Org.saygun: 'Bazı Ülkeler, PKK'nın Yaşam Alanları Bulmasında Önemli Etken'
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, 'Aralarında Müttefiklerimizin de Bulunduğu Bazı Ülkelerin Tutum ve Yaklaşımları, Günümüzde PKK Terör Örgütünün Kendine Yaşam Alanları Bulabilmesindeki En Önemli Etkendir' Dedi.
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, ''Aralarında müttefiklerimizin de bulunduğu bazı ülkelerin tutum ve yaklaşımları, günümüzde PKK terör örgütünün kendine yaşam alanları bulabilmesindeki en önemli etkendir'' dedi.
Saygun, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezinin (SAREM), ''PKK Kongra/Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi'' konulu sempozyumdaki konuşmasında, son günlerde AB'nin terör örgütü PKK'ya karşı bazı ümit verici adımlar atmakta olduğunun görüldüğünü belirtti.
Bunun ciddi olmasını ve somut tedbirlere dönüşmesini dileyen Saygun, şöyle devam etti:
''Ancak olumlu diyebileceğimiz bu gelişmelere kırmızı bültenle aranan teröristlerin 28 Kasım'da Avrupa Parlamentosu binasında basın toplantısı düzenlediklerini ve bu toplantıya katılan teröristlere ilave olarak 20-25 civarında terör örgütü yandaşının dinleyici olarak katılmış olduğunu da dikkatinize sunarım.
Aynı şekilde, AP'de 2004 yılından bu yana yapılan AB-Kürtler ve Türkiye konulu konferansın dördüncüsü 3-4 Aralık 2007 tarihinde düzenlendiği ve toplantı boyunca açıkça terör örgütünün propagandasının yapılmasına müsaade edildiğini hatırlatmak isterim.''
Fransa Parlamentosu'nun desteğiyle düzenlenen bir toplantıda, ''Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için AB tarafından Türkiye'ye baskı yapılması'' yönünde ifadelerin kullanıldığını ifade eden Saygun, İngiltere Parlamentosu çatısı altında da ''tek taraflı ateşkes, Kürt sorununa demokratik çözüm ve PKK/Kongra-Gel'in yasaklanmasına hayır'' kapsamında bir konferans düzenlendiğini anlattı. Orgeneral Saygun, şunları söyledi:
''Toplantıları düzenleyenlerin terör örgütüne sahip çıkmakla, onları bu şekilde desteklemekle, siyasi destek sağladıkları, onlara direnme gücü ve ümidi verdikleri, kısaca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin terörle mücadelede uğradığı can ve mal kaybının sorumluluğunu teröristlerle beraber paylaştıklarını dikkatlerinize sunmayı gerekli görüyorum. Yine terör örgütüne siyasi destek kapsamında, bir çok resmi ve gayrı resmi Avrupa kurumu PKK/Kongra-Gel'i terör örgütü olarak nitelemekten imtina etmektedir. Avrupa medyası, buna başkaları da dahil, 'PKK gerillaları', 'Ankara'ya karşı çıkan direnişçi hareket', 'ayrılıkçı Kürt grup', 'silahlı militanlar', 'silahlı isyancılar' gibi mahcup ifadeler kullanmasını, bunlara terörist demeye kıyamamalarını anlamak mümkün değil.
Bir başka sebep de PKK'nın terör örgütü olduğu yolundaki tüm kararlara rağmen basının terör dendiğinde esas olarak kendi ifadeleriyle İslami terörü anlamaları ve tedbirleri bunlara karşı almalarıdır. Bunun bir örneği olarak NATO'nun terör örgütleri listesini düzenlemek için 2005 yılında yaptığı bir çalışmada müttefiklerimizin bir çok terör örgütünü listeden çıkarmak istemesi, daha doğrusu listeyi tek örgüte yani El-Kaide' ve bağlantılılarına indirgemek istemesi örnek gösterilebilinir. Bu karar Türkiye'nin vetosu nedeniyle yürürlüğe girmese de PKK'nın uluslararası bir tehdit olarak değil, Türkiye'nin bir iç sorunu olarak gösterilmeye çalışıldığını çok net bir şekilde ifade etmektedir.''
Saygun, 2 milyardan fazla Müslümanın tümünü potansiyel terörist olarak görmenin tüm dünyada önemli bir güvenlik sorunu haline geldiğini, İslam'ın terörle bağdaşlaştırılamayacağını, Irak'ta ekmek parası için bulunan Türk şoförlerinin başka Müslümanlarca katledildiğini daha önceki bir konuşmasında örnek olarak ifade ettiğini belirtti. Orgeneral Saygun, ''Bu yapılanlar terördür, bunu yapanlar kendilerini haklı göstermek için İslam dinini kullanmaktadır'' dedi.
Saygun, Avrupa Polis Teşkilatı'nın 2007 yılı AB Terörizm Durumu ve Beklentiler raporunda terör örgütünün finansman sağlamak üzere uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yaptığına, bu geliri sözde ifade özgürlüğü adı altında terör faaliyetlerini yönlendirmek için kullandığına yer verildiğini kaydetti.
ABD'nin Yayınladığı Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Stratejisi Raporunda da Avrupa uyuşturucu kartelinin PKK mensuplarınca kontrol edildiği ve terörist faaliyetleri desteklemek için eroin üretimini ve ticaretini kullandığının belirtildiğini anlatan Saygun, 2002 yılına ait bir başka raporda da yine PKK/Kongra-Gel'in aktif olarak organize suç örgütleriyle işbirliği içerisinde uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığı yaptığının yer aldığını belirtti.
