İyi Parti Grup Toplantısı... Dervişoğlu: "Gencecik Fidanlarımızı Umutsuzluğa Gark Eden Bu Düzeni Mutlaka Değiştireceğiz"
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Genç evlenemiyorsa, ev kuramıyorsa, çocuk sahibi olmayı ertelemek zorunda kalıyorsa bu artık bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkar. Bu, ülkenin geleceği meselesi hâline gelir. Genç iş bulamıyor. Bulsa geçinemiyor. Geçinse ev kuramıyor. Ev kursa yarını göremiyor. Sonra da iktidar çıkıp gençlerden umut bekliyor. Umut nutukla olmaz, Umut, adaletle olur. Umut, lafla olmaz. Umut, liyakatle olur. Umut, alın terinin karşılığını almakla olur. Gencecik fidanlarımızı umutsuzluğa gark eden bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Hem de gençlerle değiştireceğiz" dedi.
(TBMM) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Genç evlenemiyorsa, ev kuramıyorsa, çocuk sahibi olmayı ertelemek zorunda kalıyorsa bu artık bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkar. Bu, ülkenin geleceği meselesi haline gelir. Genç iş bulamıyor. Bulsa geçinemiyor. Geçinse ev kuramıyor. Ev kursa yarını göremiyor. Sonra da iktidar çıkıp gençlerden umut bekliyor. Umut nutukla olmaz, Umut, adaletle olur. Umut, lafla olmaz. Umut, liyakatle olur. Umut, alın terinin karşılığını almakla olur. Gencecik fidanlarımızı umutsuzluğa gark eden bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Hem de gençlerle değiştireceğiz" dedi.
Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısına katıldı. Partisinin Gençlik Kollarının katılımıyla gerçekleşen grup toplantısında Dervişoğlu, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Sözlerine Anneler Günü'nü kutlayarak başlayan Dervişoğlu, "Bir ana bir evlat doğurur, bir milletin kaderi değişir. Anneler Günü'nde Zübeyde Hanım'ın kabrindeydik. Türk milletine makus talihini değiştiren bir evladı armağan etti" dedi.
Dervişoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:
"HER 4 GENÇTEN 1'İ NE OKUYOR NE DE ÇALIŞIYOR"
"İşte o armağanın istiklal ateşini yaktığı 19 Mayıs tarihine de birkaç gün kaldı. 19 Mayıs sadece takvimde bir yaprak değildir. 19 Mayıs, bir milletin küllerinden doğuşunun ilk adımıdır. 19 Mayıs, imkansızlıklar içinde dahi rotayı gençliğe çeviren, büyük bir Cumhuriyet vizyonunun adıdır. Ama bugün, bayramını kutlamaya hazırlandığımız o gençliğin omuzlarındaki yükü, kalbindeki endişeyi, zihnindeki belirsizliği görmezden gelemeyiz. Bugünün genci, 'Ben ailemin sahip olduğu olanaklara ulaşabilecek miyim?' diye soruyor. Bu soru yalnızca gençlere has da değildir. Bu soru, annelerin, babaların ve bu ülkenin geleceğini düşünen herkesin yüreğine düşmüş bir endişedir. Çalışma çağındaki genç nüfus, yıl sonu itibariyle 24,1 milyon. Bunun 6,5 milyonu, ne eğitimine devam ediyor ne de çalışıyor. Yani yaklaşık her dört gençten biri, hayatın iki ana kanalının da dışında bırakılmış durumda. Okulda değil, işte değil, üretimde değil, geleceğe hazırlıkta değil; evde bekliyor. 21. yüzyılda askıda yaşayan gençlerimiz var. Nerede 10 yılda 15 milyon genç yaratan genç Cumhuriyet, nerede 25 yılda, 6,5 milyon ev genci yaratan Cumhur koalisyonu? İşte zihniyet farkı budur. İşte resmettikleri tablo bundan ibarettir. Bu kara bulutu dağıtacak olan da cumhuriyetin temel değerlerini ve kurucu ilkelerini kendilerine rehber edinenlerdir. Birinci vazifenin gereğini yerine getirenlerdir."
"GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDE BİR KUŞAK KIRILIYOR"
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'na yaklaşırken, Türkiye'nin en ağır gerçeklerinden biriyle yüzleşmek zorundayız. 18-34 yaş arası gençlerimizin yaklaşık üçte ikisi, kendi yaşam standardının anne-babasından daha kötü olduğunu söylüyor. Bunu ben söylemiyorum. İşte buradalar, buyurun kendilerine sorun. Yani hayatlarından memnun değiller, mutlu değiller. Nasıl iş bulacaklar, nasıl geçinecekler? Bir gelecek kurabilecekler ki? Emekli olabilecekler mi? Endişeliler ve son derece haklılar… 'Yurt dışına mı gidelim', 'Ne yapalım' diye soruyorlar. O sebeple vize kuyruklarında bekliyorlar. Yabancı ülkelere hayran olup bayıldıkları için değil, kendi vatanlarında bunaldıkları, bunaltıldıkları için. Gözlerimizin önünde, bir kuşak kırılıyor.
"İMKANIN DA İMKANSIZLIĞINDA SİYASİ SORUMLUSU RECEP TAYYİP ERDOĞAN"
Artık genç olmayan Türkiye'nin umutlarını taşıyan bir kuşak maddi ve manevi olarak kırıma uğratılıyor. Bu, Cumhuriyet'in kuşaklar arası ilerleme vaadinin, okuyanın, işini iyi yapanın, iyi bir hayat kuracağı ilkesinin, ne mutlu Türk'üm diyene ilkesinin Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı eliyle yok edildiğinin açık ifadesidir. Bugünün genç kuşakları, AKP iktidarında doğmuş, AKP iktidarında büyümüş, AKP iktidarında okumuş, AKP iktidarında sınava girmiş, AKP iktidarında iş aramış, AKP iktidarında kira ödemeye, geçinmeye, ev kurmaya çalışmış kuşaktır. Bu kuşak, hayatının bütün yollarında bu iktidarın izleriyle karşılaşmış kuşaktır. O yüzden buradan açıkça söylüyorum: Bu gençlerin yaşadığı iyiliğin de, kötülüğün de, umudun da, umutsuzluğun da; imkanın da, imkansızlığın da siyasi sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan'dır. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, söndüremedikleri bir ışık var. Bu salonda gençlerimiz var. Ve her birinin gözlerinde, Samsun'dan yola çıkan kahramanların ışığı var. Mustafa Kemal'in bakışları, istiklal kahramanlarının inancı var. Karşımda, birinci vazifesine yürekten bağlı, tunç yürekli gençler var. Sizlerle gurur duyuyorum, sizlerle iftihar ediyorum. Sizlerle, büyük Türkiye rüyasını yeniden gerçeğe dönüştürmenin mümkün olabileceğini görüyorum. Sizlere inanıyor, sizlere güveniyorum. Gençlik yıllarımda bana söylenen, o günden itibaren kulaklarımda çınlayan ve bütün hayatıma yön veren tarihi nasihati bugün size söylüyor ve devrediyorum: Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin.
"BU KADAR KAYNAK HARCAYIP NASIL BU KADAR NİTELİKSİZ BİR EĞİTİM DÜZENİ KURMAYI BAŞARDILAR?"
Türkiye her alanda nasıl irtifa kaybediyorsa, eğitim meselesinde de durum aynıdır. Evet, bu iktidar döneminde okul sayısı artmıştır. Üniversite sayısı artmıştır. Kampüsler yapılmıştır. Bütçeler ayrılmıştır. O halde sorulması gereken soru çok nettir: Bu kadar bina yapıp, bu kadar tabela asıp, bu kadar kaynak harcayıp, nasıl bu kadar niteliksiz bir eğitim düzeni kurmayı başardınız? Cevabını ben vereyim: Çünkü bu iktidar eğitimi bir nitelik meselesi olarak görmedi. Eğitimi; fikri hür, vicdanı hür bireyler yetiştirecek, meslek kazandıracak, bilimsel düşünceyi güçlendirecek, gençleri hayata hazırlayacak bir kamusal sorumluluk olarak ele almadı. Eğitimi bazen ideolojik takıntıların, bazen popülist hesapların, bazen de siyasi kadrolaşmanın aracı haline getirdi. Planlama yapılmadan açılan üniversiteler, yerel dinamikler gözetilmeden kurulan fakülteler, akademik niteliği zayıflatılmış kurumlar bugün gençlere umut değil, hayal kırıklığı veriyor.
