Bir damla suyun İstanbul'daki 19 asırlık yolculuğu

Bir damla suyun İstanbul'daki 19 asırlık yolculuğu
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

- Roma-Bizans döneminde temelleri atılan ve Mimar Sinan'ın 16. yüzyılda inşa ettiği Kırkçeşme Su Sistemi ile zirveye ulaşan İstanbul'un 19 asırlık su medeniyeti, Belgrad Ormanı'nda biriken bir damla suyun bentlerden kemerlere, maksemlerden çeşmelere uzanan yolculuğuyla kentin görünmeyen kültürel mirasını gözler önüne seriyor İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş: "Kırkçeşme Su Tesisleri adını, Bozdoğan Kemeri yakınında bulunan çok sayıdaki çeşmeden alıyordu. Bu çeşmeler, özgün işlevine uygun biçimde ya da en azından sembolik olarak yeniden ihya edilmeli" "Belgrad Ormanı'ndan başlayıp Kağıthane Vadisi'ne uzanan güzergahta yalnızca Kırkçeşme Su Tesisleri'ni anlatan özel turistik rotalar oluşturulabilir"

İstanbul'un Roma döneminde başlayan 19 asırlık su serüveni, Osmanlı Dönemi'nde Mimar Sinan'ın Kırkçeşme Su Sistemi ile zirveye ulaşırken, Belgrad Ormanı'ndan kentin merkezine uzanan bent, kemer, maksem ve çeşmelerden oluşan mühendislik ağı bugün farklı medeniyetlerin izlerini taşıyor.

Her gün binlerce kişi Bozdoğan Kemeri'nin altından araçlarıyla yol alıyor, hafta sonlarını Belgrad Ormanı'nda doğayla iç içe geçiriyor, Taksim Meydanı'nda buluşuyor, Şehzade Camisi'nin duvarındaki su terazisini ya da tarihi çeşmeleri ise çoğu zaman fark etmiyor.

Oysa İstanbul'un en bilinen noktalarının büyük bölümü, yüzyıllar boyunca aynı su sisteminin birbirine bağlı halkalarını oluşturan dev bir mühendislik ağının parçalarını oluşturuyor.

Bugün kültürel miras olarak ayakta duran bentler, su kemerleri, galeriler, maksemler ve çeşmeler, Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan günümüze uzanan ve İstanbul'un büyümesini mümkün kılan görünmeyen su medeniyetinin izlerini taşıyor.

İstanbul'un suyla kurduğu ilişkinin izleri yaklaşık 19 asır öncesine uzanıyor. Kentin belgelenebilen ilk su tesisleri, Roma İmparatoru Hadrian (MS 117-138) döneminde inşa edildi.

Nüfusun artmasıyla büyüyen su ihtiyacını karşılamak amacıyla şehir dışındaki kaynaklardan alınan sular, kanallar ve su yolları aracılığıyla yerleşim alanlarına ulaştırıldı.

4. yüzyıla gelindiğinde ise İstanbul'un büyüyen nüfusuyla su ihtiyacı da arttı. İmparator Valens döneminde, bugün Bozdoğan Kemeri olarak bilinen Valens Kemeri'nin de parçası olduğu isale hatlarıyla uzak kaynaklardan kente su taşındı ve İstanbul yeni su kaynaklarına kavuştu.

Roma ve Bizans dönemlerinde kurulan altyapı, İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet'in harap durumdaki su yollarını onartması ve yeniden işler hale getirmesiyle yaşatıldı.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Mimar Sinan'ın inşa ettiği Kırkçeşme Su Sistemi ile İstanbul, çağının en gelişmiş su altyapılarından birine kavuştu.

Yaklaşık 55 kilometrelik isale hattı, 33 su kemeri, kilometrelerce uzanan galerileri, kontrol bacaları, su terazileri, maksemleri ve dağıtım yapılarıyla sistem yalnızca Osmanlı'nın değil, 16. yüzyılın en büyük mühendislik projelerinden biri olarak kabul ediliyor.

AA ekibi, tarihi su sisteminin adım adım izini sürdü

Belgrad Ormanı'nda biriken her damla suyun kilometrelerce süren yolculuğu, yalnızca bir mühendislik başarısını değil, Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan bir şehir hafızasını da gözler önüne seriyor.

Bugün milyonlarca İstanbullunun farkında olmadan içinde yaşadığı bu hikayenin izini Anadolu Ajansı, tarihi su sistemini adım adım takip ederek sürdü.

