Hristiyanlık Haberleri

Hristiyanlık haber, Hristiyanlık son dakika haberleri ve gelişmeleri.

Hristiyanlık 3.8.2020
Son dakika haberi... KİBYRA'DA İLK DEFA BAZİLİKAL PLANLI KİLİSE BULUNDU
'6 MEZAR YAPISI AÇTIK' Yapının önemli olduğunu ve Kibyra'nın Hristiyanlık dönemine ilişkin, geç antik çağına ilişkin önemli bilgiler verdiğini söyleyen Doç.
Hristiyanlık 3.8.2020
Kibyra'da ilk defa bazilikal planlı kilise bulundu
'ALTI MEZAR YAPISI AÇTIK' Yapının önemli olduğunu ve Kibyra'nın Hristiyanlık ile geç antik çağına ilişkin önemli bilgiler verdiğini söyleyen Doç.
Hristiyanlık: 'Dinlerin Buluşması' etkinliğiHristiyanlık 31.7.2020
Hristiyanlık 31.7.2020
Mersin'de "Dinlerin Buluşması" etkinliği
Mersin'in mozaik bir kent olduğunu ve her parçasının eşsiz bir değer olduğunu vurgulayan Dondu," Zaten İbrahim Peygamber de birleşen Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık dinleri, sevgiyi, merhameti, hoşgörüyü, barışı ve kardeşliği emreder.
Hristiyanlık 26.7.2020
Eshab-ı Kehf Külliyesi "Kovid-19 uykusu"ndan uyandı
Kovid-19 uykusundan uyanan külliyeye ziyaretlerin başladığını ifade eden Güven, şöyle konuştu: "Özellikle yakın bölgelerden ziyaretçilerimizin sayısı günden güne artıyor. Genel ziyaretçi sayısında da artış var. Şu an Eshab-ı Kehf'te özellikle cami bölümünde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeni bir restorasyon çalışması yapılıyor. Onun dışında 'kalıcı liste' için çalışmalarımız sürüyor. İnşallah kalıcı listeye 2022-2023'de adayız. İnşallah bu umudumuz da gerçekleşir diyorum." Eshab-ı Kehf'in 1600 yıllık bir miras olduğuna dikkat çeken Güven, "Semavi dinlere ait ayakta duran bir eser. UNESCO süreciyle birlikte insanların ilgisini çekiyor. Çünkü sadece bize ait bir değer değil insanlığın ortak kültürü. Hem Hristiyanlık hem de Müslümanlığın ortak mirası.
Hristiyanlık 25.7.2020
Selanik'te Türkiye bayrağı yaktılar
'BUGÜN YAS GÜNÜ' Yunanistan Kilisesi Başpiskoposu Leronymos da Ayasofya'da cuma namazı kılınan günle ilgili olarak "Bugün Hristiyanlık için yas günü" dedi.
Hristiyanlık 25.7.2020
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'ndeki ilk cuma namazı Japon basınında yankı buldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kur'an-ı Kerim okuduğu fotoğrafın kullanıldığı haberde, "Namazda örtülecek Hristiyanlık motifleri daha sonra açılacak ve tüm ziyaretçiler Ayasofya'yı ücretsiz gezebilecek.
Hristiyanlık 23.7.2020
Nazizm ve Büyük Sırbistan hareketi mukayesesi bağlamında Bosna soykırımı
Bu inançlar özetle şöyledir: 1. Boşnaklar Balkan Yarımadası'ndaki tüm Müslümanlar gibi "ataların dinine" ihanet etmiştir; 2. Boşnaklar Türk'tür, Avrupalı değildir; 3. İslam Balkanlarda "ateş ve kılıçla" yayılmıştır; 4. Sırplar beş asır boyunca Türk/Müslüman "boyunduruğu" altında yaşamıştır; 5. İslam Hristiyanlık ve Yahudilik ile kıyaslanamaz, sadece Nazizm ve Komünizm ile karşılaştırılabilir; 6.
Hristiyanlık 19.7.2020
Alman papazdan, Ayasofya tartışmalarına "iki yüzlülük" eleştirisi
Bilmiyorum hiçbir camide dua etmiş miydiniz? Bizim de şunu söyleme fırsatımız var, 'İnanan insanlar olarak burayı sadece harika bir sanat eseri olarak değil, aynı zamanda manevi bir yer olarak algılayabiliriz ve kabul edebiliriz." "Hristiyanlık sonuçta bir kiliseyi kaybetti mi kaybetmedi mi?" şeklindeki soru üzerine Körner, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bence bu, iki yüzlülük.
