2. İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı...(1)

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Verilere Göre 3 Bin 500 İla 3 Bin 800 Arasında PKK Teröristinin Irak'ın Kuzeyindeki Kamplarda Barınmakta Olduğunu Dile Getirerek, "Üzücü Olan Nokta; Türkiye'nin Irak'ın Güvenliği, Refah ve İstikrarına Katkı Yapmak İçin Bütün İmkanlarını Seferber Etmesine Rağmen Irak Makamlarının Kendi Topraklarındaki PKK Faaliyetlerini Önlemek İçin Hiçbir Çaba İçinde Olmamalarıdır...

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, verilere göre 3 bin 500 ila 3 bin 800 arasında PKK teröristinin Irak'ın kuzeyindeki kamplarda barınmakta olduğunu dile getirerek, "Üzücü olan nokta; Türkiye'nin Irak'ın güvenliği, refah ve istikrarına katkı yapmak için bütün imkanlarını seferber etmesine rağmen Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamalarıdır" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın desteğiyle düzenlenen 2. İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı, Türker İnanoğlu Gösteri Merkezi'nde başladı. Konferansa TBMM Başkanı Bülent Arınç, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Osman Güneş, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Dışişleri Dairesi Başkanı Recep Gültekin, Londra Emniyet Müdürü Sir Ian Blair, Madrid Emniyet Müdürü Enrique Baron, yurt dışından ve yurt

içinden çok sayıda davetli katıldı. Konferansta bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, günümüzde demokrasi ile güvenlik arasındaki ilişkinin yoğun olarak tartışıldığını dile getirdi.

Konferansa AK Parti hükümetinin büyük önem atfettiğini dile getiren Bakan Gül, "Tüm hükümetlerin sorumluluğu ve hedefi, vatandaşları için daha güvenli ve yaşanabilir bir dünya oluşturmaktır. Daha iyi bir dünya, terörün kol gezmediği, vatandaşlarımızın bombalı saldırılara maruz kalmadığı, çocuklarımızın uyuşturucu ağına düşmediği, şiddetin ve zorbalığın hakim olmadığı, kısacası vatandaşın huzur içinde yaşadığı güvenli bir dünyadır. Daha iyi bir dünya, aynı zamanda hukuk düzeninin egemen olduğu bir

dünyadır. Hukukun üstünlüğünün teminatı ise demokrasi ve hukuku gözetip geliştiren devletlerdir. Günümüz dünyasının tehditleri giderek sınır aşan, karmaşık ve asimetrik bir niteliğe bürünmüştür. Hiçbirimiz 11 Eylül'ü tahmin edemedik. Bundan sonra da neler olabileceğini tahmin etmek kolay değil. Bu durum bizleri bu sorunlarla mücadelede en az söz konusu tehditler kadar çok boyutlu ve koordineli politikalar geliştirmek durumunda bırakmaktadır. Güvenliğimizi tehdit eden sorunlar ve bu sorunlarla mücadele

için geliştirilen tedbirler, uluslararası kamuoyunu haklı olarak güvenlik ve demokrasi arasında bir çelişki olup olmadığını tartışmaya yöneltmektedir" dedi.

Demokrasilerde bu tür tartışmaların gerekliliğinin altını çizen Gül, bunun memnuniyet verici olduğunu belirtti. Konferansta tartışmaya katkıda bulunacak fikirlerin üretileceğini dile getiren Gül, "Biz güvenlik ve demokrasi arasında bir çatışma değil, aksine tamamlayıcılık olduğunu düşünüyoruz. Demokrasi ve demokratikleşme tek başına terörü durdurmaya yetmez, teröristleri izole eder. Terörle mücadele ederken demokrasiden taviz vermek düşünülmemesi gereken bir tuzaktır. Terörizm başta olmak üzere nükleer,

biyolojik ve kimyasal silahların yayılması ve örgütlü suçlar gibi ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit eden sorunları önlemek ve ortadan kaldırmak için her yıl milyarlarca dolar harcanmaktadır. Hükümetlerimiz şiddet ve suçun kökenlerinde yatan nedenlerle mücadele etmek için mümkün olan her türlü imkanı seferber etmekte, refah ve kalkınma için bunun için harcanacak kaynakları maalesef terörle ve şiddetle mücadeleye harcanmak zorunda kalmaktadır" ifadelerini kullandı.

