Suriye'de Güney Cephesi Nasıl Çöktü, Kuzeyi Ne Bekliyor?
BBC

Suriye'de Güney Cephesi Nasıl Çöktü, Kuzeyi Ne Bekliyor?

Suriye ordusu, Esad yönetimini düşürmek için 4 yıl önce kurulan Güney Cephesi'nin merkez üssü olan Dera'da kontrol alanını şaşırtıcı boyutta genişletti.

Suriye'de Güney Cephesi Nasıl Çöktü, Kuzeyi Ne Bekliyor?

Suriye ordusu kritik bir dönemeçte Güney Cephesi'nin merkezi Dera vilayetinde kontrol alanını şaşırtıcı boyutlarda genişletti.

19 Haziran'da başlayan operasyon sayesinde 70'in üzerinde köy ve kasabanın yanı sıra 2012'de kaybedilen Ürdün sınırındaki Nasib kapısı tekrar hükümetin kontrolüne geçti.

Suriye yönetimine verdiği destekle dengeleri yeniden kuran Rusya'nın üç boyutlu stratejisi operasyonun önünü açtı:

Batılı ve Arap destekçilerinden umduğunu bulamayan muhalif güçler, askeri operasyonlar ve müzakerenin birbirini tamamladığı bu baskı mekanizması karşısında birçok yerde ağır silahlarını bırakarak uzlaşma yolunu seçti. Bu ikili strateji Doğu Halep ve Doğu Guta'dan sonra Dera'da da sonuç aldı.

Rusların pazarlıkla kabul ettirdiği mutabakat aşağı yukarı şu maddelerden oluşuyor:

Ateşkes Anlaşması neden çöktü? Rusya, ABD ve Ürdün arasında varılan anlaşma ile Temmuz 2017'de Güney Cephesi, 'Gerilimi Azaltma Bölgesi' ilan edilmişti.

Ancak anlaşma 'ılımlılar' ile 'teröristleri' ayırmak gibi imkansız bir taahhüdü de içeriyordu. ABD'nin bunu yapamayacağı aşikardı. Rusya mutabakatın üzerini çizerken bu gerçeği iyi kullandı.

Ürdün ise bu mutabakat sayesinde Nasib kapısını açıp ülkenin sırtında ciddi bir yüke dönüşmüş olan mültecileri geri döndürmeyi umuyordu. Planı Nasib ile Dera arasındaki 18 kilometrelik yolu hükümet güçlerine bırakıp sınır kapısının ortak kontrolünü sağlamaktı.


Ürdünlü güvenlik yetkilileri geçen Eylül'de Rusların da katılımıyla muhaliflerle bu konuyu görüşmeye başladı. Fakat ABD Aralık ayında plana taş koydu.

Bu sırada Amerikan yönetimi, Suriye rejimini ekonomik olarak çökertme planından bahsetmeye başlamıştı.

Rusya ve Suriye'yi operasyon hazırlığına iten bir diğer gelişme ABD ve Britanya'nın 'Sınır Gücü' kurma planını devreye sokmasıydı. Ürdün-Suriye sınırına konuşlandırmak üzere muhaliflerden devşirilecek yeni bir ordu, Şam ve Moskova'da "Suriye'yi bölme senaryosu" olarak yorumlandı. Aynı güç Fırat'ın doğusu için de planlanmıştı.

Bu arada Trump yönetiminin Suriye'de önceliği İran nüfuzunu kesme hedefine vermesi, Ruslara manevra alanı açtı.

Rusların vereceği güvence eşliğinde Suriye ordusunun sınırlarda kontrolü yeniden sağlaması, İran'ın bölgeden uzaklaştırmanın en mantıklı yolu olarak sunuldu. İsrail'in Dera suskunluğu, bu fikrin kabul gördüğüne yoruluyor.

Dera'nın önemi

Dera, 'devrim projesi' ya da 'vekalet savaşı' için önemli bir yere sahipti.

Dera dendiğinde Suriyelilerin hafızasında canlanan üç şey var: Dışişleri Bakanlığı'ndaki diplomatik kadrolar, sofraları zenginleştiren yeşillikler ve her türlü malı temin eden kaçakçılar.

