_ -Tüsiad Başkanı Yalçındağ: Türkiye'nin Mali Kuralı da İçeren Orta Vadeli Uyum Programına İhtiyacı Var

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Tüsiad Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Büyümenin İç ve Dış Tasarruf Kompozisyonunu Belirleyecek ve Kamu Kesimi Dengelerini Kalıcı İstikrara Kavuşturacak Orta Vadeli Bir Uyum Programına İhtiyaç Duyulduğunu Söyledi.

TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, büyümenin iç ve dış tasarruf kompozisyonunu belirleyecek ve kamu kesimi dengelerini kalıcı istikrara kavuşturacak orta vadeli bir uyum programına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Yalçındağ, uluslararası ölçütlerde kabul görmüş bir "mali kuralı" da içeren böyle bir uyum programının varlığının, uzun dönem büyümenin gerçek unsurlarına eğilme fırsat tanıyacağına işaret etti.

En olumlu beklentiyle Türkiye'nin 2009 yılında yüzde 4 civarında küçülmesini beklediklerini söyleyen Yalçındağ, içinden geçilen küresel daralma sürecine klasik bir mali daralma gibi yaklaşıp, alınacak önlemlerin bu dar çerçeveden yola çıkarak tespit edilmesi halinde uzun dönemli gelişmelerin ıskalanacağı uyarısında bulundu.

Bodrum'da yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı'nda konuşan TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, dış talep yetersizliğinin ve bütçe açıklarının şekillendirdiği yapının 2010 yılı itibariyle, "büyümenin finansmanı nasıl karşılanacağı" sorusunu gündeme taşıdığını vurguladı. Yalçındağ, Türkiye'nin, 2010 yılı ve sonrasında, büyümenin iç-dış tasarruf komposizyonunu belirleyecek ve kamu kesimi dengelerini kalıcı istikrara kavuşturacak orta vadeli bir uyum programına ihtiyacı olduğunun ortaya çıktığına dikkat çekti. Uluslararası ölçütlerde kabul görmüş bir "mali kuralı" da içeren böyle bir uyum programının varlığının, uzun dönem büyümenin gerçek unsurlarına eğilme fırsat tanıyacağına işaret ederek, bunun küresel rekabet ortamında Türkiye'nin elini güçlendirerek, yatırımcı güvenini artıracağını ifade etti.

-"KÜRESEL DEĞİŞİMİN TAKİPÇİSİ DEĞİL, PARÇASI OLUNMALI"-

Hızla şekillenen küresel ekonominin küresel ölçekte köklü bir değişikliğin habercisi olduğunu söyleyen Yalçındağ, sürecin takipçisi değil, parçası olması gereken bir Türkiye arzuladıklarını belirtti. Yalçındağ, dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin yeni bir vizyona, dile, toplumsal senteze ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. 40 yılı bulan tarihinde TÜSİAD'ın pekçok kez geleceği tanımlayarak doğruları, ağır eleştirileri göğüsleyerek, yalnız kalmayı göze alarak söylediğini vurgulayan Yalçındağ, "Bu dönüşümü Türkiye açısından en yararlı şekilde nasıl değerlendirebiliriz? Başarının anahtarı nedir? Hangi konulara yoğunlaşmamız ve nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Toplum olarak kurulmakta olan dünya düzeninde üzerimize düşen yükümlülükleri kaldıracak donanımımız var mı? Bölgesel güç ve küresel oyuncu olmaya aday bir ülkenin sahip olması gereken vizyona, rasyonel yaklaşıma, demokratik standartlara ve rekabetçilik anlayışına ne kadar yaklaştık? Türkiye'nin geleceğinin yol haritasını çizmek için bazı soruları cevaplandırması gerekir. Bu süreçte, TÜSİAD'ın somut katkılar üretebileceğine, yön belirlemede etkili olacağına inanıyorum" dedi.

