Başbakan Erdoğan Ulusa Seslendi Açıklaması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bir coğrafyada eğer petrol rezervleri varsa ve herhangi bir nedenle Batılı ülkelerin o rezervlerdeki menfaatleri tehlikeye giriyorsa, o zaman yine başta BM olmak üzere bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar adeta seferber ediliyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bir coğrafyada eğer petrol rezervleri varsa ve herhangi bir nedenle Batılı ülkelerin o rezervlerdeki menfaatleri tehlikeye giriyorsa, o zaman yine başta BM olmak üzere bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar adeta seferber ediliyor. Artık bu ikiyüzlü zihniyetlerden dünyanın kurtulması lazım" dedi.
Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında vatandaşlara seslendi. Yaptığı konuşmada, eylül ayında Son derece yoğun diplomasi trafiği yaşandığını belirten Erdoğan, bu ay içinde gerçekleştirdiği iki ayrı dış seyahatle Türkiye'nin dünya kamuoyunun adeta gözünü ayıramadığı bir ülke olduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Gerek Arap Baharı'nın en canlı şekilde yaşandığı Tunus, Mısır ve Libya'ya yaptığımız üçlü seyahat, gerekse BM Genel Kuruluna katılmak üzere çıktığımız ABD seyahati sonuçları itibariyle son derece yararlı seyahatler oldu. 12 Eylül'de başlayan dış seyahatlerimizin ilk durağı, dost ve kardeş ülke Mısır'dı. Mısır Cumhuriyeti Başbakanı Sayın İsam Şeref'in davetlisi olarak çıktığım bu seyahatte, bakan arkadaşlarım, bürokratlarımız ve işadamlarımızdan oluşan kalabalık bir heyet de bana eşlik etti. Mısır'da Sayın Şeref'in yanı sıra Yüksek Askeri Konsey Başkanı ve Savunma Bakanı Mareşal Muhammed Hüseyin Tantavi ile de görüşme imkanı bulduk. Kendilerine, siyasi değişim ve dönüşüm sürecini başarılı bir şekilde sürdüren kardeş Mısır halkına olan yakın desteğimizi, ülkemiz adına bir kere daha ifade ettik.
Yine bu seyahatimiz sırasında El Ezher Büyük Şeyhi Muhammed Et Tayyip, Arap Ligi eski Genel Sekreteri Amr Musa ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu eski başkanı Dr. Muhammed El Baradey ile de bir araya geldik. Bu görüşmelerde Mısır'da yaşanan son gelişmeleri ve Mısır halkının acil ihtiyaçlarını bütün boyutlarıyla ele aldık. Arap Ligi Genel Sekreteri Sayın Nebil El Arabi ile yaptığımız ikili görüşmenin ardından Arap Ligi Dışişleri Bakanları Konseyi açılış oturumuna iştirak ederek bir konuşma yaptım.
Ülkelerinin makus talihini değiştirmek üzere Tahrir Meydanı'nı günler boyunca adalet, demokrasi, özgürlük sesleriyle inleten genç Mısırlı kardeşlerimle de bir araya geldim. Onların gözlerindeki aşk ve heyecanı gördüm, Mısır'a, Mısır'ın geleceğine, bölgeyi bir uçtan bir uca saran bütün bu demokrasi ve özgürlük rüzgarlarının gücüne daha da fazla inandım. Bunun dışında Kahire Opera binasında Mısır halkına hitaben yaptığım bir başka konuşmayla da Türkiye'nin dost ve kardeş Mısır halkına desteğini bizzat ifade ettim. Bütün bu temaslarımız sırasında Mısır'lı kardeşlerimize bu zorlu değişim sürecinde kendilerine her türlü yardımı yapmaya hazır olduğumuzu defaatle belirttim. İki ülke arasındaki ilişkilerin bu minval üzere daha da geliştirilmesi noktasında mutabık kaldık."
-TÜRKİYE-TUNUS İLİŞKİLERİ-
Mısır'ın yeni yol haritası çerçevesinde sürece nasıl katkıda bulunabileceği noktasında iki ülke heyetlerinin çok kapsamlı toplantılar yaptıklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi tesisine ilişkin Ortak Siyasi Deklarasyonun da yine bu seyahat sırasında imzalandığını ifade etti.
Başbakan Şeref'le birlikte katıldıkları Türk-Mısır İş Konseyi Genel Kurul toplantısı vesilesiyle, Türkiye ile Mısır arasındaki işbirliğinin ne kadar zengin bir potansiyele sahip olduğunu bir kere daha müşahede ettiklerini anlatan Erdoğan, bu ziyaretin ardından bu büyük potansiyelin çok yönlü olarak harekete geçeceğine ve iki ülke için çok hayırlı bir dönemin başlayacağına bütün samimiyetimle indiğini vurguladı.