Hristiyanlık 7.7.2020
Türk istihbaratının Afrika'da kurtardığı İtalyan Ayşe Romano, nasıl Müslüman olduğunu anlattı...
Kur'an'da hiçbir çelişki bulmadığını dile getiren Romano, şunları kaydetti: "Hemen, sizi herkesin iyiliğine yönlendirdiğini anladım. Kur'an, Eş Şebab'ın sözü değil. Ben bir mucize olduğunu hissettim. Manevi arayışım devam etti ve Allah'ın varlığının giderek daha fazla farkına vardım. Bir noktada bu deneyim boyunca şunu düşünmeye başladım; Allah bana bir yol gösteriyordu ve ben bunu takip edip etmemekte özgürdüm. Zaman geçtikçe, bana sadece onun yardım edebileceğine dair güçlü bir hissiyatım vardı." Kur'an ile ilişkisinin nasıl olduğu sorulan Romano, "İlk dönem, Kur'an'ı okumak 2 ayımı aldı. İkinci kez okuduğumda daha derin düşünmek için zaman ayırdım. İslam'ı kucaklayana kadar her gün okumaya daha güçlü bir ihtiyaç duydum. Birçok ayet beni kalbimden vurdu. Sanki, Allah doğrudan benimle konuşuyor gibi. Ayrıca İncil de okudum. Hristiyanlık ile İslam arasındaki ortak noktaları öğrendim.
Hristiyanlık 4.7.2020
Konya'daki tarihi mahallenin "ürküten" köprüsü
Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminden izler taşıyan Sille, farklı kültürleri aynı potada birleştiriyor. Anadolu uygarlıkları için özel önemi bulunan mahalle, tarihi kaynaklarda farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, erken Hristiyanlık döneminin önemli bir merkezi olarak geçiyor.
Hristiyanlık 10.6.2020
Son dakika haber... "Ayasofya'nın açılması yönünde hukuki engel yok"
Şimşirgil, "Yunanistan tamamen Hristiyanlık psikolojisi ile hareket ederek tepki gösterdi ki Yunanistan'ın söz söyleme hakkı yok.
Hristiyanlık 9.6.2020
Kahta Kalesi'ndeki restorasyon çalışmalarında sona gelindi
Projenin birinci ve ikinci etabının tamamlandığını ifade eden Ekinci, şöyle konuştu: "Üçüncü ve son aşamasını da İpekyolu Kalkınma Ajansına hazırladığımız proje ve Bakanlığımız finansal destekleriyle yaptık. 25 güne kadar restorasyonu bitiriyoruz. Hemen ardından kaleyi ziyaretçilere açacağız. Son etapta yaklaşık 3,5 milyon lira harcamamız oldu. Kalenin restorasyonuna bugüne kadar yaklaşık 10 milyon lira harcandı." Kaleye Roma, Selçuklu ve Memlükler tarafından eklemeler yapıldığını anlatan Ekinci, şunları kaydetti: "Kale muhteşem bir sanat eseridir. Kalede paganizm, Hristiyanlık ve İslami öğretilerin kalıntılarını çok net ve rahat şekilde görebiliriz.
Hristiyanlık 7.6.2020
Türkiye'nin antik kentleri ziyaretçilerini bekliyor
Hierapolis Antik Kenti UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Pamukkale, her yıl eşsiz güzellikteki travertenleri görmek ve şifa bulmak için gelenlerin yanı sıra bölgeyi çevreleyen Hierapolis Antik Kenti'nde Hristiyanlık açısından kutsal kabul edilen yapılarıyla inanç turizmine de ev sahipliği yapıyor.