Saygun, 2006 yılı Terörizm Ülke Raporunda ise PKK'nın Irak kuzeyinde varlığını devam ettirdiğinin, buradan lojistik destek temin ettiğinin, Türkiye'nin güneydoğusuna saldırılarını buradan koordine ettiğinin ve Avrupa'dan finansal destek sağladığının ifade edildiğini vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanlığının terörizmle mücadele konusundaki bir yetkilisi tarafından yapılan açıklamada da PKK terör örgütünün bir suç örgütü olduğunun, Avrupa'da mafya tipi bir yapılanmasının bulunduğunun, terör örgütünün bu yapı vasıtasıyla başta uyuşturucu ticareti olmak üzere kara para aklama, insan kaçakçılığı yaptığı ve bu faaliyetlerinden sağladığı parayla terör saldırılarını finanse ettiği hususlarının yer aldığını anlattı.
Bir Fransız yetkilinin, Paris varoşlarında satılan uyuşturucunun yüzde 80'inin PKK'nın elinden geçtiğini ifade ettiğine dikkati çeken Saygun, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Terör örgütüne sahip çıkan, Türkiye'nin terörizme karşı haklı mücadelesini, meseleyi başka boyutlara çekerek engellemek isteyen ülke ve kuruluşların koruduğu, sahip çıktığı ve hamiliğini yaptığı PKK/Kongra-Gel işte budur.
Terör örgütüne destek sağlayan bir başka konu ise terörle mücadele kapsamında yapması öngörülen yasal düzenleme ve uygulamaların demokratikleşme ve insan hakları kapsamında eleştirilmesi ve bu konuda atılması gerekli olan adımların engellenmeye çalışılmasıdır.
Türkiye'yi terörle mücadele konusunda eleştiren fakat ülkemizde yaşanan kanlı terör olaylarının çok azıyla karşılaşan Avrupa ülkeleri terörle mücadele konusunda siyasi parti kapatma dahil, kendi ülkelerinde çok daha sert tedbirler alabilmektedir. Bu eleştirileri ve engellemeleri yapanlara, AB ülkelerinin özellikle bazılarının Türkiye'ye nazaran çok daha katı kuralları ihtiva eden terörle mücadele mevzuatlarını incelemelerini tavsiye ediyorum. Bu tedbirleri alan AB ülkelerine hiçbir tepki gösterilmezken, ülkemizde bir siyasi parti hakkında başlatılmış yargı süreci için AP'nin siması aşina bir milletvekili tarafından 'müzakereleri olumsuz etkileyebileceği' tehdidi savrulmaktadır. Burada vurgulamaya çalıştığım husus bir partinin kapatılması veya kapatılmaması değil, ben sadece ortaya konan çifte standarda dikkati çekmek istiyorum.''
Türkiye'nin terörle mücadele boyutunda operasyonel alanda kazandığı başarılara rağmen teröristlerin başarı ümitlerinin yok edilememesinin en büyük nedenlerinden birinin terör örgütüne sağlanan destek olduğunu vurgulayan Saygun, ''Bu konuda BM Güvenlik Konseyi, NATO ve AB'nin üye ülkeleri taahhüt altına sokan ve terörle mücadelede uyulması gereken hususları sarih bir şekilde ifade eden kararlar almış olmalarına rağmen, aralarında müttefiklerimizin de bulunduğu bazı ülkelerin tutum ve yaklaşımları, günümüzde PKK terör örgütünün kendine yaşam alanları bulabilmesindeki en önemli etkendir'' dedi.
Küreselleşen dünyada terörün ciddi, ortak ve topyekün mücadeleyi gerekli kılan bir olgu olduğunu belirten Saygun şöyle konuştu:
''Bu bağlamda yapılması gereken, küreselleşen dünyada barış ve güvenliğin ya her yerde var olacağı ya da hiçbir yerde olmayacağı gerçeğinden yola çıkarak ve bugüne kadar alınmış olan kararları uygulamaya koyarak, terörün her çeşidine karşı bir bütün halinde ortak iradenin oluşturulmasıdır. Bu şekilde dünyanın her neresinde olursa olsun, terör örgütleri yaşam alanlarının daraldığını hissedecekler, azim ve kararlılıklarını kaybetmeye başlayacaklardır.''
Stratejiyi şekillendirmede dikkate alınacak faktörlerin ve her şeyden önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğasından kaynaklanan demokrasinin sağladığı imkanların istismar edilmesiyle kurulan tuzakların birer işareti olarak hatırda tutulmasının hayati öneme haiz olduğunu ifade eden Saygun, bugün bütün çağdaş demokrasilerin, demokrasinin kendini koruma hakkını kabul ettiğini söyledi. Bu nedenle hiçbir demokrasinin demokratik yöntemler kullanılarak kendisinin tahrip edilmesine müsaade etmeyeceği temel kuralına dikkati çeken Saygun, AB üyesi ülkelerin bu konuya ilişkin anayasa maddelerinden örnekler verdi.
Saygun, ''Terörle mücadelede yaşadığımız deneyimlerin ışığında TSK'nın bilgi paylaşımına, işbirliğine ve dayanışmaya her zaman hazır olduğunu, tüm teröristlerin ve destekçilerinin mücadele azmini kırma kararlılığını bu vesileyle bir defa daha ifade etmekte yarar var'' dedi.