Başbakan Erdoğan, Mısır'ın ardından seyahatin ikinci durağı olan Tunus'a geçtiklerini hatırlatarak, Tunus halkının meşru demokratik taleplerinden doğan ve zafere ulaşan "Yasemin Devriminin", bütün bölgeye yayılarak Arap Baharı hareketine de öncülük ettiğini dile getirdi. Tunusluların kendilerini gezi boyunca hiç yalnız bırakmadıklarını ve sevgilerini, muhabbetlerini eksik etmediklerini belirten Erdoğan, bunun bir anlamda Türkiye ile Tunus'un gecikmiş kucaklaşması olduğunu söyledi. "İnşallah bu defa kopmaz bağlarla bu kardeş ülkelere bağlanmış oluyoruz" diyen Erdoğan, Tunus'ta Cumhurbaşkanı Vekili Fuad Mebazaa, Başbakan El Baci Ka'id Es Sebsi ve önde gelen siyasi parti liderleriyle bir araya geldiğini ifade etti. Başbakan Erdoğan, "Tunuslu kardeşlerimizin bu yeni dönemde ihtiyaç duydukları her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu kendilerine bildirdik. Türkiye-Tunus ilişkilerinde önümüzdeki dönemin daha önce hiç olmadığı kadar canlı, verimli, bereketli bir dönem olacağını kuvvetle muhtemel görüyoruz" diye konuştu.
-"TÜRKİYE TUNUS'TAKİ SEÇİMLERE GÖZLEMCİ GÖNDERECEK"-
23 Ekim'de gerçekleştirilecek olan Kurucu Meclis seçimlerine ilişkin hazırlıkları da Tunuslu yetkililerden bizzat dinleme imkanı bulduklarını anlatan Erdoğan, seçimlere Türkiye olarak bir gözlemci ekibi göndereceklerini bildirdi.
Tunus'taki temasların ardından seyahatin son durağı Libya'ya geçtiklerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Libya için de aynı iyimser beklentilerimi rahatlıkla sizlerle paylaşabilirim. Bildiğiniz gibi Libya'da direniş hareketi artık dönüşü olmayan noktaya gelmiş ve ülkede yönetimi devralmış olsa da bazı bölgelerde çatışmalar halen sürüyor. Böyle bir dönemde, Libya'lı kardeşlerimizin haklı ve meşru taleplerinin gerçekleştirilmesine destek olmak adına yaptığımız bu ziyaret kendiliğinden tarihi bir nitelik kazanmış oldu. Bu seyahatte bize ev sahipliği yapan Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdulcelil ve diğer Konsey üyeleri Türkiye'nin bu sıcak desteğinden duydukları memnuniyeti ifade ettiler.
Türkiye olarak, Ulusal Geçiş Konseyi'ni Libya Devleti ve halkının tek meşru temsilcisi olarak görüyoruz, bunu Libya'daki temaslarımızda özellikle vurguladık. Artık bütün dünya kabul etmeli ki Libya, tıpkı Tunus ve Mısır gibi yeni bir döneme giriyor. Bu süreci ağır bir fatura ve acı bedeller ödeyerek geçirmek zorunda kalan Libya halkına bütün dünyanın destek olması lazım. Ama kendi menfaatleri doğrultusunda değil, Libya halkının mutluluğu doğrultusunda samimiyetle destek olması lazım. Türkiye olarak bu siyasi dönüşüm, kurumsal yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma sürecinde Libya halkının yanında olduğumuzu oradaki kardeşlerimize özellikle ifade ettik. Bu doğrultuda bir öncü adım olarak, 13 Eylül gününden itibaren haftada dört gün olmak üzere THY İstanbul-Bingazi seferlerini başlatmış bulunuyoruz. İki ülke arasında tarihteki yakınlığı tesis etmek üzere bu adımların devamı da geliyor, gelecek, bundan hiç endişeniz olmasın. Bu hissiyatımı Trablus'ta Şehitler Meydanı'nda, Tajura'da, Misrata'da ve Bingazi'de Libya halkına doğrudan söyleme imkanım da oldu. Kendilerine milletimizin bu zorlu yolda dost ve kardeş Libya halkının sonuna kadar yanında olacağını yaptığımız bu mitinglerde ifade ettim. Onlar da meydanları coşkuyla doldurarak bizi bağırlarına bastılar, sevgilerini, muhabbetlerini en güzel, en samimi şekilde gösterdiler.
