Suudi analist ve yazar Ali Şihabi: Kaşıkçı cinayeti hataydı, Türkiye bize yardım etmedi - Haberler
Haberi Paylaş

Suudi analist ve yazar Ali Şihabi: Kaşıkçı cinayeti hataydı, Türkiye bize yardım etmedi

Haberler.com - Haberler | Güncel
Suudi analist ve yazar Ali Şihabi: Kaşıkçı cinayeti hataydı, Türkiye bize yardım etmedi

Feyza Gümüşlüoğlu, Saat Farkı'nda bu hafta Suudi analist ve yazar Ali Şihabi ile son dönemde dikkat çeken bölgesel uzlaşı hamlelerini, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin etkilerini ve Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerini konuştu.

(FY): Bir fotoğraf karesi bin kelimeye bedeldir… Suudi Veliaht Prens, Katar Emiri ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Güvenlik Danışmanı'nın son fotoğrafı gerçekten çok şey anlatıyor. Son dönemde Körfez ülkeleri arasındaki uzlaşı, devam eden Suudi Arabistan-İran görüşmeleri, BAE-Mısır- Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki yakınlaşma gibi birbiri ardına gelen diplomatik girişimlere tanık oluyoruz. Körfez'de ve genel olarak bölgede gözle görülür bir uzlaşı havası var. Öncelikle şunu sormak istiyorum, yıllar süren gerilim sonrasında bu aşamaya nasıl geldik? Bölgesel uzlaşılar Ortadoğu'daki dengeleri nasıl şekillendiriyor sizce?

(AŞ): Bence bu durum herkesin çıkarına göre gelişti. Nihayetinde bu, Katar ve komşu ülkeleri arasında geçen 10 yıllık bir yanlış anlamanın ve farklı bakış açılarının sonucuydu. Üç yıllık ablukanın ardından herkes bunun bedelini ödedi. Atmosfer değiştikçe ve insanlar ABD'nin bölgeye olan ilgisini kaybettiğini anladıkça bölgesel iş birliğinin çok daha önemli hale geldiğini düşünüyorum. Bu da şu an gördüğümüz duruma, yani tüm tarafların birbirine ulaşarak aralarındaki sorunların tartışılmasına ve genel olarak aralarındaki problemlerin çözülmesine vesile oldu. Daha önce bir problemimiz vardı; sorunlar Suudi Arabistan ve diğerleri (Mısır, Bahreyn, BAE) tarafından da kamuoyuna yeterince açıklıkla iletilmedi. Sonuçta da insanlar Katar'la problemin tam olarak ne olduğunu anlayamadı. En sonunda problemler çözüme ulaştı; ki Katar'ın da komşularının iç güvenliğini etkileyebilecek bir hareket yapmamasını sağlamaya yönelik bir çabaydı bu. Katar'ın da bunu artık anladığını düşünüyorum…

(FY): Anlıyorum… "İranlıların Körfez ülkeleri ile, özellikle de Suudi Arabistan'la yıkılan köprüleri yeniden inşa etmeye çalışmasıyla bölgede yeni bir döneme giriyoruz; belki barış değil ama gerginliklerin daha iyi yönetileceği bir döneme…" Bu sözler son makalenizden. Bahsettiğiniz bu yeni dönemi biraz açar mısınız? Bölge ülkelerini, farklılıklarını bir kenara bırakıp köprüleri tekrar kurmaya iten motivasyonlar neler? Bir de bu farklılıkların, Katar ablukası gibi, gelecekte yeni krizlere yol açması riski görüyor musunuz?