Suyun İstanbul'a uzanan yolculuğu, Belgrad Ormanı'ndaki bentlerde başlıyordu. Bugün yürüyüş parkurları ve doğal güzellikleriyle bilinen ormanın derinliklerindeki Valide, Topuzlu, Kirazlı ve Sultan Mahmud bentlerinde biriken yağmur ve kaynak suları, yıl boyunca tarihi su sistemini besliyordu.

Bentlerden ayrılarak doğu ve batı olmak üzere iki ana koldan ilerleyen sular, Kemerburgaz'ın güneyinde, yaklaşık 14 metre derinlikteki Başhavuz'da birleşiyordu. Burada bir süre dinlendirilerek tortularından arındırılan su, ardından İstanbul'a doğru uzanan ana isale hattına aktarılıyordu.

Günümüzde çok az kişi tarafından bilinen ve Mimar Sinan'ın "Galata Kulesi kadar derin" diye tarif ettiği Başhavuz, farklı kaynaklardan gelen suların tek noktada toplandığı ve kente doğru yolculuğuna birlikte devam ettiği sistemin en kritik duraklarından biriydi.

Başhavuz'dan ana isale hattına verilen su, Mimar Sinan'ın su mühendisliğindeki ustalığının en önemli örneklerinden Mağlova Kemeri'nden geçerek Uzunkemer, Güzelcekemer ve Paşakemeri üzerinden İstanbul'a ulaşıyordu.

Yaklaşık 36 metre yüksekliğe ve iki katlı taşıyıcı sisteme sahip Mağlova Kemeri ise suyun vadinin bir yakasından diğerine taşınmasını sağlarken, özgün mimarisi ve mühendislik özellikleriyle yalnızca Osmanlı su mimarisinin değil, dünya su mühendisliği tarihinin de önemli eserleri arasında yer alıyor.

Su, şehrin merkezine ulaştığında yaklaşık 16 asırdır İstanbul'un siluetinin bir parçası olan Bozdoğan Kemeri'nden geçiyordu. Roma İmparatoru Valens döneminde, MS 378'de tamamlanan ve Osmanlı döneminde birçok kez onarılarak su sisteminin bir parçası olarak kullanılmayı sürdüren kemer, uzak kaynaklardan taşınan suyun tarihi yarımadaya ulaştırılmasında önemli rol oynuyordu.

Taksim'e adını veren maksem

Suyun şehir içindeki yolculuğunun önemli duraklarından biri de Taksim Maksemi'ydi. Kente ulaştırılan su burada kollara ayrılarak çeşmelere ve diğer dağıtım noktalarına yönlendiriliyor, suyun farklı hatlara "taksim" edildiği bu yapı da zamanla bulunduğu bölgeye bugünkü Taksim adını veriyordu.

Aradan geçen zamanda İstanbul'un su ihtiyacını karşılayan sistemler değişti, modern barajlar, arıtma tesisleri ve yeni isale hatları kuruldu.

Tarihi bentler, kemerler ve maksemler ise büyük ölçüde ilk işlevlerini tamamlayarak kültürel mirasın parçası haline geldi. Bununla birlikte bazı bentler günümüzde de su sistemine katkı sağlamaya devam ediyor.

Uzmanlara göre korunması gereken yalnızca tek tek anıt yapılar değil, bu yapıları birbirine bağlayan bütüncül su ağı ve onun anlattığı medeniyet hikayesi.

Bu kapsamda Belgrad Ormanı'ndan başlayıp tarihi kemerler üzerinden şehir merkezine uzanan Kırkçeşme Su Sistemi'nin kültür rotası olarak değerlendirilmesi ve Kırkçeşme Su Tesisleri'ne adını veren, 1940'lı yıllarda yol çalışmaları sırasında sökülen tarihi çeşmelerin yeniden ihya edilmesi öneriliyor.

İstanbul'un su hikayesi Roma döneminde başladı

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarih boyunca büyük şehirlerin kurulmasında suyun belirleyici rol oynadığını, İstanbul'un da yüzyıllar boyunca su ihtiyacını karşılayabilmek için farklı medeniyetler tarafından sürekli geliştirilen büyük bir altyapıya sahip olduğunu söyledi.

İstanbul'un tarihi su sisteminin kökeninin Roma dönemine uzandığını anlatan Pektaş, Bizans'tan Osmanlı'ya kadar farklı medeniyetlerin aynı altyapıyı geliştirerek kullandığını belirtti.

Kentte belgelenebilen ilk su tesislerinin Roma İmparatoru Hadrian döneminde inşa edildiğini aktaran Pektaş, "Daha sonraki dönemlerde Büyük Konstantin zamanında Istrancalar ve Çatalca üzerinden İstanbul'a su getirildiği biliniyor. Belgrad Ormanı'ndan şehre su ulaştırılması da yine 4. yüzyıla kadar uzanıyor. Hemen arkamızda bulunan Valens Kemeri, yani Bozdoğan Kemeri de bu büyük su sisteminin önemli parçalarından biri." diye konuştu.

