Vanden Boer, AB'yi yasa dışı yerleşim ticaretini kesmeye çağırdı
Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekleCIDSE uzmanı Dorien Vanden Boer, AB Komisyonunun yasa dışı yerleşimlerle ticareti üye ülkeleri beklemeden kesebileceğini söyledi. Ulusal yasakların İsrail üzerinde şimdiden baskı oluşturduğunu belirten Vanden Boer, von der Leyen'in destek eksikliği gerekçesini bahane olarak gördü.
Uluslararası Katolik sosyal adalet kuruluşları ağı CIDSE'nin İsrail ve işgal altındaki Filistin topraklarından sorumlu politika uzmanı Dorien Vanden Boer, Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun yasa dışı yerleşimlerle ticareti kesmek için üye ülkeleri beklemeden harekete geçebileceğini belirterek, ulusal düzeyde uygulanan yasakların şimdiden İsrail üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi.
Filistin'de insan hakları, hesap verebilirlik ve AB'nin yasa dışı yerleşimlerle ticaretinin sonlandırılması konularındaki çalışmalarıyla bilinen Brüksel merkezli uzman Vanden Boer, İsrail'in Gazze'de işlediği soykırımın üçüncü yılını doldurması dolayısıyla AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Çoğunluğu Avrupa'da olmak üzere ABD ve Kanada'da da faaliyet gösteren 18 üye kuruluşu bir araya getiren CIDSE'nin Filistinli ve İsrailli insan hakları kuruluşlarıyla adil bir çözüm için çalıştığını anlatan Vanden Boer, uluslararası hukuka saygı gösterilmesi ve hesap verebilirliğin sağlanması amacıyla AB'ye baskı yaptıklarının altını çizdi.
Vanden Boer, Filistinli kuruluşlara yönelik yaptırımların ve sivil toplumun faaliyet alanının daralmasının da çalışma başlıkları arasında bulunduğunu aktararak, son aylarda yerleşimlerle ticaret konusuna yoğunlaştığını, ağın üyelerinin de kendi başkentlerinde girişimlerde bulunduğunu ifade etti.
"İsrail bütün kırmızı çizgileri aşmaya devam ediyor"
Filistinli ve İsrailli ortaklarından gelen bilgilerin Gazze'deki durumun kötüleştiğini gösterdiğini belirten Vanden Boer, ölümcül saldırıların önceki döneme göre azalmasının "sona erdiği" anlamına gelmediğini vurguladı.
Vanden Boer, "İsrail'in hedeflerinin ne olduğu açık: Gazze'nin çok büyük bölümlerini ele geçirmek ve nüfusu dışarıya sürmek." dedi.
Batı Şeria için de endişelerini dile getiren Vanden Boer, şöyle konuştu:
"Oradaki Filistin nüfusunu gerçekten ortadan kaldırmak istiyorlar. Belki Gazze'de gördüğümüz gibi kitlesel öldürmelerle değil ama insanları sürerek ve Gazze'de gördüğümüz gibi giderek küçülen, daracık alanlara sıkıştırarak. Dolayısıyla durum kesinlikle kötüleşiyor ve AB'den gerçek bir siyasi tepki gelmiyor. Kınamalara rağmen İsrail bütün kırmızı çizgileri aşmaya devam ediyor ve AB hala harekete geçemiyor."
Değişen jeopolitik ortamın İsrail'i güçlendirirken AB'yi zayıflattığını savunan Vanden Boer, askeri teknoloji konusunda İsrail'e bağımlılığın da Avrupa'nın tutumunu etkilediğini, bazı üye ülkelerle Komisyonun bu çıkarlara insan haklarından daha fazla öncelik verdiğini söyledi.
"Komisyonun bir teklif sunma yetkisi olduğu çok açık"
Yerleşimlerle ticaretin yasaklanmasının hukuki dayanakları üzerine araştırma yaptıklarını anlatan Vanden Boer, hazırladıkları önerinin bu adımın bir ticaret önlemi olarak uygulanabileceğini ortaya koyduğunu belirtti.