Hristiyanlık 6.6.2020
Son Dakika | TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN İLİM HAZİNELERİ - Ali Rıza Temel (7)
"Dinler arası diyalog, ihanet projesidir" SORU: FETÖ'nün kendi hain hedeflerine ulaşmak için başta ABD olmak üzere uluslararası alanda yaygınlığını ve etkinliğini artırmak amacıyla "dinler arası diyalog" anlayışını öne çıkardığı görülüyor. Siz bu tür çalışmalara nasıl yaklaşıyorsunuz? ALİ RIZA TEMEL: Diyalog-monolog derler ya karşılıklı konuşma meselesinde "diyalog" tabiri yanlıştır. Dindarlar ve din mensupları arasında kavgasız, dostane münasebetler kurulabilir ama dinleri sanki biraz ondan biraz bundan alıp da dinler salatası gibi oluşturmak... böyle bir şey düşünülemez. Bir defa "dinler" deyince iki türlü din vardır. Hak ve Batıl din değil mi? Hak dinler semavi dinler, bütün peygamberlerin temsil ettiği din, Hak dindir ve bunun tek adı İslam'dır. Hatta "İbrahimi din" diye bir şey çıkardılar bu tabir de yanlıştır. Kur'an-ı Kerim'de "İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan'dı o muvahhid Müslümandı." buyuruluyordu. Yani bütün peygamberler Müslümandır. Dinler arası diyalog da bir projedir, Vatikan projesidir... Müslümanları emperyalizme karşı bir nevi pasifize etme hareketidir. Dostane gözüküp, sömürü ve soygunu devam ettirebilmek için, bizim onlara karşı direncimizi kırmak gayesiyle geliştirilen, bizi bir nevi uysallaştırmak için piyasaya sürülen bir projedir. Biz Müslümanlar olarak bütün peygamberleri, peygamber olarak kabul ediyoruz. Tahrif edilmemiş Hıristiyanlığı ve Yahudiliği de yani Tevrat'ı da İncil'i de tahrif edilmemiş hallerini mübarek kitap olarak kabul ediyoruz. Kabulde bir araya gelinir ama rette bir araya gelinmez. Ben bütün peygamberleri, Hazreti Musa'yı ve İsa'yı kabul ederken, peygamber sayarken, bir Hristiyan benim peygamberimi peygamber saymazsa, Yahudi, Hazreti İsa'yı, Hazreti Peygamber'i peygamber salmazsa, Kur'an-ı Kerim'i kitap saymaz ise biz nerede buluşacağız? Buluşma noktamız nedir? Kur'an-ı Kerim'de bu ifade ediliyor, "De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin aramızda ortak olan bir kelimede anlaşalım: Allah'tan başka hiçbir şeye kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabb'ler edinmeyelim." buyuruluyor... Tevhitte buluşulur, insanlığın ortak noktası Allah'a kul olmaktır. Bir yerde buluşulacaksa, bu Allah'a kul olmakta buluşulur ve burada toplanılır yoksa çeşitli ideolojiler toplayıcı değil bölücüdür, ayrıştırıcıdır. Düşünebiliyor musunuz, papaya veya Vatikan'a gitmek-görüşmek o kadar kolay değildir. Fetullah Gülen'in oraya götürülmesi, papayla yan yana gelmesi rastgele bir olay değildir. Bunları iyi niyetle yorumlamak mümkün değildir. Diyelim ki komünizmin çok tehlikeli olduğunu düşünürüz, o da bir plan projeydi ama Said-i Nursi Bediüzzaman, "Küfre karşı Ehl-i Kitap yani Müslümanlar ve Hristiyanlar, mutlak dinsizliğe karşı bir hareket halinde olsunlar birleşsinler." diyordu. Bu belki bir komünizme, mutlak dinsizliğe karşı, dindarların bir araya gelmesi, ortak tavır alması şeklinde düşünülebilirdi. Ama tahrif edilmiş bir Hristiyanlık ve Yahudilikle, bir harfi bile değişmemiş ve son din olan İslam'ı onlarla bir araya getirip, biraz ondan biraz bundan bir nevi dinler salatası gibi bir şey ortaya koymak hiç makul değildir ve bunun bir proje olduğu açıktır.
