Ümit Özdağ: Eskiden Devlet Vatandaştan Ormanı Korurdu, Şimdi Vatandaş Devletten Ormanı Koruyor

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, "Eskiden devlet, vatandaştan ormanı korurdu. Şimdi vatandaş, devletten ormanı koruyor. Tahrip eden vatandaş değil, koruyan vatandaş. Tahrip edilmesinin önünü açan da ne yazık ki aldığı kararlarla hükümet oluyor. Bunu madencilik alanında görüyoruz. Doğayı tahrip eden, kendi ülkelerinde uygulamaları yasak olan yöntemlerle Türkiye'de altın çıkarıyorlar. İliç'te çevreyi zehirliyorlar. Kayseri Develi'de çevreyi tahrip ediyorlar. Toprağı zehirliyorlar. Aynı şeyi Kanada'da yapmaları mümkün değil. Yaparlarsa maden kapatılıyor, cezalandırılıyorlar" dedi.

(MUĞLA) - Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, "Eskiden devlet, vatandaştan ormanı korurdu. Şimdi vatandaş, devletten ormanı koruyor. Tahrip eden vatandaş değil, koruyan vatandaş. Tahrip edilmesinin önünü açan da ne yazık ki aldığı kararlarla hükümet oluyor. Bunu madencilik alanında görüyoruz. Doğayı tahrip eden, kendi ülkelerinde uygulamaları yasak olan yöntemlerle Türkiye'de altın çıkarıyorlar. İliç'te çevreyi zehirliyorlar. Kayseri Develi'de çevreyi tahrip ediyorlar. Toprağı zehirliyorlar. Aynı şeyi Kanada'da yapmaları mümkün değil. Yaparlarsa maden kapatılıyor, cezalandırılıyorlar" dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Göcek'te yaptığı açıklamada çevre tahribatı, kıyıların kullanımı ve hukuk devleti ilkesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özdağ, Türkiye'de doğayı koruyanların vatandaşlar olduğunu, doğa tahribatının önünü açanın ise siyasi iktidarın kararları olduğunu söyledi. Özdağ, konuşmasında şunları söyledi:

"Eskiden devlet, vatandaştan ormanı korurdu. Şimdi vatandaş, devletten ormanı koruyor. Tahrip eden vatandaş değil, koruyan vatandaş. Tahrip edilmesinin önünü açan da ne yazık ki aldığı kararlarla hükümet oluyor. Bunu madencilik alanında görüyoruz. Doğayı tahrip eden, kendi ülkelerinde uygulamaları yasak olan yöntemlerle Türkiye'de altın çıkarıyorlar. İliç'te çevreyi zehirliyorlar. Kayseri Develi'de çevreyi tahrip ediyorlar. Toprağı zehirliyorlar. Aynı şeyi Kanada'da yapmaları mümkün değil. Yaparlarsa maden kapatılıyor, cezalandırılıyorlar. Özetle, doğayla barışık olmayan, doğaya düşmanca davranılmasına izin veren, bunun önünü açan bir siyasi zihniyet Türkiye'yi yönetiyor. Türkiye'nin muhafazakarlaşması gerektiğini, değerlerine daha fazla sahip çıkması gerektiğini söylüyorlar."

Son olarak Siverek'te, Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta gerçekleşen, ortaokul çocuklarını kaybettiğimiz o çok elim katliamdan sonra bile bu katliamların nedenlerini yeterince dindar olmamamıza bağlayan açıklamalar yaptılar. Ama Kur'an-ı Kerim'de 'incire, zeytine and olsun' diyor. And üzerine and içilen ağaçları katletmekten çekinmiyorlar. ve sizin de ifade ettiğiniz gibi, Göcek'te aslında rahatlıkla yönetilebilecek bir meseleyi tamamen sermaye yanlısı, halkın taleplerini dikkate almayan, halkla iletişim kurmayan bir anlayış nedeniyle tahrip ediyorlar. Bakın, koyun en büyük sıkıntısı, aşırı bir yüklenmeden dolayı denizin tahrip olması. Arkadaşlar, koyun belirli yerlerinde denize giren insanlar 'deniz biti' denilen bir rahatsızlıkla karşı karşıya geliyorlarmış. Neden? Çünkü çok fazla tekne geliyor. Koyun kendi kendisini dışarıdan gelen açık deniz suyuyla temizlemesi ciddi bir zaman alıyor. Burada sadece kış ayları buna yetmiyor ve aşırı bir yüklenme var.

