Sokak Lambayla Değil Sanatla Aydınlanır

Bu Sözleri Sokağın Lambalarla Değil, Sanatla Aydınlanması Gerektiğini Düşünün Ankara Sokak Sanatları Atölyesi Üyeleri Söylüyor. En Çok, Sokakta Sanatı Hala İşporta Olarak Gören Zihniyetten Şikayet Ediyorlar. "Her Alan Bir Tiyatro Her İnsan Bir Seyirci Bizim Menzilimizde, Tek Ses Yeter Bizim Olduğumuzu Anlamak İçin" Diyorlar.
Bu sözleri sokağın lambalarla değil, sanatla aydınlanması gerektiğini düşünün Ankara Sokak Sanatları Atölyesi üyeleri söylüyor. En çok, sokakta sanatı hala işporta olarak gören zihniyetten şikayet ediyorlar. “Her alan bir tiyatro her insan bir seyirci bizim menzilimizde, tek ses yeter bizim olduğumuzu anlamak için” diyorlar.
ONLAR yersizlik yüzünden sokakta sanat yapıyor değiller, “sokakta sanat yapılmasına inandıkları için sokaktalar.”
Kendilerini “ağlayan palyaçolar”, “ipleri kendi elinde olan kuklalar” diye niteliyorlar. Ve sokakları lambaların değil “sanatın aydınlatabileceğini” anlatmaya çalışıyorlar. Zabıta ve polisin “işportacı” gibi davranmasından yakınıyorlar ama pes etmeyeceklerini de yüksek sesle haykırıyorlar:
“Ama kovulsak da biz buradayız, sokaktayız.”
Ankara Sokak Sanatları Atölyesi üyesi pandomim sanatçısı Onur Kaya sokak müzisyenliğini, sıkıntılarını ve yaratıcı süreçlerini Ankara Hürriyet’e anlattı.
? Neden sokakta sanat yapmak istiyorsunuz?
? Ben daha önce Çankaya Belediyesi Şehir Tiyatrosu’ndaydım. 2009 Ağustos’ta tiyatroyu kapandı. Ama sadece tiyatro kapandı diye sokakta değilim. Daha önce de çok sayıda gösterim oldu. Biz şuna inanıyoruz, ‘Sokağı sokak lambalarından çok sanatın ışığı aydınlatır.” Ama son zamanlarda değişimler olduğunu görüyoruz. Şimdiye kadar hep sanatla geçindim. Bakın bir haftada beş il gezdim. Eskişehir, İzmir, İstanbul, Kocaeli, Aydın. Aydın’da tiyatro festivaline katıldım. Eskişehir’de Osmangazi Tıp Fakültesi’nde hasta çocuklara oynadım.
SOKAKLAR SANATA AÇ
? İnsanların ilgisi nasıl?
? Gittiğim yerlerde hep şunu gördüm. Sokaklar gerçekten sanata aç. Beslenmesi gerekiyor. Konuşmak isteyenler, oyuna müdahale edenler oluyor. Çok garip karşılayanlar oluyor. Zabıta polis de müdahale ediyor. Çok bilinçsiz bir toplumuz gerçekten, ama ben kesmiyorum oyunumu. İstiklal Caddesi’nde polis kesmek istedi oyunumu. Defol git dedi, ben oynamak zorundayım oyunumu. Oyuna başladım mı yarıda bırakmam. İzmir’de Müjdat Gezen Sanat Merkezi önünde gösteri yaptım. Deli gibi yağmur yağdı elbiselerim ayakkabılarım herşeyim ıslandı. Gösterimi yarım bırakmadım. Olağanüstü birşey değil ki, biri ölmedi, birşey olmadı.