Hristiyanlık 6.6.2020
TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN İLİM
"Fikri hayatımda ve üslubumda Necip Fazıl ve Nurettin Topçu'nun büyük etkisi vardır" SORU: Kendinizi nasıl bir ilmi sürekliliğin devamı olarak görüyorsunuz? Hayat yolculuğunuzda sizi etkileyen şahsiyetlerden ve sizi motive eden hususlardan bahsedebilir misiniz? ALİ RIZA TEMEL: Bir kariyerim yok ama çok kariyer sahibi hocalar, profesörler, doçentler yetiştirdik. Sadakayı cariye hükmündedir yazdığımız kitaplar. Mecmualarda da 300'den fazla makalem yayınlandı. 20'ye yakın kitabım var, herhalde 1000'i aşkın da talebem vardır. Bunların inşallah biz vefat ettikten sonra sevap hanemize katkısı yazılır. SORU: Hangi mecmualarda yazdınız? ALİ RIZA TEMEL: 20 seneye yakın süredir, Altınoluk mecmuasında yazılarım çıkıyor. Diyanet mecmuasında, İlim Sanat, İslam, Kadın ve Aile gibi mecmualarda yazdık. Yaklaşık 5-6 bin sayfayı bulan tercüme ve teliflerimiz vardır. Bunlar kalıcı olan çalışmalardır. Biliyorsunuz, "İlim bir av gibidir, onu ancak yazıyla tespit etmek (yakalamak) mümkündür." denir çünkü kalıcı olması yazıyla mümkündür. Elhamdülillah yazdıklarımız da günlük politik yazılar değil klasik her zaman okunabilecek yazılardır. 300 kadar makale birikti. Bunları da kitaplaştırmak istiyorum. Herhalde 5-6 kitap yapar, onlar da bizim kalıcı eserlerimizden olur inşallah. Haseki açıldığı zaman bizim (Hayat yolculuğumuzda bizi etkileyen şahsiyetlerden) hocalardan bahsetmek gerekirse Ali Yakup Cenkçiler, Halil Gönenç, Mehmet Savaş, Ahmet Muhtar Hocaefendi benim hocalarım. Ayrıca Haseki'ye geçmeden önce, Yüksek İslam Enstitüsü'nde de mesela Arapçayı Arapça olarak anlatan, Farsçayı Farsça takrir eden İbrahim Hariri diye bir hocamız vardı… dersleri, Arapça ve Farsça olarak anlatırdı. Ayrıca önemli, şair hocalarımız da vardı. Mesela Fuat Edip Baksı diye 50 tane şiiri bestelenmiş bir hocamız vardı, önemli zatlarla tanıştık. Fikri hayatımda ve üslubumda Necip Fazıl Kısakürek merhumun ve Nurettin Topçu'nun büyük etkisi vardır. Balıkesir İHL'de okurken sadece derslerle yetinmezdik, İstanbul'dan kitaplar sipariş eder, getirtir okur ve müzakere ederdik. Mesela Çarşamba günleri ilk işim "Büyük Doğu" mecmuasını ve her ayın sonunda Nurettin Topçu'nun "Hareket" mecmuasını almak olurdu. Bunlar birbirine zıt şahsiyetler gibidirler ama onlardan istifade ettik. Onlar bize üslup kazandırdı. Bunlar dışında Ali Fuat Başgil hocanın eserlerini ve romanlar okuduk. Sezai Karakoç'u takip ettik ve bir bağnazlık da gütmedik elhamdülillah. Batı ve Doğu klasiklerini de okuduk. Mevlana'nın Mesnevisi'nin üzerimde ve üslubumda etkisi vardır, Mesnevi'yi birkaç defa altını çizerek okudum. Divan-ı Kebir'ini, Fihi Ma Fih'ini, Hafız'ı, Şirazi'yi, Rus klasiklerini, Bilhassa Tolstoy, Maksim Gorki ve diğerlerini okuduk. Yani hoca dediğimiz insan, meselelere at gözlüğüyle değil, 360 derece dünyaya bakabilendir. Dünyayı takip etmek, özellikle bu zamanda hocalığın şartıdır. Dünyayı tanımak gerekir. Problemler nedir, neye ihtiyaç vardır ve çaresi ne olmalıdır? Bu sorular üzerinde bir mesaj verebilmek için çok yönlü okumak ve kendini geliştirmek, tazelemek ihtiyacı vardır. "Baskı rejimlerinin insanları kimliksiz-kişiliksiz oluyor ve rejimlere karşı bir nefret oluşturuyor" SORU: İslam dünyasında özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde ortaya çıkan tek doğrucu ve tekfirci zararlı akımlar diğer İslam ülkelerinde hızla yayılmışken, Türkiye'de kitleselleşemedi. Diğer Müslüman ülkelerin çoğunda yaygınlaşan bu akımların Türkiye'de o çapta yaygınlaşamamasını neye bağlıyorsunuz? ALİ RIZA TEMEL: İslam dünyasında varlık gösteren DEAŞ, El-Kaide, Boko Haram, Eş-Şebab gibi şiddet ve terör örgütleri, baştan sona rahmet ve barış olan İslam imajını zedelemek, Müslümanların bütünlüğünü bozmak için ihdas edilmiş taşeron örgütlerdir. DEAŞ, El-Kaide, Boko Haram ve benzerleri… Ayrıca Türkiye'de maalesef acı bir tecrübe ve faturası ağır bir FETÖ meselesi oldu. Şimdi Osmanlı bir devlettir, geleneği ve kökü olan. Bir de İslam alemine babalık ve şemsiye görevi yapmış bir konumdaydı. Osmanlı'dan kopan devletler, neticede kabile ve aşiret mantığıyla hareket eden gruplar oluştu. Bir Bedevilik bir de medenilik vardır. Osmanlı medeniyeti temsil eder. Medine de medeniyetten gelir ama Bedevilikte, "gecekondu kültürü" vardır yani yerleşik bir altyapı ve derinlik yoktur. Selefilik gibi tekfir hareketlerinin temelinde yer alan iç ve dış etkenler çok önemlidir. Dış etkenler biliyorsunuz Batı'nın islamofobik yaklaşımı, İslam düşmanlığı ve bizim içimizden tezgahladıkları "Kale içten fethedilir" mantığıyla, maalesef içimizdeki fakirliği ve cahilliği kullanarak, bizi birbirimize düşüren elemanlar ve gruplar tezgahladılar. Bu emperyalizmin bir metodudur, "parçala-yönet" metodu. Aşiretler, bu duruma müsaitti ve bunların çoğuna devlet demek mümkün değildir. Buhranlarımız isimli kitabın sahibi ola Said Halim Paşa'nın BM'den evvel kurulan Cemiyet-i Akvam'a yazdığı bir mektupta, "Siz Osmanlıyı parçaladınız ama bununla dünyaya büyük zarar verdiniz çünkü dünyanın başına bela olan birtakım kabile ve aşiretler ortaya çıktı. Osmanlı en azından bunlara hakim oluyordu, zapturapt altına alıyordu. Şimdi kontrolsüz bir hale geldi ve çok problemlerin de kaynağı oldu." diyor. Yani Osmanlıda taassup yoktu bu neye benzer? "Baba evine dönüş" başlıklı bir makalede yazmıştım. Osmanlıdan sonra bugün 56 küsür İslam devleti var güya. Bunların bir çoğuna devlet filan demek mümkün değil, bunlar aşirettir. Osmanlı 600 sene bunlara babalık yaptı ve bunların yanlış hareketlerine bir düzen ve disiplin getirdi. Burada neden bir taassup oluşmadı çünkü baba konumunda olan bir insan, çocukları arasında ayrım yapmaz. Birleştirici olmak, geniş ufuk sahibi olmaya bağlıdır. Osmanlı çok kültürlü bir yapı olarak genişledi, Balkanlar gibi. Yunanistan'a biz aşağı yukarı 350, Bulgaristan'a 500 sene hükmetmişiz… Pek çok şeylere hakim olmuşuz. Değişik kültürlerle karşılaşmış olmak zenginliktir. Mesela Boko Haram diyoruz ya Boko aslında, ingilizce "book" dan geliyor, "kitap okumanın haram oluşu" yani Batı'ya karşı bir reaksiyon tarzındadır. Sömürgecilik maalesef İslam aleminin kimyasını bozdu. Bazı meseleler Batı tarafından bozulmuş ve Batı'nın taşeron olarak kullandığı yerlerle / yönetimlerle alakalıdır. Hiç unutmam Ramazan münasebetiyle Almanya'nın Mainz şehrine gitmiştim ve orada bir papazla bir tartışmamız olmuştu. Papaz bana dedi ki "Terör hareketleri hep sizin İslam ülkelerinden çıkıyor." Ben de ona, "Terörün kaynağı sizsiniz, siz bu kadar zengin imkanlarınıza rağmen hala İslam aleminin kaynaklarını sömürüyorsunuz. Bu imkanları