KÜÇÜK YAŞ, BÜYÜK SUÇ - Suça sürüklenen çocukları "kayıp kuşak" riskinden koruma çağrısı

KÜÇÜK YAŞ, BÜYÜK SUÇ - Suça sürüklenen çocukları 'kayıp kuşak' riskinden koruma çağrısı
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen "Suça sürüklenen 'Çocuklar': Fail mi Kurban mı?

Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen "Suça sürüklenen 'Çocuklar': Fail mi Kurban mı?" adlı çalıştayın sonuç raporunda, suça sürüklenmenin bireysel bir tercih değil, çocuğun etrafındaki koruyucu ve destekleyici sistemlerin zayıflamasının kaçınılmaz sonucu olduğu belirtilerek, tüm kurumlar çocukları "kayıp kuşak" riskinden koruyacak, hak temelli ve sürdürülebilir bir dönüşüme öncülük etmeye davet edildi.

Anadolu Ajansının (AA) "Küçük yaş, büyük suç" başlıklı dosya haberinin bu bölümünde, "Suça sürüklenen 'Çocuklar': Fail mi Kurban mı?" adlı çalıştayın sonuç raporunda yer alan, çocukların suça sürüklenme süreçlerini besleyen yapısal risk alanlarına, mevcut sistemde karşılaşılan uygulama sorunlarına, ulusal ve uluslararası örnekler ışığında geliştirilebilecek çözüm önerilerine, erken müdahale, diversiyon, onarıcı adalet ve ceza sonrası destek mekanizmalarına ilişkin politika başlıklarına yer verildi.

Raporda, mevcut çocuk adalet sisteminin, bilimsel gerçeklik ile toplumsal tepkisellik arasında tarihsel bir tıkanıklık yaşadığı ifade edilerek, "Fail mi, kurban mı?" ikileminin artık sadece hukuki bir tartışma değil, devletin koruma zincirindeki "koordinasyon felcinin" bir yansıması olduğu aktarıldı.

"Casper çetesi" gibi suç örgütü iddianamelerine yansıyan "Bana yolunu kaybetmiş gençler bulun" talimatının, sistemik bir krizin en çarpıcı itirafı olduğu vurgulanan raporda, koruyucu sistemlerin "kimlik" sunamadığı noktada suç örgütlerinin çocuklara "aidiyet" ve "statü" pazarladığı vurgulandı."

Raporda, 2021'de cezaevindeki çocuk sayısı 1941 iken, 2022'de bu rakamın 2 bin 510'a, 2024'te ise 3 bin 690'a yükselmesinin, cezalandırıcı paradigmanın suçu önlemek bir yana, suç kültürünü beslediğini gösterdiği kaydedilerek, "Çocuk suçluluğuna dair veriler, politika yapıcılar için sadece sayısal göstergeler değil, toplumsal bir kırılmanın ve acil müdahale gerektiren sistemik bir krizin habercisidir. Mevcut tablo, adalet ve sosyal hizmetler mekanizmalarının etkinliğini sorgulatan stratejik bir vahamet arz etmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu.

Çocuk suçluluğu kavramının, tarihsel süreçte cezalandırıcı bir paradigmadan, çocuğu gelişimsel bir özne olarak kabul eden koruyucu ve rehabilite edici bir yaklaşıma evrildiğini, bu evrimin terminolojideki "suçlu çocuk" ifadesinin yerini "suça sürüklenen çocuk" kavramına bırakmasıyla somutlaştığı aktarılan raporda, suça sürüklenme sürecinin nörobiyolojik gelişim, travmatik geçmiş ve yapısal şiddetin kesişim kümesini meydana getirdiği, bu katmanları anlamadan üretilen her politikanın, semptomları tedavi etmeye çalışırken hastalığı derinleştirdiği ifade edildi.

"Çocuk adalet sistemi, tamamen 'çocuğa özgü' bir yapıya kavuşturulmalıdır"

Raporun "Çocuk adalet sistemindeki sistemik çıkmazlar" başlıklı bölümünde, "Yolunu kaybeden çocuklara 'köprü' olmak, onları sadece dört duvar arasına kapatmakla değil, onarıcı bir gelecek inşa etmekle mümkündür. Onarıcı adalet bir seçenek değil, çocuğun yüksek yararını merkeze alan, mağdurun zararını onaran ve toplumsal barışı tesis eden stratejik bir zorunluluktur. Çocuk adalet sistemi, yetişkin ceza sisteminin bir alt dalı olmaktan kurtarılmalı ve tamamen 'çocuğa özgü' bir yapıya kavuşturulmalıdır. Hukuki süreçler fiile değil, çocuğun esenliğine odaklanmalıdır. Adalet sistemi, çocuğu koruma iddiasıyla yola çıkıp çoğu zaman onu sistemin dışına iten mekanik bir öğütücüye dönüşebilmektedir." ifadelerine yer verildi.

