Yılın İlk 6 Ayında 150 Kadın Öldürüldü.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun açıklamasına göre, 2026’nın ilk 6 ayında, 10'u 25 yaşından küçük 150 kadın öldürüldü, 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı. Platform açıklamasında "Ekonomik kriz derinleştikçe kadına yönelik şiddet de farklı bahanelerle karşımıza çıkıyor. 2026 yılında 11 kadın, yani öldürülen kadınların yüzde 7’si ekonomik gerekçeler bahane edilerek öldürüldü. Ancak mesele yalnızca geçim sıkıntısı değil; kadını kontrol etme, susturma ve cezalandırma çabasıdır. Bu düzen, kriz koşullarını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırmak için kullanıyor" denildi.
Kamera: Gencer KETEN
(İSTANBUL) Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun açıklamasına göre, 2026'nın ilk 6 ayında, 10'u 25 yaşından küçük 150 kadın öldürüldü, 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı. Platform açıklamasında "Ekonomik kriz derinleştikçe kadına yönelik şiddet de farklı bahanelerle karşımıza çıkıyor. 2026 yılında 11 kadın, yani öldürülen kadınların yüzde 7'si ekonomik gerekçeler bahane edilerek öldürüldü. Ancak mesele yalnızca geçim sıkıntısı değil; kadını kontrol etme, susturma ve cezalandırma çabasıdır. Bu düzen, kriz koşullarını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırmak için kullanıyor" denildi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yılın ilk 6 ayında işlenen kadınlara yönelik cinayetler ve şüpheli kadın ölümleriyle ilgili açıklama yaptı. Açıklamaya göre, 2026'nın ilk 6 ayında ise 150 kadın öldürüldü, 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Ayrıca geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı.
Açıklamada İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin üzerinden 4 yıl geçtiği anımsatıldı ve "Bu 4 yılda, İstanbul Sözleşmesi'nin kadınlar için ne kadar hayati olduğu verilerimizle görünür oldu. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin ardından geçen süreçte, her yılın ilk 6 ayına baktığımızda kadın cinayeti sayısının arttığını görüyoruz. 2021'in ilk 6 ayında 131, 2022'nin ilk 6 ayında 164, 2023'ün ilk 6 ayında 147, 2024'ün ilk 6 ayında 205, 2025'in ilk 6 ayında 136, 2026'nın ilk 6 ayında ise 150 kadın öldürüldü" denildi.
"KADINLAR EN YAKINLARINDAKİ ERKEKLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLÜYOR"
Platformun paylaştığı bazı veriler ve bilgilendirmeler şöyle:
"Bugün kadınlar hala en çok 'en yakınları' tarafından öldürülüyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 64'ü, yani yüzde 43'ü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü. 17 kadın birlikte olduğu erkek, 10 kadın eskiden evli olduğu erkek, 4 kadın ise eskiden birlikte olduğu erkek tarafından yaşamdan koparıldı. Başka bir ifadeyle, öldürülen kadınların 95'i evli olduğu, birlikte olduğu, ayrıldığı ya da boşandığı erkekler tarafından öldürüldü. Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Kadınlar en çok kendi hayatlarına dair karar almak istediklerinde, boşanmak istediklerinde, ayrılmak istediklerinde, şiddetten uzaklaşmak istediklerinde öldürülüyor. Aile içinden failler de bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. 10 kadın akrabası, 9 kadın babası, 6 kadın oğlu, 2 kadın ise kardeşi tarafından öldürüldü. 9 kadın tanıdığı biri tarafından öldürülürken, 17 kadının faille yakınlığı ise tespit edilemedi."
Kadınları korumayan, şiddeti 'aile meselesi' diyerek görünmez kılan, kadını birey olarak değil yalnızca aile içindeki konumu üzerinden tanımlayan politikalar bu tabloyu değiştirmiyor; aksine derinleştiriyor. Kadın cinayetlerini durdurmak için aileyi değil, kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve güvenliğini merkeze alan politikalar uygulanmalıdır.