-"UZUN DÖNEMLİ GELİŞMELER ISKALANMASIN"-

Uzun dönemli oluşumların altında her zaman bir vizyon, hedef ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak strateji bulunduğuna işaret eden Yalçındağ, kısa dönemde oluşan olguların toplamının uzun dönemli yaklaşımları oluşturmadığı uyarısında bulundu. Bugünkü sorunlara da bu anlayışla yaklaşılması gerektiğini ifade eden Yalçındağ, içinden geçilen küresel daralma sürecine klasik bir mali daralma gibi yaklaşıp, alınacak önlemlerin bu dar çerçeveden yola çıkarak tespit edilmesi halinde uzun dönemli gelişmelerin ıskalanacağı uyarısında bulundu. Yalçındağ, gelecek nesillerin 2000'li yılları uygulanan parasal ve mali tedbirlerle değil, yeni küresel mimarinin temellerinin atılmasıyla hatırlayacağını belirtti.

-"IMF, DÜNYA BANKASI VE G20 OLUŞUMU GELİŞTİRİLMELİ"-

Dünya Bankası Başkanı Robert Zoelick'in krizi aşabilmede uluslararası işbirliğinin gerekliliğini ısrarla vurguladığını anımsatan Yalçındağ, geçen hafta gerçekleştirilen G8 zirvesi sonucunun da bu tespitleri teyit eder nitelikte olduğunu söyledi. G8 ülkeleri IMF'yi, yeni ekonomik düzenin analitik temellerini düşünmeye ve G20 Londra zirve sonuçlarına bağlı olarak da kaynaklarını arttırmaya davet ettiğini vurgulayan Yalçındağ, bu bağlamda Birleşmiş Milletler kurumlarının, IMF'nin, Dünya Bankasının ve G20 oluşumunun geliştirilmesi ve daha kapsayıcı bir yapıya taşınması hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

-"TÜRKİYE EKONOMİSİ EN OLUMLU BEKLENTİYLE YÜZDE 4 KÜÇÜLÜR"-

Dünyadaki ekonomik büyümenin, kriz öncesi seviyelere ulaşmasının uzun, meşakkatli ve yavaş yaşanacak bir süreç olduğunu belirten Yalçındağ, bu zor sürecin bir yansıması olarak, Türkiye ekonomisinin de en olumlu beklentiyle bu yıl yüzde 4 civarında küçülmesini beklediklerini açıkladı. Bu daralmanın önemli bir bileşeninin hızla düşen dış talebin küçülmesi olduğunu vurgulayan Yalçındağ, "Diğer önemli bir bileşeni ise 2008 sonundan itibaren iç talebin düşmesidir. Gerçi, bu küçülme yıllardır makroekonomik istikrarı tehdit eden cari açığın hızla daralmasına yol açtı. Ancak, bozulan ve yerel seçimlerin de etkisiyle kontrolsüz genişleyen bütçe dengeleri maliye politikasının oyun alanını oldukça daralttı. Geçen sene 17 milyar TL olan bütçe açığı yılın ilk beş ayında 21 milyar TL'ye ulaştı" dedi.

Bu gelişmelerin verdiği mesajın açık olduğunu ifade eden Yalçındağ, Türkiye'nin bir süre düşük büyüme hızıyla yaşayacağını belirtti. Gelişmiş ekonomilerde belli bir düzelme yaşansa da, dış talebin kriz öncesi düzeyleri yakalayabilmesi için, yaklaşık 18 aylık bir döneme ihtiyacı olduğunu düşündüklerini dile getiren Yalçındağ, uluslararası işbirliğinin bu süreci olumlu veya olumsuz etkileyebilecek önemli bir faktör olduğunun altını çizdi.

-"TEŞVİK YAPISAL TEDBİRLERİN YERİNE KONULMAMALI"-

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı destek programının zamanlamasının, içeriğinin ve ilgili kesimlerle paylaşılarak hazırlanmasının gerçekten yapısı bir girişim olduğunu belirten Yalçındağ, özellikle büyümenin önünde yapısal engel oluşturan bölgesel kalkınmışlık farklarını işaret etmesi ve işsizlikle mücadelede "aktif işgücü politikalarını" içermesi açısından girişimi son derece yerinde bir başlangıç olarak gördüğüklerini söyledi. Türkiye tarihinde daha önce de birçok teşvik uygulaması açıklandığına dikkat çeken Yalçındağ, bu noktada iki önemli uyarıda bulundu. Türkiye'de teşvik paketlerinin etkisini ölçme geleneğinin olmadığını anımsatan Yalçındağ, "Örneğin; Bundan 50 yıl öncesine göre bölgesel gelir dağılımı Türkiye'de daha iyiye gitmiş midir? Sektörel destekler, ilgili sektörlerin rekabet gücünü kalıcı olarak artırmış mıdır? Bu geleneği, en azından bu son girişimin neticelerini yakından izleyerek başlatalım" dedi. Yalçındağ, diğer önemli noktanın destek paketlerinin sınırlı bir süreyle uygulanması gereği olduğunu söyledi. Hükümetin açıkladığı pakette de bu gerçeğin dikkate alındığını görmekten memnuniyet duyduklarını açıklayan Yalçındağ, "Kalıcı teşvikler, son tahlilde rekabet ortamına da kalıcı hasar verebilir. Her türlü destek programından nasıl ve hangi koşullarda çıkılacağı konusu, ekonomik aktörler açısından önemlidir. G8 Zirvesinin de, işaret ettiği önemli tespitlerden biri budur.