insanların hayrına kullansaydınız terör de oluşmazdı. Fakat sömürgecilik ve emperyalizm ile maalesef İslam aleminin parçalanmasına ve geri kalmasına sebep oldunuz, bir nefret oluştu. Bunda payınız var, bir de sizin tarafınızdan taşeron olarak ayakta tutulan rejimler maalesef bu ümmeti, yönettiği insanların hukukunu korumadı." demiştim. Tabi bu baskı rejimleri nefret ve riyakarlık üretiyor. Edindiğim bir tecrübe, Brüksel İslam Merkezi'nde Faslı, Cezayirli ve Mısırlı pek çok insanla birlikte çalıştım. Orada şunu tespit ettim, baskı rejimlerinde yaşayan insanlar hep kimliksiz ve kişiliksiz oluyor ve bu sebeple rejimlere karşı bir nefret ve öfke de oluşuyor. Reaksiyoner ve tekfirci hareketlerin ortaya çıkışında biraz bu öfkenin de payı vardır. Hadisi Şerif'te buyrulduğu üzere, "Fakirlik neredeyse küfre-kafirliğe denk olacaktı." Fakirlik ve cahillik kullanıldı, satın alınmaya elverişli çok insan oluştu. Ülke kaynaklarını kendi saltanatlarını devam ettirmek için dışarıdaki emperyalist efendilerine peşkeş çeken kabile ve aşiret anlayışına dayalı yönetim sergileyen, cahil ve hain diktatörlere karşı oluşan öfke ve nefret de bu oluşumlara fırsat tanımaktadır. SORU: 15 Temmuz darbe girişimiyle ülkemize ve milletimize yönelik hain niyetleri tamamıyla ortaya çıkan FETÖ'ye bakışınız nedir? Bu örgütün toplumumuza ve inanç dünyamıza verdiği zararlar nelerdir? ALİ RIZA TEMEL: İslam ümmetinin bütünlüğünü zedeleyen istikrar ve huzurunu bozan DEAŞ ve Boko Haram gibi örgütler yanında münhasıran ülkemizin başına bela edilen FETÖ ve PKK gibi örgütlerin oluşturulması ve desteklenmesi de aynı gayeye mahsustur. FETÖ hareketini yakinen bilirim. İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nde okurken ve Turgutlu'da vaizken FETÖ, İzmir Kestanepazarı Camii'nde bulunurdu. Oraya getirilişi, karanlık güçlerle irtibatları ve hazırlanmasının arka planını çok iyi bilemem ama bu kişinin bir talakat yani selis (akıcı) konuşması ve gözyaşı var ya! Bu büyük bir tehlikeydi ve insanları aldatan da buydu. Bu konuda hep ikilem yaşadım, kendi kendime diyordum ki "40 sene ağlayabilen bir adam ya dünyanın en samimi Müslümanı veya en sahtekar aktörü gibidir." Fakat bilhassa 15 Temmuz ihaneti bu şahsın gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Ben onu şahsen de tanırım o zaman mesela İzmir'in Kemalpaşa ilçesinin derelerinde kamplar yapar, kurslar açar, eğitim faaliyetleri ve saire organize ederdi… Ortaokul mezunu mu bilmiyorum bir vaizin, bu çapta bir güce ulaşması mümkün olamaz. 17-25 Aralık olayları ve 15 Temmuz kalkışma hareketi işin iç yüzünü büsbütün ortaya koydu, maske düştü, makyaj döküldü. İşin vahameti ortaya çıktı. Bunu Mevla'nın bir lütfu olarak görmek gerekir. Bu çapta gergef gergef işlenmiş bir projenin akamete uğratılması kolay bir iş değildir. FETÖ merkezlerini uzun uzun tartışmaya, haklı sebepler aramaya gerek olmadığı, bunun tamamen bir MOSSAD ve CIA projesi olduğu, halen FETÖ'nün Pensilvanya'da koruma altında olması ispat için yeterlidir. FETÖ mensuplarının, Batı ülkelerinde sığınmacı kabul edilmesi de ayrıca manidardır. Bunun bir proje olduğu kesindir. Bunun bir MOSSAD, CIA projesi olduğu, bugün Amerika'da himaye edilmiş olması bile başka türlü yoruma ihtiyaç bırakmaz. Maalesef bunun zararı büyük oldu, bir defa Müslümanlar arasında güven