SOKAK BENİM SAHNEM
Ben sokağa çıkarken, parfüm sıkıyorum, sokağa çıkarken en temizinden yıkanmış eldivenlerimi giyiyorum. Sokağa çıkarken en temizinden bezimi seriyorum yere sahne gibi. Sokağa saygımız var, çünkü herkes sokakta. Sahnede ne yapıyorsak, sokakta uygulamaya çalışıyoruz. İstiklal Caddesi’nden kovuldum. Çünkü izin almaya vaktim yoktu. Bir grup, topluluk oluşturduğumuz için izin almamız gerekiyor. Koşturdum yetişemedim. Çok da şart mıdır? Çok kalabalık değildik. İnsiyatifimi kullandım attım kendimi sokağa, başladım gösterime. Polis rahatsız etti. Bir de şöyle konuşuyorlar, garip bir ses tonuyla “Geldiğimde sen burada olmayacaksın” gitti ben devam ettim. Geldi tekrar oradaydım.
OYNAYARAK GİTTİM
Ben de topladım eşyalarımı, vapura bindim vapurda oynayarak gittim. Beyoğlu Belediyesi de izin vermedi bu arada. İstanbul 2010 kültür başkenti olacakmış ben buna inanmıyorum dedim vapurda alkışlar eşliğinde Haydarpaşa Garı’nda indim. Adapazarı ekspresine bindim. İki buçuk saat toplam yolculuğun ardından Kocaeli’ndeydim. Direkt belediyeye gittim. Görevin kime ait olduğunu bilmeyen belediyeler, ordan zabıta müdürüne yolluyor, o kültür müdürlüğüne yolluyor, biri başkan yardımcısına gideceksin diyor. En son ne oldu olumsuz çıktı. Bizim de bir saat iki saat süremiz oluyor. Kalacak yerimiz yok. Sekretere bağırdım en son, doğruyu söyleyen de oymuş.
SENİ ALLAH MI YOLLADI?
En sonunda başkan yardımcısıyla görüştüm. Belediyenin hangi partiye ait olduğunu bilmiyorum ben, çok da umurumda değil açıkçası. Benim partim sanattır. Adam oturdu, buyrun dedi, ben dedim ‘Pandomim sanatçısıyım, Ankara’dan geldim. Bir gösteri yapmak istiyorum naçizane. Çok prosedür var ben bunların hepsini biliyorum. Bir saat gösteri yapıp gideceğim’ dedim. Şaşkın bir şekilde ‘Sen nesin’ diye sordu. ‘Pandomim sanatçısıyım’ dedim. ‘Ya seni Allah mı gönderdi’ diye üzerime atladı. ‘Harika, ben hep hayal etmişimdir. Burada yürüyüş yolu var, burada bir pandomim sanatçısı olsa da gösteri yapsa diye hayal ederdim’ dedi. Kocaeli’nde belediye üniversite öğrencilerine teklif götürmüş, gelin burada gösteriler yapın karşılığında belli bir ücret verelim diye ilgi gösteren olmamış.
SANAT İŞPORTA
? Konur Sokak’ta hem işportacıların hem de sokak sanatçılarının sözcülüğünü yapan Kemal Bolat da, şunları söyledi:
? “Ankara’da sanat hala işporta olarak görülüyor. Sokakta sanat yapmaya çalışan insanlara hala müdahale ediliyor. Biz kendi aramızda da tartışıyoruz. Zanaatla sanat tartışması, ama bizim zanaatla yani el sanatlarıyla uğraşan arkadaşlarımız da kendini sokak sanatçısı olarak gördüğü için durum burada biraz farklılaşıyor. Sokaklarda pazar görüntüsü yerine el sanatları olsun, sokakta üretim olsun istiyoruz. Bizim anlayışımız şu zaten; evde hazırlayıp getirip satmak değil. Sokakta üretmek, sokağa girdiğinizde bir köşede keman çalan, bir köşede resim yapan olsun, bir köşede kolye yapılıyor olsun. Bunların hepsi bizim için sokak sanatıdır.”