Osmanlı mevcut sistemi geliştirerek devam ettirdi

Osmanlı'nın İstanbul'u fethettikten sonra Roma ve Bizans'tan kalan su altyapısını koruyup geliştirdiğini dile getiren Pektaş, "İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet harap durumdaki su yollarını yeniden işler hale getirdi. Tarihçi Tursun Bey'in aktardığı bilgilere göre, özellikle Halkalı'dan gelen su yolları ve su kemerleri onarıldı, yenileri inşa edildi. Bu çalışmalar yalnızca Fatih Sultan Mehmet döneminde kalmadı, sonraki padişahlar da su tesislerine yeni yapılar ekleyerek sistemi geliştirmeyi sürdürdü." ifadelerini kullandı.

İstanbul'un en büyük su sisteminin Mimar Sinan tarafından inşa edilen Kırkçeşme Su Tesisleri olduğunu belirten Pektaş, tesislerin yaklaşık 55 kilometre uzaklıktaki Belgrad Ormanı'ndan İstanbul'a su getiren çok büyük bir sistem olduğunu vurguladı.

Pektaş, "Aslında bölgede Roma ve Doğu Roma döneminden kalan su tesisleri bulunuyordu ancak bunlar zamanla tahrip olmuştu. Osmanlı, özellikle 16. yüzyılda bu altyapıyı yeniden ele aldı ve Mimar Sinan'ın öncülüğünde çok daha gelişmiş bir sistem kurdu. Kırkçeşme adı da Bozdoğan Kemeri yakınında bulunan ve bugün artık mevcut olmayan çok sayıdaki çeşmeden geliyor." dedi.

Su, iki ana koldan İstanbul'a ulaştırılıyordu

Sistemin yalnızca birkaç kemerden oluşmadığını, birbirine bağlı büyük bir mühendislik ağı olduğunu anlatan Pektaş, suyun Belgrad Ormanı'ndan başlayarak iki ayrı güzergahtan İstanbul'a ulaştırıldığını söyledi.

Prof. Dr. Pektaş, Doğu kolunda Kirazlı, Topuzlu ve Paşa derelerinden gelen suların toplandığını, batı kolunda ise Ayvat, Orta ve Bakraç derelerinden gelen suların sisteme dahil olduğunu anlattı.

Pektaş, "Bu iki ana hat Kemerburgaz'ın güneyindeki büyük havuzda birleşiyor, burada dinlendirilen su, daha sonra Mağlova Kemeri'ni geçerek Güzelcekemer üzerinden Eğrikapı ve Taksim Maksemi'ne ulaşıyor, ardından künkler ve su terazileri aracılığıyla mahallelere ve çeşmelere dağıtılıyordu." dedi.

Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle İstanbul'un en büyük su projesi hayata geçirildi

Tesislerin, İstanbul'un artan su ihtiyacını karşılamak amacıyla Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle inşa edildiğini belirten Pektaş, projenin ortaya çıkışına ilişkin tarih kaynaklarında yer alan dikkat çekici ifadeleri de şöyle anlattı:

"Kanuni Sultan Süleyman, bir av sırasında Kağıthane ve Belgrad Ormanı çevresindeki su kaynaklarını fark ediyor. İstanbul'un su ihtiyacı da giderek artınca Mimar Sinan'a bu suların şehre getirilebilmesi için araştırma yapmasını emrediyor. Sinan'ın hazırladığı proje padişaha sunuluyor ve yüksek maliyetine rağmen uygulanmasına karar veriliyor. Evliya Çelebi'nin aktardığı rivayete göre Mimar Sinan, Belgrad Ormanı'ndan İstanbul'a kadar akçe keselerinin uç uca dizilmesi kadar büyük bir maliyet gerektiğini söylüyor. Kanuni Sultan Süleyman ise 'Biz akçe keselerini uç uca değil, yan yana bile dizeriz, sen yeter ki suyu getir.' diyerek projeye destek veriyor."

Sistemin yalnızca bent ve kemerlerden oluşmadığını, çok ayrıntılı planlanmış bir mühendislik ağı olduğunu anlatan Pektaş, doğu ve batıdan gelen suların Kemerburgaz yakınındaki büyük havuzda toplandığını söyledi.

