Ergenekon" Davası Temyiz Duruşması - Haberler
Haberi Paylaş

Ergenekon" Davası Temyiz Duruşması

Ergenekon

Yargıtay 16. Ceza Dairesinde yapılan "Ergenekon" davasının temyiz incelemesinin üçüncü duruşması tamamlandı.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinde yapılan "Ergenekon" davasının temyiz incelemesinin üçüncü duruşması tamamlandı.

Yargıtay Konferans Salonu'ndaki duruşmaya, Hurşit Tolon, Sinan Aygün, Hikmet Çiçek'in de aralarında bulunduğu bazı sanıklar, sanık yakınları ve avukatlar katıldı.

Duruşmayı, YARSAV Başkan Yardımcısı Defne Bülbül ve YARSAV üyeleri de izledi.

Duruşmanın öğleden sonraki oturumunda savunma yapan sanık Fuat Selvi, Hava Kuvvetleri Komutanlığında uzun yıllar görev yapması nedeniyle "F tipi örgüt"ün hedefi haline geldiğini düşündüğünü söyledi.

Bu örgüt tarafından yıllarca tehdit ve şantaja maruz kaldığını da dile getiren Selvi, görevini yasalara uygun yerine getirdiği için yargılandığını ifade etti.

Selvi, emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un duruşmadaki tüm beyanlarına katıldığını belirterek, "Suç olmadığı halde suç işlemişim gibi karar verilmiştir. Hakkımdaki deliller değerlendirilmemiştir. Derhal beraat kararı verilmesi gerekirken tutukluluğum devam ettirilmiş ve mahkumiyet kararı alınmıştır. Talep ettiğim deliller toplanmamıştır. Karar varsayımlara, niyet okumalara ve sahte delillere dayanmaktadır" dedi.

Yerel mahkeme kararının yok hükmünde olduğunu savunan Selvi, kararın usul ve esastan bozulmasını istedi.

Sanık Hasan Atilla Uğur ise bugün yurt dışında kaçak bulunan dönemin savcısı Zekeriya Öz'ün sorguda kendisine, "Senin kahramanlıkların varmış, Öcalan'ı sorgulamışsın, gazi olmuşsun, yaralanmışsın. Hurşit (Tolon), Şener (Eruygur) hakkında birkaç şey söyle seninle ilgili bir şeyler düşüneyim" dediğini aktardı.

Onuruyla görev yapmış, ömrü terörle mücadelede geçmiş ve bundan gurur duyan bir Türk subayı olduğunu, bu nedenle Öz'e farklı bir yanıt verdiğini belirten Uğur, "Öz, bana, 'Seni bu dosyada yönetici yapacağım' dedi ve yaptı" diye konuştu.

Öz'ün kendisine 2 sayfalık yazı gösterdiğini ve "Tanıyor musun" diye sorduğunu anlatan Uğur, "Yazı, İmralı'daki bebek katilinin el yazısı. Ben sorguladığım için yazısını tanıyorum. Bunlara not gönderilmiş. Öz, 'Bak birinci sırada kimin ismi yazıyor' dedi. Baktım kendi ismim yazıyor" ifadelerini kullandı.

Davada, cezaevlerinde bulunan teröristlerin gizli tanık yapıldığını belirten Uğur, bunlardan birinin, kendisi hakkında istenen şeyleri söylemesi karşılığında, Ümraniye Cezaevi'nde "saltanat kurmasının sağlandığını" söyledi.

Bu gizli tanığın, teröristlere bir kadın aracılığıyla uyuşturucu verdikten sonra onları vurduğu yönünde beyanda bulunduğunu aktaran Uğur, "Bir Türk subayının veya terörle mücadele eden polisin, savcının, hakimin yapacağı şeyler mi bunlar? Ben öyle bir ihbar alırsam timimi alır giderim, sağ olarak alırsam alırım, yoksa çatışırım" diye konuştu.

-"Apo'yu sorgulayan subayım"

Bir gizli tanığın ise Zekeriya Öz'e, "Hasan Atilla Uğur'u tanımıyorum" demesine karşın tanıyormuş gibi işlem yapıldığını anlattığını ve bunun tutanaklarda bulunduğunu belirten Uğur, şunları söyledi:

"Bu davanın bir hukuk davası olduğunu kimse söyleyemez. Sayın savcımızın mütalaasına yüzde yüz katılmakla birlikte davanın esastan bozulması gerektiğini düşünüyorum. Bizim itibarımızla kimse oynayamadı Allah'a şükür. Ben hala Apo'yu sorgulayan, terörle mücadele eden Türk subayıyım. Bu davalar büyük kumpas davasydı. Şükür ki bu günleri gördük. Bu davanın esastan bozulmasını talep ediyorum."

