Yalçındağ: "Yeni Yapılanmada Hukukun Temel İlkelerinin Çiğnenmesinden Rahatsızlık Duyuyoruz(2/son)

Yalçındağ: 'Yeni Yapılanmada Hukukun Temel İlkelerinin Çiğnenmesinden Rahatsızlık Duyuyoruz(2/son)
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Yönetim Kurulu Başkanı Olarak Son Kez Tüsiad'a Seslenen Arzuhan Doğan Yalçındağ, "Bugün Baskıcı Yapıların Kırılmasından Nasıl Memnuniyet Duyuyorsak, Yeni Yapılanmada Hukukun Temel İlkelerinin Çiğnenmesinden, Yeni Baskı Odakları Yaratılması İhtimalinden de O Denli Rahatsızlık Hissediyoruz" Dedi.

Yönetim Kurulu Başkanı olarak Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'ne (TÜSİAD) son kez seslenen Arzuhan Doğan Yalçındağ, TÜSİAD'ın sivilleşmeyi her zaman öncelikli gördüğünü belirterek, "Bugün baskıcı yapıların kırılmasından nasıl memnuniyet duyuyorsak, yeni yapılanmada hukukun temel ilkelerinin çiğnenmesinden, yeni baskı odakları yaratılması ihtimalinden de o denli rahatsızlık hissediyoruz" dedi. Türkiye'nin IMF anlaşması konusunu daha gerçekçi bir şekilde değerlendirmesi gerektiğini söyleyen Yalçındağ, Orta Vadeli Program'ın gerekli ve bütüncül bulmakla birlikte tek başına yeterli olmayacağını düşündüğünü belirtti.

TÜSİAD'ın 40. Olağan Genel Kurul toplantısında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, konuşmasına bundan üç yıl önce büyük bir heyecan ve gururla devraldığı TÜSİAD başkanlığından bugün ayrıldığını söyleyerek başladı. Başkanlığın ilk iki yılında Türkiye'deki değişimin ne denli meşakkatli, kutuplaştırıcı ve sert geçeceği konusunda fazlasıyla iyimser olduğunu son bir yıl içinde idrak ettiğini belirten Yalçındağ, ancak yaşanan sürecin zorluğunu görmesinin Türkiye'nin geleceği hakkındaki iyimserliğimi köreltmediğini kaydetti. Son üç yılda pek çok bakımdan bilinmeyen sularda yol almak zorunda kalındığını söyleyen Yalçındağ, "İşimiz zordu. Bu koşullarda TÜSİAD, sorunların aşılmasında kendi imkanlarını seferber ederek kamuoyunu aydınlatmaya ve öncülük etmeye çalıştı. Bu dönem boyunca dernek olarak tutumumuz, uzun zamandır dile getirdiğimiz ilkeler çerçevesinde belirlendi. Yani aslında sabit bir noktadan olaylara baktık, görüşlerimizi oluşturduk" dedi. Atılan her adımda demokrasinin derinleşmesi, rekabet gücünün arttırılması, ekonominin güçlenmesi, hukukun üstünlüğünün yerleşmesi ve siyaset zihniyetinin liberalleşmesi hedeflerini rehber bellediklerini söyleyen Yalçındağ, "Çıkışlarımız, uyarılarımız, eleştirilerimiz hep bu vizyona bağlı kaygılardan beslendi. Bugün baskıcı yapıların kırılmasından nasıl memnuniyet duyuyorsak, yeni yapılanmada hukukun temel ilkelerinin çiğnenmesinden, yeni baskı odakları yaratılması ihtimalinden de o denli rahatsızlık hissediyoruz" diye konuştu.