Vanden Boer, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in üye ülkeler arasındaki destek eksikliğini gerekçe göstermesini eleştirerek, şunları söyledi:
"Von der Leyen'in söyledikleri ise gerçekten bir bahane. Çünkü harekete geçmek istemiyor. Komisyonun bir teklif sunma yetkisi olduğu çok açık. Üye devletlerin önce çoğunluk oluşturmasını beklemek zorunda değiller. Geçmişte süreç böyle işlemedi. Komisyon daha önce de gerekli çoğunluğun oluşmasını beklemeden önlemler önerdi. Dolayısıyla bu, von der Leyen'in harekete geçmemek için kullandığı bir bahane. Çünkü kendisi bu önlemleri görmek istemiyor, Almanya da istemiyor. Bence bu biraz ucuz bir bahane."
Önlem talep eden üye ülkelerin sayısının 11'e ulaştığını belirten Vanden Boer, Kanada, İngiltere ve Norveç'in girişimleri karşısında AB'nin geride kaldığını ve ulusal yasakların iç pazarı etkilemesinin de Komisyonun harekete geçmesi için bir gerekçe oluşturduğunu dile getirdi.
Vanden Boer, "Ne yazık ki şu anda durum tam bir çıkmaza benziyor. Komisyon harekete geçmek istemiyor, Almanya ve İtalya da karşı çıkıyor." diye konuştu.
İtalya'nın önlemin oy birliği gerektiren bir yaptırım olarak uygulanmasını istediğini anlatan Vanden Boer, bu yaklaşımın dosyayı fiilen engellediğini savundu.
"Ticaret yasağı yerleşimlerin ana pazarını etkileyebilir"
Vanden Boer, şöyle devam etti:
"Komisyon şimdi harekete geçebilir. Üye devletleri beklemek zorunda değil. Özellikle Batı Şeria'daki gelişmeler, E1 bölgesindeki ihaleler ve yerleşimlerin sürekli genişlemesi düşünüldüğünde harekete geçmeli. AB'nin söz konusu gelişmelere karşılık vermek ve etki yaratmak için gerçekten sahip olduğu araçlardan biri yasa dışı yerleşimlerle ticareti kesmek."
Üye ülkelerin aldığı yasa dışı yerleşimlerle ticaret yasağı kararlarının etkisine işaret eden Vanden Boer, şunları söyledi:
"Ulusal önlemlere baktığımızda bunun şimdiden işe yaradığını görüyoruz. Çünkü İsrail, Hollanda ve diğer ülkelerin uyguladığı ulusal yasaklar nedeniyle yerleşimlerdeki ihracatçıların uğradığı bütün kayıpları karşılayacağını açıkladı. Dolayısıyla bunun etkili olduğunu görüyoruz. İsrail bu etkiyi hafifletiyor ama yine de bunun iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü baskı oluşturuyor ve İsrail'in yerleşimleri sürdürmeye ve desteklemeye ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Yerleşimlere sürekli para aktarılması belki İsrail'in kendi içinde de daha fazla muhalefet doğurabilir."
Vanden Boer, AB'nin yasa dışı yerleşimlerde üretilen tarım ürünlerinin ana pazarı olduğunun altını çizerek "Yerleşimcilerin yeni bir pazar bulması da daha zor olacaktır. Çünkü taze ürünlerden söz ediyoruz. Bunları dünyanın öbür ucuna gönderemezsiniz, bozulurlar. Olası etkiyi konuşurken bütün bunları dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınması
AB ile İsrail arasındaki Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınması talebini gündemde tutacaklarını belirten Vanden Boer, AB'nin kendi incelemesi sonucunda da harekete geçmesi gerektiğini savundu. Vanden Boer, şunları kaydetti:
"AB, Ortaklık Anlaşması'nın ikinci maddesini, yani insan hakları hükmünü inceledi. İhlaller bulunduğu sonucuna vardı. Dolayısıyla harekete geçmeli. İsrail'e de bu ihlalleri bildirdi. İsrail, ihlalleri sona erdirecek şekilde bir karşılık vermedi. Dolayısıyla AB harekete geçmeli. Komisyon, anlaşmanın ticaretle ilgili bölümünün askıya alınmasını önerdi ancak bize göre bu yeterli değil. İsrail'den hesap sorulması açısından yalnızca anlaşmanın tamamen askıya alınmasının yeterli olabileceğini düşünüyoruz. Elbette bu siyasi açıdan çok daha zor."
