nerde?

Yuşa Hazretleri kimdir? Hz. Yuşa ne zaman yaşamıştır? Yuşa Hazretleri türbesi ve tepesi nerde?

Yuşa Hazretleri kimdir? Hz. Yuşa ne zaman yaşamıştır? Yuşa Hazretleri türbesi ve tepesi nerde?
Haberler.com - Haberler | Gündem

Dini günlerde ve diğer günlerde ziyaretçi akınına uğrayan Yuşa Tepesi, ibadetlerini gerçekleştirmek isteyen vatandaşlar tarafından merak konusu oldu? Peki, Yuşa Hazretleri kimdir? Hz. Yuşa ne zaman yaşamıştır? Yuşa Hazretleri türbesi ve tepesi nerde?

Dini günlerde ve diğer günlerde ziyaretçi akınına uğrayan Yuşa Tepesi, ibadetlerini gerçekleştirmek isteyen vatandaşlar tarafından merak konusu oldu? Peki, Yuşa Hazretleri kimdir? Hz. Yuşa ne zaman yaşamıştır? Yuşa Hazretleri türbesi ve tepesi nerde? İşte detaylar haberimizde…

YUŞA HAZRETLERİ KİMDİR?

Yûşa' (Yeşu) kelimesinin İbrânîce aslı, "Tanrı kurtuluştur" veya "Tanrı kurtarır" anlamına gelen Yehoşua'dır (Yeoşua). Tevrat'a göre aslı Hoşea olan bu isim (Sayılar, 13/8; Tesniye, 32/44) Mûsâ tarafından Yehoşua olarak değiştirilmiş (Sayılar, 13/16), zamanla Yeşua biçiminde kısaltılmış (Catholicisme, VI, 1034), Arapça'ya da Yûşa' diye geçmiştir (Cevâlîki, s. 644). Yeşu, İsrâiloğulları'nın on iki kabilesinden biri olan ve Yûsuf'un oğlu Efraim'in adını taşıyan kabilenin lideri (Sayılar, 13/8) Elişama'nın oğlu Nûn'un oğludur (I. Tarihler, 7/26-27). Önceleri Mûsâ'nın yardımcılığını yapmış, ondan sonra da İsrâiloğulları'nın başına geçmiştir. Tevrat ondan "Mûsâ'nın hizmetçisi, genç adam" diye bahseder (Çıkış, 33/11).

Yeşu ilk defa, Mûsâ önderliğinde İsrâiloğulları'nın Mısır'dan çıkışını takiben Sin çölündeki Refidim'e gelmeleri sırasında tarih sahnesine çıkar. Refidim'de İsrâiloğulları ile savaşan Amalek'e (Amâlika) karşı Mûsâ, Yeşu'yu görevlendirmiş ve Yeşu Amalek'i yenmiştir (Çıkış, 17/8-14). Tevrat'ta daha sonra Yeşu sık sık Mûsâ ile beraber zikredilir. İsrâiloğulları altından buzağı yaparak ona taptıkları sırada Yeşu, Mûsâ ile birlikte Sînâ dağındadır ve dağdan beraber dönerler (Çıkış, 24/13; 32/17). Yeşu toplanma çadırının (Ohel, Mişkan) güvenliğinden sorumludur; Mûsâ ile birlikte çadıra girer, Mûsâ çadırdan ayrılsa da o çadırı terketmez (Çıkış, 33/11). Arz-ı mev'ûda keşif için gönderilen ve her kabileden birer kişi seçilerek oluşturulan topluluk arasında Efraim kabilesini temsilen kırk yaşındaki Yeşu da vardır. Yeşu, Yahuda soyunun (sıbt) temsilcisi Yefunne oğlu Kaleb ile birlikte bu topraklara girmeleri için İsrâiloğulları'nı ikna etmeye çalışır (Sayılar, 14/6-9; Yeşu, 14/7). Ancak arz-ı mev'ûda girmesine dair ilâhî emre karşı çıkan kavmi tarafından taşlanır; daha sonra da vebaya yakalanır, bu hastalıktan ilâhî inâyetle kurtulur, imanı ve bağlılığı sayesinde arz-ı mev'ûda girmekle mükâfatlandırılır. İsrâiloğulları'ndan Nûn oğlu Yeşu ve Yefunne oğlu Kaleb dışındakilerle yirmi yaşında ve daha yukarı yaşlarda bulunanlar oraya giremez (Sayılar, 14/10, 30, 38).