(AŞ): Bugün Körfez'deki problemlerin başında İran geliyor. İran ile olan gerginlik; İran'ın Yemen'e, Irak'a ve Suriye'ye, özellikle de Yemen ve Suriye'ye müdahil olması. Suudi Arabistan ve İran arasında diyalog başlamış olması bu anlaşmazlıklardan doğan gerilimlerin daha iyi yönetilmesini sağlıyor diye düşünüyorum. Başka bir deyişle, diyalog böyle konularda yardımcı olur, aracılarla konuşmak yerine birebir ilişkiler kurarsınız, her iki tarafından da asıl derdi gerilimi azaltmak olur. Açık konuşmak gerekirse şu ana kadar İran ile yapılan görüşmeler büyük bir ilerlemeye yol açmadı. İranlılar, sahadaki güçlerini özellikle artık Suudi Arabistan'a saldırmamaları konusunda teşvik etmek, bu konuda istekli olduklarını göstermek zorundalar. Suudi Arabistan artık bu durumun eyleme dökülmesini istiyor çünkü daha önce de sözler verilmişti ve tutulmamıştı. Hatırlarsınız, Rafsancani ve hatta Ahmedinecad zamanında İran hükümetiyle tansiyonun umut verici bir şekilde düşmesine yol açacak bir anlaşmaya varıldı fakat bu gerçekleşmedi. Bu yüzden de Suudi hükümeti konuşmaktan çok eylem ve davranış bekliyor. Ama tabii ki yine de konuşuyor olmaları çok önemli. Şu ana kadar dört toplantı yapıldı ve daha fazla toplantı yapmayı da kabul ettiler. Bu başlı başına iyi bir işaret bence…

(FY): Evet, ben de size bunu soracaktım aslında… İran her zaman Körfez için bir numaralı tehdit olmuştur. Şimdi bir de Biden hükümetinin İran konusunda Trump'tan çok daha yumuşak olduğu gerçeği var… Nisan'da başlayan diyalog süreci ilişkilerin tamamen normalleşmesine kadar varır mı sizce? Eylem gerektiğini söylediniz, biraz açar mısınız? İran'dan tam olarak hangi adımları atmasını bekliyorsunuz mesela?

(AŞ): Eylemden kastım, örneğin Husileri dizginlemek., onlara yollanan silahları azaltmak, aynı şekilde Iraklı militanları dizginlemek… Suudi Arabistan'a saldıran füzelerin bir kısmının ya Irak hava sahasından geldiğine ya da direk İran'ın talimatıyla Irak milisleri tarafından fırlatıldığına dair bir düşünce de var. Yani tüm bunlar uygun adımlar olabilir. İranlıların gerçekten harekete geçeceklerinin, sadece konuşmakla kalmayacağının görülmesi gerekiyor. İranlılar elbette hızla diplomatik ilişkilerin kurulmasını istiyor ve biliyorsunuz ki ilişkiler kurmak, kuşatılmışlıklarını azaltmak, nakit paraya erişimi artırmak gibi gibi birçok hedefleri var ama bence Suudi hükümeti sahada eylem görene kadar isteksiz yaklaşıyor bu konuya…

(AŞ): Evet, biraz da Türkiye ile ilişkileri konuşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi Türkiye ve Suudi Arabistan arasında uzun zamandır yüksek bir gerilim mevcut. Özellikle Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın katledilmesinden sonra daha da arttı. Bu arada bilmeyenler için şunu da not edeyim, aslında siz Türkiye'de büyüdünüz. Babanız bildiğim kadarıyla 1964-1973 yılları arasında Ankara'da Suudi Büyükelçisi olarak görev yaptı…

Evet doğru…

(FY): Bu kişisel geçmişi de göz önüne alarak, Türkiye-Suudi ilişkileri hakkında neler söylersiniz? Sizce iki ülke arasındaki temel sorunlar neler ve bu sorunlar hala önemli mi yoksa aşıldı mı?