"KADINLAR EN ÇOK EVLERİNDE ÖLDÜRÜLDÜ"
'Aile Yılı' söylemiyle kadınlara sürekli ev, aile ve bakım rolleri dayatılırken, veriler bize çok çarpıcı bir gerçeği gösteriyor: Kadınlar en çok evlerinde öldürülüyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 92'si, yani yüzde 61'i evde öldürüldü. Güvenli olması gereken evler, kadınlar için çoğu zaman şiddetin görünmezleştiği, denetimin ve tahakkümün arttığı alanlara dönüşüyor. Kadınlar yalnızca evde değil, yaşamın her alanında yaşam mücadelesi veriyor. 17 kadın sokakta, 8 kadın arabada, 6 kadın ıssız bir yerde, 4 kadın arazide, 3 kadın iş yerinde öldürüldü. 2 kadın su ve kenarında, 2 kadın diğer kamusal alanlarda, 1 kadın ise otelde öldürüldü. 13 kadının nerede öldürüldüğü ise tespit edilemedi.
Bu tablo, kadınları eve çağıran politikaların ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kadını aile içindeki rolüyle sınırlayan, bakım emeğini doğal göreviymiş gibi omuzlarına yükleyen, kamusal yaşamdan uzaklaştıran her yaklaşım; kadınların özgürlüğünü değil, kadınlar üzerindeki tahakkümü güçlendiriyor. Ev, kadınlar için mecburiyet değil; güvenli, eşit ve özgür yaşayabilecekleri, hayatları hakkında her türlü kararı özgürce alabildikleri bir yaşam alanı olmalıdır.. Bunun yolu da kadınları eve hapsetmekten değil; sokakta, iş yerinde, okulda, siyasette, yani hayatın her alanında eşit olarak varolabilmelerinden geçer.
"KADINLAR HANGİ BAHANELERLE ÖLDÜRÜLDÜ?"
Kadınların yaşam hakkını ellerinden alan hiçbir gerekçe kabul edilemez. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 17'si, yani yüzde 11'i hayatına dair karar almak istediği için öldürüldü. Boşanmak istemek, ayrılmak istemek, ilişkiyi bitirmek, kendi yaşamına dair söz kurmak erkekler tarafından bir 'itaatsizlik' gibi görülüyor ve kadınlar bu nedenle hedef alınıyor. Ekonomik kriz derinleştikçe kadına yönelik şiddet de farklı bahanelerle karşımıza çıkıyor. 2026 yılında 11 kadın, yani öldürülen kadınların yüzde 7'si ekonomik gerekçeler bahane edilerek öldürüldü. Ancak mesele yalnızca geçim sıkıntısı değil; kadını kontrol etme, susturma ve cezalandırma çabasıdır. Bu düzen, kriz koşullarını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırmak için kullanıyor. Kadınlar hem yoksulluğun hem de bu yoksulluğu bahane eden şiddetin hedefi haline getiriliyor.
5 kadın ise 'diğer' gerekçeler öne sürülerek öldürüldü. 117 kadının, yani yüzde 78'inin hangi bahaneyle öldürüldüğü ise tespit edilemedi. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerinde hakikatin çoğu zaman karartıldığını, faillerin ve şiddet geçmişinin yeterince açığa çıkarılmadığını gösteriyor.
Kadınlar boşanmak istedikleri için, ayrılmak istedikleri için, çalışmak istedikleri için, ekonomik kriz bahane edildiği için ya da yalnızca kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmak istedikleri için öldürülüyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz: Kadına yönelik şiddetin bahanesi olmaz. Kadın cinayetlerini durdurmanın yolu, faillerin gerekçelerini değil kadınların yaşam hakkını merkeze almaktan geçer.