Kırk yıllık çöl hayatının ardından Mûsâ, Tanrı'nın emriyle kâhin Eleezar'ın ve kavmin önünde Yeşu'yu kendisinden sonra İsrâiloğulları'nın lideri olarak belirler, onu arz-ı mev'ûdu ele geçirmek ve bu toprakları İsrâiloğulları arasında taksim etmekle görevlendirir (Sayılar, 27/18-23; 34/17; Tesniye, 1/38; 31/7). Mûsâ vefatından önce Tanrı'nın emriyle Yeşu ile birlikte toplanma çadırına girer ve Tanrı, Yeşu'ya kuvvetli ve cesur olmasını, zira İsrâiloğulları'nı vaad edilen diyara onun götüreceğini bildirir (Tesniye, 31/14, 23). Mûsâ'nın ölümünü takiben Yeşu arz-ı mev'ûda girmek üzere hazırlık yapar ve oraya girer. Yeşu'nun askerî seferleri Ken'anlılar'ın gücünü kırar. Amoriler'e karşı yapılan savaşın her türlü eylemin yasaklandığı cumartesi günü başlamadan bitmesi için Yeşu'nun duasıyla güneş düşman yenilinceye kadar batmaz (Yeşu, 10/12-13). Arz-ı mev'ûda girildikten sonra Yeşu burayı kâhinin ve bir heyetin yardımıyla kabileler arasında pay eder, sığınma şehirleri kurar, Levililer'e yerler tahsis eder ve ahid sandığını Şilo'ya yerleştirir. Efraim dağındaki Timnatserah'ı kendisine ayırır (Yeşu, 19/50). Tanrı, Yeşu'ya görevinin başlangıcında, "Kulum Mûsâ'nın sana emrettiği şeriatın tamamını yerine getirmeye dikkat et. Gittiğin her yerde başarılı olmak istiyorsan bu şeriattan ayrılma, sağa sola sapma. Şeriat kitabında yazılanları dilinden düşürme ve tamamını yerine getirmek için gece gündüz onu düşün" demiş (Yeşu, 1/7-8), Yeşu da kavme Tanrı'ya kulluk etmelerini vasiyet ettikten sonra 110 yaşında ölmüş ve Efraim dağında Timnatserah'ta defnedilmiştir (Yeşu, 24/1-30). Sâmirî geleneğinde Yeşu'nun kabrinin Şekem'in 9 mil güneybatısındaki Kefr-Haris'te bulunduğu ileri sürülürken yorumcuların çoğunluğuna göre Şekem'in 17 mil güneybatısındaki Khirbet-Tibneh'te yer almaktadır (Goldziher, II, 71-75; IDB, IV, 650).

Yeşu, yahudi kutsal kitabında hem askerî bir lider hem de peygamber olarak takdim edilir. Onun en önemli özelliği arz-ı mev'ûdu fethedip İsrâiloğulları arasında paylaştırmasıdır, bununla birlikte o bilgelik ruhuyla doludur (Sayılar, 27/18-20; Tesniye, 34/9). Mûsâ gibi Yeşu da Rabb'in kulu diye nitelendirilmiş (Yeşu, 24/29), Rab, Mûsâ'ya hitap ettiği gibi ona da hitap etmiştir (Yeşu, 20/1). Yeşu'nun Ebal dağında bir sunak yaparak Tevrat'ı yetmiş dilde taşlar üzerine yazması (Ginzberg, V, 9-11) ve şeriatı İsrâiloğulları'na tebliğ etmesi (Yeşu, 8/30-35) peygamberliğin Mûsâ'dan sonra kendisine geçtiğini göstermektedir. Kutsal kitap dışı yahudi dinî literatürüne göre de Yeşu, Mûsâ'nın yardımcısıdır; sadakatle hizmetinden dolayı Tanrı Mûsâ'dan sonra kendisine peygamberlik vererek onu mükâfatlandırmış ve ondan desteğini çekmemiştir. Mûsâ vefat edince Tanrı halka acısını unutturmak için Yeşu'ya hemen savaşmayı emretmiştir. Bununla birlikte Yeşu sadece bir kahraman değildir. Tanrı savaşla ilgili tâlimatını bildirmek istediğinde onu elinde Tesniye kitabını tutarken görmüş, ona güçlü ve cesur olmasını, şeriat kitabını ağzından hiç düşürmemesini söylemiştir. Mûsâ, İsrâiloğulları'nı denizden geçirdiği gibi Yeşu da kavmini Şeria nehrinden geçirmiştir.