Kısacası, teşvik uygulamaları, yapısal tedbirlerin yerini almamalı, uzun dönem büyümenin unsurları gibi değerlendirmemelidir" diye

konuştu.

-"ÖNCE ZİHNİYET DEVRİMİ YAŞANMALI"-

Geleceğin Türkiye'sini inşa etmeye çalışırken, ortak hedefler tanımlamak zorunda olunduğunu belirten Yalçındağ, Türkiye'de, her şeyden önce bir zihniyet devrimi yaşanması gerektiğine inandıklarını söyledi. Yalçındağ, "Korkulara esir olmadan, hak ve özgürlük alanlarını genişleterek ve hepsinden önemlisi birbirimizi dinleyerek konuştuğumuz, yeni bir başlangıç yapalım. Yeni bir sayfa açalım.

Bu başlangıcın belgesi, toplumsal sözleşmemizin metni, yeni bir anayasadır. Türkiye'nin, ihtiyaç duyduğu anayasanın nitelikleri hakkında bugüne dek çok çalışma yapıldı. Yalnızca TÜSİAD'ın, bu konuda 17 yıldır süren, birçok taslağın hazırlandığı, çalışmaları var.

Yeni anayasayı hazırlarken, toplumsal mutabakatı sağlayacak bir yöntem izlenmesi, demokrasinin evrensel ilkelerinin esas alınması, gerçek anlamda kuvvetler ayrımının sağlanması, hukuk devleti unsurlarının güçlü bir şekilde kurumsallaşması esastır" dedi.

-"İÇ BARIŞIN SAĞLANMASI EN HAYATİ GÜNDEM MADDESİ"-

Son dönemde Türkiye açısından, belki de en hayati gündem maddesinin ülkede iç barışın sağlanması olduğuna değinen Yalçındağ, 25 yıldır ağır bedeller ödeten şiddetin sona ermesi gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanının bu konuda kamuoyuna umut aşılayan önemli çıkışlar yaptığını belirten Yalçındağ şunları söyledi:

"Anamuhalefet Partisi lideri, cesur bir tutumla, terörün son bulması halinde köklü reformlara açık olduklarını, silah bırakanların geleceğini kollayacak düzenlemelere karşı çıkmayacaklarını beyan etti. Yüzlerce, binlerce gencimizin hayatına mal olan ve hala can alan terörün bitmesi, Türkiye'nn ferah bir geleceğe sahip olması açısından mutlak bir gerekliliktir. Yaklaşımımız nettir. Terör örgütü silahlarını bırakmalıdır. Teröre yol açan meselelerin özüne inilmeli, diyalog yolları açık tutulmalı, ekonomik, sosyal ve kültürel açılımlar mutlaka devam ettirilmelidir. Hükümetimizin de, Türkiye'nin en önemli meselesine, ülkede yeşeren umutları boşa çıkarmayacak bir vizyonla yaklaşmasını bekliyoruz. Böylesi bir yaklaşım, Türkiye'nin son yıllarda ululararası alanda oynadığı role de uygundur. Türkiye, dış politikada uzlaşmacı, barışçı, yapıcı ve çözüme hedeflenmiş bir anlayışı giderek, daha başarılı şekilde uygulamaya koymuştur. Ve bu yaklaşımının meyvelerini, hemen her örnekte toplamaktadır."

