ABD: İsrail ve Lübnan ateşkesi 45 gün uzatma konusunda uzlaştı

ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile Lübnan arasındaki görüşmelerde ilerleme sağlanabilmesi için ateşkes anlaşmasının 45 gün uzatılmasında tarafların mutabık kaldığını açıkladı. Görüşmeler Washington'da verimli geçerken, Hizbullah doğrudan müzakerelere karşı çıkmaya devam ediyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile Lübnan'ın görüşmelerde daha fazla ilerleme sağlanabilmesi için çatışmaların durdurulmasına yönelik anlaşmayı 45 gün uzatma konusunda uzlaştığını açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Perşembe ve Cuma günleri Washington'da yapılan İsrail-Lübnan görüşmelerini "son derece verimli" olarak nitelendirdi ve tarafların müzakerelere 2 ve 3 Haziran'da devam edeceğini duyurdu.
İsrailli ve Lübnanlı yetkililer, Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar sürerken, ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen yeni görüşme turu için yeniden bir araya geldi.
Ateşkes ilk etapta 10 gün için ilan edilmiş, daha sonra üç hafta uzatılmıştı. Bu nedenle ateşkesin 17 Mayıs Pazar günü sona ermesi bekleniyordu.
Birleşmiş Milletler, müzakereleri çatışmaları sona erdirmek için kritik bir fırsat olarak değerlendirdi.
Süreç, geçen ay Washington'da iki ülkenin büyükelçilerinin katıldığı ve onlarca yıl sonra gerçekleşen en üst düzey temasların ardından başladı.
Hizbullah ise yüz yüze görüşmelere sert şekilde karşı çıkıyor.
16 Nisan'da ABD arabuluculuğunda ilan edilen ateşkese rağmen, İsrail ile Şii silahlı grup Hizbullah arasında karşılıklı saldırılar devam etti. Çatışmalar büyük ölçüde, İsrail güçlerinin kendi ilan ettiği güvenlik bölgesini koruduğu Güney Lübnan'da yoğunlaştı. İsrail ayrıca 6 Mayıs'ta Beyrut'a düzenlediği hava saldırısında bir Hizbullah komutanını öldürdü.
Toplantıda tarafları kimler temsil etti?
Washington'daki müzakere heyetlerine, Lübnan adına Simon Karam, İsrail adına ise Yechiel Leiter liderlik etti. Her iki isim de deneyimli siyasetçiler olarak biliniyor.
Eski Washington büyükelçisi ve bağımsız siyasetçi olan 76 yaşındaki Karam, mezhepsel bölünmelerin derin olduğu Lübnan'da ulusal birlik vurgusuyla tanınıyor.
İsrail'in ABD Büyükelçisi Leiter ise Başbakan Benjamin Netanyahu'nun uzun yıllardır müttefiki. Leiter'in İsrail yerleşim politikaları, muhafazakâr aktivizm ve sert diplomasi konusunda deneyimli olduğu belirtiliyor.
Hizbullah ise iki ülke arasında doğrudan görüşme yapılmasına kesin dille karşı çıkıyor.
AFP'nin aktardığına göre üst düzey Hizbullah yetkilisi Mahmud Kamati, Cuma günü yaptığı açıklamada Beyrut yönetiminin "İsrail düşmanıyla doğrudan ve aşağılayıcı müzakerelere gitmesinin", "ülkeye, egemenliğine ve direnişine karşı kapsamlı bir komplonun parçası" olduğunu söyledi.
Kamati ayrıca, "güney yıkılırken ve her gün şehitler verilirken" bu görüşmelerin kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Bu noktaya nasıl gelindi?
Taraflar en son 23 Nisan'da Beyaz Saray'da biraraya gelmişti. ABD Başkanı Trump burada ateşkesin üç hafta uzatıldığını duyurmuş ve tarihi bir anlaşma ihtimali konusunda iyimser olduğunu söylemişti. Trump, ateşkes süresi içinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun'u Washington'da düzenlenecek bir zirvede ağırlamayı umduğunu belirtmişti.
Ancak bu zirve gerçekleşmedi. Cumhurbaşkanı Aoun, böyle bir zirvenin yapılabilmesi için önce bir güvenlik düzenlemesi üzerinde anlaşılması ve İsrail saldırılarının durması gerektiğini söyledi.