Yıllarca terörle mücadele ettiği için terör örgütlerinin hedef listesindeki ilk isimlerden olduğunu, bu nedenle 20 yıldır özel koruma statüsünde bulunduğunu belirten Uğur, buna karşın 7 senedir silahını alamadığını bildirdi.

Uğur, "Ölümden korkum yok ama bu namussuzlara paye vermemek, onları sevindirmemek için silahlarımın iadesini talep ediyorum" dedi.

Dünyanın her yerinden Türk sivil toplum kuruluşlarınca terör örgütleriyle mücadele konusunda konferans vermek üzere çağrıldığını aktaran Uğur, yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle gidemediğini dile getirdi.

Uğur, terörle mücadeleyi anlatmayı bir milli görev olarak gördüğünü belirterek, yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

-"Örgüt tarafından yargılandığımız ortaya çıktı"

Sanık Mehmet Deniz Yıldırım ise Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni olarak, "hükümet aleyhine yayınladıkları 3 haberin Ergenekon talimatları çerçevesinde yapıldığı" iddiasıyla tutuklandığını söyledi.

Bu haberlerin ilk kendileri tarafından yapılmadığını gösteren belgeler sunmalarına rağmen 4,5 yıl tutuklu kaldığını anlatan Yıldırım, "Bizi gözaltına alan polisler, sorgulayan savcılar ve yargılayan hakimlerin bir kısmının paralel devlet oluşturmak ve merkezi Pensilvanya olmak üzere Fetullahçı Terör Örgütü kapsamında haklarında soruşturma başlatıldı ve bir kısmıyla ilgili iddianameler çıkmak üzere. Örgüt üyeliğinden yargılanan bizlerin tam tersi örgüt tarafından yargılandığımız ortaya çıkmış oldu" ifadelerini kullandı.

Bu davanın aslında gizli tanıkların ifadeleri üzerine kurulu olduğunu belirten Yıldırım, yerel mahkemede bazı tanıkların, kendilerine hazır ifadelerin zorla imzalatıldığını açıkladığını bildirdi.

Yıldırım, "Türkiye bu davayı yakından izledi, nasıl hukuk katliamı olduğunu gördü. Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı, toplama kampına benzetti. Gerçekten de öyleydi" dedi.

-"Kısa donla geziyorlardı"

Sanık Hasan Ataman Yıldırım da 1984 yılında Deniz Kuvvetlerinden istifa ettiğini, bilgisayar yüksek mühendisi olduğunu belirtti.

Dijital deliller üzerinden suçlandığını anlatan Yıldırım, Deniz Kuvvetlerinde irtibat halinde olduğu ileri sürülen teğmenlerin, kendisi ordudan ayrıldığında henüz "kısa donla" gezen çocuklar olduğunu söyledi.

İlişkilendirildiği albayların ise kendisi ordudan ayrıldığında Harp Okulunda öğrenci olduklarını aktaran Yıldırım, bu kişilerle hiçbir şekilde bir arada görevde bulunmadığını aktardı.

Çocuklarıyla beraber çalıştıkları bir şirketleri olduğunu anlatan Yıldırım, şirketteki aramalarda bilgisayarlardan CD'lerle veriler alındığını ancak bunların imajını almalarına izin verilmediğini savundu.

Kopya ile imaj arasında fark bulunduğunu, imajın bir verinin aynası niteliği taşıdığını anlatan Yıldırım, bir verideki en ufak değişikliğin imajdaki özüt değerini değiştireceğini, bu nedenle imaj almanın değişiklik yapılıp yapılmadığının belirlenmesi için önem taşıdığını dile getirdi.

CD'lerin imajlarının zamanında alınmadığını belirterek, bu dijital verilere güvenilemeyeceğini ifade eden Yıldırım, "Usulde bir sürü hatalar var ama baktığımızda davanın esastan bozulması lazım. Bu davada kimseyi suçlu göremiyorum" dedi.

Yerel mahkeme heyetiyle ve savcılarla ilgili HSYK'ya şikayette bulunduğunu belirten Yıldırım, "Ama bugüne kadar bir şey çıkmadı. Sizin mahkemeniz bu konuda karar alırsa çok sevinirim" diye konuştu.