Busra gibi antik yerleşim merkezlerini barındıran bölge, tarihte Kudüs ile Babil arasındaki bağlantı yolunu tutuyordu. Sonraki dönemlerde Hacca giden kervanların da uğrak yeri oldu.

Bugün Halep'ten Hama ve Humus'u kat edip Şam'a inen, buradan da Amman'a bağlanan anayol bu bölgeden geçiyor.

Süveyde gibi Havran ovasında yer alan Dera öteden beri Ürdün-Suriye ticari ilişkilerinin kavşak noktası. 2012'de bu güzergahın kapanması Şam'a vurulan en büyük darbelerden biriydi.

Rejime sadakati ve Baas Partisi'ne kazandırdığı üst düzey kadrolarla bilinen Dera'da huzursuzluğu besleyen şey, 2005-2006 sonrası tarımsal alanları kavuran kuraklıktı.

Devletin ekonomik alanda teşvikleri azaltarak ve sübvansiyonları kaldırarak yürüttüğü liberalleştirme politikaları da işsizliği ve göçü artırmıştı. İnsanlar mutsuzdu.

2011'de duvara slogan yazan çocukların yakalanıp işkence edildiğine dair haberlerle gündeme gelen Dera, rejim karşıtı gösterilerin yaygınlık kazanmasındaki rolü nedeniyle simgeselleşti.


Bölge aynı zamanda isyanın silahlandırıldığı üç önemli hattan biriydi. Diğerleri Kalamun cephesini besleyen Lübnan sınırı ile kuzeyden açılan Hatay-Kilis hatlarıydı.

Ürdün sınırındaki kaçakçılık yolları birden bire silah sevkiyat hatlarına dönüşmüştü. 2012'de Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in Suudi parasıyla Hırvatistan'dan temin ettiği tanksavarlar Ürdün istihbaratı eliyle Dera'ya gönderilmişti. Bu akış hep sürdü. Aslında yabancı güçlerin organize ettiği silah sevkiyatı 2012'den itibaren görülse de silahlar, rejim karşıtı gösterilerin en başında devredeydi.

Şiddete başvuranların ilk hedefi de 22 Mart 2011'de suç sicil kayıtlarının tutulduğu adliye binasıydı. Bina kundaklanmış, dosyalar tamamen yakılmış, birkaç güvenlik görevlisi öldürülmüştü.

Dera, 2014'te Şam'ı düşürmek 50 kadar örgütün katılımıyla kurulan 'Güney Cephesi'nin de merkez üssüydü. Cephe Amman'daki Operasyon Odası'ndan kumanda ediliyordu. ABD, Britanya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün'den istihbarat yetkilileri bu odanın sorumlusuydu. 'Güney Fırtınası' gibi müdahale planları burada yapıldı.

Dera hattı İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'ne yaslanan Kuneytra'nın yanı sıra Şam kırsalındaki cepheleri de besliyordu.

Bölgede ABD'nin eğit-donat programıyla beslediği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) etiketli örgütlerin yanı sıra El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi/Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) etkili. ÖSO grupları başından beri Nusra ile ortak hareket ediyor.

IŞİD'in yerel uzantısı Ceyş Halid İbn el Velid ise ağırlıklı olarak Dera'nın kuzeybatısında sırtını İsrail'in işgal ettiği yerlere dayayan bölgede barınıyor.

İsrail de kavşakta

Dera'dan sonra sıranın Kuneytra'ya geleceği öngörülüyor. İsrail şimdiye kadar Kuneytra ve civarında Liva Fursan el Colan gibi 5 silahlı gruba 'insani yardım' adı altında her türlü desteği sundu.

Silahlı gruplar için fiili tampon bölge oluşturarak Suriye ordusunu bölgeden uzak tutan İsrail, Dera operasyonu başlarken 'eylemsiz' kalmayı tercih etti.

İsrail'in kırmızı çizgisini 1974 Güçlerin Ayrılması Anlaşması uyarınca ateşkes hattına çektiği anlaşılıyor. Bunu sağlayan büyük bir ihtimalle Rusya'nın İsrail ve ABD'ye İran bağlantılı güçlerin Güney Cephesi'ne yaklaşmayacağına dair verdiği güvence.