-TÜSİAD SİVİLLEŞMEYİ ÖNCELİKLİ GÖRDÜ-

Yalçındağ, TÜSİAD'ın sivilleşmeyi her zaman bir öncelik olarak gördüğünü ve kategorik olarak desteklediğini vurguladı. Demokratik işleyişe müdahalelerde alınan tavırların da bunun en açık göstergesi olduğuna değinen Yalçındağ, "Hükümet Anayasa değişikliği yapmak istediğinde bu konudaki tüm birikimimizi kullanarak böyle bir açılıma destek vermek istedik. Topyekün bir yenilenme, yepyeni bir Anayasal felsefe ve ruh ile işe girişilmesini istedik. Yeni Anayasayı olabilecek en geniş toplumsal mutabakata dayandırmak gereğini vurguladık. Başörtülü öğrencilerin üniversitelere girememesinin yarattığı toplumsal, vicdani ve etik problemin yumuşak bir geçiş ile çözülmesini istiyorduk. Bunu genel bir demokratikleşme ve liberalleşme paketinin içinde gündeme getirmenin doğru olduğunu savunduk. Nitekim, yöntem yanlışlığı hem bu değişikliğin hem de genel bir Anayasa yenilenmesinin önünü tıkadı. Türkiye açısından bir referans noktası olan AB üyelik süreci son üç yılda neredeyse donma noktasına geldi. Avrupa'nın yaşadığı kimlik krizi, kurumsal kilitlenme son iki yıldaki ekonomik krizle birleşince AB'nin yol gösterici işlevi geriledi. Bazı üye ülkelerin siyasetçilerinin Türkiye'ye yönelik açık husumeti toplumumuzda bu hedefe yönelik heyecanı törpüledi. Ancak öyle bir ortamda bile kurum olarak TÜSİAD, bir değerler bütünü olarak inandığı AB hedefinin önemini vurgulamayı sürdürdü. Hem Avrupa Birliği'ni veya üyelerini çeşitli konularda tutumlarını düzeltmeleri için uyardı, hem de Türkiye'de heyecanın diri tutulmasına çalıştı."

-IMF ANLAŞMASI KONUSUNU DAHA GERÇEKÇİ DEĞERLENDİRİLMELİ-

Dünya ekonomilerinin 2010 yılında bir önceki yılın canlandırma paketlerini ve kurtarma programlarını gözden geçirdiğini söyleyen Yalçındağ, daralma ve durgunluktan ne şekilde ve hangi vadede çıkılacağı konusuna kafa yorulduğunu kaydetti. Gelişmiş ülkeler için 2010 yılında hızlı bir çıkış programından bahsetmenin mümkün olmadığını vurgulayan Yalçındağ, krizden nispeten az etkilenen Asya ülkeleri açısından ise böyle bir politikaya zaten ihtiyaç duyulmadığının altını çizdi. Türkiye'nin bu iki yapının arasında bir yerde durduğuna değinen Yalçındağ, "O halde biz kendi koşullarımızı iyi tahlil etmek, bize uygun çıkış politikasını tasarlamak zorundayız. Bu durum aslında, IMF anlaşması konusunu daha gerçekçi bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğine de işaret ediyor. Bu bağlamda daha önce belirttiğimiz üzere, orta vadeli programı gerekli ve bütüncül bulmakla birlikte tek başına yeterli olmayacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

-"SON ÜÇ YILDA TÜRKİYE'DE KÖKLÜ SİYASİ DEĞİŞİKLİKLER YAŞANDI"-

Geçen üç yılın Türkiye'de köklü siyasi değişikliklerin yaşandığı, dünya ekonomisinin derin bir krize girdiği döneme denk geldiğini söylen Yalçındağ, henüz sıkıntıların ya da yaşanan çalkantıların bittiğini söylemenin zor olduğunu vurguladı. Yalçındoağ, bu çalkantılardan sonra ortaya çıkacak tablonun hepimiz açısından sağlıklı ve ümit verici olacağından şüphe etmediğini bildirdi.