Çocuk adaletindeki "mekanikleşme" ve "soğuk sistem" sorununun, ancak uzmanlaşmış insan kaynağıyla aşılabileceği, mevcut yapıda çocuk hakimi veya savcısı olmanın özel bir kriteri bulunmamasının büyük bir stratejik zafiyet olduğu belirtilen raporda, Sosyal İnceleme Raporları'nın (SİR) matbu bir form olmaktan çıkarılması ve yargılamanın temel taşı haline getirilmesi gerektiği vurgulandı.

Raporda, infaz sürecinin, toplumu çocuktan koruma değil, çocuğu topluma yeniden kazandırma süreci olarak kurgulanması gerektiğine işaret edilerek, "Bir mahkumun ifadesiyle 'Cezaevi bir okuldur, eğer bir suç öğrenmek istersen sana onu öğretirler.' Bu kısır döngü ancak onarıcı infaz ile kırılabilir." denildi.

Suçla mücadelede önleyici tedbir önerileri raporda, "yapısal sorunlara yönelik önleyici sosyal politikalar", "aile ve çocuk eğitim programlarının yaygınlaştırılması", "yerel hizmet ağlarının güçlendirilmesi", "okul temelli önleyici mekanizmaların geliştirilmesi", "dijital alan ve medya düzenlemelerinin güçlendirilmesi", "erken uyarı ve risk haritalama sistemlerinin kurulması" ve "çocuk ve gençlere yönelik koruyucu sosyal alanların yaygınlaştırılması" şeklinde sıralandı.

"Çocuğun geleceğini feda etmeyen 'onarıcı adalet' modeli öncelenmelidir"

Raporun, "Stratejik çözüm ve politika önerileri" başlıklı bölümünde, "Toplum vicdanını rahatlatırken çocuğun geleceğini feda etmeyen 'onarıcı adalet' modeli öncelenmelidir. 'Daha fazla ceza değil, daha fazla adalet ve şefkat' vizyonu, sistemin ana ekseni olmalıdır. Çocuğu cezalandırmak anlık bir kamu vicdanı rahatlaması sağlasa da uzun vadede daha profesyonel suçlular yaratmaktadır. Stratejik hedefimiz, çocuğu suça iten toplumsal 'besi yerlerini' kurutmak olmalıdır." değerlendirmelerine yer verildi.

Hafif suçlarda tutuklama yasağı getirilmesi, çocukların yargılama süresince devlete ait ihtisaslaşmış yurtlarda muhafazasının sağlanması, diversiyon tekniklerinin çocuk adaletinin ana arterine yerleştirilerek yargısal travmanın minimize edilmesi gerektiği kaydedilen raporda, toplum vicdanını yaralayan, kasten öldürme, cinsel suçlar ve uyuşturucu ticareti gibi ağır suçlarda "şartlı tahliye" imkanının kısıtlanması gerektiği vurgulandı.

Raporda, "ulusal risk haritası çıkarılması", "çocuk merkezli adalet sistemi oluşturulması", "5395 sayılı Kanun'un gözden geçirilmesi", "diversiyon uygulamaları yaygınlaştırılması", "şartlı yetişkinlik ve yaş sınırı düzenlemesi" önerilerinde de bulunuldu.

Sonuç bölümünde, raporun koruyucu mekanizmaların dışında kalmış, devletin zamanında ulaşamadığı çocukların maruz kaldığı ihmal ve istismarın yol açtığı çok boyutlu sonuçlara dikkat çekmeyi amaçladığı, temel hedefin bu çocukların yaşam kalitesini artıracak önleyici ve onarıcı politikalara ışık tutmak, aynı zamanda toplumun geleceğini tehdit eden risk alanlarını erken aşamada bertaraf etmek olduğu aktarılarak, şunlar kaydedildi:

