Abdüllatif Şener: "Tehlikeli Olan 'Eylemler' Değil' Eylemsizliktir"

Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, Hukuk Devletinde Gösteri, Yürüyüş ve Protestoların Bir Hukuki Zemini Olduğunu Söyledi.
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, hukuk devletinde gösteri, yürüyüş ve protestoların bir hukuki zemini olduğunu söyleyerek, "Ancak mevcut iktidar özellikle başbakan ve bazı bakanlar iktidara mensup bazı milletvekilleri, vatandaşların itirazlarını ve eylemlerini sindirmeye, yok etmeye, bastırmaya özel olarak gayret sarf etmektedirler. Halbuki demokratik bir ülkede tehlikeli olan eylemler değildir, tehlikeli olan eylemsizliktir" dedi.
Partisinin Eskişehir İl Başkanı Hasan Tunç'un oğlunun düğünü için Eskişehir'e gelen Abdüllatif Şener, düğün öncesi konakladığı Anemon Otel'de basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Torba yasasına karşı olduklarını belirten Şener, "Torba yasası uzun bir süredir Türkiye gündemindedir. Aslına bakarsanız torba yasası çok uygun olan bir yöntem değildir. Geçmişte çok sık kullanılan bir usul de değildir. Ancak mevcut iktidar nedense böyle torba yasa denilen içine 40 ambar gibi her şeyin doldurulduğu kanun tasarı ve tekliflerini mecliste görüşmekten ve yasalaştırmaktan her zaman mutlu olmaktadır" diye konuştu.
'BAŞBAKANIN BİRAZ DEMOKRASİ ÇALIŞMASI LAZIM'
Abdüllatif Şener demokrasilerde vatandaşların gösteri, yürüyüş, protesto hakkı bulunduğunu ancak mevcut hükümetin bunlara izin vermemek için elinden geldiğini yaptığını söyledi. Hukuk devletinde gösteri, yürüyüş ve protestoların bir hukuki zemini olduğunu vurgulayan Şener şöyle devam etti:
"Ancak mevcut iktidar özellikle başbakan ve bazı bakanlar iktidara mensup bazı milletvekilleri vatandaşların itirazlarını ve eylemlerini sindirmeye, yok etmeye, bastırmaya özel olarak gayret sarf etmektedirler. Halbuki demokratik bir ülkede tehlikeli olan eylemler değildir, tehlikeli olan eylemsizliktir. Bu iktidar ülkeyi eylemsiz hale getirmek için, eylemsizliği vatandaşlarımızın temel davranış biçimi haline dönüştürmek için özellikle sindirmeye, bastırmaya ve tehdit etmeye yönelmektedir ki bir demokratik ülkede bu kabul edilemez durumdur. Öğrenciler protesto yapıyorlar, başbakan onları azarlıyor, bir takım örgüt mensubu olduklarını ifade ediyor. 20-25 yaşındaki gencecik çocuklarımızın yasa dışı örgüt mensubu olduğunu söylemek bir başbakanın haddi değildir, hakkı değildir. Sonra hiçbir işlem yapılmıyor.
Demek ki bu gençler sadece protesto yapıyorlar. Ama başbakan bir örgüt mensubu bunlar dedikten sonra eğer bir örgütle bağlantıları yoksa bu bir başbakan açısından telafi edilemez büyük bir hatadır. Böyle bir şey hangi çağdaş, demokratik bir ülkede olsa o ülkenin başbakanını indirene kadar eylemler devam ederdi. Ama maalesef bunu başbakan üslup haline getirmiştir, davranış haline getirmiştir. Bir taraftan da bu gösterileri yapanları azarlayan, tehdit eden ifadeleri üslupları kullanması mülki amirlere, valilere, emniyet görevlilerine, güvenlik güçlerine talimat anlamı taşır.
Talimat anlamı taşıması ise 'toplumu susturun' anlamına gelir ki bu hiç kabul edilemez bir durumdur. Siyasetçinin görevi eylemlerde vatandaşların ne söylediğini masaya yatırmaktır. Bir ülkede demokrasi yoksa, çeyrek asırlık liderler koltuklarını bir türlü bırakmıyorlarsa ve gösteriler başlamışsa, yüz binler sokağa çıktığı zaman o liderler ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar. Ama demokratik ülkelerde, demokrasinin yerleşmiş olduğu ülkelerde eylemler, demokratik mekanizmalara güç katar. Türkiye gibi bir ülkede değil bir milyon insan, on milyon insan yürüyüş yapsa, gösteriş yapsa, bir şeyi protesto etse yine siyasal iktidar o gösteri ile değişmez. Siyasal iktidarı değiştirebilecek olan sandıktır.
1946'dan bugüne kadar 60 tane hükümet kurulmuştur. Çok partili siyasi hayata girdiğimizden bugüne kadar iktidarları belirleyenler hep milli irade olmuştur, sandık olmuştur. Bundan sonrada Türkiye'de siyasi iktidarı belirleyecek olan sandıktır. Onun için bizde gösterilerin, mitinglerin, yürüyüşlerin, milyonların bir araya gelmesinin başka anlamı var. Siyasiler, bunların kendilerine ne mesaj verdiğine bakacaklar. Sandığa giderken bu mesajların ne anlam ifade ettiğini düşüneceklerdir. Özellikle iktidarın, demokratik eylemleri bastırmaya yönelik davranışlarını yanlış olduğunu düşünüyorum.
Başbakan ve ilgililerin demokrasi kültürünün yeterli olmadığına bağlıyorum. Tekrar bu konu üzerinde düşünmeleri gerektiğini ifade ediyorum. Başbakanın biraz demokrasi çalışması lazım. Mısır'da 30 yıllık bir diktatör var ve halk artık bu diktatörü istemiyor. Demokratik seçimler orada yok. Göstermelik, anlamsız seçimler bazen gündeme geliyor olsa da bunu demokrasinin seçim mantığı ile izah etmek mümkün değil. Dolayısıyla Mısır'daki, Tunus'taki, Ortadoğu ülkelerinde meydana gelen hadiselerin gösterişleri, yürüyüşleri Türkiye'deki eylemlerle birbirine karıştırmak doğrudan doğruya cehalet işaretidir. Orada zemin başkadır, yönetim tarzı farklıdır, demokrasi yoktur. Burada demokrasi var, iktidarı belirleyende seçimlerdir. Ama buradaki gösteriler, yürüyüşler, protestolar demokrasinin bir parçasıdır."
'TÜRKİYE PARTİSİ SEÇİMLERDE KOALİSYON YAPMAYACAKTIR"
Türkiye Partisi'nin seçimlerde hiçbir parti ile koalisyon yapmayacağını belirten Şener, "Biz Türkiye Partisi olarak kendi gücümüze, kendi programımıza, kendi misyonumuza ve vizyonumuza sonuna kadar inanıyoruz. Seçim ortamında Türkiye Partisi'nin projeleri ile, siyasete bakış tarzı ile, siyaset anlayışıyla, Türk siyasetine yenilik katacağını gösterecektir. Vatandaşlarımız ülkeyi kaosa sürükleyen, sorunları çözme yeteneğini kaybetmiş kendisi kök sorun haline gelmiş mevcut siyasete ve mevcut siyasi partilere oy vermeyecektir. Kök sorun çözümü olarak Türkiye Partisi'ni tercih edecektir. Biz buna yürekten inanıyoruz ve mücadelemizi bu doğrultuda devam ettireceğiz" diye konuştu.















