Dem Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit Kars'ta Konuştu: "Dem Parti Sürece İnanıyor"

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, "DEM Parti de DEM Parti'ye emek verenler de 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin arkasındadır. Sayın Öcalan'ın geliştirdiği sürecin arkasındadır. Bu sürece inanıyoruz, bu sürece güveniyoruz. Bu sürece de Sayın Öcalan'a da güveniyoruz" dedi.

Tacettin Durmuş

(KARS) - Dem Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Dem Parti de Dem Parti'ye emek verenler de 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin arkasındadır. Sayın Öcalan'ın geliştirdiği sürecin arkasındadır. Bu sürece inanıyoruz, bu sürece güveniyoruz. Bu sürece de Sayın Öcalan'a da güveniyoruz" dedi.

Koçyiğit, partisinin Kars İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun sürecin toplumsallaşması açısından elinden geleni yaptığını ifade etti. Komisyonun birçok kesimi dinlediğini hatırlatan Koçyiğit, "Bu anlamıyla da aslında önemli bir işe imza atmış oldu. Bununla beraber aslında bu komisyonun en önemli işlerinden birisi Türkiye'de başlayan Kürt sorununun demokratik çözümü dediğimiz, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde, bu sürecin siyasi sınırlılığını aşmaktı. İlk başta da Sayın Öcalan bunu ifade etmişti. Bu mesele sadece DEM Parti ile AKP arasında, sadece DEM Parti ile MHP arasında olan bir mesele değildir, 86 milyonun meselesidir" dedi.

Komisyona biri dışında bütün partilerin müdahil olmasının ve kararlarının birçoğunun nitelikli çoğunluk ya da tam mutabakatla alınmasının önemli ve anlamlı olduğunu söyleyen Koçyiğit, Kürt sorunun demokratik çözümü açısından komisyonun önemli işlerinden birisinin de İmralı ziyareti olduğunu belirtti.

Koçyiğit, 24 Kasım 2025'te kendisinin de arasında bulunduğu 3 kişilik komisyon heyetinin İmralı'da terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'la görüştüğünü anımsatarak, şöyle devam etti:

"O görüşmede şunu bir kez daha görmüş olduk. Sayın Öcalan aslında Kürt sorununun demokratik çözümünün sadece Türkiye'nin sınırları içerisinde değil, bir bölgesel mesele olarak ele alıyor. Kürt sorununun demokratik çözümünün Türkiye'de ilerlemesinin, genişlemesinin bütün bir bölgeyi rahatlatacağını, bütün bölge ve barışına, bütün bölgenin demokrasisine ve istikrarına katkı sunacağını da özel olarak ifade etti."

O anlamıyla sadece Türkiye ile sınırlı bir süreç olarak değil, özel olarak da Suriye'yi de, Irak'ı da kapsayan aslında geniş perspektifli, uzun erimli bir demokrasi mücadelesini ve bir barış ve istikrar meselesi olarak bu süreci ele aldığını ifade edelim. O anlamıyla dar bir yaklaşım olmadığını söyleyelim."

En sıcak gündem maddelerinden birinin Suriye olduğunu hatırlatan Koçyiğit, rejimin 8 Aralık 2024'teki değişikliğinden bu yana ülkede bir arayış olduğunu ifade etti. Koçyiğit, ülkede HTŞ'nin yönetimi almasından sonra da çok fazla uluslararası gücün Suriye sahasına müdahil olduğunu ve ülkeyi şekillendirmek istediğini anlatarak, "Fakat bu dizaynın içerisinde baktığımızda bütün bu uluslararası güçlerin temel yaklaşımının bir demokratik bir ülke, demokratik bir Suriye, eşitlikçi, özgürlükçü bir Suriye olmadığını görüyoruz" dedi.

