MHP TBMM Grup Toplantısı

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bölücü Teröristlerin Yuvalandığı K. Irak'a Yönelik TSK'nın Başlattığı Kara Harekatının Yanı Sıra Bölgeye Ekonomik ve Siyasi Yaptırımların da Uygulanması Gerektiğini Belirterek, "Türk Silahlı Kuvvetleri, Görevini Tamamlayıp Yurt İçindeki Birliklerine Dönerken, Bu Hassas Noktalarda Kuvvet Bırakarak "Güvenlik Kuşağı" Oluşturmalı ve Teröristlerin Yeniden Üslenmeler...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bölücü teröristlerin yuvalandığı K. Irak'a yönelik TSK'nın başlattığı kara harekatının yanı sıra bölgeye ekonomik ve siyasi yaptırımların da uygulanması gerektiğini belirterek, "Türk Silahlı Kuvvetleri, görevini tamamlayıp yurt içindeki birliklerine dönerken, bu hassas noktalarda kuvvet bırakarak "güvenlik kuşağı" oluşturmalı ve teröristlerin yeniden üslenmelerine izin vermemelidir. Peşmerge yönetiminin PKK teröristlerine yeniden yardım ve yataklık etmemesi için caydırıcı davranılmalı, kesin sonuç alınıncaya kadar bölgede kalınmalıdır" dedi.

Bahçeli, sınır ötesi operasyonla birlikte yurt içindeki bölücüler ve sempatizanlarının da eş zamanlı susturulması gerektiğini savunarak, "Hepinizin bildiği gibi, terörle mücadele, aslında bölücülükle mücadelenin yalnızca bir bölümüdür. Eli silah tutan bölücüyü zararlı, buna karşılık silahsız bölücüyü meşru ve zararsız kabul etmek, bölücülük ve terörle mücadeleyi sekteye uğratacak en büyük gaflettir" diye konuştu.

Bahçeli, partisinin TBMM Gurup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin K.Irak'a yönelik başlattığı kara harekatını değerlendirdi. Eksi 20 derece soğuk altında, karla kaplı yüksek bir coğrafyada, 35 kilogramlık teçhizatı şerefle taşıyarak yürütülen operasyonun her türlü takdirin üstünde olduğunu belirten Bahçeli, "Kahraman Mehmetçiğimizi ve komutanlarını kutluyor, gidilecek her noktada sonuna kadar destekçisi olacağımızı buradan açıklıyorum. Cenab-ı Allah'tan bütün vatan evlatlarına yardımcı olmasını niyaz ediyorum" diye konuştu. Bahçeli, şehit cenazelerinde siyasi içerikli sloganlar atılmaması uyarısında bulunurken, zor operasyon koşullarına rağmen askerlik çağına gelmiş evlatlarını, ellerini kınalayıp 'şehit adayı' olarak güle oynaya vatan hizmetine gönderen elleri öpülesi analarla ve babalarla iftihar ettiğini belirtti.

Temennisinin en az kayıpla en büyük başarının gelmesi, teröristlerin ve terör yuvalarının ele geçirilerek çeyrek yüzyıldır süren bu ihanete artık kesin olarak bir son verilmesi olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Buradan milletimin kararlılığını ve inancını sizlerin huzurunda bir kez daha tekrar etmek istiyorum. Şehitler ölmez, vatan Bölünmez" ifadesini kullandı.

PKK terör örgütünün yıllardır Kuzey Irak'ta yuvalandığı, Barzani'nin hoşgörüsü ve desteğiyle faaliyetlerini serbestçe sürdürdüğü ve ABD'nin ise verdiği bütün sözlere rağmen teröristlere karşı son aylara kadar hiçbir müdahalede bulunmadığını hatırlatan Bahçeli, şöyle devam etti:

"Bu zaman süresince Kuzey Irak'ta konuşlanan bölücü terör örgütü, yerel grupların bazen açık ve bazen örtülü desteğiyle bu bölgeyi Türkiye'ye karşı saldırı merkezi olarak açıkça kullanmıştır. 22 Temmuz seçimlerinden sonra partimizin bu konudaki ısrarlı ve kararlı duruşu ile artan terör olaylarının uyandırdığı infial ve sabırsızlığın hükümet üzerindeki baskısı, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni tedbir almaya mecbur etmiş ve sonunda yüce Meclis çıkardığı tezkereyle hükümete sınır ötesi operasyon için yetki vermiştir. Bilindiği gibi PKK terörünün artması üzerine Kuzey Irak'a askeri operasyon yapılması teklifini kamuoyu önünde ilk dile getiren 21 Haziran 2005 tarihli bir açıklamasıyla Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur. Bu açıdan yıllardır takipçisi olduğumuz bir konunun geç de olsa gerçekleşmiş olmasını takdir ve ümitle karşıladığımızı belirtmek istiyorum. Yıllardır göz ardı edilen, koordinatörlerle oyalanılan, 'yarının çok şeye gebe olduğu'na dair kuru tehditlerle geçirilen kayıp dönemlerden sonra Türkiye nihayet gücünü göstermek üzere harekete geçmiştir. Daha önceki operasyonlardan farklı olarak, bu harekat son 5 yıldır aziz milletimizin birikmiş beklentilerinin, öfkesinin dışa yansımasının bir ifadesidir. Yapılmaya başlanan operasyon için önce hükümetin ve sonra uluslararası güçlerin harekete geçirilmesindeki zorluk dikkate alındığında bu ortamın çok iyi değerlendirilmesi, harekatın siyasal, psikolojik, diplomatik ve ekonomik anlamda kapsamlı bir topyekün mücadeleye dönüşmesi elzemdir. Bu itibarla, ilk bölücü terör eyleminin başladığı 1984'den buyana geçen 24 yıl boyunca, milletimize musallat olmuş terör belasının tamamen ortadan kaldırılması ve işbirlikçilerinin susturulması için icra edilen kara operasyonu ile büyük bir fırsat doğmuş bulunmaktadır. Bu operasyonla Türkiye, üzerindeki çaresizlik ve teslimiyet baskısını kaldırarak, ülke üzerinde oyun oynanmasına izin vermeyeceğini Silahlı Kuvvetleri'nin gücüyle bir kez daha gösterecektir. İnancımız bu yöndedir. Ancak, gelişmeler konunun yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin müdahale gücüne ve kabiliyetine ihale edildiğine işaret etmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla hükümet, ABD makamları ile yaptığı görüşmelerden elde edebildiği sınırlı imkanları yeterli görmekte, ilave tedbirleri almaktan kaçınmayı tercih etmektedir. Yıllardır her türlü himaye ve desteği verdikleri düşünülürse, yapılan harekat neticesinde kaçan PKK teröristlerinin yerel Peşmerge reislerine sığınacakları ve izlerini yerel halkın içinde kaybettirecekleri şimdiden bellidir. Bu nedenle hükümetin, yapılan kara harekatı ile eş zamanlı olarak acilen bölge üzerinde ekonomik ve siyasal yaptırımlar başlatması gerekmektedir. Ancak hükümet yetkililerinin bu konuda yaptıkları açıklamalar harekatu ın kapsamı, hedefleri ve süresi bakımından sınırlı olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Bu intiba, teröristleri ve Peşmerge yönetimini umutlandırıcı hatalı bir yaklaşımın ifadesidir. Nitekim Barzani, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonunu 'zorbalık' olarak nitelendirme küstahlığını bu yaklaşımdan aldığı cesaretle göstermiştir. Bu kapsamda olmak üzere, geçtiğimiz aylarda MGK toplantılarında konuşulan ve hükümet yetkililerinin de açıkladığı arkası gelmeyen tedbirler şimdi uygulanmalıdır. Habur Sınır Kapısı'ndan geçiş, Irak'ın Kuzeyi'ne ekonomik yaptırımlar ve enerji kısıtlaması hususu acilen değerlendirilmelidir. Hükümetin ısrarla kapsamını daraltıcı açıklamalarına rağmen bu harekat ile Türkiye, bölgesinde gerçek bir kuvvet olduğunu kesin sonuç alarak mutlaka ortaya koymalıdır. Düşünülemeyecek olumsuz bir ihtimal, yani Türkiye'nin terörle mücadelede ve terörist unsurların imhasındaki yetersizliği, ülkemizin geleceğini ciddi tehlikelerle karşı karşıya bırakacaktır." "ELİ SİLAH TUTAN VE TUTMAYAN TERÖRİST DİYE BİR AYIRIM YAPILMAMALIDIR" MHP lideri, havadan desteklenen kara harekatının Türkiye'nin meşru, haklı ve gerekli bir askeri güç kullanımı seçeneği olduğunu belirterek, geçmişte defalarca oluşmuş, ancak hükümet tarafından ihmal edilmiş bulunan sınır ötesinin sıcak takip şartlarının doğal bir devamı olduğunun altını çizdi. Operasyonun, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 17 Ekim 2007 tarihinde sınır ötesi harekat için hükümete verdiği yetkinin gereği ve icrasının tamamen meşru olduğunu kaydeden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Zaten haklı olduğumuz bir davada, 'dünyayı ikna ettik' veya 