"ÜLKENİN İNSAN KAYNAĞI HEBA EDİLİYOR"
Bizzat Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan raporlarda gençlerimizin mezun olduktan sonra ortalama üç yıl işsiz kaldığı, daha sonra da çoğu zaman mezun olduğu bölümle ilgisiz işlerde çalıştığı belirtiliyor. Bu ne demektir? Kamu kaynağı boşa harcanıyor. Gençlerin yılları boşa gidiyor. Ailelerin emeği boşa çıkıyor. Ülkenin insan kaynağı heba ediliyor. Ama gençlerimize yapılan asıl kötülük, Cumhuriyet'in her yurttaşına verdiği 'Emeğinle, bilginle, zekanla, ahlakınla yükselirsin' sözünün iktidar eliyle bozulmasıdır. Kamuya alımlarda mülakat düzeni, gençlerimizin önüne bir liyakat kapısı değil, bir sadakat duvarı örmüştür. Sınava hazırlanan gencimize şunu söylüyorsunuz: Diploman yetmez. Puanın yetmez. Emeğin yetmez. Bilgin yetmez. Bir de tanıdık bulacaksın. Bir de referans arayacaksın. Bir de il, ilçe başkanlığı kapılarında bekleyeceksin. Bir de kendini makbul göstereceksin. Yoksa ya işsizsin ya da asgari ücrete talimsin. Şimdi soruyorum siz de cevaplayın. Böyle bir devlet mi istiyorsunuz? Böyle bir Cumhuriyet mi istiyorsunuz? Böyle bir Türkiye mi istiyorsunuz? Duy bu sesleri Sayın Erdoğan, duy bu sesleri ve bu Türk gençliğinden 19 Mayıs'ta hiç olmazsa utanmayı becer diyorum. Müsterih olun, bu maya tutmuştur. Türk milleti kendisini kurtaracak neslin hangi nesil olduğunu iyi biliyor. Umut sizsiniz.
"ATANANIN MEMLEKETİ GÜNEYSU, SOYİSMİ DE ERDOĞAN... NE OLACAKTI?"
Bu liyakat meselesi sadece gençlerin iş aradığı zaman değil, devletin en kritik makamlarında da karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla, 33 yaşında bir kaymakam, Milli Savunma Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne atandı. Kamuoyunda bu atama, '33 yaşında tümgeneral' tartışmasıyla gündeme geldi. Aslında düşününce, içinde bulunduğumuz sistemde, hayli liyakatli atama da diyebiliriz. Atananın memleketi Güneysu, soyismi de Erdoğan. Ne olacaktı? Ne bekliyorsunuz? İçinizden birini ya da Oğulcan başkanı atayacak değildi ya. Bakınız, savunma tedariki sıradan bir idari görev değildir. Bu alan, askeri modernizasyon süreçlerini, mühimmat ve ekipman alımlarını, lojistik planlamayı, stratejik satın alma kararlarını, milyarlarca liralık kamu kaynağını ve en önemlisi ülke güvenliğini ilgilendirir. İhale yapacak kurumlarda Erdoğan ailesinden başka kimse aklınıza gelmiyor mu? Mesele, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kurumsal kültürünü, hiyerarşisini ve motivasyonunu ne kadar önemsediğiniz meselesidir. Milletin evladı sınav kapısında beklerken, birilerinin önüne devletin en kritik kapıları açılıyorsa orada adalet yoktur. Adaletin olmadığı yerde de gençlerin devlete güven duymasını bekleyemezsiniz.