"Uluslararası güçlerin Suriye'de aradığı şey asgari istikrar"

"Uluslararası güçlerin Suriye'de ister demokratik, ister faşizan, ister otoriter, ister mezhepçi, ister tek kimliğe dayanan olsun, aradıkları şeyin asgari istikrar olduğunu" ifade eden Koçyiğit, şöyle konuştu:"

"Biz bu istikrarın içerisinde aslında kendi paramızı kazanalım, buralara yatırım yapalım, enerji nakil hatlarını güvenceye alalım ve bununla da işimizi görelim gibi bir yaklaşımlarının olduğunu görüyoruz. Peki, bütün bu uluslararası güçlerin bu anlayışına, yani demokrasiyi, yerel özgürlükleri, yerel demokrasiyi, halkları, inançları dışlayan yaklaşımına karşı Sayın Öcalan'ın nasıl bir yaklaşımı var? Sayın Öcalan 24 Kasım'da bizimle yaptığı görüşmede de açık ve net bir şekilde Suriye açısından şu uyarıyı yapmıştı; 'Geçmişte Hafız Esat rejimi vardı, tekçiydi, otoriterdi. Halkları, inançları, oradaki toplumları gözetmedi ve bir diktatördü' dedi. 'Bugün de Şara için ya da Colani 'Dönüştüm diyor'. Bu dönüşüm demokratikse o zaman onun içerisinde bir ilerleme olacaktır. Ama eğer demokratik bir dönüşümü esas almazsa o da bir diktatöre dönüşecektir' diye uyarısını yapmıştı."

O anlamıyla Suriye açısından olmazsa olmaz olarak da aslında yerel demokrasi ve oradaki halkları, inançları kapsayan bir yönetim modelini olması gerektiğini ifade etmişti. Detaylara girmeyeceğim. Silahlı güçlere dair ne söylediğini, kaynaklara dair ne söylediğini, havaalanlarına dair ne söylediğini, petrol gelirlerine dair ne söylediğini zaten her biriniz tutanaktan okudunuz.

Bu konuların her birinde Sayın Öcalan'ın yapıcı, esnek ve gerçekten oradaki bütün halkları gözeten bir yaklaşımı olduğunu ifade etmemiz gerekir. O anlamıyla Suriye'nin üniter yapısına karşı olmamakla beraber Kürtler, Araplar, Türkmenler, Çerkezler, Ermeniler, orada yaşayan Aleviler, Dürziler, her halkın, her inancın kendi kimliğini koruması ve yerel demokrasinin olmazsa olmaz olduğunun altını çizdi.

Şimdi 6 Şubat'taki Şeyh Maksud ve Eşrefiye saldırılarından sonra da yine Sayın Öcalan'ın bu çatışmayı durdurmak ve Suriye sahasında gerçekten bir Arap-Kürt çatışması çıkmaması ve bunun zamanla da bir Arap, zamanla da bir Türk-Kürt çatışmasına, savaşa dönmemesi için 7/24 çalıştığını, gerçek anlamda çok yönlü bir diyalog geliştirdiğini ve olası bir çatışmanın önüne geçmek için de elinden gelen bütün çabayı harcadığını ifade etmemiz gerekiyor.

"30 Ocak Anlaşması'nın mimarı Sayın Öcalan'ın bizzat kendisidir"

O anlamıyla bugün çokça sorulan soruya şu yanıtı verebiliriz; 30 Ocak Anlaşması'nın mimarı Sayın Öcalan'ın bizzat kendisidir. Bugün Suriye esasında bir Kürt-Arap çatışmasının önüne geçen, bunu çok önceden gören ve bunu 'Binlerce Gazze olur' diyerek de ifade eden öncesinden Sayın Öcalan'ın bizzat kendisidir. O anlamıyla aslında Sayın Öcalan'ın bütün bu müdahaleleriyle hem Suriye'de bir Kürt - Arap çatışmasını engellemiş hem Türkiye'de barış ve demokratik toplum sürecinin sekteye uğramasını engelleyen bir pozisyonu olduğunu ifade edelim. Tabii bununla beraber bölgesel güçlerin, özellikle de Federal Güney Kürdistan yönetiminin çok ciddi katkıları olduğunu, onların da çok ciddi bir diplomasisi olduğunu ifade edelim.