-"EKONOMİDE GÜÇ KAYMASINA TANIKLIK EDİLİYOR"-

Dünya ekonomisiyle ilgili kararların bundan böyle sadece G-7 bünyesinde değil, daha geniş bir platform olan G-20 bünyesinde alınmasına karar verildiğini belirten Yalçındağ, küresel ekonominin yönetiminin daha katılımcı ve demokratik hale getirilmesi ihtiyacının kuvvetle hissedildiğini vurguladı. Ekonomide tanık olunan bu güç kaymasının bir sonucu olarak kalkınmakta olan ülkeler dünya siyasetinde daha fazla söz sahibi olmak istediğini belirten Yalçındağ, "Dünyada yeni bir güç dağılımı ve dengesi şekillenirken Birleşmiş Milletler'in örgüt yapısının da, daha katılımcı ve demokratik bir yönde, bugünün gerçeklerine uyacak şekilde yeniden düzenlenmesi gündemde. Türkiye bu tablo içinde öne çıkan bir ülkedir. G-20 üyesi ve bölgesel bir güç olarak profili yükselen bir devlettir. Merkezinde bulunduğu, hepsi de sorunlu çevre bölgelerin ekonomik dinamosu konumundadır. Batı'ya açık, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmasından dolayı Türkiye'nin "yumuşak' gücüyle etrafını etkileyebilen bir ülke haline geldiğini görüyoruz. Gelecek dönemin uluslararası dinamikleri, enerjinin jeopolitiği ve ekonomisi, Türkiye'yi uluslararası sistemde daha öne çıkan bir rol oynamaya neredeyse itiyor. Ne var ki bu potansiyelin hayata geçirilmesi için gereken toplumsal ve siyasal huzura, mutabakat zeminine, dayanışma ruhuna henüz kavuşmuş değiliz" diye konuştu.

-"SORUMUZ BASİT: TÜRKİYE YENİDEN BÜYÜMEK İÇİN NE YAPMALI"-

Yalçındağ, Türkiye ekonomisine 2 boyutta yaklaşmanın doğru olacağını kaydetti. Birinci boyutun, Türkiye'yi diğer tüm ülkeler gibi dışsal olarak etkileyen küresel daralma olduğunu söyleyen Yalçındağ, "Yatırım ve ticaret alanında faaliyetlerinin yarısından fazlasını Avrupa ile gerçekleştiren Türkiye'nin bu dalgalanmadan hasarsız çıkması şüphesiz ki mümkün değildi. Nitekim, 2009 yılında gerçekleşecek olan yüzde 6'lık daralmanın belki önemli bir bölümünü bu dışsal unsur ile ilişkilendirebiliriz. Ancak sıkıntının kayda değer bir bölümü maalesef içsel olgular ile de ilişkilidir. Bu olguları, 2007 sonlarında başlayan siyasi hareketlilik ve belirsizlik, AB sürecinde belirgin yavaşlama, kamu mali dengelerinde bozulma ve son olarak mikro-yapısal uyum sürecinin aksaması olarak sıralamak mümkün. Sorumuz basittir. Türkiye yeniden büyüyebilmek için ne yapmalıdır? Büyümeyi kalıcı kılacak, sürdürülebilir olmasını sağlayacak faktörler nelerdir" dedi.

-"İŞSİZLİK OLGUSU SOSYAL DENGELERİ ZORLAYACAK"-

Birinci önceliğin verimlilik tabanlı mikro yapısal uyumun hızlandırılması olduğunu belirten Yalçındağ, bunu tamamlayacak unsurun ise dış kaynak enjeksiyonu ve AB uyumu olduğunu söyledi. Tüm bunlar gerçekleştiği takdirde Türkiye kriz sonrası dönemde, potansiyel büyüme oranlarına yaklaşabileceğini vurgulayan Yalçındağ şu noktalara dikkat çekti:

"Bu tablo içinde, işsizlik olgusu hem Türkiye'de hem dünyada sosyal dengeleri zorlayacak en önemli meseledir. Önümüzdeki dönemde, doğrudan mevcut işsizlerimize yönelik aktif işgücü politikaları geliştirmek zorundayız. Zira gelecek yıllarda gerçekleşecek büyüme işsizlik olgusunu ancak sınırlı olarak kontrol edebilecektir. Bu yönde atılmış olan esnek işgücü piyasası ve aktif işgücü politikalarını destekliyoruz. Bu politikaların gelişmesi yönünde biz de katkı sağlamaya çalışıyoruz."