Bir tekne geliyor, kamunun malı olan belirli bir alanı kaplıyor ve aylarca orada kalabiliyor. Doğrusu, bu kabul edilebilir değil. Bunun bir düzenlemeye ihtiyacı var. Bu bir. Ama buraya Amerika Birleşik Devletleri'nden, İngiltere'den, Fransa'dan, Almanya'dan veya İstanbul'dan teknesiyle gelen insanlar için bir düzenleme yaparken, o düzenlemenin içine Muğla'da ve Göcek'te yaşayanları koyamazsınız. Onlara ayrı bir düzenleme yapmanız lazım. Çünkü onlar için, yani Göcekliler için, dışarıdaki karadaki araçları, arabaları neyse tekneleri de o anlamı taşıyor.

Bunun için bu düzenlemenin muhakkak yargı denetiminden geçmesi gerekiyor. Esasen böyle bir itiraz var, duyduk. Mahkeme devam ediyor. Sizlerin de itirazlarınız var. Türkiye'de ne yazık ki hukuk devleti olduğunu söylememiz çok mümkün değil. Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmadığı, anayasa hükümlerinin uygulanmadığı bir yerde hukuk devletinden bahsetmek zor. Ancak yine zaman zaman görüyoruz; bu sistemin içinde ve bu sisteme rağmen adil, düzgün karar alan hakimlerimiz ve savcılarımız da var. Onların sayesinde ilke olarak olmasa bile zaman zaman çok doğru kararlar hukuk sisteminden çıkıyor.

En son Tunceli'de bir kızımızın öldürülmesiyle ilgili sürecin, 6 sene sonra da olsa, doğru bir eksene girmesi hem basiretli bir valinin hem de basiretli bir başsavcının konuya el atınca nelerin yapılabileceğini gösterdi. Umarım burada da bu hukuk süreci, kamunun menfaatlerini, vatandaşın menfaatlerini özel kişilerin menfaatlerinin üzerinde tutan ve anayasaya uygun kararlar verecek bir hakim tarafından karara bağlanır.

Biraz önce söylediğiniz diğer meseleye gelince; yani arazilerin, deniz kıyısındaki arazilerin kiraya verilmesi ve daha sonra vatandaşın buraya sokulmaması, fiili engellerle karşılaşılması... Arkadaşlar, bu tam anlamıyla orman kanunu. Anayasa çok açık: Sahiller halka aittir. 150 metre içinde, 1976 veya 1977'de çıkan yasadan sonra inşaat yapılması mümkün değildir. ve vatandaşın, askeri bölge olmadıkça, "Sen buraya giremezsin, burası özel mülk, deniz kıyısı" denmesi de mümkün değildir. Burada bunu yapan, hukuka karşı suç işliyor demektir.

Ama ne yazık ki bu suçun işlenebileceği ortam yine devlet kanalları aracılığıyla oluşturuluyor. Yapılması gereken şey de hem hukuk yoluyla hem de diğer devlet kanallarıyla bu fiili ambargoyu aşmak için mücadele etmek, bu durumu meşru kabul etmemektir. Yani bir kişi gelip size evinizde, oturma odanıza 'Giremezsin' derse nasıl hukuk dışıysa, burada 'Ben burayı, bu sahili kiraladım; denize giremezsin demesi arasında hukuk dışı olmak açısından hiçbir fark yok. Girebilirsiniz ve girmelisiniz de. Bu konuda önünüze fiili engel çıkarmak isteyen, jandarma karakoluyla veya polisle muhatap olmak durumundadır."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.