Fakat bununla beraber gerçekten bu çatışmanın önüne geçen Kürtleri bir katliamdan koruyan, Rojava halkını bir katliamdan koruyanın, en nihayetinde sokağa çıkan, sözünü söyleyen, 'Ne olursa olsun Rojava'yı savunacağız. Rojava ile dayanışacağız' diyen Kürt halkı ve Kürt halkının dostları olduğunun da altını çizmemiz gerekiyor. Artık Rojava bir vicdan meselesidir.

Son olarak şunu söyleyeyim. Şimdi çokça konuşuluyor. Bu süreç başladığında hızlı bir şekilde bizi AKP, MHP ile ittifak yapmaktan, yeni anayasa yapıp, seçime götürmekten vesaire bahsettiler. Bu süreç başladı. Çok hızlı bir şekilde yeniden bölücü terör üyeleri olarak yaftalandık. Aslında Suriye'ye dair yapılan bütün paylaşımlarımızın altına ırkçı saiklerle yazılar yazıldı. Hedefe konuldu. ve bugün de biz Suriye'de Kürt'ün hakkını, hukukunu savunduğumuz için süreç karşıtı olarak bizi yaftalamaya, süreç karşıtı olarak göstermeye çalışıyorlar.

'Süreçten yana olmak Kürt'ten yana değil' gibi anlayan bir akıl olduğunu görüyoruz. Rojava'da Kürt katliamına karşı ses çıkarmanın, Kürtlerin katliamının önüne geçmek için sokağa çıkmanın, elini taşın altına koymanın, bunun sözünü söylemenin kendisinin sürece karşı olmak olduğunu anlayan ya da böyle anlamak isteyen, böyle değerlendiren yaklaşımlar olduğunu görüyoruz. Açık ve net söyleyelim; bu süreç zaten Kürt'ün hakkını, hukukunu yasal güvenceye kavuşturma sürecidir. Kürt'ün 100 yıldır sahip olmadığı eşit yurttaşlığı kazanma sürecidir. Yok sayılan Kürt'ün kendi diliyle, kendi kimliğiyle, kendi varlığıyla, kendi kültürüyle var olma sürecidir.

"Bu süreç Kürt'ü yok sayma süreci değildir"

Demokratik bir toplumun mücadelesinin başlangıç noktasıdır. ve bu demokratik toplum herkesi kapsıyor. O anlamıyla açık ve net bir kez daha Kars'tan söyleyelim. Hiç kimse DEM Parti'ye çamur atarak kendi ırkçılığını, kendi Kürt düşmanlığını kapatmaya çalışmasın. Hiç kimse DEM Parti'den süreç karşıtı bir hak çıkaramaz.

DEM Parti de DEM Parti'ye emek verenler de 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin arkasındadır. Sayın Öcalan'ın geliştirdiği sürecin arkasındadır. Bu sürece inanıyoruz, bu sürece güveniyoruz. Bu sürece de Sayın Öcalan'a da güveniyoruz. Dostlarımıza güveniyoruz ve bu süreci bu güven içerisinde yürütüyoruz.

Hepimizin yan yana durması, Sayın Öcalan'ın geliştirdiği çağrının etrafında kenetlenmesi, barış ve demokratik toplum sürecini ilerletmek için herkesin emek harcaması gereken bir dönemde olduğumuzun da altını çizmek istiyorum.

Yeni dönem açısından gerçekten yapılacak çok iş var. Türkiye'nin demokrasisinin, Türkiye'de Kürt sorununun demokratik çözümünün bütün bölgenin barışına, bütün bölgenin demokrasisine zemin sunacağını, katkı sunacağının altını çizmek gerekiyor. Bölge kaynayan kazan. İşte sırada Irak'taki Haşdi Şabi'ye yönelik bir operasyondan tutalım, İran'a olası müdahalelere kadar bir dizi senaryo var. Her taraf ateş çemberi. Bu ateş çemberinden Kürt'ü ile Türk'ü ile kurtulmanın, zarar görmemenin tek bir yolunun barış içerisinde bir toplumsal hayat inşa etmek olduğunu, demokratik bir birlik olduğunu ifade etmek isterim. ve bunu görmeyen, buna gözünü kapatan bütün çevrelerin de bu gerçeği görmesi için mücadele edeceğimizin de altını çiziyorum."

Kaynak: ANKA / Yerel
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.