Müziği ben getirdim
ANKARA’da cumartesi gün boyu kopan fırtınanın ardından biraz daha sakinleşen havayla birlikte sokak müzisyenlerini de dinlemeye gidiyoruz. Yağmur diner dinmez, yıllardır müzik yapan Tufan Aldemir de atmış kendini sokağa, saksafon çalıyor. Hemen soruyoruz, “Neden sokakta çalıyorsun” diye, başlıyor anlatmaya:
“Sokağa müziği getiren adam benim Ankara’da. Çankaya’da 2002 yılından beri çalmaya başladım. Babamın işi dolayısıyla Moskova’daydık. Orada görmüştüm, millet deli gibi çalıyordu. En iyi müzisyenler sokakta. Oradan geldikten sonra ben de böyle birşey yapmaya karar verdim. Bir anımı anlatayım. Bir gün adamın biri takım elbiseli akşam işten çıkmış herhalde, ‘Senede Bir Gün’ü istedi. Adam şarkının ortasında hüngür hüngür ağlamaya başladı. Meğerse yakın zamanda eşi ölmüş, sonra oturduk dertleştik biraz. İlginç olaylar geliyor başımıza. Son zamanlarda ipini koparan gelmeye başladı. Müzik yapmıyor adam, dilencilik yapıyor bağırıyor çağırıyor. Bunların da engellenmesi lazım. Bizde hala polis de alışamadı, zabıta da. İlk başlarda garip garip tavırlar sergiliyorlardı. Seyyar satıcı muamelesi görüyorduk. Şimdi biraz daha alıştılar.”
Her alan bir tiyatro her insan bir seyirci
SOKAK Sanatları Atölyesi ilk olarak İzmir’de kurulmuş, pandomim sanatçısı Onur Kaya da arkadaşlarıyla birlikte Ankara’da İzmir’deki kuruluşun devamlılığını sağlamış. Facebook’ta kurdukları grup üzerinden haberleşen atölye üyeleri, bütün aktivistlere açık olduklarını belirtiyorlar. Sokakta sanat yapmak isteklerini ise şu dizelerle anlatıyorlar:
Kaldırımlar boyu bir sultanlık bizimkisi
Yerimiz olmadığından değil taş döşeli yollara düşlerimizi serişimiz
Güzel sokakta olduğundan
ve güzeli sokakta aramaya sevdalı olduğumuzdan
caddelerde, bulvarlarda, meydanlarda, otobüslerde, metrolarda ve gemilerdeyiz
Biz Sokağız sokaksa Biz.
Korktuğumuz kimse yok ya da altına sığındığımız bir köşe duvar
Oyuncuyuz salt ete ve kemiğe bürünmüş enstrümanlar en güzel sesi verelim diye çabamız
Belki akordu bozuklar sevmeyecek bizleri popüler kültürün yoz maskeleri yok sayacak hikayelerimizi.
Gün içinde rol’ler oynama telaşındayız
Öğretmen, Hemşire, Asker ve Öğrenci
Gün bitip eve gelince yeşillenme mevsiminde genç kızlık düşleri.
Sanatçı, sanata boğan birliktelik kardeşliği
İlk değiliz biz ortada oynayan ustalarımız Meddahlarımız ve Hayali’lerimizin dokunuşları nefesleri ensemizde
Her alan bir Tiyatro her insan bir seyirci bizim menzilimizde
Tek ses yeter bizim olduğumuzu anlamak için
“SOKAK SANATLARI ATÖLYESİ ANKARA’DA”
Fransa’nın ‘serçe’si sokaktan yetişmişti
ÖLDÜĞÜNDE cenazesine katılan insan sayısı yüz bini geçmişti. Ünlü şarkıcı Charles Aznavour, Édith Piaf’ın cenaze törenini anlatırken “İkinci Dünya Savaşı sona ereli beri bütün Paris’in trafiğini tamamen kilitleyen başka bir olay yoktur” demişti. Sanat yaşamına sokaklarda şarkı söyleyerek başladığı için, ‘kaldırım serçesi’ ismi takılmıştı ve ömrü boyunca öyle anıldı. Edith Piaf, sanat yaşamına sokakta akrobatlık ve çeşitli numaralar yaparak başlamıştı. 14 yaşındayken babasının yanında sokaklarda şarkı söylüyordu ve en iyi bildiği şarkı Fransa milli marşı La Marseille, onu sokakların aranan sanatçısı yapmıştı.


