"İNFAZ YASASI: CEZASIZLIK POLİTİKALARI FAİLLERİ KORUMAYA DEVAM EDİYOR"
Af düzenlemeleri, şiddet faillerine yeniden alan açıyor. Kadınların yaşam hakkını tehdit eden erkekler, geçmişte işledikleri suçlara rağmen serbest bırakılıyor; adli sicil kayıtları şiddet geçmişiyle dolu olan bu kişiler, özgürlüklerini yeniden kazandıklarında çoğu zaman ilk olarak kadınları hedef alıyor. Bugün Türkiye'de birçok kadın, daha önce suç işlemiş, ceza almış ya da hakkında uzaklaştırma kararı verilmiş erkekler tarafından öldürülüyor. Verilerimize göre 2026'in ilk 6 ayında 15 kadın adli sicil kaydı olan erkekler tarafından öldürüldü. Aflar, kadınların can güvenliğini sağlamıyor; aksine, faillere yeni fırsatlar tanıyor. Adaletin terazisi kadınlar için değil, kadınlara şiddet uygulayanlar ve kadına yönelik şiddetin artmasına sebep veren politikalar için çalışıyor.
Embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği algısına aykırı eylemleri bahane edilerek, bir erkek tarafından öldürülmesi ya da intihara zorlanmasını kadın cinayeti olarak değerlendiriyoruz. Bu yılın ilk 6 ayında öldürülen kadınların 10'u 25 yaşından küçüktü. Kadın cinayetleri, kadınların yaşına, yaşam dönemine, medeni durumuna ya da bulunduğu yere bakmaksızın devam ediyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 58'i, yani yüzde 39'u 36-65 yaş aralığındaydı. 41 kadın, yani yüzde 27'si ise 25-35 yaş aralığında öldürüldü.
"9 ÇOCUK YAŞAMDAN KOPARILDI"
Çocuklar ve genç kadınlar da bu tablonun dışında değil. 2026 yılında 0-11 yaş aralığında 3 kız çocuğu, 12-14 yaş aralığında 2 kız çocuğu, 15-18 yaş aralığında ise 4 kız çocuğu öldürüldü. Başka bir ifadeyle, en az 9 çocuk yaşamdan koparıldı. Bunun yanında 18-25/19-24 yaş aralığında kaydedilen toplam 9 genç kadın da öldürüldü. Yaşlı kadınlar da öldürülmeye devam ediyor. 66 yaş ve üstü 10 kadın, yani öldürülen kadınların yüzde 7'si yaşamını yitirdi. Bu veri, kadın cinayetlerinin yalnızca belirli bir yaş grubuyla sınırlı olmadığını; çocukların, genç kadınların, yetişkinlerin ve yaşlı kadınların bu şiddet düzeni içinde öldürüldüğünü ortaya koyuyor"
"2026'DA 8 KADIN KORUMA MEKANİZMALARININ VARLIĞINA RAĞMEN ÖLDÜRÜLDÜ"
Kadın cinayetlerini önlemek için yalnızca olaydan sonra değil, olaydan önce harekete geçen politikaların gerekli olduğunun vurgulandığı açıklamada, "Silahlanmanın kontrol altına alınması, koruma kararlarının etkin uygulanması ve kadınların şiddet tehdidi karşısında yalnız bırakılmaması hayati önemdedir. 2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen 150 kadının 8'inin, yani yüzde 5'inin öldürüldüğü anda 6284 kapsamında koruma/tedbir süreci vardı. Devlet tarafından verilen ve etkin biçimde uygulanması gereken bu kararlar, kadınlar için hayati önemdedir. Ancak bu yıl 8 kadın, koruma mekanizmalarının varlığına rağmen öldürüldü. Verilere göre 7 kadın için tedbir kararı, 2 kadın için barınma yeri, 1 kadın için ise kreş imkanı bilgisi yer aldı. Bu tablo, 6284'ün yalnızca kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini; kararların bütün kurumlar tarafından hızlı, etkili ve denetlenebilir biçimde uygulanmasının yaşamsal olduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi.
"6284 ETKİN UYGULANDIĞINDA KADINLARIN YAŞAMINI KORUYABİLİR"
Platform açıklaması şu verilerle devam etti:
"Öldürülen 4 kadının öldürüldüğü anda 6284 kapsamında bir kararının olmadığı tespit edildi. 138 kadının, yani yüzde 92'sinin ise 6284 kapsamındaki durumu tespit edilemedi. Tedbir türlerinde de 140 kadın için bilgiye ulaşılamadı. Bu yüksek belirsizlik, kadınların koruma mekanizmalarına erişiminde, başvuru süreçlerinin takibinde ve verilerin kamuoyuna yansımasında ciddi eksiklikler olduğunu ortaya koyuyor."