Pektaş, "Yaklaşık 14 metre derinliğindeki bu havuz, Mimar Sinan'ın ifadesiyle adeta Galata Kulesi kadar derin bir yapıydı. Doğu ve batıdan gelen sular burada dinlendiriliyor, ardından ana isale hattına veriliyordu. Bugün şehir merkezinin dışında kaldığı için çok bilinmese de bana göre hakkı en çok yenilen yapılardan biridir." dedi.

İstanbul'a 30 bin metreküpe kadar su sağlanıyordu

Pektaş, sistemin galeriler, kontrol bacaları ve ara su kaynaklarının da dahil edildiği karmaşık bir mühendislik ağıyla çalıştığını anlatarak, şunları kaydetti:

"Su, galeriler içerisinde ilerliyordu. Hat boyunca eğimli vadilerle karşılaşıldığında mutlaka kemerler inşa ediliyordu. Kırkçeşme Su Tesisleri'nde yaklaşık 33 kemerin bulunduğu biliniyor. Galerilerin üzerine 20 ile 40 metre aralıklarla kontrol bacaları bırakılmıştı. Ayrıca güzergah üzerinde yeni bir su kaynağı tespit edildiğinde bu kaynaklar da sisteme dahil ediliyordu. Mimar Sinan'ın kurduğu sistemle İstanbul'a günlük yaklaşık 17 bin 500 metreküp su ulaştırıldığı, sonraki ilavelerle bu miktarın 30 bin metreküpe kadar çıktığı hesaplanıyor."

Mağlova Kemeri dünya su mühendisliğinin başyapıtlarından biri

Mimar Sinan'ın yalnızca büyük bir mimar değil, aynı zamanda üstün bir mühendis olduğunu gösteren en önemli eserlerden birinin Mağlova Kemeri olduğuna işaret eden Pektaş, yapının dünya ölçeğinde eşsiz mühendislik örneği olduğunu vurguladı.

Pektaş, "Yaklaşık 36 metre yüksekliğinde ve 250 metre uzunluğundaki Mağlova Kemeri, iki katlı yapısı ve taşıyıcı sistemiyle yalnızca Osmanlı'nın değil, dünya su mimarlığının da en önemli eserlerinden biridir. Ben her zaman şu benzetmeyi yaparım, merkezi planlı camiler için Selimiye Camisi neyse, su mimarlığı için de Mağlova Kemeri odur. Bana göre Osmanlı, su mühendisliği konusunda Roma'nın ulaştığı seviyenin de ötesine geçmiştir." dedi.

Kırkçeşme Su Tesisleri'nin inşasının ardından büyük bir doğal afetle karşı karşıya kaldığını belirten Pektaş, "Aradan geçen yüzyıllara rağmen bentlerin ve yapıların önemli bir bölümü bugün hala ayakta. Hatta bazı bentler günümüzde de işlevini sürdürüyor. Bu durum, yapılan yatırımların ne kadar isabetli olduğunu gösterdiği gibi, yapıların yüzyıllar boyunca ayakta kalabilecek sağlamlıkta inşa edildiğini de ortaya koyuyor." diye konuştu.

Su terazileri yalnızca basıncı değil, suyun kalitesini de koruyordu

Sistemde suyun yalnızca kemerlerle taşınmadığını belirten Prof. Dr. Pektaş, yer altındaki künkler, su terazileri ve maksemler sayesinde suyun kontrollü şekilde şehre dağıtıldığını söyledi.

Pektaş, "Kemerlerle İstanbul'a getirilen suyun bir bölümü yer altındaki künklerle yoluna devam ediyordu. Hat üzerinde gerekli görülen noktalara ise su terazileri yerleştiriliyordu. Bugün Şehzade Camisi'nin dış duvarında hala görülebilen su terazileri, yüksek debiyle gelen suyun borulara zarar vermesini önlüyor, basıncı dengeliyordu. Aynı zamanda suyu üst seviyeye çıkararak havayla temas etmesini sağlıyor ve suyun kalitesinin korunmasına da katkıda bulunuyordu." dedi.

Su terazilerinden geçen suyun maksemlere ulaştığını anlatan Pektaş, bu yapıların İstanbul'un su dağıtım sistemindeki en kritik noktalardan biri olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Su daha sonra mahalle maksemlerine ulaşıyor, buradan da yer altındaki hatlarla meydan çeşmelerine, sokaklara ve mahallelere dağıtılıyordu. Kırkçeşme Su Tesisleri'nin en önemli dağıtım noktalarından biri Eğrikapı Maksemi'ydi. Bugün Taksim semtine adını veren sekizgen maksem de bu sistemin önemli parçalarından biridir. I. Mahmut döneminde tamamlanan bu yapının alt bölümünde su mahallelere ve çeşmelere paylaştırılıyor, yani 'taksim' ediliyordu. Kırkçeşme Su Tesisleri'nin inşasının ardından sistemin 30'dan fazla çeşmeye su ulaştırdığı biliniyor. Bu, 16. yüzyıl için oldukça büyük bir kapasiteydi."

