Nur Sürer'li 'Hayat Ölçüsü' Kadın Cinayetlerinin Ardındaki Boşluğu Anlatıyor

Nur Sürer'in rol aldığı, Berkay Sarıtaş'ın yazıp yönettiği "Hayat Ölçüsü", kadın cinayetlerinin geride bıraktığı kayıp ve eksiklik duygusuna odaklanıyor. ARFF Paris International Film Festival 2026'da "En İyi Görüntü Yönetimi" dalında aday gösterilen kısa film, İBB Beyoğlu Sineması'nda ekip katılımlı gösterimle izleyiciyle buluşacak.
(İSTANBUL) - Nur Sürer'in rol aldığı, Berkay Sarıtaş'ın yazıp yönettiği "Hayat Ölçüsü", kadın cinayetlerinin geride bıraktığı kayıp ve eksiklik duygusuna odaklanıyor. ARFF Paris International Film Festival 2026'da "En İyi Görüntü Yönetimi" dalında aday gösterilen kısa film, İBB Beyoğlu Sineması'nda ekip katılımlı gösterimle izleyiciyle buluşacak.
Nur Sürer ve Ece Bağcı'nın rol aldığı, Berkay Sarıtaş'ın yazıp yönettiği "Hayat Ölçüsü", kadın cinayetlerinin ardından geride kalanların yaşadığı kayıp ve eksiklik duygusunu bir terzi dükkanında karşılaşan iki kadının hikayesi üzerinden anlatıyor. Nur Sürer ve Ece Bağcı'nın kamera karşısına geçtiği "Hayat Ölçüsü", kadın cinayetlerini şiddet anını göstererek değil, bir kadının yokluğunun geride kalanların hayatında yarattığı boşluk üzerinden ele alıyor.
Senaryosunu Berkay Sarıtaş'ın kaleme aldığı ve yönetmenliğini üstlendiği yaklaşık 12 dakikalık kısa film, gündelik hayatın içindeki küçük ayrıntılardan hareket ediyor. Terzi dükkanındaki kumaşlar, yarım kalmış bir elbise, ölçü alma anı ve iki kadın arasındaki konuşma, hikaye ilerledikçe kayıp duygusunun parçalarına dönüşüyor.
Filmin anlatısını taşıyan iki kadın karakter İpek ve Gülçin. Nur Sürer ile Ece Bağcı, iki farklı kuşaktan oyuncu olarak filmin merkezindeki bu karşılaşmayı beyazperdeye taşıyor. Başlangıçta gündelik bir müşteri-terzi ilişkisi gibi görünen buluşma, geçmişe uzanan hikayeyle birlikte başka bir anlam kazanıyor. Söylenenlerden çok söylenemeyenler, yarım kalan işler ve dükkanın içindeki nesneler, yaşanan kaybı görünür hale getiriyor.
Film böylece kadın cinayetlerini yalnızca bir ölüm ya da haber başlığı olarak değil, geride kalanların hayatında devam eden bir travma olarak ele alıyor. Kaybedilen kişinin ardından tamamlanamayan hayatlar, hatıralar ve gündelik yaşamın içinde varlığını sürdüren eksiklik, hikayenin temelini oluşturuyor.
"ÖLÇÜ" BİR METAFORA DÖNÜŞÜYOR
Filmin adındaki "Ölçü" de hikayenin ana metaforlarından biri. Terzi dükkanında bir bedenin ölçüsünü almak için kullanılan mezura, anlatı ilerledikçe başka bir soruya işaret ediyor: Bir insanın yokluğunun geride bıraktığı boşluk ölçülebilir mi? Dikilmeyi bekleyen bir elbise, kesilmiş kumaşlar ve tamamlanmamış işler, yarım bırakılan bir hayatla yan yana geliyor. Sarıtaş, kadın cinayetleri gibi ağır bir meseleyi doğrudan şiddet görüntülerine başvurmadan; gündelik hayat, sessizlik ve kayıp üzerinden anlatmayı tercih ediyor.
Bu yaklaşımda kamera da şiddetin kendisine değil, şiddetten sonra kalanlara yöneliyor. Böylece filmin meselesi yalnızca öldürülen kadın değil; onun ardından yaşamaya devam etmek zorunda kalan insanların taşıdığı eksiklik oluyor.
PARİS'TEN "EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ" ADAYLIĞI
"Hayat Ölçüsü" uluslararası festival yolculuğunda da ilk adımlarını attı. Film, ARFF Paris International Film Festival 2026'da "Best Cinematography / En İyi Görüntü Yönetimi" kategorisinde aday gösterildi. Yaklaşık 12 dakikalık kısa film, Türkiye'de de seyirci karşısına çıkıyor.