6284 sayılı Kanun etkin uygulandığında kadınların yaşamını koruyabilir. Bu nedenle kadınların başvuru mekanizmalarına erişimi kolaylaştırılmalı, koruma kararları gecikmeden uygulanmalı ve kurumlar arasındaki koordinasyon güçlendirilmelidir. Kadınları yaşatacak olan şey belirsizlik değil, etkin korumadır.
"BOŞANMAK İSTEYEN, ŞİKAYET EDEN KADINLAR KORUNMUYOR"
Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılında öldürülen 150 kadının 9'u, yani yüzde 6'sı boşanma aşamasındaydı. 4 kadının polis ya da savcılığa şikayette bulunduğu, 3 kadının ise hem boşanma aşamasında olduğu hem de adli başvurusunun bulunduğu biliniyor. Bu veri, kadınların ayrılmak, boşanmak ya da şiddetten uzaklaşmak için başvuru mekanizmalarına yöneldiklerinde de yeterince korunmadığını gösteriyor. Kadınların yaptığı başvurular etkin biçimde takip edilmediğinde, koruma mekanizmaları zamanında işletilmediğinde kadınlar öldürülüyor. 134 kadının, yani yüzde 89'unun adli başvuru durumuna ilişkin bilgiye ulaşılamadı. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerinde başvuru süreçlerinin, şikayetlerin ve risk değerlendirmelerinin kamuoyuna yeterince yansımadığını gösteriyor.
Kadın cinayetleri yalnızca kadınların yaşamını değil, geride kalan çocukların hayatını da derinden etkiliyor. Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen 150 kadının 68'inin, yani yüzde 45'inin çocuğu vardı. 2 kadın ise hamileydi. 11 kadının çocuğunun olmadığı tespit edildi. Ancak 69 kadının, yani yüzde 46'sının çocuk sahibi olup olmadığı bilgisine ulaşılamadı. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerine ilişkin haberlerde ve kamuya yansıyan bilgilerde çocuk bilgisinin çoğu zaman görünmez kaldığını ortaya koyuyor. Kadınları ve çocukları koruyacak mekanizmaların güçlendirilmesi; yalnızca olaydan sonra değil, risk ortaya çıktığı anda devreye giren etkili sosyal politikalarla mümkündür. Kadınların yaşam hakkı korunmadığında, çocukların güvenliği ve geleceği de korunamıyor
Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılında öldürülen 150 kadının 70'i, yani yüzde 47'si evliydi. 22 kadın bekardı. 58 kadının ise medeni haline dair bilgiye ulaşılamadı.
"KADINLARIN ÖLÜMÜ ŞÜPHELİ BIRAKILIYOR"
2026 yılının ilk 6 ayında 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Ayrıca geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı. Bu veri bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Kadınların ölümü 'şüpheli' bırakılmak zorunda değil. Etkin, bağımsız ve ısrarlı soruşturma yürütüldüğünde gerçek açığa çıkarılabilir; failler tespit edilebilir ve adalet yerini bulabilir. Şüpheli kadın ölümlerinde dosyaların hızla kapatılması, olayların 'intihar', 'kaza' ya da 'belirsiz ölüm' olarak geçiştirilmesi kabul edilemez. Her şüpheli ölüm, kadın cinayeti ihtimali gözetilerek soruşturulmalı; kadının yaşamındaki tehditler, başvurular, ilişkiler, tanık beyanları ve deliller bütüncül biçimde incelenmelidir.