"MEŞRU REFAH YOLLARI DARALDIKÇA GAYRIMEŞRU VAATLER BÜYÜR"
Biz bu memleketin gençlerine inanıyoruz. Bu ülkenin gençleri çalışkandır. Zekidir. Yeteneklidir. Dünyayı takip etmektedir. Ülkesinin ne hale getirildiğini de görmektedir. Bugün sanal alemde, gençlere ihtişamlı hayatlar sunuluyor. Peki, o hayatları kimler yaşıyor? Alın teriyle yükselenler mi? Bilgisiyle, emeğiyle, ahlakıyla başarıya ulaşanlar mı? Yoksa iktidarla kurduğu ilişkiler sayesinde, kuralların dışında yaşamayı kendine hak görenler mi? Erdemli olmak yoksullukla, çalışkan olmak belirsizlikle, kurallara uymak geride kalmakla sonuçlanıyorsa; böyle bir ülkede sadece ekonomi değil, ahlaki düzen de bozulur. Sokak çetelerinin, uyuşturucu ağlarının, bahis ve kumar sitelerinin, gösteriş üzerine kurulu internet düzeninin gençler arasında bu kadar yayılmasının sebebi de budur. Çünkü meşru refah yolları daraldıkça, gayrimeşru vaatler büyür. Biz bu tabloyu kabullenmiyoruz, kabullenemiyoruz. Gençlerimizi sahte hayatlara, karanlık ilişkilere, torpil ağlarına, çaresizlik düzenine teslim etmeyeceğiz. 19 Mayıs'ı gerçekten kutlamak istiyorsak, gençlerin önündeki bu duvarları yıkmak zorundayız. 19 Mayıs'ı anmak istiyorsak, Mustafa Kemal'i anlamak zorundayız.
"HAYATIMDA BUNDAN DAHA RAHAT YÜRÜDÜĞÜM BİR KEMERALTI HATILAMIYORUM. ÇÜNKÜ DÜKKANLAR BOŞ"
Geçtiğimiz günlerde İzmir'deydik. Sokak sokak gezdik. Esnafımızla konuştuk. Üreticimizle konuştuk. Vatandaşımızla dertleştik. Kemeraltı'nda, Hisarönü'nde, Karşıyaka'da, Ödemiş'te milletin nabzını tuttuk. Ben Kemeraltı'nda şunu söyledim: Hayatımda bundan daha rahat yürüdüğüm bir Kemeraltı hatırlamıyorum. Peki neden? Çünkü iş yok. Çünkü çarşı boş. Çünkü esnaf siftah bekliyor. Çünkü vatandaşın alım gücü kalmamış. Bir esnafımız, 'İyi değiliz ama adet yerini bulsun diye iyiyiz diyoruz' dedi. Bir başka esnafımız, 'Tencerelerimiz kaynamıyor ama kaynıyor gibi yapıyoruz' dedi. Bu cümle bugünkü Türkiye'nin özetidir. Kaynamayan tencereyi kaynıyor gibi göstermek... Geçinemeyen vatandaşa 'sabret' demek... Durgun çarşıya 'ekonomi büyüyor' masalı anlatmak... Bu iktidarın millete reva gördüğü budur. Bir vatandaşımızla konuştuk. 'Kızım bilgisayar bölümünden mezun. Yazılım ve kodlama okudu. Ama iş bulamadığı için şu anda benim yanımda çırak olarak çalışıyor' dedi. İşte gençlik tablosu budur. Yıllarca oku. Ailen emek versin. Kendini geliştir. Yazılım öğren. Kodlama öğren. Sonra iş bulama. Ailenin yanında çırak olarak hayata tutunmaya çalış. Bu gencin suçu nedir? Bu ailenin suçu nedir? Bu ülkenin evlatlarına bunu yaşatan düzenin adı nedir? Ben söyleyeyim; bunun adı plansızlıktır. Bu, niteliksizliktir. Bu, verimsizliktir. Bu, liyakatsizliktir, akılsızlıktır.
"GENÇLERİ UMUTSUZLUĞA GARK EDEN BU DÜZENİ DEĞİŞTİRECEĞİZ"
Bir gelinlikçi esnafımız da 'İşlerimiz durgun. Gençler evlenemiyorlar. Nasıl geçinecekler?' dedi. Bakınız, bu da sadece bir esnaf şikayeti değildir. Genç evlenemiyorsa, ev kuramıyorsa, çocuk sahibi olmayı ertelemek zorunda kalıyorsa bu artık bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkar. Bu, ülkenin geleceği meselesi haline gelir. Genç iş bulamıyor. Bulsa geçinemiyor. Geçinse ev kuramıyor. Ev kursa yarını göremiyor. Sonra da iktidar çıkıp gençlerden umut bekliyor. Umut nutukla olmaz. Umut, adaletle olur. Umut, lafla olmaz; umut, liyakatle olur. Umut, alın terinin karşılığını almakla olur. Gencecik fidanlarımızı umutsuzluğa gark eden bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Hem de gençlerle değiştireceğiz. Bekleyin geliyoruz, geliyoruz, geleceğiz, sıkı durun hesap soracağız."





