(AŞ): Aslında bu konu gerçekten beni üzüyor, Türkiye ile ilişkiler geçtiğimiz üç yıl içinde kötüye gitti. Erdoğan hükümeti iktidara geldiğinde, aslında babamın zamanından beri Suudi Arabistan'ın da Türkiye'yi cesaretlendirmeye çalıştığı bir şeyi yaptı; o da Türkiye'nin esasında Avrupa'nın değil Ortadoğu'nun bir parçası olduğu gerçeği… Mesaj çok açıktı; Avrupalıların sizi kabul edeceklerini düşünmeyin. Siz tarihsel olarak Ortadoğu'nun bir parçasısınız ve bölgede aktif bir rol oynamalısınız. Avrupalıymış gibi davranıp, Avrupa'nın kapısını çalarak zamanınızı ve emeğinizi boşa harcamayın zira Müslüman bir ülke olduğunuz için kapıyı yüzünüze vuracaklardır. Ve bence Erdoğan ve AKP bu durumu anladı ve Arap dünyasına açılım yaptı. Körfez'e kadar uzandılar ve bu özellikle ekonomik ilişkiler açısından muazzam bir gelişmeye yol açtı. Turizme muazzam yatırımlara kapı açtı ve sanırım Türkiye'de mülk sahibi olan Suudilerin sayısı yüz binleri buldu. Böylece son 20 yılda Suudi Arabistan ile Türkiye arasında çok iyi, değerli bir ikili ilişki kuruldu. Bana kalırsa Cemal Kaşıkçı'nın trajik cinayeti gerçekleştiğinde Türk hükümeti bu trajediyi Suud'u zor durumda bırakmak için kasıtlı olarak kötüye kullandı ve dünya basınında unutulmaması için bu konuyu sürekli gündemde tuttu. Bu pek de dostça olmayan bir hareketti. Suudi Arabistan, Veliaht Prens bu cinayetin korkunç bir hata olduğunu kabul etti. Kesinlikle yaşanmamalıydı. Böyle durumlarda Suudi geleneklerinde nasıl harekete geçiliyorsa o yönde adımlar atıldı. Hükümetler de hata yapar. Türkiye'nin kendisi de yapmıştır, tarihe bakarsak Türk istihbaratı da Kürt muhaliflere karşı, İngiltere'de olsun, Fransa'da olsun, kaçırmaları gibi olaylara daha önce karışmıştır. Ülkeler maalesef bazen tatsız şeyler yapabiliyor. Cemal'in durumu da bir trajediydi. Bir noktada yanlış giden bir karardı. Hükümetin Cemal'e karşı tutumunda bir şeyler ters gitti ve bu gerçekten tüm sistem için bir şok oldu. Türkiye'nin elinde istese Suudi Arabistan'a yardım edebilmek için bir şans vardı ama Türkiye ateşe körükle giderek Suudi Arabistan'ın düştüğü zorluğu daha da artırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bu da kolay unutulabilecek bir durum değil. Sonuç olarak ikili arasındaki ticari ve daha birçok ilişki zarar gördü. Erdoğan hükümetinin bu şekilde davranmasının gerçekten çok mantıksız olduğunu düşünüyorum çünkü sonuçta Suudi Arabistan Türkiye'nin dostuydu ve korkunç bir hata yaptığınızda dostlarınızdan yardım görmeyi beklersiniz. Ama Türkiye bize yardım etmedi, Suudi Arabistan'ı daha fazla zor durumda bırakmak için elinden gelen her şeyi yaptı…

(FY): Yani Kaşıkçı cinayetinin ikili ilişkilerde dönüm noktası olduğunu düşünüyorsunuz. Müslüman Kardeşler veya diğer anlaşmazlıklar ikinci planda?

(AŞ): Müslüman Kardeşler aslında daha büyük bir sorundu, Mısır'ı ve bizim bölgemizde olan diğer ülkeleri de içine alıyordu, ama bence Kaşıkçı konusunda Türkiye'nin tavrı asıl dönüm noktası oldu. Soruşturma yürütülürken bile Suudi araştırmacılar Türkiye'den bilgi istediğinde bu bilgiler Suudi yetkililerle paylaşılmadı. Yani bu olayın tüm aşamalarını kastediyorum, bu korkunç bir trajediydi. Bu bir cinayetti. Yaşanmamalıydı. Cemal başına gelenleri hak etmedi. Ve açıkçası Kral ve altındaki hükümet bu olay hakkında üzüntülerini dile getirdiler. Fakat ülkeler de hata yapabilir…

Günün sonunda Suudi Arabistan korkunç bir hata yapmış oldu. Bu hata bir insanın hayatına mâl oldu ve o kişi bir daha geri gelmeyecek. Diğer yandan Suudi yasalarına dayanarak Cemal'in ailesi ile yani çocukları ile ilgilenildi. Olanlar telafi edilmeye çalışıldı ve çocukları Suudi hükümetinin bu konuyu ele alma biçiminden memnun kaldı. Bu olay böyle kapanmalıydı ama Türkiye bu konuda hiç yardımcı olmadı.