Kur'ân-ı Kerîm'de Yûşa' adı geçmemekle birlikte iki yerde ona işarette bulunulduğu kabul edilmektedir. Mûsâ, İsrâiloğulları'nın kendilerine Tanrı tarafından vaad edilen topraklara girmeleri gerektiği emrini alınca on iki kabileden seçtiği birer kişiyi keşif kolu olarak önden göndermiş, on iki kişiden sadece ikisi ilâhî emrin yerine getirilmesini istemiş, diğerleri ise o topraklarda zorbaların yaşadığını ileri sürüp oraya giremeyeceklerini söylemiş ve Tanrı emrine karşı çıkmıştır (el-Mâide 5/12, 22-24). Tevrat'ta bu iki kişinin Yeşu ile Kaleb olduğu belirtilir (Sayılar, 13/6, 8; 14/6-9) ve İslâmî kaynaklarda da bu şekilde yer alır (Sa'lebî, s. 150-151). Diğer taraftan Mûsâ ve Hızır kıssasında kendisinden Mûsâ'nın genç yardımcısı (fetâ) diye bahsedilen kişinin de (el-Kehf 18/60, 62-63) Yûşa' b. Nûn olduğu ifade edilir (a.g.e., s. 136).

XVI. yüzyılda Beşiktaşlı Yahyâ Efendi'nin (ö. 978/1570) keşfettiği rivayet edilen Yûşa'ın kabrinin İstanbul Beykoz'da bugün Yuşa tepesi diye bilinen yerde bulunduğu inancı yaygın olup burası günümüzde de önemli bir ziyaretgâhtır. Ancak buradaki kabrin Tevrat'ta zikri geçen Yeşu'ya aidiyeti mümkün değildir. Zira Ahd-i Atîk'e göre Yeşu Filistin'de vefat etmiş ve Timnatserah'a defnedilmiştir. Esasen Yûşa'ın beşi Filistin'de olmak üzere İstanbul'dan Kuzey Afrika'ya kadar çeşitli yerlerde mezarının bulunduğu iddia edilmektedir (Hasluck, I, 256). Suriye'de Maarretünnu'mân'da onun adını taşıyan bir mescid ve türbe yer almaktadır. Beykoz'daki tepeye Yuşa adının Yûşa' peygamberin kabrinden dolayı verildiği inancı da gerçeği yansıtmamaktadır. Ahd-i Atîk'te adı geçen Yûşa'ın Beykoz'la alâkası Mûsâ ile Hızır'ın İstanbul'da bir araya geldiği inancından kaynaklanmış olabilir ki bu da doğru değildir. Kur'an'da Mûsâ ile Hızır'ın iki denizin birleştiği yerde (mecmau'l-bahreyn) buluştuğu bildirilmekte ve müfessirler bu yeri Akdeniz'le Atlas Okyanusu'nun birleştiği Cebelitârık Boğazı, Nil'in Akdeniz'e döküldüğü yer, Kızıldeniz'in Hint Okyanusu'na açıldığı Aden Boğazı, Ürdün ırmağının Taberiye gölüne döküldüğü yer, Nil'in iki kolunun birleştiği yer ve İstanbul Boğazı gibi çeşitli coğrafî bölgelerle ilişkilendirmektedir. Coğrafî bakımdan Mûsâ ile Hızır'ın bir araya geldiği yer Sînâ yarımadasının Akabe ve Süveyş körfezlerinin birleştiği alt ucu olmalıdır. Hz. Mûsâ, Sînâ yarımadasının alt ucuna yakın Sînâ dağında ilâhî vahyi aldıktan sonra Kehf sûresinde anlatılan (18/60-82) Hızır'la buluşma gerçekleşmiştir.