Kadınların ölümü karanlıkta bırakılmamalıdır. Çünkü etkin soruşturma yalnızca geçmişteki adaleti sağlamak için değil, bundan sonra yaşanabilecek kadın cinayetlerini önlemek için de hayati önemdedir. Kadın cinayetlerinde olduğu gibi şüpheli kadın ölümlerinde de gerçeğe ulaşmak çoğu zaman karartılıyor. 2026 yılı verilerimizde, şüpheli ölümlerde kadınların faille ya da şüpheliyle yakınlığı büyük ölçüde tespit edilemiyor. Verilere göre kadınların yüzde 92'sinin şüpheliyle yakınlığı belirlenemedi. Bu oran, kadınların ölümüne giden sürecin yeterince araştırılmadığını, ilişkilerin, tehditlerin, şiddet geçmişinin ve risklerin görünmez bırakıldığını gösteriyor.
"KADIN CİNAYETLERİNİ DURDURACAĞIZ, ŞÜPHELİ ÖLÜMLERİ AYDINLATACAĞIZ"
Platformun açıklaması şu tespitlerle sona erdi:
"2026 yılının ilk 6 ayına ilişkin veriler bir kez daha gösteriyor ki kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri münferit olaylar değil; önlenebilir, politik ve toplumsal bir sorundur. Kadınlar evlerinde, sokakta, iş yerinde; evli oldukları, birlikte oldukları, ayrıldıkları ya da tanıdıkları kişiler tarafından öldürülüyor."
Kadın cinayetlerini durdurmak mümkündür. Bunun için kadınların başvuruları ciddiyetle ele alınmalı, İstanbul Sözleşmesi uygulanmalı, koruma kararları etkin biçimde uygulanmalı, 6284 sayılı Kanun'dan taviz verilmemeli, bireysel silahlanma kontrol altına alınmalı ve her şüpheli kadın ölümü titizlikle soruşturulmalıdır. Geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğunun ortaya çıkması, etkin soruşturmanın ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermektedir.
"KADINLARI YAŞATACAK ŞEY SUSMAK DEĞİL"
Kadınların yaşam hakkı, aileye, toplumsal rollere, ekonomik koşullara ya da faillerin bahanelerine feda edilemez. Kadınları yaşatacak olan şey belirsizlik değil; eşitlikçi, koruyucu, önleyici ve hesap soran politikalardır. Biz biliyoruz: Kadın cinayetleri durdurulabilir. Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılabilir. Adalet, ancak kadınların yaşam hakkı merkeze alındığında yerini bulabilir. Kadınların yaşam hakkı için, faillerin cezasız kalmaması için, etkin soruşturma ve gerçek adalet için mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki kadınları yaşatacak olan şey susmak değil; dayanışma, ısrar ve örgütlü mücadelemizdir. Her bir kadın için, her bir kız çocuğu için, gerçeği karanlıkta bırakılan her dosya için mücadelemiz devam edecek. Kadın cinayetlerini durduracağız, şüpheli ölümleri aydınlatacağız"
"MAALESEF AĞIR BİR SORUNLA BİR ARADAYIZ"
Basın açıklaması sırasında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim verilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav da "Bugün maalesef ağır bir sorunla burada bir aradayız ailelerimizle. Biz ölümden ötesi yok diye biliriz, değil mi ama hep birlikte ailelerimizle öğrendik ki ölümden ötesi var, şüpheli ölümler var, kayıplar var, faili meçhuller var ve herkesin burada ailelerinin yıllardır adalet mücadelesi verirken gerçeği ararken sorduğu soru var. Yakınıma ne oldu? Kardeşime, anneme, yani yakınımdaki kadına ne oldu, nasıl hayatını kaybetti?" diye konuştu. Kav şöyle devam etti:
"Yıllardır gerçeği arıyoruz. Şimdi bu devletin görevi elbette, ben burada ilk ailelerle seslenerek duygumu ifade etmek istiyorum. Bizim görevimiz değil ama sizin verdiğiniz bu kararlı mücadele çok kıymetli, devletin görevi diye tarif ettiğimiz şey tam ne? Şüpheli kadın ölümünü onun için tarif etmek zorundayız. Şimdi adli bilimler bu ölümleri sınıflamış arkadaşlar. Yani cinayet var, doğal ölüm var, kaza var, intihar var, birde beşincisi var ki nedeni bilinemiyor. Bu nedeni bilinemeyen, eğer bir de şöyle şeyler altındaysa, bir partner yanındaysa, bulan kişi partnerse ve şiddet öyküsü varsa o zaman cinayet olma ihtimali artıyor değil mi?"