"İstanbul'un görünmeyen omurgası"

İstanbul'da milyonlarca kişinin her gün tarihi su yapılarının yanından geçtiğini ancak bunların aynı sistemin parçaları olduğunun yeterince bilinmediğini ifade eden Pektaş, tarihi su yollarının kentin "görünmeyen omurgası" olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Pektaş, "Bugün insanlar Belgrad Ormanı'na yürüyüş yapmak, bisiklete binmek ya da piknik yapmak için geliyor. Bir kısmı bu yapıların ne olduğunu biliyor ancak önemli bir bölümü bunların yüzyıllar boyunca İstanbul'un su ihtiyacını karşılayan büyük bir sistemin parçaları olduğunun farkında değil. Bu yapıların işlevini ve tarihini anlatan tanıtım levhalarının hazırlanması önemli olacaktır. Özellikle sokak aralarında bulunan su terazileri ve maksemler çoğu zaman türbe ya da farklı yapılar sanılıyor. Oysa bunların ne olduğunun anlatılması, tarihi su sistemine ilişkin farkındalığın artırılmasına katkı sağlayacaktır." diye konuştu.

Kırkçeşme Su Tesisleri için kültür rotası önerisi

İstanbul'un tarihi su sisteminin kültür turizmine de kazandırılabileceğini dile getiren Pektaş, Belgrad Ormanı'ndan başlayarak Kağıthane Vadisi'ne uzanan tarihi su hattı için özel bir turistik rota oluşturulmasını önerdi.

Pektaş, "Belgrad Ormanı'ndan başlayıp Kağıthane Vadisi'ne uzanan güzergahta yalnızca Kırkçeşme Su Tesisleri'ni anlatan özel turistik rotalar oluşturulabilir. Bentler, kemerler, galeriler ve diğer su yapıları tek bir rota içerisinde ziyaretçilere anlatılabilir. Bence İstanbul için çok değerli bir kültür rotası olur." dedi.

Tarihi su yollarının birbirinden bağımsız yapılar olmadığını vurgulayan Pektaş, İstanbul'un gelişiminin su sistemi üzerinden okunabileceğini belirterek, "Ana hatlar, yan hatlar, savaklar ve dağıtım noktalarıyla İstanbul'un bütün omurgasını oluşturan bir ağdan söz ediyoruz. Su haritalarına yukarıdan baktığınızda kentin hangi bölgelerden beslendiğini, hangi alanlarda büyüdüğünü ve yerleşimin nasıl geliştiğini açıkça görebiliyorsunuz. Aslında su yollarını takip ederek İstanbul'un büyüme hikayesini de okuyabiliyoruz." diye konuştu.

Osmanlı'da suyun yalnızca içme suyu olarak görülmediğini, şehir yaşamının ve sosyal hayatın merkezinde yer aldığını anlatan Pektaş, tarihi su sisteminin aynı zamanda bir medeniyet projesi olduğunu ifade etti.

Pektaş, "İstanbul'un fethinden sonra hemen hemen bütün Osmanlı padişahları su tesislerine yeni yapılar ekledi ya da mevcut tesisleri onardı. Bu nedenle tarihi su sistemi yalnızca büyük bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda Osmanlı'nın şehircilik anlayışını ve medeniyet tasavvurunu yansıtan önemli bir projedir." ifadelerini kullandı.

"Kırkçeşmeler yeniden ihya edilmeli"

Kırkçeşme Su Tesisleri'ne adını veren tarihi çeşmelerin yeniden canlandırılması gerektiğini belirten Pektaş, bunun İstanbul'un su kültürünün yaşatılması açısından önemli olacağını söyledi.

Pektaş, yüzyıllar boyunca İstanbul'a su taşıyan sistemin hafızasını yaşatacak en önemli yapıların Kırkçeşmeler olduğunu belirterek, "Kırkçeşme Su Tesisleri adını, Bozdoğan Kemeri yakınında bulunan çok sayıdaki çeşmeden alıyordu. Ne yazık ki bu çeşmeler 1940'lı yıllarda Atatürk Bulvarı açılırken taşları numaralandırılarak söküldü. Daha sonra yeniden kurulması planlandı ancak bu gerçekleşmedi. Bence bu çeşmeler, özgün işlevine uygun biçimde ya da en azından sembolik olarak yeniden ihya edilmeli." dedi.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.