(FY): Anlıyorum. Bu arada bu trajik cinayetin Suudi Arabistan'ın imajını içeride ve dışarıda nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Özellikle de Suud'un ABD ile ilişkilerini, zira bildiğiniz gibi Muhammed bin Selman'ın sorumlu olduğuna dair Amerikan istihbarat raporları var…

(AŞ): Bunlar Amerika'nın istihbarat raporları ve bu raporlar sübjektif. Amerikalılar bile hiçbir kanıt olmadığını söylüyor. Bu onların vardığı kanı. Onların yargılarının daha önce de çok defa yanlış çıktığı oldu, bundan sonra da olacaktır. Bu yüzden Amerikan istihbaratının sözünü kesin bir yargı olarak kabul etmiyorum…

(FY): Peki, o halde biraz da Amerika hakkında konuşalım. Bölgede Amerikan varlığı günden güne etkisini kaybediyor, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi de bunun en son örneği oldu. Şunu sormak istiyorum, Washington'a bel bağlama açısından Körfez'in çıkarması gereken dersler neler?

(AŞ): Körfez bu konuda uzun yıllardır zaten sinyalleri okuyordu. Afganistan'dan çekilme de Amerika'ya güvenlik alanında bel bağlanamayacağını, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlamış oldu. Amerikan politikası sizin çıkarlarınız değil, Amerikan iç siyaseti tarafından belirlenecektir. Ve bence bunun anlamı şu: Körfez ülkeleri ve Amerika'nın diğer tüm müttefikleri, gerçekten artık kendi becerilerine, farklı ittifaklar portföyüne daha fazla güvenmek zorundalar. Çin, Rusya, Hindistan dahil. Artık Başkan Carter'ın 1980'lerin başında çok net bir şekilde ifade ettiği Carter Doktrini 'ne güvenme dönemi sona erdi ve bu artık çok açık bir şekilde ortada.

(FY): Evet, Çin'e özellikle değinmek istiyorum çünkü biliyorsunuz, bazı ülkeler artık güvenilmez olarak gördükleri ABD'nin yerine yeni güvenlik ortağı olarak Çin'e yaklaşıyor. Siz bunu bir tehlike olarak görüyor musunuz? Bölgede ABD-sonrası dönem için Suudi Arabistan'ın vizyonu nedir?

(AŞ): Suudi Arabistan'ın Çin'le çok önemli ekonomik ilişkileri var çünkü Çin, Suudi petrolünün en büyük ithalatçısı. Yani Suudi Arabistan'ın en büyük müşterisi. Krallığın ayrıca balistik füze alanında Çin ile 30 yıllık bir ilişkisi var. Çin, Suudi balistik füze kapasitesinin geliştirilmesine ve tedarik edilmesine yardımcı oluyor. Çin'de okuyan çok sayıda Suudi öğrenci var, Çinlilerden dron satın alınıyor. Yani Çin ile bir ittifak var ve bu daha da büyüyecek, ayrıca birçok farklı alana da yayılacak gibi görünüyor. İkili ilişki ne olursa olsun devam edecek. Krallığın ayrıca Rusya ile de iyi bir ilişkisi var. Biliyorsunuz, Rusya OPEC+'da önemli bir taraf. Ve bence bu, Rusya'yı sürece entegre eden ve Ruslarla petrol piyasalarını yöneten Suudi politikasının, son 12 aydaki başarılarından biri oldu, Rusya da bu durumda Krallığın ilişki kurduğu ve ilişkilerini geliştirebileceği diğer bir potansiyel ittifak ortağı. Bunların yanında elbette Hindistan ve Pakistan var. Her ikisi de askeri yetenekleri olan güçlü ülkeler. Krallığın Pakistan ile bir geçmişi var, Hindistan ile de güzel işlere imza atıyor ve ilişkilerini geliştiriyor.

