Davutoğlu'ndan "Arabuluculuk" Dersi

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, arabuluculuğun psikolojik, entelektüel, etik ve metodolojik boyutları olduğunu belirterek, "Eğer bir çözüme kendim inanmıyorsam, başkalarını da ikna edemem" dedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, arabuluculuğun psikolojik, entelektüel, etik ve metodoljik boyutları olduğunu belirterek, "Eğer bir çözüme kendim inanmıyorsam, başkalarını da ikna edemem" dedi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, arabuluculuğun psikolojik, entelektüel, etik ve metodoljik boyutları olduğunu belirterek, "Eğer bir çözüme kendim inanmıyorsam, başkalarını da ikna edemem. Arabulucuların çoğu Nobel ödülü kazanmak ister ancak bu başarı isteği zaman zaman beyaz yalanlara yol açabilir. Bu da size karşı güveni sarsar" dedi.
İstanbul'da düzenlenen Arabuluculuk Konferansı'nda konuşan Davutoğlu, Türkiye'nin son 30 yılda çevresindeki krizlere karşı diplomasinin etkin olarak kullanılması taraftarı olduğunu söyledi. Türkiye için bu durumun neden önemli olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Çünkü biz tüm bu depremlerin ortasındayız. Balkanlardan Orta Asya'ya tüm jeopolitik depremlerde Türkiye merkezde. Bu krizler, doğrudan ya da dolaylı, tarihi ya da kültürel olarak Türkiye'yle ilgili" dedi.
Davutoğlu, Bosna'da bir kriz olduğunda bunun mağdurlarının Türkiye'ye kaçmaya çalıştığını, Karabağ'daki krizden Türkiye'nin, herkesten önce etkilendiğine işaret ederek, "Afganistan ile Irak müdahalelerinde de Türkiye merkezdeydi. Şimdi Suriye'deki tüm mülteciler kurtulmak için yüzlerini Türkiye'ye çeviriyor. Libya, Tunus ve Mısır krizlerinde de Türkiye, önemli rol oynamaya çalışan ülkeler arasında geldi" dedi.
"ARABULUCU SURİYELİ İLE ŞAMLI GİBİ KONUŞMALI"
Davutoğlu, arabuluculuğun psikolojik, entelektüel, etik ve metodolojik boyutları olduğunu ve arabuluculuk yapılırken arabulucunun,kendisini tarafların yerine koyması ve onlar tarafından "kendilerinden biri" olarak görülmesi gerektiğini, konu Irak ise arabulucunun Bağdatlı, Suriye ise Şamlı, Balkanlar ise Saraybosnalı gibi konuşması gerektiğini söyledi.
Bunun yanı sıra konunun psikolojik boyutunun da bulunduğuna dikkati çeken Davutoğlu,bu psikolojik unsurun ise çözümün olabileceğine inanmaktan ve tarafları buna hazırlamaktan geçtiğini ifade ederek, "Eğer bir çözüme kendim inanmıyorsam başkalarını ikna edemem. Bu, realist analizle de desteklenmeli. Başarı ihtimalinin yüzde 10 olması, diplomatik çabalara başlamak için iyi bir ihtimal. Şayet, yüzde 50-60 ihtimal olsa, diplomasiye ihtiyaç olmaz. Herkes bunu başarabilir" dedi. Davutoğlu, 2005 yılında Irak'ta sünni direniş gruplarının seçimlere katılmayı reddettiği dönemde, yürüttükleri gizli diploması çalışmaları sırasında gruplarla bir Bağdatlı gibi yaptığı konuşmanın ardından grupların ikna olduğunu söyledi. Arabulucunun, konunun detaylarını anlaşamayan iki taraftan daha iyi bilmesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, "Arabulucunun vizyonu olmalı ve taraflarla paylaşmalı" dedi.
"BEYAZ YALANLAR GÜVENİ YOK EDER"
Arabuluculuğun etik boyutunun ciddiyet ve düsütlükten geçtiğine dikkati çeken Davutoğlu, "Çoğu arabulucu Nobel barış ödülünü almak ister. Bunu anlayışla karşılayabiliriz, iyi bir hedef olabilir. Fakat, bu başarılı olma isteği sizi zaman zaman yanlış yola sevk ederek, tarafları ikna için beyaz yalanlara yol açabilir. Bu yalanlarla bir gün iki tarafı aynı noktaya getirebileceğinizi düşünürsünüz. Fakat bu yalanlar, size duyulan güveni yok eder" ifadelerini kullandı.
Konunun metodolojik boyutu açısından arabulucunun, objektif olması gerektiğini ve bu konuda Nasreddin Hoca'nın "sen de haklısın" fıkrasını anlatan Davutoğlu, "Arabulucu, tarafları, tarafsızlık içinde dinlemeli. Fakat haklı olup olmadıklarına dair görüş bildirirken objektif olması gerekir" dedi.
- İstanbul