kalmadı. Şimdi hayır için bir teşebbüs yapsak herkes şüphe ile bakıyor ve bir de dinin ihanet, aldatma ve soygun için kullanılması gençler nezdinde de bilhassa dine karşı bakışta bir tereddüte yol açtı. Temeli insanlık olan bir dinin, bu şekilde kullanılmış olması maalesef dine karşı güven duygusunu zayıflattı ve bizim aramızdaki güven de zarar gördü. Kimse kimseye güvenemez oldu. Kolay değil şimdi biz ağlamasını da beceremiyoruz, o ağlayarak milleti soydu. Kimisi gülerek, kimisi ağlayarak… Yani böyle bir problem oldu ve bunun emsali Irak'ta Kesnizani hareketi ve Pakistan'da da birtakım farklı hareketler ortaya çıktı. Emperyalizmin doğrudan İslam alemine müdahalesi pahalı bir iştir çünkü halkı Müslüman olan hiçbir ülke yabancı bir George ve Hans'ı üzerinde görmek istemez. Bu operasyonların İslam ümmeti içinde Ahmet-Mehmet olarak yetiştirilen ve İslam görüntüsüne sahip olan, bu işi de ağlayarak beceren insanlar eliyle yapılması daha ucuza mal olur, daha kalıcı ve yıpratıcı olur. Maalesef böyle bir şey yaşadık, pahalı bir tecrübe oldu ama diyelim ki her şerde bir hayır vardır. Bundan sonra yoğurdu üfleyerek yemek var ya... bundan sonra kolay aldatılmayız ve aldanmayız gibi bir neticesi de olabilir. "Türkiye yıkılırsa ve baş koparılırsa ümmetin bir araya gelmesi-güçlenmesi mümkün olmaz" SORU: FETÖ'nün ülkemizi ve milletimizi hedef alan darbe girişiminden ne tür dersler çıkarılmalı ve böyle durumların yaşanmaması için sizce neler yapılmalı? ALİ RIZA TEMEL: Türkiye'de 60 darbesi darbelerin anası oldu. Ben 60 darbesini de hatırlıyorum. O zaman resmi bayramlarda fener alayları yapılırdı. Ama biz, 1990'lı yıllardan sonra Türkiye'de asla darbe olmaz diye düşünüyorduk... On senede bir olan darbelerin üstünden bayağı bir dönem geçmişti ki tekrar bu sahneye maruz kaldık. Ama Allah'ın bir lütfu yaşandı o gece. Doğrusu 15 Temmuz'da milletimizin, darbe girişimine karşı böyle bir harekete girişebileceğine dair pek ümidim yoktu. O geceyi ben Fatih'te uçak seslerini vesaireyi duyduğumuz zaman anlayamadık önce fakat sonra bu iş anlaşılınca biz dahi heyecanla kendimize zapt edemedik, Vatan Caddesi'ne çıktık. Hatta bizi belediyenin önüne yönlendirdiler. Biliyorsunuz belediyenin önünde çok şehit oldu. Fakat biz oraya ulaşamadık. Belediyenin önüne gidebilseydik, belki biz de şehit olurduk. 15 Temmuz acı bir tecrübe oldu ama elhamdülillah başarılı olamadılar. Bunu kolay zannettiler, gergef gergef işlenmiş, üzerinde 40 sene çalışılmış bir projeydi fakat Allah'ın lütfu ile bu millet, tankların üzerine çıkarak, tankların altlarına kendilerini atarak böyle bir işe mani oldu. Dünya tarihinde bu işin sosyolojisi üzerine çalışılması lazım. Yüzlerce doktora yapılsa değerdir. Türkiye baştır, Türkiye yıkılırsa, bu baş koparılırsa bu ümmetin bir araya gelmesi-güçlenmesi mümkün olmaz. Cenab-ı Hak mahcup etmedi ve bizi böyle bir ihanete kurban etmedi. Yine bundan sonra da bu ümmet eğer yeniden toparlanacaksa ve bir güç olacaksa bu, bizim memleketimizin öncülüğünde olacaktır. Bu olayın bastırılması da Allah'ın lütfudur, milletin şuuru ve uyanıklığı olarak değerlendirmek lazım diyorum. "Dinler arası diyalog, ihanet projesidir" SORU: FETÖ'nün kendi hain hedeflerine ulaşmak için başta ABD olmak üzere uluslararası alanda yaygınlığını ve etkinliğini artırmak amacıyla "dinler arası