-"TÜRKİYİ ÜÇ YILDA SERT SİYASİ TARTIŞMALARA TANIK OLDU"-

Yalçındağ, geçen üç yıl içinde Türkiye'nin sert siyasi tartışmalara tanık olduğunu belirterek, Anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesi'nin kararları, Cumhurbaşkanlığı seçimine yapılan müdahaleler, parti kapatma davaları ve yaşanmakta olan kutuplaşmaların gündemi fazlasıyla işgal ettiğini kaydetti. Türkiye'nin yıllardan beri tartıştığı Kürt meselesiyle ilgili demokratik açılımın doğru bir karar olduğunu belirten Yalçındağ, ancak amaçtan çok yapılış yöntemi nedeniyle olması gereken toplumsal ve siyasal mutabakata ulaşılamadığına değindi. Sıradan bir ülkede bu saydıklarımın her biri başlı başına istikrarsızlık işareti sayılabilecekken, Türkiye'nin hepsini bir arada yaşadığını kaydeden Yalçındağ, Ergenekon soruşturması kapsamındaki gelişmeler ve iddialar hem sivil-asker ilişkilerinin niteliği hem de adil yargılanma hakkı üzerinde daha etraflıca düşünülmesine yol açtığını vurguladı.

-ÇATIŞMA DİLİNİN YERİNE KOYULACAK BİR DİL GELİŞTİRİLEMEDİ"-

Yalçındağ, modernleşme, özgürleşme, demokratikleşme, piyasa ekonomisi içinde kalkınmayı sağlama, dünyaya ve dünyanın rekabetine açılmanın 21'inci yüzyılda önde gelen bir ulus konumuna ulaşabilmesinin gerekli şartları olduğunu söyledi.

Bunların gerçekleşmesi kolay olmayan ve hiç bir ülkenin de tam anlamıyla gerçekleştiremeyeceği hedefler olduğunu vurgulayan Yalçındağ, "En ileri düzeyde bu hedefe yaklaşmış Batılı ülkelerin tarihinde, en az iki yüzyıllık büyük sancılar, sarsıntılar, komünizmden faşizme kadar uzanan savrulmalar, savaşlar görülür. O boyutlarda değilse bile, Türkiye de değişimin şiddetli sancılarını ve nimetlerini birlikte yaşamaktadır. Bu bağlamda yeniye direniş ne ölçüde sert olduysa, yeniyi temsil etme iddiası taşıyanların tarzı da o denli sertti. Maalesef çatışma dilinin yerine koyabileceğimiz bir eleştiri, müzakere ve uzlaşma dilini geliştiremedik" dedi.

-"YARGI TARAFSIZLIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI TAM SAĞLANMALI"-

Türkiye'nin gelecek on yılı ve ötesini kurgulamak gibi bir görev daha doğrusu bir zorunluluk olduğuna değinen Yalçındağ, "Eski yapımız, zihniyetimiz ve alışkanlıklarımızla 21'inci Yüzyıla ayak uyduramayacağımız belli oldu. Dolayısıyla yeniyi nasıl kuracağımız sorusuna daha fazla odaklanmalıyız. Bu değişimi bir toplumsal ve siyasal konsensüs oluşturarak gerçekleştirebilirsek süreçten daha da güçlenerek çıkacağımıza kuşku yok. Yıllardır söylediğimizi bugün yine tekrarlıyoruz: siyasi partiler yasası ve seçim yasası değişmelidir.

Siyaset ve toplum arasındaki bağlar güçlendirilmeli, kontrol-denge mekanizmaları iyi işletilmeli ve yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı tam anlamıyla sağlanmalıdır. Bunlar gerçekleşmeden demokrasimizin derinleşmesi de, adil bir temsile kavuşmamız da söz konusu olamaz" diye konuştu.

-"EĞİTİM VE KADIN KONUSU YILLARDIR TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNDE"-

Yalçındağ, konuşmasında yıllardır Türkiye'nin gündeminde olan iki konuya dikkat çekerek tamamladı. Yalçındağ bunlardan ilkinin eğitim sisteminin yeniden kurgulanması, ekonomik kalkınmayı destekleyecek şekilde yeni bir felsefeye ve işleyişe kavuşturulması olduğunu vurgulayarak, "İkincisi kadın konusu. Kadınların eğitimi, işgücüne ve siyasete katılımı konusunda bugün bulunduğumuz nokta, doğrusunu söylemek gerekirse içler acısıdır. Kadınlarının enerji ve becerilerini değerlendiremeyen hiç bir toplum 21. Yüzyılın kalkınma yarışında kayda değer bir başarı gösteremeyecektir" dedi. (ANKA)

(HGS/BÜN)

Kaynak: ANKA