Dervişoğlu: Sayıştay denetiminin daraltılması yolsuzluğa zemin hazırlar

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Sayıştay denetiminin daraltılmasının hesap verebilirliği zedelediğini ve yolsuzluğa zemin hazırladığını belirtti. Partisinin Hukuk Vizyon Belgesi'nin tanıtıldığı çalıştayda, üniter devlet yapısı, hukuk devleti ve denetim mekanizmalarına vurgu yaptı.

(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, bazı kamu kurumları ve kamu iktisadi teşebbüslerinin üzerindeki Sayıştay denetiminin daraltılmış olmasının, hesap verebilirlik mekanizmasını işlevsizleştiren temel bir sorun olduğunu belirterek, "Kamu parasının nereye gittiğini bağımsız denetleyen bir kurumun olmadığı yerde yolsuzluk için zemin hazırlanmış olur. Yolsuzluk, yalnızca bireylerin ahlaki zafiyetinden değil, kurumsal zafiyetten de beslenir. Kurumlar güçlendiğinde yolsuzluk için alan daralır" dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Litai Otel'de düzenlenen partinin Hukuk Vizyon Belgesi'nın açıklanacağı "İyilik için adalet: Türk hukuk çalıştayı"nın son gününe katılarak kapanış konuşması yaptı.

Dervişoğlu, çalıştayın neticesinde oluşan ve önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacak Türk Hukuku Vizyon Belgesi'nin tarihte yerini alacağını söyleyerek, "Bu belgenin her maddesi bu salonlarda yaşanan tartışmanın, bu insanların tecrübesi ve bu milletin acıyla kazanılmış derslerinin özüdür. Bu çalıştayda Türkiye'nin devlet yapısına ilişkin temel tercihler masaya yatırıldı. Üniter devlet yapısı, tartışmasız bir uzlaşma zemini olarak teyit edildi" dedi.

"HAKKINI TALEP ETMEK, BİR BİREYİN SADECE KENDİNE DEĞİL, TOPLUMA KARŞI DA GÖREVİDİR"

Türkiye'nin coğrafi, tarihi ve toplumsal gerçekliğinde üniter devlet anlayışının yalnızca bir tercih olmadığını, bir zorunluluk olarak ortaya konulduğunu belirten Dervişoğlu, "Üniter yapıyı korumak güçlü bir parlamenter denge mekanizmasıyla mümkündür. Yoksa üniter devletin içi boşalır, merkezi otorite keyfileşir. Katılımcılar şu üç temel hattı çizdi. Yürütmenin yasamaya karşı gerçek anlamda sorumlu olması, Cumhurbaşkanlığı'nın tarafsız ve partisiz bir kurum olması, Meclis'in onay makamı değil, gerçek anlamda yasa yapan ve denetleyen bir kurum olması. Bu üç unsur bir arada olmadığında sistemin adı ne olursa olsun, hukuk devleti zarar görür. Denge ve denetim mekanizmalarının işlevini yitirdiği yerde Montesquieu'nun 2,5 asır önce söylediği ve benim de dün hatırlattığım gibi o uyarılar yeniden canlanır. İktidar bozulma eğilimindedir ve onu durduracak olan yalnızca başka bir iktidardır" diye konuştu.

Dervişoğlu, Türk Hukuk Çalıştayı'nda dengeyi kurumsal güvencelerle yeniden tesis etmenin yolununun tartışıldığını kaydederek, "Çalıştayımızda hukuk devleti kavramının teorik çerçevesi ile uygulama arasındaki mesafe ele alındı. Bu mesafe kimilerini belki de hayal kırıklığına uğratmıştır ama yüzleşmeden iyileşme olmaz. Hakkını talep etmek bir bireyin salt kendine karşı değil, topluma karşıda görevidir. Bu cümle, hukuk devleti revizyonu tartışmasının merkezinde yer alır. Hukuk devleti vatandaşın hakkını talep edebildiği bu talebin meşru ve işlev mekanizmalar aracılığıyla karşılandığı düzendir" dedi.