"Son yıllarda Türkiye'de gerçekleştirilen hukuki ve idari reformlar ile taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar, ülkemizin bir yandan temek hak ve özgürlükleri kararlılıkla geliştirirken, diğer yandan da terörizm ve suçun her biçimiyle mücadele etme tahaddütünün kanıtlarıdır" diyen Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

"1970'lerden beri terörizmle mücadele eden ve coğrafi konumu nedeniyle organize suç güzergahının kavşağında bulunan Türkiye, bu tehditlerle mücadelede uluslararası iş birliği ve dayanışmanın önde gelen savunucularındandır. Türkiye'nin bu alanda kendi öz kaynaklarıyla sarf ettiği çabalar ve elde ettiği sonuçların sadece kendi halkı için değil, diğer ülkeler için de olumlu getirileri bulunmaktadır. Bu çerçevede son dönemde ulaştığımız bazı olumlu sonuçlara işaret edecek olursak, polis ve güvenlik

teşkilatımız, sadece 2005 yılında Türkiye üzerinden geçirilmeye çalışılan 8 bin 200 kilo eroin ele geçirmiştir. Bu miktar aynı zamanda 25 Avrupa Birliği ülkesinde ele geçirilen eroin miktarının yüzde 91'ine tekabül etmektedir. Bu aynı zamanda Balkanlar üzerinden gerçekleştirilen kaçakçılıkla ele geçirilen eroin miktarının yüzde 53'ünü teşkil etmektedir. Geçtiğimiz 3 yıl boyunca yasadışı suç örgütlerine karşı düzenlenen yaklaşık 11 bin operasyonda 170 binden fazla yasa dışı göçmen yakalanmıştır. Aynı dönemde

800 kadar insan ticareti mağduru tespit edilmiş ve bu mağdurlara ihtiyaç duyulan yardım ilgili makamlarca sağlamıştır. Örgütlü suçlarla mücadelede önemli başarılar kazanan Türkiye, uzun yıllardır terörizmle de her türlü mücadeleyi ediyor ve etmeye de devam edecek."

Türkiye'nin terörden çok çektiğini dile getiren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin terörden hala çektiğini söyledi. Ermeni terör örgütlerinin 70'li yılların ortalarından itibaren 34 diplomatımızı şehit ettiğini belirterek, "2003 yılında İstanbul'da meydana gelen ve 57 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırılarda El Kaide örgütünün hedeflerinden biri olmunk durumunda bırakmaktadır. Güvenliğimizi tehdit eden sştur. Diğer taraftan kanlı saldırılarını 1984 yılında başlatan PKK terör örgütü ve

uzantıları acımazca masum sivilleri ve güvenlik güçlerini hedef almıştır. PKK terör örgütünün saldırıları nedeniyle 23 yıl içinde aralarında çok sayıda kadın, çocuk ve bebeğin de bulunduğu 35 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Terör örgütünün gerek büyük şehirlerde, gerekse kırsal bölgelerde gerçekleştirdiği eylemlerde son dönemde artış görülmektedir. Bu saldırıların terör örgütü komşumuz Irak'ın kuzeyinde yuvalanmasından ve hiçbir engellemeye maruz kalmadan hareket edebilmesinden kaynaklandığı

sabittir" ifadelerini kullandı.

2006 yılında güvenlik güçleri tarafından PKK'ya karşı yürütülen operasyonlarda ele geçirilen Irak menşeli patlayıcı miktarının güvenlik güçlerinin çalışmaları neticesinde toplam 2 tona ulaştığını belirten Bakan Gül, "Bu patlayıcı miktarının ne anlama geldiğini en iyi bu konferansa katılan katılımcılar anlayacak ve değerlendirecek. Elimizdeki verilere göre halen 3 bin 500 ila 3 bin 800 arasında PKK terörist Irak'ın kuzeyindeki kamplarda barınmakta, lojistik silah ihtiyaçlarını bu bölgede

karşılamaktadırlar" diye konuştu.

"Üzücü olan nokta, Türkiye'nin Irak'ın güvenliği, refah ve istikrarına katkı yapmak için bütün imkanlarını seferber etmesine rağmen, Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamalarıdır" diyen Bakan Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Saddam rejimine karşı Irak'ın kuzeyindeki insanların karşıya karşıya kaldıkları saldırılarda Türkiye'nin bu insanlara bir gecede kucak açtığını hatırlatmak istiyorum. Türkiye olarak beklentimiz Irak hükümetinin kendi sınırlarını kontrol edebilmesi, bunu yapamazsa koalisyon kuvvetlerinin gerçekleştirmesi, bunun da olmaması halinde sorunu halledebilecek olanlarla iş birliği içine girmeleri gerekmektedir. Bu vesileyle bir kez daha altını çiziyorum ki Türkiye'nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur.

Komşumuz Irak'la bir sınır sorunu bulunmamaktadır. Ancak hükümetimiz vatandaşlarının güvenliğini sağlanması için gereken her türlü tedbiri alma konusunda kararlıdır. Türk halkı da diğer tüm halklar gibi terör tehlikesini hissetmeden yaşama hakkına sahiptir. Biz halkımızın güvenliğinin sağlanması için ne gerekiyorsa yapmaktayız ve yapmaya da devam edeceğiz."

(EY-RA-CC-Y)

Kaynak: İhlas Haber Ajansı