195 m. rakımlı Boğaz'a hâkim Yuşa tepesi tarihin eski devirlerinden beri çeşitli inançlarda kutsal kabul edilmiş ve burada tapınaklar yapılmıştır. İlk çağlarda tepede bir Zeus mâbedinin bulunduğu bilinmektedir. Bu mâbed Iustinianos tarafından VI. yüzyılda Hagios Michael adına kiliseye çevrilmiştir. Yuşa tepesinin kutsallığı inancı İslâmî dönemde bir yatır-mezar ve bir tekke inşası ile devam etmiştir. Günümüzde Yûşa' peygamberin kabri diye ziyaret edilen büyük mezar İlkçağ'da Herakles'in mezarı yahut yatağı olarak biliniyordu (Eyice, s. 78). Yuşa tepesindeki mezardan ilk bahseden kişi Evliya Çelebi'dir. Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde Yuşa tepesini ve Yûşa' nebîyi ziyaret ettiğinden söz ederek bu tepede Yûşa'ın mezarının, bir tekkenin ve "fukara"sının bulunduğunu yazar (I, 198). Antoine Galland, 1673 yılı gezi anılarında İstanbul'daki Yuşa tepesine çıktığını, burada karşılaştığı bir Türk'ün kendisine Yûşa' peygambere ait tekke veya manastır kabul edilen mekânın muhafazasıyla görevli olduğunu söylediğini nakleder (İstanbul'a Ait Günlük Anılar, II, 89). Ayvansarâyî, Yuşa tepesindeki mezarın Yûşa' peygambere aidiyeti inancı yaygın olmakla birlikte Hz. Mûsâ'nın yardımcısı olan Yeşu'nun Beykoz'a gelmediğini, gerçek mezarının Nablus veya Halep yakınlarında bulunduğunu, Yuşa tepesindeki kabrin ise evliyadan veya havârilerden birine ait olabileceğini kaydeder (Hadîkatü'l-cevâmi', II, 147). Hammer de Avrupalı seyyahların bu dağa Dev dağı, Türkler'in ise Yoris veya Yoros dağı adını verdiklerini, buradaki mezara vaktiyle Herkül yatağı denildiğini, mezarın beş ayak genişliğinde ve yirmi ayak uzunluğunda olduğunu yazar (Constantinopolis und der Bosporos, II, 288-289). Yûşa' peygambere nisbet edilen mezar çok eski inançlarda yer alan, dağların zirvesinde devlerin yaşadığına dair inançla yeni bir inancın kaynaştırılmasından oluşturulmuş bir tür makam-kabirden başka bir şey olmasa gerektir.

Öte yandan Türkler'in bu tepeye verdikleri Yuşa adının nereden geldiği de kesinlikle bilinmemektedir. Bir yoruma göre Yuşa adı bir şahıs ismi değildir. Kelime, eski attarlıkta koyunlara vurulan damgayı boyamakta kullanılan aşı boyası "yuğşa"dan gelmektedir. Boyanın elde edildiği toprak Boğaz'ın bu bölgesinde çok görüldüğünden ve koyunlar burada "yuğşalandığından" adı geçen yere Yuğşa tepesi denilmiş, bu isim zamanla Yuşa'ya dönmüştür (Eyice, s. 77-79). Yuşa tepesinde yer alan mescid ve tekke, Yirmisekizçelebizâde Sadrazam Mehmed Said Paşa tarafından 1169'da (1755-56) yaptırılmış, kabrin etrafına kâgir duvar çekilerek burada bir türbedarla kandilleri yakan bir hizmetçi görevlendirilmiş, tekke çevresinde odalar inşa edilip bir postnişin tayin edilmiştir. Daha sonra yanan mescid ve tekke Sultan Abdülaziz döneminde 1863-1864'te aslına uygun biçimde yenilenmiş, bu külliye yakın tarihte de önemli bir tâdilât geçirmiştir (DBİst.A, VII, 538).

YUŞA HAZRETLERİ TÜRBESİ VE TEPESİ NEREDE?

Yuşa Hazretleri Tepesi, Boğaziçi Anadolu kıyısındaki Anadolu Kavağı semtinin tepelerinde denizden 200 metre yükseklikte bulunan ve Hazreti Yuşa Peygamber'in (M.Ö. 1082-972) mezarının bulunduğu rivayet edilen bir tepedir.

Anadolu Kavağı ve Beykoz'a yolu düşenlerin mutlaka uğraması tavsiye edilen ve muhteşem bir boğaz manzarasına sahip olan Yuşa Tepesi, aynı zamanda Çamlıca Tepesi'nden sonra gelen İstanbul'un ikinci en yüksek tepesi konumundadır.

Hz. Yuşa Türbesi bir tepede yer almaktadır. Mezar tam olarak 17 metre uzunluğundadır. Bunun sebebi cenazenin tam olarak bu alanın neresinde yattığı bilinmediğinden dolayı 17 metrelik bir alan koruma altına alınmıştır.

Türbenin yanında aynı zamanda Hz. Yuşa Camisi yer alır. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana bölge her din tarafından kutsal alan olarak ilan adilmiş ve farklı dinlere mensup bireyler tarafından buralara tapınaklar inşa edilmiştir.

Bölge daha önce Zeus tapınağına ve Hagios Michael kilisesine de ev sahipliği yapmış fakat bu yapılar deprem esnasında yıkılarak günümüze kadar ulaşamamışlardır.

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet Haberler

title