Vanden Boer, üye ülkelerin daha kapsamlı adımlar konusundaki isteksizliğine işaret ederek, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Şimdi ticaretle ilgili bölümün askıya alınmasının bile mümkün olmadığını görüyoruz çünkü bunun için nitelikli çoğunluk yok. Ayrıca kabul edilen son yaptırım paketinin ardından üye devletlerin daha fazla adım atmaya isteksiz olduğunu duyduk. Yerleşimcilere ve yerleşimci kuruluşlarına yaptırım uygulayarak yeterince şey yaptıklarını düşünüyorlardı. Elbette yalnızca birkaç kişi ve kuruluştan söz ediyoruz. Dolayısıyla Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınmasını sağlamak siyasi açıdan çok, çok zor, hatta imkansız olabilir. Siyasi ortamda yaşanabilecek değişiklikleri de dikkate almalıyız. Fransa'daki seçimlere baktığımızda aşırı sağcı bir cumhurbaşkanının seçilmesi çok olası. Bu da bize yardımcı olmayacak."
Filistinli kuruluşlar ve UCM için koruma çağrısı
Siyasi engellere rağmen sivil toplumun taleplerini sürdürmesi gerektiğini vurgulayan Vanden Boer, "Ancak sivil toplum olarak bunun için baskı yapmaya ve çıtayı yükseltmeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum. AB'nin, kendi ifadeleriyle 'ortaklarından' da hesap sormasını sağlamalıyız. Bunun görmezden gelinmesine izin verilemez. Yapılabilecek başka şeyler de var. Örneğin ABD yaptırımlarından etkilenen Filistinli kuruluşları korumak." şeklinde konuştu.
Bu kuruluşların hesap verebilirlik açısından önemine dikkati çeken Vanden Boer, "Bu, İsrail'i doğrudan etkilemiyor ama bir bakıma etkiliyor. Çünkü bu kuruluşlar İsrail'in işlediği suçları, uluslararası hukukun bütün ihlallerini araştırıyor ve İsrailli yetkililerden hesap sorulabilmesi için bunları belgeleyerek Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) sunuyor. Örneğin (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu'dan hesap sorulması için. AB bu adalet sistemini desteklemeli. Bunu da örneğin engelleme tüzüğünü devreye sokarak, UCM'nin görevini yapabilmesini sağlayacak biçimde gerçekleştirmeli. Bence bu temel bir konu."
Vanden Boer, UCM'ye yönelik yaptırımların yalnızca İsrail'le ilgili olmadığını, Ukrayna'daki suçlar ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkındaki tutuklama emri açısından da sonuçlar doğurduğunu belirterek, AB'nin savunduğu değerleri somut adımlarla koruması gerektiğini ifade etti.
Avrupa'daki kitlesel gösterilerin yeterli siyasi karşılık bulmadığını kaydeden Vanden Boer, Filistin konusunda sergilenen çifte standartların AB'nin uluslararası itibarını zedelediğini, bunu Avrupalı diplomatlarla görüşmelerinde de gözlemlediklerini aktardı.
Vanden Boer, sözlerini şöyle tamamladı:
"Yaptığımız çalışmalarda, etkimizin sınırlı olabileceğini görsek bile hesap verebilirlik ve adalet talep etmeye, bu korkunç durumlara hayır demeye devam etmek önemli. 'İşe yaramıyor, etkisi olmuyor.' demek kolay. Evet, etkimiz çok az ancak biz sesimizi yükseltmezsek onlara karşı çıkacak kimse kalmaz."

