"GERÇEK BEKLEMEZ, ADALET BEKLEMEZ"
Fakat bizde bu dosyalar, hiçbir şekilde bunlar araştırılmadan hızla kapatılmaya çalışılıyor. Şüpheli ölüm ise zamanla yarışmak demektir. İlk birkaç saate o delilleri toplamak demektir. Gerçek beklemez, adalet beklemez, deliler beklemez. Biz birçok davadan biliyoruz ki içimizi yakan. Narin'de olduğu gibi o deliler ortadan ve burada ailelerimize anlatacaklar. Ortadan kaybolduğunda ikinci delilerle yol almak çok zorlaşıyor, İşte bu yüzden bu görevler savcının, kolluğun önemli görevleri var. ve bu hiç ulaşılamaz bir durumda değil. Önemli olan buna dikkat kesilmesi, fakat bizde İstanbul sözleşmesinden özelikle imza çekildikten sonra ki süreçte hiçbir şey değişmeyecek dedikleri halde hatırlarsınız o zaman bir şey değişmeyecek söylemleri de vardı. Çok şeyler değişti, kadınlar korunmuyorlar 6284 uygulanmıyor. Devletin görevi sadece ceza vermek de değil ayrıca...
Ben burada bu gerçeklikle mücadele ederken ve gerçeği ortaya çıkartmak için mücadele ederken bizim çözümlerimiz olduğunu tekrar dile getirmek istiyorum. Kimsenin yoksa bizim çözümlerimiz var ama son dönemde dikkat çekici de bir açıklamada oldu. Neden kaynaklandı çünkü şüpheli ölümden de ötesi olduğunu öğrendik. Faili meçhul ve kayıplarımız var. Burada ailelerimizin arasında da dile getirecekler, yakınlarını kaybetmiş olanlar var. Özelikle bazı bölgede yaşayan Kürt kadın hareketinden arkadaşlarımızın bildiği bazı gerçekler var bunların hepsinin Gülistan Doku, Rojin davasında bir cisimleşmesini görüyoruz.
"ŞÜPHELİ ÖLÜMLER KARANLIKTA KALMASIN"
Bu ki dosyayla ilgili olarak da Adalet Bakanlığı, bizim de önemsediğimiz açıklama yaptı. Bu konuda uzmanlaşmaya doğru gidileceğini özel bir büro kurulacağını anlattı. Bu kuşkusuz önemli. Ama bizi açıklamalar değil, sonuçlar ilgilendiriyor. Buna ikna olmamız için bizim bu söz ettiğimiz Gülistan Doku dosyasında, Rojin'de ve tüm ailelerimizin burada ki ve burada olmayan dosyalarında açığa çıkarılması, bu dosyaların karanlıkta kalmaması gerekiyor. Çünkü şüpheli ölümlerin karanlıkta kalması sadece bir ölüm nedeninin karanlıkta, kalması değil gerçeğin yani adaletin karanlıkta kalması anlamına geliyor, adaletin yok olması anlamına geliyor. ve bu cezasızlık elbette ki başka suçlar için cesaret kazandırıyor.
O yüzdende biz sadece bugün ve geçmişte kaybettiğimiz kadınlar için değil, gelecekte ki tüm kadınların yaşam hakkı için mücadele ediyoruz. Adalet Bakanlığı'nın bu bürosunun açıklamasını da önemsiyoruz, oraya gönderdiğimiz dosyalarımız var avukat arkadaşlarımız bilgi de verebilirler. Ama aynı zamanda diğer tüm dosyalarımızı da oraya götürecek ve şimdiye kadar olduğu gibi yetkililerin görevini yapması için mücadelemize devam edeceğiz"