İsrail'in son aylarda Rusya ile yaptığı pazarlıklar, İran'la bağlantılı unsurların bölgeden tamamen çekilmesi üzerine kuruluydu. Bu yıl iki kez Rusya'yı ziyaret eden İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu üçüncü turunu, 16 Temmuz'da Helsinki'de planlanan Rus-Amerikan zirvesi öncesinde gerçekleştirecek. Gündem tamamen Suriye ve İran.

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki Helsinki zirvesinin gündemi de iki ülke arasında yeni bir başlangıç için farklı dosyaları içerse de en kritik başlık Suriye.

İki ülkenin ortak bir yol haritası belirmesi halinde İsrail, Kuneytra operasyonu öncesinde gardını düşürebilir. Bu da Rusya'nın İran konusunda ne kadar inandırıcı olacağına bağlı. Türkiye için alarm zamanı

Güney cephesinde operasyonlar tamamlanırsa geriye kuzey ve kuzeydoğudaki şu cepheler kalıyor:

İdlib, Rusya, İran ve Türkiye'nin yer aldığı Astana Mutabakatı çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12 kontrol noktası kurduğu bir bölge. Haliyle olası bir operasyonda Türkiye kaçınılmaz bir muhatap.

İdlib 2016'dan beri Doğu Halep, Humus ve Doğu Guta'dan tahliye edilenlerle birlikte silahlı gruplar için adeta bir 'zion' halini aldı.

Ankara, Dera'daki stratejinin İdlib'de tekrarlanmasına şiddetle karşı olduğu mesajını veriyor. Rusya ise İdlib'in önemli bir bölümüne hükmeden Heyet Tahrir el Şam'ı ateşkes kapsamında görmüyor. Dera'dan sonra İdlib'deki fiili duruma daha fazla göz yumulmayacağına dair güçlü sinyaller geliyor. Olası bir operasyon Astana sürecini çökertebilir.


Fırat'ın batısındaki durum ise sadece Ankara ile Washington değil ABD ile Rusya arasında da çetin pazarlık konusu. Halihazırda ABD'nin Türkiye'yi Menbic'in kontrolüne ortak etmesine paralel olarak Kürtler de Şam'la diyalog pozisyonuna geçmiş durumda. Suriyeli yetkililer 8, 14 ve 20 Haziran'da Haseke'de temaslar yürüttü. Aynı şekilde Şam'dan bir heyet Rakka'ya gitti. Bunlar Afrin senaryosunun Fırat'ın doğusunda tekrarlanmasını önlemeye dönük hamleler gibi geliyor.

Putin'in Helsinki'de Trump'la belli düzeyde uyum yakalaması halinde Rusların Astana Mutabakatı'na ihtiyacı azalabilir. Bu durumda Türkiye'den girdiği yerlerin kontrolünü Suriye yönetimine devretmesi istenebilir.

Tanaf da ABD ve Rusya arasındaki pazarlıklardan ayrı düşünülecek bir konu değil. Suriyeli kaynaklar ABD'nin altı ay içinde askerlerini tüm bölgelerden çekebileceğini iddia ediyor. Trump'ın çekilmeyi İran unsurlarının Suriye'den tamamen gitmesi şartına bağlayacağına dair yaygın bir beklenti var.

Helsinki'nin, ABD'nin politikalarındaki belirsizliği ne kadar gidereceğini bilmiyoruz. ABD, 25 Mayıs ve 15 Haziran'da tekrarladığı güney cephesinde olası operasyonlara kesinlikle göz yummayacağına dair tehditlerini hayata geçirmese de Suriye'nin işini zorlaştırmaya devam edebilir. Mesela Nasib kapısı hükümet güçlerinin kontrolüne geçti fakat Ürdün tarafından kapının açılması ABD'nin yakacağı yeşil ışığa bağlı.

Irak sınırında El Bukemal kapısı hükümetin kontrolüne geçtiği halde ABD'nin baskısı yüzünden Irak tarafı hala kapıyı açabilmiş değil.

BBC