14 Nisan'da Lübnan ve İsrail temsilcileri, İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan görüşmeler kapsamında 30 yılı aşkın sürenin ardından ilk kez biraraya geldi. İki gün sonra ateşkes ilan edildi.
İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter ile Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh Moawad da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun arabuluculuğunda Washington'da görüştü. Bu, 1993'ten bu yana iki ülke arasında gerçekleşen ilk benzer temas oldu.
Bu müzakereler, 1991'de düzenlenen ve İsrail, Filistinliler ile Lübnan, Ürdün ve Suriye dahil bazı Arap ülkeleri arasında ikili barış görüşmelerini başlatmayı amaçlayan, ABD ve Sovyetler Birliği destekli Madrid Konferansı'nın ardından geldi.
O tarihten bu yana temaslar büyük ölçüde dolaylı yollarla, genellikle Birleşmiş Milletler veya ABD arabuluculuğundaki güvenlik düzenlemeleri üzerinden yürütüldü.
2022'de bu çabalar, deniz sınırı anlaşmasının imzalanmasını sağlamıştı. Daha yakın dönemde ise Aralık 2025'te tarafların sivil ve askeri temsilcileri, BM ve ABD arabuluculuğunda Güney Lübnan'daki Nakura'da bir araya geldi.
İsrail ile Lübnan arasında diplomatik ilişki bulunmuyor ve iki ülke, İsrail devletinin 1948'de kurulmasından bu yana teknik olarak savaş halinde kabul ediliyor.
Hizbullah ne durumda?
1982'de kurulan Hizbullah, özellikle Lübnan'ın çoğunluğu Şii olan güney bölgeleri ile Beyrut'un güney banliyölerinde güçlü etkisi bulunan, iyi silahlanmış ve gelişmiş bir milis gücü olarak tanımlanıyor. Hizbullah'a yakın siyasetçiler parlamentoda temsil ediliyor ve grup ardı ardına kurulan hükümetlerde yer aldı. Halen kabinede iki bakanlık düzeyinde pozisyonu bulunuyor.
Hizbullah ile Lübnan merkezi hükümeti arasındaki ilişkiler, grubun ana destekçisi İran ile İsrail arasındaki savaşa dahil olmasının ardından giderek gerildi.
İsrail ordusu ve hükümet yetkilileri, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları sonrası Hizbullah'ın zayıfladığını savunuyor. Ancak İsrail gazetesi Haaretz'in aktardığı istihbarat değerlendirmelerine göre grup hâlâ Güney Lübnan'da örgütlü ve etkili bir savaş gücü olmayı sürdürüyor.
İsrail geçen hafta, Hizbullah'ın seçkin Radwan gücünün komutanı Ahmed Ali Balout'un Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen saldırıda öldürüldüğünü açıkladı.
Daha sonra bir Hizbullah yetkilisi Balout'un ölümünü doğruladı. Balout böylece savaş boyunca öldürülen en üst düzey Hizbullah isimlerinden biri oldu. Bu operasyon aynı zamanda İsrail'in 16 Nisan'daki ateşkesten sonra Beyrut çevresine düzenlediği ilk saldırıydı.
İsrail güçleri ayrıca Güney Lübnan'daki köyleri yıkıyor. İsrail, bunun amacının, sivil alanlarda faaliyet gösterdiğini öne sürdüğü Hizbullah savaşçılarından kuzey İsrail'i korumak olduğunu söylüyor.
Hizbullah, savaşın 2 Mart'ta başlamasının ardından İsrail'e yüzlerce roket ve insansız hava aracı fırlatmıştı.
16 Nisan'da ateşkes ilan edildiğinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, grubun silahsızlandırılmasının gelecekteki herhangi bir barış görüşmesinin temel şartlarından biri olacağını söylemişti. Hizbullah ise buna karşı çıkıyor ve silahlarının geleceğinin savaş sonrasında ulusal diyalog yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunuyor.
İran ise Lübnan'da kalıcı bir ateşkes sağlanmadan savaşı bitirecek daha geniş kapsamlı bir anlaşmaya yanaşmıyor ve ABD Başkanı Trump'ın kendi şartlarını kabul ettirme baskısına direniyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre o tarihten bu yana İsrail saldırıları nedeniyle Lübnan'da en az 2 bin 896 kişi öldü. Bakanlık verileri siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapmıyor.