'diplomasinin başarısı' gibi gerekçelerle sulandırmak terörle mücadele kararlılığımızı gölgeleyecektir. Özellikle, Sayın Başbakan'ın en son 17 Şubat 2008 tarihli bir televizyon programında 'terörün bitmeyeceğine, terörle yaşanması gerektiğine' yönelik beyanatları hem yapılan operasyonun sonuçları hakkında kuşku ve kaygı uyandırıcı, hem de bölücülüğe cesaret verici zamansız ve gereksiz açıklamalardır. Yıllardır Irak'ın kuzeyindeki yerel güçlerin himaye ve hatta desteği ile yuvalanmalarına göz yumulan PKK'ya karşı başlatılan harekat, mutlaka bu örgütün kesin ve tam bir imhası ile neticelenmelidir. Dışişleri Bakanı'nın önceden 'Kara harekatı opsiyonumuz açık' uyarısının baskın tarzı operasyon ihtimalini ortadan kaldırdığı bu süreçte, teröristlerin küçük unsurlar bırakarak yerel yerleşim bölgelerine sığındıkları dikkate alınırsa, bölgede tekrar konuşlanmalarına imkan vermeyecek şekilde lojistik ve barınma yuvaları tamamen yok edilmelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri, görevini tamamlayıp yurt içindeki birliklerine dönerken, bu hassas noktalarda kuvvet bırakarak 'güvenlik kuşağı' oluşturmalı ve teröristlerin yeniden üslenmelerine izin vermemelidir. Peşmerge yönetiminin PKK teröristlerine yeniden yardım ve yataklık etmemesi için caydırıcı davranılmalı, kesin sonuç alınıncaya kadar bölgede kalınmalıdır. Ayrıca, dağılan terörist unsurların bölgede yaşayan Türkmen nüfusa zarar vermelerini önlemek maksadıyla merkezi Irak hükümeti uyarılmalı, soydaşlarımızın can ve mal güvenliği sağlanmalıdır. Bu harekata katılan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne üstün başarılar diliyorum. Milliyetçi Hareket'in operasyon kapsamında atacakları her adım için siyasi iktidarın ve Mehmetçiğin arkasında olduğumuzu buradan bir kez daha ifade ediyorum. Bu vesileyle sıcak yuvalarında kaygısızca oturan, tarlalarında rahatça çalışan, fabrikalarında güvenle tezgahlarını işleten, okullarında huzur içinde eğitimini sürdüren gençlerimize ve çocuklarımıza, bu imkanları sağlamak için canını feda eden ve feda etmeye de hazır olan kahraman Mehmetçiğimize minnet ve şükranlarımızı tekrarlıyorum. Gönlümüz onlarla beraber, kalbimiz onlar için atıyor." "Sınır ötesi operasyonun yapıldığı ve kamuoyunun dikkatinin bu askeri harekata çekildiği şu dönemde, Türkiye içerisinde de bölücülük adına vahim ve haince olaylar yaşanmaktadır" diyen MHP lideri Bahçeli, "Gelişmeler, operasyonların yalnızca silahlı teröristlerle yetinilemeyeceğini, bunların kentleri, kasabaları tutmuş silahsız ihanet odakları ile de etkili bir operasyona ihtiyaç duyulduğunu açıkça göstermektedir. Milletimiz, sınır ötesi operasyonun protesto edildiği, ellerinde örgüt paçavraları ile sokaklarda gösterilerin yapıldığı, al bayrağımızın yerlerde sürüklendiği vatan topraklarımızda da devletin kudretini ve kararlılığını gösterecek siyasi iradeyi aramakta ve beklemektedir. Hepinizin bildiği gibi terörle mücadele, aslında bölücülükle mücadelenin yalnızca bir bölümüdür. Eli silah tutan bölücüyü zararlı, buna karşılık silahsız bölücüyü meşru ve zararsız kabul etmek, bölücülük ve terörle mücadeleyi sekteye uğratacak en büyük gaflettir. Ancak ne yazık ki, aziz milletimizin bütünlüğüne, devletimizin varlığına yönelik açıkça meydan okumalar ve tehditler bu iktidarla artık sıradan hale gelmiştir. Bugün hiçbir adli takibata uğramadan suç işleme ve bölücülük yapma imtiyazı olan bir zümre türediği açıkça görülmektedir. Unutulmaması gereken husus, bugün üzerine sınır ötesi harekat yapılan bölücü terörist unsurların menşeinin maalesef Türkiye içindeki mihraklar ve ihanet odakları olmasıdır. Bu nedenle icra edilen kara harekatının kalıcı ve etkili olabilmesi için yalnızca sınır ötesinin değil, sınır berisinin de etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Aksi halde terörist unsurların imhası veya zayıflaması ile ortaya çıkacak olan yeni durumda, bölücülüğün üzerinden terörist vesayetinin kalkması bu karanlık emel sahiplerinin yurt içinde ve yurt dışında meşru ve kabul edilebilir bulunmasına yol açacaktır. Bu Türkiye için en az terör kadar tehlikeli bir sürecin başlaması demektir. Yılların ihmal ve müsamahası büyüyen bölücülük, bugün yalnızca terörizm boyutuyla algılanır hale gelmiştir. Bölücülük bütün cepheleriyle ortadan kaldırılamazsa muhtemelen yeni taviz reçeteleri özgürlük ve siyaset adına önümüzdeki dönemde Türkiye'nin önüne birer birer konulmaya başlanacaktır. Bu taleplerin ilk işaretleri her ortamda ve platformda açıkça dile getirilmeye başlanmıştır" şeklinde konuştu.

"BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNU ÇÖZÜMÜ İÇİN SÖZLERİMİZİN ARKASINDAYIZ" Bahçeli, terör örgütünün dizginlenmesi adına çok kritik stratejik tavizlerin verilmesinden kaygı duyduklarını belirterek, "İstediğimizi aldık denilerek kalkılan toplantı masasından hangi isteklere de boyun eğilerek kalkıldığı, ne kadar saklansa da tarihin işleyişinden kaçırılamayacak ve bir gün mutlaka gün ışığına çıkacaktır. Esasen, Türkiye'nin tercih etmiş olduğu Avrupa Birliği yolunda, uyum yasaları çerçevesinde sağlanan demokratik görünümlü ortam ve bireysel hak ve özgürlüklerin istismarı da, maalesef bölücülüğün kapılarını ardına kadar zaten açmış bulunmaktadır" dedi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasının son bölümünde yüksek öğrenimde yaşanılan başörtüsü sorununun çözümüne yönelik AK Parti ile birlikte gerçekleştirdikleri girişim ve son gelişmelere değindi. Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinin 9 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda 411 oyla kabul edildiğini, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da uygun görülen Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girdiğini hatırlatan Bahçeli,"Sayın Cumhurbaşkanı'nın Anayasa değişikliklerini onayladıktan sonra yaptığı yorumdan, üniversitelerdeki başörtüsü sorununun kaldırılması için Anayasa değişikliğinin yeterli olmayacağı ve bunun için kanun çıkarılması gerektiği anlaşılmıştır" diye konuştu. Bahçeli, YÖK Kanunu'nun Ek-17 maddesinin değiştirilmesi konusunda mutabakata vardıkları AK Parti'nin geri adım attığını ileri sürerek, hükümet 'sözünde durmaya davet etti. MHP lideri Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Anayasa değişikliğine ilave olarak ve bu değişiklikleri tamamlayacak olan YÖK Kanunu'nun Ek-17. maddesine eklenecek hüküm hakkında, Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi arasında bir mutabakat olduğu kamuoyu ile her aşamada paylaşılmıştır. Söz konusu kanun teklifi TBMM Başkanlığı'na sunulmuş ve Milli Eğitim Komisyonu'na görüşülmek üzere havale edilmiştir. Beklentimiz, konunun zamana yayılmadan, tahrik ve tartışmalar büyümeden Milli Eğitim Komisyonu'nda öncelikle görüşülmesi ve karara varılmasıydı. Gerek AK Parti sözcülerinin açıklamaları, gerekse YÖK Başkanlığı'nın Cumhurbaşkanın onayını müteakip uygulamaya yönelik yayınladığı talimat, mutabık kalınan Ek 17. maddedeki değişikliğin yasalaşması yönünde tereddüt hasıl olduğunu ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler yaşanırken, Anayasa değişikliğine bile gerek olmadığına yönelik şahsi fikrini beyan eden TBMM'nin Sayın Başkanı'nın açıklamaları hayretle karşılanmıştır. Sorunun yalnızca YÖK ve üniversitelerin inisiyatifi ile çözülebileceğini söyleyen Sayın Toptan'ın, geçtiğimiz 5 yıl boyunca bu değerli önerisini niçin saklamış olduğu tarafımızca bir türlü anlaşılamamıştır. Bu kanun maddesinin değişimine dair Adalet ve