Avukat Murat Bülent Hattatoğlu da dava sürecindeki hukuka aykırılıkların kasten yapıldığını savundu.

Gerekçeli kararın yok hükmünde olduğunu ifade eden Hattatoğlu, dava kapsamındaki aramaların gerek yapılış, gerek elde edilenlerin işlenişi itibariyle tamamıyla yasa dışı olduğunu ve bunların delil vasfı taşımadığını söyledi.

Hattatoğlu, "Usulden bozma yönünde görüş bildirilen tebliğname doğrudur, tebliğnameye katılıyoruz ancak eksik olduğunu düşünüyoruz. Bozma ilamına bu hususların eklenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Esastan bozma talep ediyoruz" dedi.

Ferit İlsever'in avukatı Mehmet Cengiz, müvekkili hakkındaki suçlamaların en önemli hususlarından birisinin Talat Paşa Komitesi adı altında bir komitede yer almak olduğunu söyledi.

Talat Paşa Komitesinin Rauf Denktaş başkanlığında sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı oluşturulduğunu ve Avrupa'da birçok toplantı yaptığını belirten Cengiz, davada Talat Paşa Komitesinin Ergenekon örgütünün talimatlarını yerine getirdiğinin iddia edildiğini aktardı.

Doğu Perinçek'in bu komite faaliyetleri kapsamında sözde Ermeni soykırımını inkar etmesi nedeniyle İsviçre'de mahkum edilmesine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtıklarını ve mahkemenin bu durumu temel haklara aykırı bulduğunu anlatan Cengiz, AİHM'de komitenin faaliyetlerini Perinçek'in yanında Dışişleri Bakanlığının da savunduğunu ifade etti.

-"Ecevit'i mahkemeye vermek hükümeti devirmekmiş"

Daha sonra savunma sırası gelen Sinan Aygün, avukatının savunma yapmayacağını belirterek, tek başına savunma yapmak istedi.

Mahkeme heyeti ise savunma sırasında müvekkilinin bulunmasının uygun olacağını belirterek, gelecek hafta savunma yapabileceğini bildirdi. Bunun üzerine Aygün'ün ricada bulunduğu Avukat Mehmet Cengiz, müdafiliği kabul etti.

Ardından savunmasına geçen Aygün, Ankara Ticaret Odasının 14 yıl başkanlığını yaptığını, bu süre içinde esnaf ve tüccar için mücadele ettiğini söyledi.

Hükümetleri, yanlış buldukları uygulamalarda eleştirdiğini, bunlar nedeniyle muhalif birisi olarak tanındığını anlatan Aygün, amacının muhalefet olmadığını, ekonomiyle ilgili yanlış uygulamaların giderilmesini, esnafın sorunlarının çözülmesini hedeflediğini dile getirdi.

Varlığından 5 yıl boyunca haberdar olmadığı, bilmediği, görmediği bir örgütün üyesi olarak yargılandığını ifade eden Aygün, "Tankım, topum yok nasıl hükümeti devirecektim? Sadece yorum yoluyla getirilen tüm iddialara cevap verdim. Hepsini çürüttüm. Ne sorgum yapıldı, ne son sözüm soruldu. Mahkumiyet kararını televizyondan öğrendim" diye konuştu.

Hakkında mahkumiyetini gerektirecek tek bir belge olmadığını söyleyen Aygün, şunları kaydetti:

"Bu davada suç hükümeti devirmek. Hangi hükümeti? Herhalde AK Parti hükümetini. Ama ben Ecevit hükümetini devirmekle yargılandım. O zaten bitmiş bir hükümetti. Onu nereden buldular? Ecevit'i mahkemeye verdim, bu mahkemeye vermek hükümeti devirmekmiş. Bu davada yargılanan herkes gibi bir kumpasa kurban edildim. Bunun en büyük delili dava dosyasının bizzat kendisidir. Dava dosyasında aleyhimde delil olabilecek tek bir somut delil bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul etmediğim bir tek delil de yoktur. Mahkumiyet hükmü hukuka aykırıdır."

Aygün'ün savunmasının ardından, ilk hafta geride kalmış oldu. Duruşma, pazartesi günü devam edecek.

AA - Son Dakika Haberleri

Hasan Atilla Uğur, Yıldırım Deniz, Sinan Aygün, Yargıtay, Politika, Güncel, Haber

title