İslamofobi Tartışması: Kavram mı, Sorun mu?

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Uzman Farid Hafez, İslamofobi kavramının tartışılmasının asıl sorunu gölgelediğini, Avrupa'da kurumsal Müslüman karşıtlığının yaygın olduğunu ve BM kararının sivil topluma önemli bir dayanak sağladığını belirtiyor.

İslamofobi kavramının tanımlanmasına ilişkin tartışmalar, kavramın daha kurumsal biçimde kullanılmaya başlamasından bu yana akademi ve siyasetin gündeminde yer alırken, son yıllarda "İslamofobi", "Müslüman karşıtı ırkçılık" ve "Müslüman karşıtı nefret" gibi farklı kavramların kullanımı etrafındaki görüş ayrılıkları sürüyor.

Birleşmiş Milletler'in (BM) İslamofobi'yle mücadeleye yönelik aldığı kararlarla kavram uluslararası siyasi düzeyde daha görünür ve kabul edilir hale gelirken, Avrupa'nın bazı ülkelerinde Müslümanlara yönelik ayrımcılığın yalnızca bireysel önyargılarla değil, güvenlik politikaları, kamusal alandaki dini görünürlüğe yönelik sınırlamalar ve Müslüman kuruluşlara dönük uygulamalar üzerinden de tartışılması gerektiği belirtiliyor.

Georgetown Üniversitesi bünyesinde İslamofobi üzerine araştırmalar yürüten The Bridge Initiative Araştırmacısı Prof. Dr. Farid Hafez, AA muhabirine, İslamofobi kavramı etrafındaki terminoloji tartışmalarını, Avrupa'daki kurumsal Müslüman karşıtlığını ve BM'nin İslamofobi'yle mücadele kararlarının önemini değerlendirdi.

İslamofobi kavramının özellikle Anglo-Sakson dünyasında büyük ölçüde kabul gören bir terminoloji haline geldiğini belirten Hafez, "İlginç olan, bu tartışmanın esas olarak aşırı sağ içinde yaşanması. İslamofobi teriminin doğru olup olmadığını sürekli sorgulayanlar, aşırı sağ ve Müslüman karşıtı çevreler." dedi.

"Kavramın kendisi ne kadar çok tartışılırsa, gerçek sorun o kadar az konuşulur"

İslamofobi teriminin kullanımının 120 yılı aşkın geçmişe sahip olduğuna işaret eden Hafez, İslamofobi kavramına karşı çıkan çevrelerin, terimin "İran'daki mollalar tarafından icat edildiği" ya da İslam dinine yönelik eleştirileri engellemek amacıyla kullanıldığı yönünde iddialar ortaya attığını ancak bunların kavramın tarihsel gelişimiyle örtüşmediğini söyledi.

Kavramın kendisine yönelik tartışmaların asıl meselenin konuşulmasını engellediğini belirten Hafez, "Bunun, gerçek hayatta İslamofobi sorununun ne olduğuna ilişkin tartışmaların etrafında dolaşmak için kullanılan bir strateji olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz." ifadesini kullandı.

Akademik literatürde ise İslamofobi'nin giderek daha fazla özellikle Müslümanları hedef alan ırkçılık biçimi olarak ele alındığını anlatan Hafez, din, ırksallaştırma ve ayrımcılık arasındaki ilişkinin tartışılmasının önemli olduğunu ancak terminoloji tartışmasının sorunun kendisinin önüne geçebildiğini vurguladı.

Hafez, "Bir şeyi nasıl adlandırmamız gerektiği tartışması, sorunun ne olduğu tartışmasının yerini alıyor. Buna ne denmesi gerektiğini ne kadar çok konuşursak gerçek sorun hakkında o kadar az konuşuyoruz. Bence Almanya'da tanık olduğumuz şey tam olarak bu." diye konuştu.

Almanya'da "İslamofobi" veya "Müslüman karşıtı ırkçılık" kavramlarının kabulüne yönelik isteksizliğin ülkenin Nasyonal Sosyalizm ve Holokost geçmişinden bağımsız ele alınamayacağını savunan Hafez, Alman siyasi söyleminin "bir daha asla" düşüncesi üzerine inşa edildiğine dikkati çekti.

Hafez, bu nedenle bugünün Almanya'sında ciddi bir ırkçılık sorununun varlığını kabul etmenin, Holokost'a giden süreçte görülen ayrımcı mekanizmaların başka bir gruba karşı yeniden ortaya çıkabileceği ihtimalini de kabul etmek anlamına geldiğini belirterek, şunları söyledi:

"Alman siyasi bilinci, 'bir daha asla' fikri, yani bir daha Holokost yaşanmayacağı düşüncesi üzerine kurulu. Eğer bugün Almanya'da büyük bir ırkçılık sorunu olduğunu kabul edersek, bu, benzer bir şeyin yeniden yaşanabileceği ihtimalini de ortaya çıkarır. Bence İslamofobi'yi ya da Müslüman karşıtı ırkçılığı tanımaya yönelik isteksizliği şekillendiren temel toplumsal ve siyasi yapı bu."