"Raporun vardığı temel sonuç şudur. İyileştirilmesi gereken yalnızca çocuk değil, çocuğu kuşatan aile yapıları, sosyal çevre ve kurumsal sistemlerin tamamıdır. Çocuğu suça sürükleyen etkenlerin parçalı biçimde ele alınması yeterli değildir. Bu unsurların birlikte değerlendirilmesi, 'bir bebekten bir katil yaratan karanlıkla' etkili biçimde mücadele edebilmenin ön koşuludur. Suça sürüklenme, bireysel bir tercih değil, çocuğun etrafındaki koruyucu ve destekleyici sistemlerin zayıflamasının kaçınılmaz sonucudur. Bu nedenle çözüm, cezaların artırılmasında değil, maliyet-etkin, kurumlar arası koordinasyonu güçlü ve erken müdahaleye dayalı bir koruyucu sistemin inşasındadır. Bu çerçevede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumları, çocuklarımızı bir 'kayıp kuşak' riskinden koruyacak, hak temelli ve sürdürülebilir bir dönüşüme öncülük etmeye davet ediyoruz."

"Topyekun bir seferberlik ilan edilmesi gerekiyor ki bu sorun çözülsün"

Raporu AA muhabirine değerlendiren Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Kerimoğlu, çocukların yetişkinler için oluşturulmuş adalet sisteminde yargılandığı, ceza indirimleriyle bunların çocuklara entegre edildiği, ayrıca çocukların "ıslah evleri" denilen daha sonradan eğitim evlerine dönüşen sistemlerden geçirildiğini ancak birinci önceliğin çocuk adalet sisteminin bütünlüklü olarak oluşturulması olduğunu ifade etti.

Çocukların cezalandırılmasının en son ilke olarak düşünülmesi, öncelikle çocukları suça sürükleyen nedenlerin ne olduğunun araştırılması gerektiğini belirten Kerimoğlu, "Büyük suçlarda, adam öldürme, cinsel taciz gibi bu tür suçlarda elbette bu çocuklar cezalandırılacak. Burada onlara uygun bir ceza sistemi içerisinde muhakkak cezalandırılacaklar. Ama daha basit, hafif suçlarla, eylemlerle alakalı çocukları direkt suçlu olarak etiketlememek çocukların ondan sonraki hayatında koruyucu etki görüyor." dedi.

Yapılan araştırmaların, suçlu olarak etiketlenen ve bu sistemin içerisine giren çocukların yüzde 80 oranında yeniden suça yöneldiğini gösterdiğini, Türkiye'de bununla ilgili herhangi bir istatistik olmadığını, dolayısıyla bunları Türkiye özelinde bilemediklerini aktaran Kerimoğlu, eğitim evlerinin çocukları ne oranda onarıcı adalet kapsamında değerlendirdiğini ve hangi oranda çocukların tekrar topluma kazandırabildiğinin şeffaf bir biçimde topluma açıklanması gerektiğini söyledi.

Kerimoğlu, şu anki cezalandırıcı adalet sisteminde suçun azalmadığına ancak çocuklardaki suç oranının gittikçe arttığına, bunları azaltabilmek için başka bir tekniğe ihtiyaç olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

"Çocuklarımız çok kıymetli, elbette suç işlemesinler ama bir çocuğun babası hapisteyse, evinde şiddet varsa, uyuşturucu madde kullanılıyorsa, bu çocuğun bütün bunları aşarak normal, sıradan, temiz bir vatandaş olarak hayatına devam edebilmesi çok zor görünüyor. Dolayısıyla biz o mağdur çocuğun elinden tutmak, korumak zorundayız. O çocuk bir başka çocuğun, bir başka canın kanına girmesin diye. Geçenlerde bir suç çetesi elebaşısının basına yansıyan bir sözü vardı. Diyordu ki 'Bana yolunu kaybetmiş çocukları bulun.' Biz Türkiye'de yolunu ne kadar çok çocuğun kaybettiğine dair örnekler görüyoruz. Yolunu kaybetmiş çocukların sayısını ne kadar azaltabilirsek o zaman artık suçlu çocuktan söz etmeyi bırakacağız. O zaman artık çocuk adalet sistemimizin gerçekten işe yaradığını fark edebileceğiz. O yüzden önleyici tedbirler çok kıymetli."

Dernek olarak çocuk adalet sisteminin oluşturulmasını çok önemsediklerini vurgulayan Kerimoğlu, bu sistemin çocukları ne kadar koruduğu ya da ne kadar koruyamadığının tespit edilmesi gerektiğini belirtti.

Kerimoğlu, çocukların ne kadarının sonra tekrar suça bulaştığının tespit edilmesi ve kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini düşündüklerini de ifade ederek, "Topyekun bir seferberlik ilan edilmesi gerekiyor ki bu sorun çözülsün." dedi.

Kaynak: AA / Büşra Alakoyun - Güncel
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.