diyalog" anlayışını öne çıkardığı görülüyor. Siz bu tür çalışmalara nasıl yaklaşıyorsunuz? ALİ RIZA TEMEL: Diyalog-monolog derler ya karşılıklı konuşma meselesinde "diyalog" tabiri yanlıştır. Dindarlar ve din mensupları arasında kavgasız, dostane münasebetler kurulabilir ama dinleri sanki biraz ondan biraz bundan alıp da dinler salatası gibi oluşturmak... böyle bir şey düşünülemez. Bir defa "dinler" deyince iki türlü din vardır. Hak ve Batıl din değil mi? Hak dinler semavi dinler, bütün peygamberlerin temsil ettiği din, Hak dindir ve bunun tek adı İslam'dır. Hatta "İbrahimi din" diye bir şey çıkardılar bu tabir de yanlıştır. Kur'an-ı Kerim'de "İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan'dı o muvahhid Müslümandı." buyuruluyordu. Yani bütün peygamberler Müslümandır. Dinler arası diyalog da bir projedir, Vatikan projesidir... Müslümanları emperyalizme karşı bir nevi pasifize etme hareketidir. Dostane gözüküp, sömürü ve soygunu devam ettirebilmek için, bizim onlara karşı direncimizi kırmak gayesiyle geliştirilen, bizi bir nevi uysallaştırmak için piyasaya sürülen bir projedir. Biz Müslümanlar olarak bütün peygamberleri, peygamber olarak kabul ediyoruz. Tahrif edilmemiş Hıristiyanlığı ve Yahudiliği de yani Tevrat'ı da İncil'i de tahrif edilmemiş hallerini mübarek kitap olarak kabul ediyoruz. Kabulde bir araya gelinir ama rette bir araya gelinmez. Ben bütün peygamberleri, Hazreti Musa'yı ve İsa'yı kabul ederken, peygamber sayarken, bir Hristiyan benim peygamberimi peygamber saymazsa, Yahudi, Hazreti İsa'yı, Hazreti Peygamber'i peygamber salmazsa, Kur'an-ı Kerim'i kitap saymaz ise biz nerede buluşacağız? Buluşma noktamız nedir? Kur'an-ı Kerim'de bu ifade ediliyor, "De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin aramızda ortak olan bir kelimede anlaşalım: Allah'tan başka hiçbir şeye kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabb'ler edinmeyelim." buyuruluyor... Tevhitte buluşulur, insanlığın ortak noktası Allah'a kul olmaktır. Bir yerde buluşulacaksa, bu Allah'a kul olmakta buluşulur ve burada toplanılır yoksa çeşitli ideolojiler toplayıcı değil bölücüdür, ayrıştırıcıdır. Düşünebiliyor musunuz, papaya veya Vatikan'a gitmek-görüşmek o kadar kolay değildir. Fetullah Gülen'in oraya götürülmesi, papayla yan yana gelmesi rastgele bir olay değildir. Bunları iyi niyetle yorumlamak mümkün değildir. Diyelim ki komünizmin çok tehlikeli olduğunu düşünürüz, o da bir plan projeydi ama Said-i Nursi Bediüzzaman, "Küfre karşı Ehl-i Kitap yani Müslümanlar ve Hristiyanlar, mutlak dinsizliğe karşı bir hareket halinde olsunlar birleşsinler." diyordu. Bu belki bir komünizme, mutlak dinsizliğe karşı, dindarların bir araya gelmesi, ortak tavır alması şeklinde düşünülebilirdi. Ama tahrif edilmiş bir Hristiyanlık ve Yahudilikle, bir harfi bile değişmemiş ve son din olan İslam'ı onlarla bir araya getirip, biraz ondan biraz bundan bir nevi dinler salatası gibi bir şey ortaya koymak hiç makul değildir ve bunun bir proje olduğu açıktır.
Şu an buradasınız: Hristiyanlık Haberleri | Hristiyanlık Haber - Haberler - Hristiyanlık haberleri, son dakika hristiyanlık haber ve gelişmeleri burada. Son dakika haberleri | Myra Andriake kazılarının 12'nci yılı başladı.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Hata Bildir] 5.8.2020 17:35:50. #1.15#
title