-"KIBRISTA KAZAN KAZAN İLKESİYLE HAREKET ETME MORAL ÜSTÜNLÜĞÜ SAĞLADI"-

Kıbrıs'ta, "bir adım önde olmanın" ve "kazan kazan" ilkesiyle hareket etmenin, 2004 referandumunun ardından Türkiye'nin moral üstünlüğünü sağladığını belirten Yalçındağ, komşularla diyaloğu, en zor ve sıkıntılı dönemlerde kesmemesi sayesinde, Türkiye Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerinin mimarı olabildiğine dikkat çekti. Türkiye'nin Irak'ta, kritik anlarda devreye girerek kördüğümlerin çözülmesine katkıda bulunduğunu belirten Yalçındağ, bu uzlaşmacı ve yapıcı yaklaşımın devamı olarak, hükümetin, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi için harekete geçmesini desteklediklerini açıkladı.

Yaklaşık bir buçuk yıldır, Cenevre'de sürdürülen müzakerelerin sonucu olarak bir yol haritası açıklanması cesur ve olumlu bir adım olarak algıladıklarını kaydeden Yalçındağ, bu adımın, Ermenistan'ın Azerbaycan'da işgal ettiği topraklardan, en kısa sürede çekilmesini sağlayacağına inandıklarını dile getirdi.

-"AB'NİN BAZI ÜYELERİNİN TÜRKİYE'YE TUTUMU RAHATSIZLIK VERİCİ"-

Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini ilişkin açıklamalarda bulunan Yalçındağ, Avrupa Birliği'nin bazı üyelerinin Türkiye'ye yönelik hasmane bir tutum içinde olduklarını dile getirdi. Bu muhalefetin, bazen itici, hatta küstah bir dille sergilenmesden rahatsızlık duyduklarını aktaran Yalçındağ, "Ancak AB içinde Türkiye'nin üyeliğini destekleyen ve bu konuda cesur çıkışlar yapan ülkelerin varlığını göz ardı edemeyiz. Avrupa Birliği uyumu Türkiye'nin küreselleşme sürecinin, en önemli ayağını oluşturan, demokratik standartların yükseltilmesi, rekabet ve piyasa ekonomisinin geliştirilmesi konularında doğal bir yol haritası niteliğindedir. Bu yol haritasının son durağı Türk halkının refah ve yaşÃ¥m kalitesinin artmasıdır. İnanıyorum ki, Türkiye, 2014 Ocak ayına ulaştığımızda Avrupa Birliği ne üyelik için gerekli donanıma sahip olacaktır. Bu ana rotanın dışındaki hiçbir gelişmenin ve tartışmanın meşruiyeti yoktur.

Buna karşılık Türkiye'de, Avrupa Birliği ile bağlantılı reform süreci uzun zamandan beri durmuştur. Müzakerelerde ilerleme kaydedilmemesi yalnızca Avrupa Birliği tarafının iştahsızlığına da bağlanamaz. Hükümet, son zamanlarda dışişleri bakanımızın söyleminde Avrupa Birliği sürecine yeniden önem verdiğini savunsa da, ülkenin genel ortamına Avrupa Birliği ruhunun egemen olduğunu söylemek mümkün değildir" dedi.

-İŞ DÜNYASI TÜRKİYE'NİN GÜCÜNÜN FARKINDA-

Yalçındağ, Başkan Clinton'un söylediği "Türkiye'nin tercihlerinin 21 yüzyılın şekillenmesine katkıda bulunacağı" sözüne atıfta bulunarak, Türk iş dünyası olarak Türkiye'nin bu gücünün farkında olduklarını belirtti. Toplumun refahı ve dünya sisteminde saygın bir konuma kavuşması için, bu gücü kullanmak ve daha ileriye götürmek gerektiğini vurgulayan Yalçındağ, bunu sağlayacak iradeye ve donanıma da sahip olunduğunu belirtti. Bu potansiyeli tümüyle harekete geçirmek için, zihniyet devrimi yapmak, korkulardan sıyrılmak, reformlara hız vermek ve geleceğin dünyasını anlayarak ona uygun adımları atmak zorunda olunduğunu vurgulayan Yalçındağ, bunları yapabildikten sonra, gerçekten de 21. Yüzyılın belirleyici ülkelerinden birisi olmanın önünde, hiç bir engel kalmayacağını ileri sürdü.

(ANKA)

(HGS/YLD/NK)

Kaynak: ANKA