Aynı tabloyu Mısır'da da Tunus'ta da yaşadık. Gittiğimiz her yerde Türk bayrakları dalgalanıyor, bizim şahsımızda Türkiye'ye olan büyük ilgi ve muhabbet en gür şekilde dile getiriliyordu. Bütün bu kardeşlerimizle son derece duygusal anlar yaşadık. Tarihi bir hasreti, bu kucaklaşmalar sayesinde yoğun bir coşkuya dönüştürdük. Türkiye tarihten gelen bağlarla bağlı olduğu bu coğrafyayla yeniden buluşuyor, yeniden kaynaşıyor. Bu buluşmanın, bölge halklarının özgürlük, adalet ve demokrasi talepleriyle ülkelerinin geleceğini inşa etmek için yola çıktıkları bir dönemeçte gerçekleşmiş olması ayrıca manidardır, heyecan vericidir. İnşallah her anında kendimizi adeta evimizde hissettiğimiz bu kardeş ülkelerle birlikte bölgemizin geleceğini de hep birlikte inşa edeceğiz. Bu gelecekte barış olacak, dostluk olacak, kardeşlik olacak, buna canı gönülden inanıyorum."
-ULUSLAR ARASI TOPLUMA ELEŞTİRİ-
Bu önemli üçlü seyahatin ardından 19 Eylül'de bu defa ABD'ye doğru yola çıktıklarını belirten Erdoğan, bu seyahat boyunca başta BM 66. Genel Kurulu olmak üzere birçok toplantıya katıldıklarını hatırlattı. Başta ABD Başkanı Barack Obama olmak üzere, birçok ülke lideri ile ikili görüşmelerde bulunduklarını kaydeden Erdoğan, BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Türkiye'nin uluslararası meselelerle ilgili kanaat ve beklentilerini, Türk dış politikasının hassasiyet noktalarını hem Genel Kurula hem de dünya kamuoyuna en açık şekliyle ifade ettiğini hatırlattı.
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
"Türkiye'nin küresel barışın tesisi ve halkların yakınlaşması adına yürüttüğü aktif ve inisiyatif alan dış politika anlayışını, ana hatlarıyla ortaya koydum. Sadece BM Genel Kurulunda değil, katıldığım her etkinlikte ve de başta Sayın Obama olmak üzere bir araya geldiğim her liderle bu görüşlerimizi vurgulamaya gayret ettim. Her zaman söyledik, bundan sonra da söyleyeceğiz; dünya barışının tesisi ve insanlığın esenliği için bütün ülkelerin aynı samimiyet ve kararlılık çizgisinde buluşarak birlikte hareket etmesi şarttır. Dünya gündemindeki zorlu meseleleri her ülke kendi menfaatleri çizgisinde ele alır, ikircikli tavırlar içine girerse bundan bir sonuç alınamaz, görüldüğü üzere alınamıyor da.
Uluslararası toplum, maalesef hızla birikmekte ve ağırlaşmakta olan dünya meseleleri karşısında sorumluluğunu hakkıyla taşıyamıyor ve aciz kalıyor. Başta BM olmak üzere bütün uluslararası kurum ve kuruluşların bu gerçeği bir an önce idrak etmesi ve en objektif haliyle kendi özeleştirisini yapması lazımdır. Üzülerek ifade edeyim ki insanlık için çözümler üretmek üzere kurulmuş bulunan bütün bu uluslararası kurum ve kuruluşlar, birkaç büyük ülkenin kısır menfaat hesaplarına teslim edilmiş durumdadır. BM kürsüsünden bu gerçeğin altını özellikle çizdim ve uluslararası toplumun bütün kurum ve kuruluşlarıyla bir yeniden yapılanma sürecine ihtiyacı olduğunu açıkça beyan ettim.
Somali'de her gün çocuklar açlıktan ölüyor, uluslararası toplum olan biteni seyrediyor. Daha önce Srebrenica'da genç yaşlı ayırt edilmeden tarihin en acımasız toplu katliamlarından biri yapılırken de BM oradaydı. Ne var ki orada olan bitenlere, neredeyse sadece seyirci kalındı. Ancak bir coğrafyada eğer petrol rezervleri varsa ve herhangi bir nedenle Batılı ülkelerin o rezervlerdeki menfaatleri tehlikeye giriyorsa, o zaman yine başta BM olmak üzere bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar adeta seferber ediliyor. Artık bu ikiyüzlü zihniyetlerden dünyanın kurtulması lazım.
Somali'yi yıllar yılı sömüren, doğal kaynaklarını talan edenler, bugün aç, susuz, hasta ve yoksul Somali halkının imdadına kulak tıkıyor. Kaynakların adaletsizce paylaşıldığı, adaletin tesis edilemediği ve insanlığın geleceğinin birkaç ülkenin güç hesaplarına kurban edildiği bir dünyada barışa ve huzura asla ulaşılamaz. Bu dünyada beraberce yaşadığımızı, hepimizin aynı gemide olduğumuzu artık anlamamız gerekiyor."
- ANKARA



