Hafez, bu yaklaşımın tartışmayı İslamofobi'nin Müslümanların yaşamındaki somut sonuçlarından uzaklaştırarak kavramın nasıl adlandırılması gerektiği meselesine sıkıştırdığını ifade etti.

"Müslümanların kamusal alandaki görünürlüğü sorun haline getiriliyor"

Fransa ve Almanya gibi ülkelerde İslamofobi'nin yalnızca bireyler arasındaki ön yargı ve nefret üzerinden okunamayacağını belirten Hafez, devlet kurumları ve güvenlik politikaları üzerinden işleyen daha kurumsal bir boyutun bulunduğuna dikkati çekti.

Başörtüsünün eğitim alanında ve güvenlik, adalet gibi bazı mesleklerde yasaklanmasını bunun en görünür örneklerinden biri olarak gösteren Hafez, bunun yanında daha örtük işleyen bir kurumsallaşmış İslamofobi biçimi bulunduğunu anlatarak, sözlerine şöyle devam etti:

"Birçok hükümet, özellikle küresel 'teröre karşı savaş'ın ardından İslamofobi'yi, o ülkelerde yaşayan Müslümanların İslam dinini gündelik hayatlarında uygulamalarına ciddi biçimde zarar verecek şekilde kurumsallaştırdı. Bu, 'İslam dininin uygulanmasına karşıyız' demiyor ancak fiiliyatta yaptıkları şey, kolektif Müslüman örgütlenmelerinin sivil alandaki hareket alanını daraltmak, onları listelere almak, gözetlemek ve kamusal alanda faaliyet göstermelerini çok zorlaştırmak."

Siyasal İslam veya "ayrılıkçılıkla mücadele" gibi güvenlik söylemlerinin örgütlü Müslümanları hedef alan geniş politikalara dönüşebildiğini savunan Hafez, "Müslümanların çoğunun barışçıl olduğunu, çoğunluğuyla hiçbir sorunları olmadığını söylüyorlar fakat gerçekte yaptıkları şey örgütlü olanların tamamına saldırmak. Herhangi bir kolektif örgütlenmeyle ilgilenen her Müslüman bundan etkileniyor ve bu, cuma günü cemaat halinde ibadet etmek için bir araya gelmeyi organize ettiğiniz anda başlıyor." dedi.

Hafez, bu yaklaşımın cami ve Müslüman kuruluşların faaliyetlerinden bireysel dini pratiklere kadar uzandığını, bunun sonucunda İslam'ın kamusal alandaki görünürlüğünün de giderek sorun olarak görülmeye başlandığını ifade etti.

"BM kararı sivil topluma devlete karşı talepte bulunma imkanı veriyor"

İslamofobi yerine "Müslüman karşıtı ırkçılık" ifadesinin kullanılmasına ilişkin tartışmaları da değerlendiren Hafez, ırkçılığın meselenin merkezinde olduğunun düşünülmesi halinde "Müslüman karşıtı ırkçılık" kavramının anlamlı olduğunu ancak İslamofobi'nin yalnızca Müslümanların ırksallaştırılmasıyla sınırlı kalmadığını söyledi.

İslamofobi'nin doğrudan İslam dinini hedef alan özgün bir boyutunun da bulunduğuna işaret eden Hafez, bu nedenle farklı kavramların kullanılabileceğini ancak asıl meselenin nasıl adlandırıldığından çok nasıl anlaşıldığı konusu olduğunu vurguladı.

Hafez, bu noktada Avrupa Birliği'nin (AB) kullandığı terminolojideki değişimi örnek göstererek, uzun süre "Müslüman karşıtı nefret" ifadesinin daha çok kişiler arası ön yargı ve nefret üzerinden ele alındığını, daha sonra ayrımcılık ve ırkçılık kavramlarının da tanıma dahil edildiğini anlattı.

BM'nin İslamofobi'yle mücadele kararını bu açıdan önemli gördüğünü belirten Hafez, devletlerin tek başına sorunu çözeceğine inanmadığını ancak uluslararası tanımanın sivil toplum için güçlü bir dayanak oluşturduğunu dile getirdi.

Hafez, "Eğer ben Müslüman karşıtı ırkçılıkla mücadele eden bir sivil toplum kuruluşuysam, bu uluslararası gün bana kendi adıma değil, bizzat devlet adına 'Sorun burada. Devlet olarak İslamofobi'ye burada dahil oluyor, burada İslamofobi üretiyorsunuz.' diyebilme imkanı veriyor." şeklinde konuştu.

Bu tanımanın devletlerin kendi oyları ve taahhütleriyle yüzleşmesini sağlayabileceğini kaydeden Hafez, ilk adımın İslamofobi'nin toplumsal ve kurumsal bir sorun olduğuna ilişkin farkındalığı artırmak, ikinci adımın ise somut talepleri gündeme getirmek olduğunu belirtti.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.