(FY): Ali Bey, biraz da İsrail ile ilişkilerden bahsedelim. Biliyorsunuz geçen yıl BAE, İsrail ile ilişkileri normalleştiren ilk Körfez ülkesi oldu. Bu normalleşme anlaşmasına bakışınız nasıl? Suudi Arabistan'ın da normalleşme adımlarını takip edeceğine dair beklentiler var. Siz ne dersiniz? Suudilerin normalleşme sürecine katılması mümkün mü?

(AŞ): Bence Suudi hükümetinin bu konuda yaptığı açıklamaları göz önünde bulundurmak gerek; normalleşme sürecine başlamadan önce Filistin meselesinde İsrail'in önemli bir adım atması gerektiğini söyledi hükümet. Bence Suudi Arabistan'ın kutsal toprakların koruyucusu rolü göz önüne alındığında, Krallığın böyle bir konuda daha yavaş hareket etmesi ve İsraillilerden daha önemli bir taviz talep etmesi gerek. Şimdilik bunun nasıl yürüyeceğini bekleyip görmemiz gerekiyor. İran'a karşı İsraillilerle ortak çıkarlar var. İran'la diyalog bunu etkilesin veya etkilemesin, Suudi Arabistan'ı ve Körfez ülkelerini tehdit etmesi, İsrail'in içeri girmesi için bir kapı açtı. Ve İsrail artık 2-3 yıl öncesine göre İran'a ve İran hava sahasına çok daha kolay erişime sahip. Dolayısıyla bunların hepsi bir şekilde zamanla ortaya çıkacak, ancak normalleşme konusunda Suudi Arabistan'ın BAE veya Bahreyn'den daha temkinli olacağını düşünüyorum.

(FY): Suudi Arabistan, Türkiye ile yumuşama konusunda da daha temkinli sanki? Çok az zamanımız kaldı, o yüzden programı bitirmeden Türkiye konusuna geri dönmek istiyorum. Türkiye-Suud ilişkilerine dair önümüzdeki dönemde beklentiniz ne?

(AŞ): Size söylediğim gibi, ben Ankara'da büyüdüm. Türkçeyi unuttum kusura bakmayın, bu durum benim için çok üzücü. Fakat Türk hükümetinin Suudi Arabistan'a karşı düşmanca davrandığını düşünüyorum. Dostuna korkunç bir hata yaptığında yardım etmedi…

(FY): Peki ya bundan sonrası? Geçmiş geride kaldı, bundan sonrası için ne bekliyorsunuz? İlişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

(AŞ): Gerçekten yaşayarak görmemiz gerekecek. Ben hükümet adına konuşamam, o yüzden oturup hükümetin ilişkilerin düzelmesi için hangi koşulları arayacağını söyleyemem ama bu olayın ilişkileri ciddi sekteye uğrattığını ve bunun aşılması gerektiğini söyleyebilirim. Çok talihsiz bir durum ama bu hayatın bir gerçeği. Kral Faysal zamanından beri Türkiye ile ilişkilerin yeniden inşası için çok büyük çaba harcandı. Babamın Ankara'ya ilk gittiği zamanlarda hala akıllarda Arapların Türklere isyanının hatıraları vardı. Arap ülkeleriyle hiçbir ilişki kurmak istemeyen, İsmet İnönü gibi Türk politikacılar vardı. Bence çok ciddi mesafe kat ettik. Erdoğan hükümeti ilk 15 yılında büyük ilerleme kaydetti. Bu kazanımın bir kenara atılması gerçekten üzücü oldu. Gelecekte eski iyi ilişkilerimize tekrar geri dönmeyi umut ediyorum…

Haberler.com - Son Dakika Haberleri

Haberi Kaydet
title