"KURUMLAR GÜÇLENDİĞİNDE YOLSUZLUK İÇİN ALAN DARALIR"

Hak talebi susturulduğunda ya da karşılıksız kaldığında hukuk devletinin yalnızca isimden ibaret kalacağını ifade eden Dervişoğlu, "Oturumda öne çıkan somut bulgular, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyumun sistematik bir mekanizmadan yoksun olması, anayasal hak güvencelerinin ikinci mevzuatla fiilen daraltılması ve en önemlisi hukuk devleti söyleminin bazen hukukun araçsallaştırılmasını meşrulaştırmak için kullanılmasıdır. Malum hukuk oturumu belki de çalıştayımızın en somut ve en teknik tartışmalarının yaşandığı bölüm olmuştu. Burada soyut ilkeler değil, sayılar ve gerçekler konuştu" değerlendirmesini yaptı.

"ŞEFFAFLIĞI ESAS ALAN KANUN, ŞEFFAFLIĞI DEVRE DIŞI BIRAKAN İSTİSNALAR DİZİSİNE DÖNÜŞTÜ"

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Türkiye'nin kamu ihale mevzuatına ilişkin tespitlerin son derece çarpıcı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Kamu İhale Kanunu'nun yürürlüğe girişinden bu yana eklenen istisna hükümlerinin sayısı ve kapsamı, yasanın ruhunu fiilen tersine çevirmiştir. Şeffaflığı esas alan bir kanun, şeffaflığı devre dışı bırakan istisnalar dizisine dönüştürülmüştür. Sayıştay'ın denetim yetkisinin fiili sınırları bu oturumda ayrıca ele alınmıştır. Bazı kamu kurumları ve kamu iktisadi teşebbüslerinin üzerindeki Sayıştay denetiminin daraltılmış olması hesap verebilirlik mekanizmasını işlevsizleştiren temel bir sorundur. Kamu parasının nereye gittiğini bağımsız denetleyen bir kurumun olmadığı yerde yolsuzluk için zemin hazırlanmış olur. Yolsuzluk yalnızca bireylerin ahlaki zafiyetinden değil, kurumsal zafiyetten de beslenir. Kurumlar güçlendiğinde yolsuzluk için alan daralır. Türkiye'nin bu alandaki reform gündemi hem bir siyasi tercih hem de ekonomik zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır."

"MEVZUAT KISMEN VAR AMA UYGULAMA KORKUNÇ ÖLÇÜDE YETERSİZ"

Dervişoğlu, Çalıştay'ın en yürek yakan oturumunun, toplumsal cinsiyet eşitsizliği oturumu olduğuna dikkati çekerek, "Rakamlar açıklandı ancak her rakamın arkasında bir isim, bir yitirilmiş hayat olduğu unutulmamalıdır. Türkiye'de kadın cinayetlerinin seyri, cezasızlık algısının önleyici tedbirler üzerindeki yıkıcı etkisi ve koruyucu tedbir kararlarının uygulama pratiği bu oturumda duygusal değil ama bilimsel bir titizlikle masaya yatırıldı. Mevzuat kısmen var ama uygulama korkunç ölçüde yetersiz. Bir devlet en savunmasız vatandaşını koruyamıyorsa hukuk devleti iddiasında bulunamaz. Kadına yönelik şiddetle mücadele bir siyasi tercih değil, hukuk devleti olmanın asgari koşuludur. Hangi siyasi görüşler olursa olsun bir kadının şiddete uğramaması gerektiği konusunda herkes hemfikirdir. O zaman bu hemfikir oluşu hukuki ve kurumsal güvenceye dönüştürmek ortak sorumluluğumuzdur" dedi.

