Prof. Dr. Şahin Uçar, sanat yolculuğunu ve yeni sergisini anlattı
Prof. Dr. Şahin Uçar: - "Kufide esas zor olan, taklit olmayan güçlü bir kompozisyon ve terkip ortaya koyabilmektir. Eğer mimari veya geometrik bir felsefeye dayanmıyorsa sıradan bir grafik çiziminden öteye geçemez"
Tarih felsefecisi, şair, bestekar ve hattat Prof. Dr. Şahin Uçar, "Kufi yazı düz ve köşeli çizgilerden ibaret olduğu için dışarıdan bakıldığında kolay görünür. Fakat kufide esas zor olan, taklit olmayan güçlü bir kompozisyon ve terkip ortaya koyabilmektir." dedi.
Uçar, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan'ın katılımıyla Fatih Merkez Kütüphanesi Sergi Salonu'nda açılan "Kufi'nin İhtişamı: Geometriden Hikmete" başlıklı sergisini ve geleneksel sanatlar, musiki ve akademik kariyerin iç içe geçtiği yaşam öyküsünü AA muhabirine anlattı.
Çocukluğundan itibaren tarih felsefesine meraklı olduğunu aktaran Uçar, lisedeyken eserlerinden çok etkilendiği İbn Haldun'un izinden gitmek için de tarih felsefesi alanında eğitim aldığını kaydetti.
Prof. Dr. Uçar, üniversiteye girmeden önceki bir yıllık dönemde, ortaokul öğretmeninden keman dersleri aldığını ve kendi köyünde vekil öğretmenlik yaptığını söyleyerek, "Rahmetli Fuat Köprülü'nün 'Türk Edebiyatında Mutasavvıflar' kitabının arkasında 10-15 tane ilahi vardı. O yıllarda Sivas'ta klasik Türk müziği meşk eden, bu işi bilen kimse yoktu. Ben kendi kendime deşifre ederek o ilahilerin hepsini öğrendim. Köydeki talebelerime de gür sesle öğrettim. Sonra çocuk konseri dinlettirdim millete. Yani daha üniversiteye gelmeden ciddi bir birikimim oluşmuştu." diye konuştu.
Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in öğrencisi oldu
Üniversitedeki ilk günlerinde Osmanlıca dersindeki hocası Prof. Dr. Münir Aktepe ile yaşadığı bir anekdotu aktaran Uçar, tahtadaki harflerin hatalı olduğunu söylemesi üzerine hocasının kendisini tahtaya kaldırdığını belirtti. Uçar, "Elime çift tebeşir aldım, sülüs, ta'lik elle meşk ederek harfleri döktürdüm. Hoca 'Sen hattatsın.' dedi. Arapça, Farsça bildiğimi, İbn Haldun okuduğumu öğrenince, 'Bizim burada öğreteceğimiz her şeyi zaten biliyorsun. Senin için vakit kaybı olur. Süheyl Bey'in talebesi olmak ister misin?' diyerek bana bir kart verdi."
Uçar, Ordinaryüs Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver ile böylece tanıştığına işaret ederek, Ünver'in Cerrahpaşa'da Tıp Tarihi Enstitüsündeki atölyesinde cuma günleri tezhip ve minyatür çalıştığını, hocasının yeteneğini fark etmesi üzerine kendisini dönemin en büyük üstatlarına yönlendirdiğini vurguladı.
Bu vesileyle Nihat Keklik'ten İslam felsefesi, Kemal Batanay'dan tanbur ve ta'lik, hattat Hamit Aytaç'tan sülüs ve Nuruosmaniye Başmüezzini Ahıskalı Mehmet Recep Berk'ten nesih dersleri aldığını kaydeden Uçar, konservatuvar eğitimi sırasında ise Nevzat Atlığ, Süheyla Altmışdört, İsmail Hakkı Özkan ve Gürdal Akat gibi isimlerin de dahil olduğu önemli isimlerden eğitim gördüğünü söyledi.
Akademik kariyerinin başlangıcı
Erzurum Atatürk Üniversitesine paleografya ve epigrafya uzmanı olarak atanmasına da değinen Uçar, bunu bir sahaf dükkanına bıraktığı besmele levhasına bağladı. Şahin Uçar, dönemin önemli isimlerinden Aydın Bolak'ın siparişi üzerine geometrik formda bir besmele yazdığını belirterek, şöyle konuştu:
"O dönem çalıştığım mektepteki sekreter kız, siyah kadife üzerine saman saplarıyla çiçekler yapıp satıyordu. Tasarladığım bu besmelenin düz çizgilerden oluştuğunu görünce, kıza parasını verip bu tasarımdan 3-4 tane kopya yaptırdım. Aydın Bey'e aslını teslim ettikten sonra, kopyalardan birini de Beyazıt'taki Enderun Sahafiye'ye, raflara assınlar diye hediye ettim. Maksadım beni müşterilere tavsiye eden sahaf arkadaşlara bir nevi reklam olmasaydı. Ertesi yıl, 1974'te oraya geldim, baktım kerli ferli, fötr şapkalı, bastonlu, tıpkı İngiliz lordları gibi havalı bir beyefendi bir şeyler konuşuyor. Ben çay içiyorum, hocayı dinliyorum, hoşuma gidiyor anlattıkları. Bir ara gözü raftaki o besmeleye takıldı. 'Bu ne kadar güzel bir besmele. Adeta mimari eserlere benziyor. Kim yapmış bunu?' dedi. Dükkandakiler beni işaret ederek, 'Bu arkadaşımız yaptı. Kendisi aynı zamanda aruzla divan tarzı şiirler yazar.' dediler. O zat, 'Evladım, lütfedin de bir gazel dinleyelim madem.' deyince divanımdan en sevdiğim gazeli okudum. Çok duygulandı, iltifatlar etti ve cebinden kartını çıkardı. Meğer o kişi Erzurum Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Kaya Bilgegil'miş. 'Ben Erzurum Edebiyat Fakültesi'nin Dekanıyım. Öğretmenliği bırak, gel seni asistan alacağım.' dedi."