Yaklaşık 1,2 milyon kişi yerinden edildi; bunların büyük kısmı ülkenin güneyinde.
İsrail makamları ise aynı dönemde 18 asker ve dört sivilin öldüğünü açıkladı.
İsrail ile Lübnan neden diplomatik ilişki kurmadı?
İsrail ile Lübnan, Lübnan'ın 1948'de İsrail'in kuruluşuna karşı çıkan Arap ülkeleri arasında yer alması nedeniyle teknik olarak savaş halinde kabul ediliyor.
Bunun başlıca nedenleri şöyle:
Barış anlaşmasının olmaması : Mısır ve Ürdün'ün aksine Lübnan hiçbir zaman İsrail ile resmi bir barış anlaşması imzalamadı.
Çatışmalar ve müdahaleler : Lübnan iç savaşı ve İsrail'in tekrarlanan askeri müdahaleleri düşmanlığı derinleştirdi ve normalleşmenin önünü kapattı. İsrail, 1982'den 2000'e kadar Güney Lübnan'ı işgal altında tuttu.
Hizbullah'ın rolü : 1980'lerden bu yana Hizbullah, Lübnan topraklarından İsrail'e karşı mücadele eden en güçlü silahlı yapı oldu. İsrail, grubu başlıca düşmanı olarak görüyor. Hizbullah ise İsrail'in varlığını reddediyor.
Yasal statü : Lübnan, İsrail'i resmi olarak "düşman devlet" olarak tanımlıyor ve İsrail'e seyahat edilmesini ya da temas kurulmasını yasaklıyor. İsrail de Lübnan vatandaşlarına yönelik sıkı giriş yasakları uyguluyor.
Bu nedenle teknik düzeydeki görüşmeler bile çoğunlukla doğrudan temas yerine üçüncü taraf arabulucular üzerinden yürütüldü.
Hangi Arap ülkeleri İsrail'i tanıyor?
Mayıs 2026 itibarıyla altı Arap ülkesi İsrail ile resmi diplomatik ilişkilere sahip:
Bunların çoğu ABD arabuluculuğunda yapılan anlaşmalar kapsamında gerçekleşti. Süreçte güvenlik kaygıları, ekonomik fırsatlar ve İran'ın bölgedeki artan etkisi gibi jeopolitik faktörler etkili oldu.
Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan'ın dahil olduğu Abraham Anlaşmaları ülkeleri, Ekim 2023'te Gazze savaşının başlamasından bu yana anlaşmalardan resmen çekilmedi. Ancak bazıları kamuoyu önündeki ilişkileri azalttı ve iç kamuoyu baskısını dengelemek amacıyla Filistin davasına destek vurgusunu artırdı.
Örneğin BAE ortak projeleri yavaşlattı, Fas üst düzey diplomatik temasları azalttı, Bahreyn ise anlaşmalarla ilgili kamuya açık kutlamaları geri plana çekti.
Hangi Arap ülkeleri İsrail'i tanımıyor?
Çoğu Arap ülkesinin İsrail ile diplomatik ilişkisi hâlâ bulunmuyor. Bunlar arasında şunlar yer alıyor:
Birçok Arap hükümeti, Filistin devletinin kurulmamasını ve İsrail'in Filistin topraklarındaki işgalini normalleşmenin önündeki temel engel olarak gösteriyor.
Suudi Arabistan, Gazze savaşı öncesinde ABD arabuluculuğundaki görüşmeler kapsamında İsrail'i tanımaya yaklaşmıştı. Ancak süreç durdu. Suudi yetkililer, herhangi bir tanımanın iki devletli çözüm yönünde somut ilerleme sağlanmasına bağlı olacağını söylüyor.
Son kamuoyu yoklamaları ise Arap ülkelerinde İsrail'i tanımaya yönelik muhalefetin giderek arttığını gösteriyor. Buna, daha önce ilişkileri normalleştiren ülkeler de dahil. Bu eğilimde, İsrail'in askeri operasyonları ve Gazze'deki yıkımın boyutu belirleyici unsur olarak görülüyor.






