"SUÇA SÜRÜKLENEN BİR ÇOCUĞU REHABİLİTE EDEN BİR SİSTEM O ÇOCUĞUN TEKRAR SUÇ İŞLEMESİNİ ENGELLER"

Çalıştay'da Türkiye'nin çocuk adalet sisteminin hem mevzuat hem de uygulama boyutuyla kapsamlı bir değerlendirmesinin de yapıldığını belirten Dervişoğlu, "Çocuk mahkemelerinin sayısal yetersizliği, uzman personel eksikliği ve rehabilite edici adalet yaklaşımının hala yeterince içselleştirilmemiş olması temel bulgular arasında yer aldı. Çocuk adalet sisteminin reformu yalnızca bir insani zorunluluk değil, aynı zamanda uzun vadeli bir güvenlik ve sosyal politika meselesidir. Suça sürüklenen bir çocuğu rehabilite eden bir sistem, 10 yıl sonra o çocuğun yeniden suç işlemesini büyük ölçüde engeller. Aksi yönde çocuğun cezai bir sürecin içinde erken yaşta damgalanmasına mecbur olan bir sistem uzun vadede hem toplumsal maliyeti arttırır hem de bir hayatı karartır" diye konuştu.

Dervişoğlu, Çalıştay'ın en heyecan verici ve en zorlu gündem maddesinin yapay zeka, büyük veri ve dijital dönüşüm oturumu olduğunu söyleyerek, "Teknoloji hukukun gerisinde kaldığında boşluklar oluşuyor ve bu boşluklar istismar ediliyor. Teknoloji hukukun önüne geçtiğinde ise inovasyon engellenir. Denge noktasını bulmak, klasik hukuk yorumunun çok ötesinde bir esneklik ve öngörü gerektirmektedir. Algoritmik karar almanın yargıya entegrasyonu, kişisel verilerin korunması, yapay zeka kaynaklı ayrımcılık ve dijital kimlik hakkı bu ortamda somut politika önerilerine dönüştürülmeye çalışıldı" dedi.

"VİZYON BELGESİNİN TAM METNİ ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE PAYLAŞILACAK"

Türk Hukuku Vizyon Belgesi'nin ön değişi olan raporun, Türk Hukuku Çalıştay'ının ilk somut meyvesi olduğunu belirten Dervişoğlu, şu ifadelere yer verdi:

"Bu belgenin değeri yalnızca içeriğiyle değil, nasıl kullanılacağıyla ölçülecektir. Her büyük belgede üç kritik sınav vardır. Birinci sınav meşruiyettir. Bu belge bir siyasi partinin kararı değildir. Türkiye'nin hukuk dünyasının bütün paydaşlarının iki günlük yoğun çalışmasının ürünüdür. Bu oturumlarda hukukun her alanından katılımcılar yer almıştır. Baro başkanları konuştu. Akademisyenleri itiraz etti. Gazeteciler sorguladı. Sivil toplum temsilcileri önerdi. İşte bu zenginlik, belgenin meşruiyetini sağlar ve meşruiyet uygulamanın ön koşuludur. İkinci sınav sürdürülebilirliktir. Türkiye'de pek çok iyi niyet belgesi yazıldı ama pek az uygulandı. Bu belgenin kaderi eğer farklı olacaksa iki şart gerekmektedir. Birincisi belgeyi sahiplenecek güçlü bir savunuculuk ağı olarak bu salondan çıkan her isim kendi alanında bu belgenin takipçisi ve uygulayıcısı olmalıdır. İkincisi somut bir izleme mekanizması olarak belgenin önerilerinin hayata geçirilmediğini değerlendiren kamuoyunu haberdar eden bir yapı kurulmalıdır. Üçüncü sınavımız siyasi etkidir. Bu belge yalnızca akademik bir referans metni olarak rafta beklemeyecek. Türkiye'nin yaklaşan siyasi döneminde anayasa tartışmaları, seçim hukuku reformu ve yargı bağımsızlığı meselelerinde referans noktası olacaktır. Ben İYİ Parti Genel Başkanı olarak bunun siyasi sorumluluğunu üstleniyorum. İYİ Parti bu belgenin önerilerini kamuoyuna karşı savunmaya devam edecek, parlamentoda sesini yükseltecek ve hükümet programlarını bu kriterler çerçevesinde değerlendirecektir. Vizyon belgesinin tam metni önümüzdeki günlerde kamuoyuyla ayrıca paylaşılacaktır ama o belgeyi anlamamız için belgeyi doğuran ruhu anlamak şarttır."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.