Prof. Dr. Şahin Uçar, öğretmenlikten sıkıldığı ve hattatlık yaparak çok daha büyük paralar kazanabileceğini düşündüğü bir dönemde Erzurum'dan bir telgraf aldığını kaydederek, "Kaya Bey telgrafta 'Seni Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne paleografya ve epigrafya uzmanı olarak tayin ettik. Gel başla.' yazmıştı. İmtihan falan yoktu. Tamamen o sahaf rafındaki besmelenin bereketiyle, Allah'ın bir hikmeti olarak üniversite hayatım ve kariyerim 12 Şubat 1976'da böylece başlamış oldu." ifadelerini kullandı.
Çifre Minareli Medrese'deki kitabenin sırrı
Kufi hat konusunda da konuşan Uçar, Sivas Çifte Minareli Medrese'nin kapısında yer alan bir kitabeyi yıllarca kimsenin okuyamadığını, bu sırrı kendisinin çözdüğünü söyledi. Uçar, şöyle devam etti:
"Medresenin kapısında süslemeli, örgülü kufi tarzında bir yazı vardı. Ancak kompozisyonu yapan eski usta, süsleme çizgilerinden birini uzatıp 'kef' harfine birleştirmişti. Bu yüzden aradaki boşluk kaybolmuş, sanki orada başka bir harf varmış gibi göründüğü için kimse okuyamıyordu. Süheyl Ünver hocama sordum, okuyamadı. Erzurum'da asistan olunca Arapça hocamız Nazif Şahinoğlu'na götürdüm, o da çözemedi. Bir gün gözümün müsait bir anında, dikkatle bakarken orada aslında 'El mülkü lillah' (Mülk Allah'ındır) yazdığını fark ettim. O çizgi sadece bir süslemeydi. Bu ifadenin peşine düşerek tefsirlerde 'mülk' kelimesinin geçtiği tüm ayetleri inceledim ve nihayetinde 'Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilafet' adında bir kitap yazdım. Süheyl hocam yaşlandığında Cerrahpaşa'da beni her gördüğünde, 'Bunları bırak da Çifte Minare'nin tarihini yaz' derdi. Ben sanat tarihi değil İslam tarihi asistanı olmuştum ama hocamın o temennisi, yazdığım bu kitapla bir nebze de olsa dolaylı yoldan gerçekleşmiş oldu."
"Benim kufim hem çok eski, hem de daha önce hiç görülmediği kadar yenidir"
Uçar, 50 yıllık birikimin ürünü olan kişisel sergisinde ise Fatiha Suresi, Ayetü'l Kürsi ve İhlas Suresi'ni barındıran levhaların ilk kez sanatseverlerle buluştuğunu kaydetti.
Sergideki özel seçki üzerinden modern kufi ile kendi sanatı arasındaki felsefi farkı açıklayan Uçar, şunları kaydetti:
"Kufi yazı düz ve köşeli çizgilerden ibaret olduğu için dışarıdan bakıldığında kolay görünür. Hatta eski yazı bilmeyen modern grafikerler bile Latin harfleriyle kufi tasarımlar yapabiliyor, internette ev dekorasyonu için binlerce kopyası satılıyor. Fakat kufide esas zor olan, taklit olmayan güçlü bir kompozisyon ve terkip ortaya koyabilmektir. Eğer mimari veya geometrik bir felsefeye dayanmıyorsa sıradan bir grafik çiziminden öteye geçemez. Benim bu sergide yer alan ve 'Nokta-i Suğra' gibi 70'li yıllardan beri ürettiğim eserlerimin en büyük özelliği şudur: Geçmişten gelen klasik geleneklere o kadar bağlıdır ki ilk bakışta sanki yüzyıllar öncesinden kalma bir şaheser hissi verir. Ancak bu işin aşinası olanlar, gözü keskin olanlar dikkatle incelediklerinde, bu kompozisyonun eskilere hiç benzemediğini, tamamen yeni, özgün ve modern bir terkip olduğunu derhal anlar. Yani benim kufim hem çok eski, hem de daha önce hiç görülmediği kadar yenidir."
Hattatlığı hiçbir zaman bir geçim kapısı veya ticari bir meslek olarak görmediğini, hayatı boyunca sadece kendi zevki için, adeta bir hobi gibi yazdığını belirten Uçar, "Benim çok daha büyük meselelerim, tarih felsefesi üzerine ilmi çalışmalarım var. Sanat benim ruhumu besleyen bir damardı, o damardan akanları bu sergide bir araya getirdik." dedi.
Sergi, 15 Haziran'a kadar görülebilecek.