Kalkınma Partisi'nin önceki eğilimi, ana muhalefet partisinin başvurusundan sonra, konuyu görüşecek olan Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile ortaya çıkacak sonuca göre gündeme getirecekleri yönündeydi. Bununla birlikte AK Parti, üzerinde uzlaşılmış bir mutabakat metni yokmuş gibi davranarak, konuyu kamuoyunda tartışmaya açmış ve kafaları ciddi bir şekilde karıştırmıştır. Gelişmeler ve bazı açıklamalar mutabakatın muhataplarından olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin YÖK Kanunu'nun Ek-17. maddesinde yapılması kararlaştırılan değişikliği sürüncemeye ve zamana bırakmaya, hatta bundan vazgeçmeye niyetlendiği yönündedir. Oysaki bize göre, Anayasa değişiklikleriyle ilgili Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak itiraz süreci ile Ek-17. maddedeki değişikliğin kanunlaşması birbirinden ayrı mütalaa edilmesi gereken farklı safhalardır. Diğer taraftan YÖK Başkanlığı'nın Anayasa'da yapılan son değişikliklerin yeterli olduğuna ve YÖK Kanunu'nda yapılması planlanan değişikliğe gerek olmadığına dair yetkisini aşan yorumu ise bundan sonra yüksek öğretimde çok sıkıntılı bir dönemin başlayacağını göstermektedir. Şayet YÖK Başkanlığı'nın Ek 17 Madde'de yapılacak değişikliğe ihtiyaç olmadığına yönelik yaklaşımı kabul görür ise kıyafet konusunda tam bir kargaşa yaşanması ve her tür kıyafetin giyilmesi gibi bir tehlike karşımıza çıkabilecektir. Kaldı ki, tartışma şimdiden alevlenmiştir. Aceleyle verilmiş YÖK kararı sonucu üniversitelerde, başörtüsü ile girilebilen ve girilemeyen ayrımı doğmuş, uygulamada çelişkiler ortaya çıkmıştır. Bu durum mevcut huzursuzluğu daha da artırmış, üniversite camiasında bölünme ve hizipleşmeleri kuvvetlendirmiştir. Yaşanan gelişmeler partimizin bu konudaki kaygılarını haklı çıkaracak noktaya gelmiştir. Bir mağduriyet alanının ortadan kaldırılmasına yönelik olarak başlattığımız bir girişimin, eksik bırakılarak yeni bir mağduriyet ve çatışma ortamına neden olması asla tasvip etmeyeceğimiz bir durumdur." "Bizim siyaset anlayışımıza göre, ortaya koyduğumuz ilkeler ve vardığımız mutabakatlar, günübirlik ve gelişigüzel alınmış kararlar değil; ahlaki ve siyasi duruşumuzu belgeleyen çok önemli ve vazgeçilmez taahhütlerdir" diyen Devlet Bahçeli, "İster yazılı, ister sözlü olsun bizim şeref ve haysiyet vesikalarımızıdır. Biz, bizimle mutabık kalarak taahhüt içine girmiş siyasal muhataplarımızın da aynı fazilet ve ahlaka sahip olduklarına inanmak isteyen köklü ve erdemli bir siyasal geleneğinin temsilcisiyiz.

Üniversitelere başı örtülü kızlarımızın girmesi yönünde en makul ve geçerli adımı atan Milliyetçi Hareket verdiği sözlerin bugün de arkasındadır. Bilinmelidir ki, bugüne kadar izlediği tutarlı ve kırılmayan çizgisi ile Milliyetçi Hareket Partisi ve onun şerefli mensupları, bu siyasal ahlak sınavından da alınlarının akıyla çıkacaklardır" dedi.

(YZE-NÇ-Y)

Kaynak: İhlas Haber Ajansı